Başvuru, kasten öldürme olayıyla ilgili yürütülen soruşturmada bir kısım şüpheli hakkında ek kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, kasten öldürme olayıyla ilgili yürütülen soruşturmada bir kısım şüpheli hakkında ek kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 27/5/2016 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmiştir. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden ulaşılan ayrıca İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığından (Cumhuriyet Başsavcılığı) temin edilen soruşturma dosyalarındaki bilgi ve belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucular, A. gazetesinin kurucusu ve genel yayın yönetmeni iken 19/1/2007 tarihinde uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybeden H.nin eşi, kardeşi ve çocuklarıdır. Olaya karıştığı iddia edilen sivil şahıslar ile olayda ihmalleri bulunabileceği iddia edilen kamu görevlileri hakkında yürütülen ceza soruşturması süreçlerine ilişkin 17/7/2014 tarihine kadar olan bilgiler, başvurucuların iddiaları hakkında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından verilen karardaki değerlendirmeler ve olayla ilgili açılan tam yargı davasına ilişkin bilgiler, Anayasa Mahkemesinin Rahil Dink ve diğerleri (B. No: 2012/848, 17/7/2014) başvurusu hakkında verdiği kararda yer almaktadır (aynı kararda bkz. §§ 14-62). Başvurucular, H.nin öldürülmesiyle ilgili ceza soruşturması devam etmekteyken olay nedeniyle diğer bazı haklarının ihlal edildiği iddiasının yanı sıra yaşam hakkının maddi ve usul boyutlarının ihlal edildiği iddialarıyla 2008 ve 2009 yıllarında AİHM’e başvurmuşlardır. AİHM 14/9/2010 tarihli Dink/Türkiye (B. No: 2668/.., 14/9/2010) kararıyla, kamu makamlarının H.nin yaşamına yönelik açık ve yakın tehlike bulunduğunun farkında olmalarına rağmen yaşamın korunması için gereken önlemleri almamaları nedeniyle yaşamı koruma yükümlülüğünün ihlal edildiğine karar vermiştir (aynı kararda bkz. §§ 64-75). AİHM ayrıca H.nin yaşamını koruma konusunda ihmalleri bulunduğu iddia edilen kamu görevlileri hakkında etkisiz soruşturma yürütüldüğü iddiaları bakımından ise ilgililer hakkında yürütülen ceza soruşturması süreçlerini inceleyerek söz konusu soruşturmaların kovuşturmasızlık kararlarıyla sonuçlanması, bu görevliler hakkındaki iddiaların yürütme erkine dâhil olan İstanbul Valiliği tarafından araştırılmasının soruşturmanın bağımsızlığı bakımından zafiyete neden olması ve başvurucuların yalnızca dosya üzerinden inceleme yapan makamlara itirazlarını sunabilmiş olmalarından dolayı soruşturmaya etkili katılımlarının sağlanamaması nedenleriyle yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ve başvuruculara tazminat ödenmesine karar vermiştir (aynı kararda bkz. §§ 82-93, 150). Anayasa Mahkemesi ise Rahil Dink ve diğerleri başvurusunda, başvurucuların yakınlarının hayatına yönelik tehlikenin varlığından haberdar oldukları hâlde olayın gerçekleşmesini önlemek için gerekli tedbirleri almadıklarını, dolayısıyla olayda ihmali bulunduğunu iddia ettikleri kamu görevlileri hakkında adli makamlarca -AİHM'in ihlal kararının gereklerine de aykırı olarak- kovuşturmasızlık kararı verilmesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiaları bakımından yürütülen ceza soruşturmasının etkililiğini incelemiştir (Rahil Dink ve diğerleri, §§ 106-111). Anayasa Mahkemesi, olayda yaşam hakkının usul boyutuna ilişkin olarak AİHM tarafından verilmiş bir ihlal kararı olması hâlinde Anayasa Mahkemesinin aynı konuda yeni bir inceleme yapabilmesi için başvurucuların mağduriyetinin AİHM kararıyla giderilmemiş olması gerektiğini ifade ettikten sonra olaya ilişkin yürütülen soruşturmanın derdest olması ve sorumluların tespitine yönelik incelemenin devam etmesi nedeniyle AİHM’in ihlal kararı ile başvurucuların mağdur sıfatının devam ettiğine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi, AİHM kararı sonrasında Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yaşamı korumada sorumluluğu olduğu iddia edilen kamu görevlileri hakkında etkili bir soruşturma yürütülüp yürütülmediğini inceleyeceğini belirtmiştir (Rahil Dink ve diğerleri, § 116). Rahil Dink ve diğerleri başvurusunun incelenmesi neticesinde Anayasa Mahkemesi, olayda ihmalleri olduğu ileri sürülen kamu görevlileri hakkında bu konuda AİHM tarafından verilen ihlal kararındaki değerlendirmeler yeterince dikkate alınmadan İstanbul Valiliği tarafından tekrar soruşturma izni verilmemesi üzerine soruşturmanın işlemden kaldırma kararıyla neticelenmesi ve olayda sorumluluğu bulunduğu iddia edilen kamu görevlilerinin bağımsız adli birimlerce soruşturulmamasının soruşturmanın etkililiğini zayıflatması nedenleriyle -soruşturma süresinin uzunluğunu da dikkate alarak- yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine, AİHM ve İstanbul İdare Mahkemesi tarafından ayrı ayrı tazminat ödenmesine karar verildiğinden başvuruculara tazminat ödenmesine gerek olmadığına karar vermiştir (aynı kararda bkz. §§ 119-129). Bu aşamadan sonra gerçekleştirilen soruşturma işlemlerine değinilecek olursa, olayda yaşamın korunması için gerekli önlemlerin alınmaması yönünden sorumluluğu bulunduğu iddia edilen bazı kamu görevlileri hakkında İstanbul Valiliği tarafından soruşturma izni verilmemesi ve bu karara karşı yapılan itirazın İstanbul Bölge İdare Mahkemesince reddedilmesi üzerine Cumhuriyet Başsavcılığı Özel Soruşturma Bürosu tarafından 2013/93822 numaralı soruşturmada 21/2/2014 tarihinde işlemden kaldırma kararı verilmiştir. Bu karar karşı yapılan itirazın Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 21/5/2014 tarihli karar ile kabul edilmesi üzerine Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından söz konusu karara karşı Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne (Genel Müdürlük) kanun yararına bozma talebinde bulunulması başvurusu iletilmiş, Genel Müdürlük tarafından kanun yararına bozma talebinde bulunulmamıştır (bahsi geçen ceza soruşturması sürecine dair ayrıntılı bilgi için bkz. Rahil Dink ve diğerleri, §§ 43-50). Sonrasında olayla ilgili olarak 2007/972 numaraya kayden yürütülen genel soruşturmanın devam ettiği süre içinde özel yetkili mahkemelerin 21/2/2014 tarihli ve 6526 sayılı Kanun'un maddesinde yapılan değişiklikle kaldırılması nedeniyle soruşturma dosyası Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosuna devredilmiş ve soruşturmaya tüm şüpheliler açısından 2014/40810 numaraya kayden devam edilmiştir. Diğer yandan Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 20/4/2007 tarihli ve 2007/368 numaralı iddianameyle H.nin öldürülmesi olayına karışan, 18 sivil şüpheli hakkında terör örgütünün yöneticiliğini yapma, terör örgütü üyesi olma, terör örgütüne yardım etme, tasarlayarak öldürme, tasarlayarak öldürmeye azmettirme, patlayıcı madde imal etme, patlayıcı madde atma, kasten yaralama, mala zarar verme, tehdit, suçluyu gizleme ve ruhsatsız silah bulundurma suçlarından kamu davası açılmıştır. Cumhuriyet Başsavcılığı söz konusu iddianamede "takibi ve incelemesi yapılan tüm delillerin toplanarak ortaya çıkabilecek yeni vakıalar ve suç delilleri ile başka bir kısım şüpheliler hakkında bu dosya ile birleştirme talepli başka kamu davaları açılabilme ihtimali bulunduğunu, bu nedenle soruşturmanın tefrik edilerek bir başka numaraya kayden devam ettiğini, ancak bu tür inceleme ve delil tespitinin daha da uzun bir zaman dilimine yayılabilme ihtimali gözetilerek şüphelilerin mevcut deliller ışığında mahkeme önüne çıkarılma sürelerinin gereksiz yere uzatılmaması amacıyla bu iddianamenin düzenlendiğini" ifade etmiştir. Bahse konu yargılama İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin (Ağır Ceza Mahkemesi) 2016/32 esasına kayden derdesttir (bahsi geçen ceza soruşturması ve yargılaması süreçlerine dair ayrıntılı bilgi için bkz. Rahil Dink ve diğerleri, §§ 19-24). Cumhuriyet Başsavcılığı 2014/40810 numaraya kayden devam eden soruşturmada 2015/3997 numaralı ve birleştirme talebi içeren 4/12/2015 tarihli iddianameyle H.nin öldürülmesi olayına karıştığı ya da olayda sorumluluğu bulunduğu iddia edilen ve kamu görevlisi olan 26 şüpheli hakkında daha örgüte bilerek isteyerek yardım etme, silahlı terör örgütüne üye olma, görevi kötüye kullanma, yargı görevini etkileme suçlarından kamu davası açmış ve iddianameye konu şüpheliler ve eylemler arasında hukuki ve fiilî irtibat bulunması nedeniyle yargılamanın Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde derdest olan ana yargılamayla birleştirilerek görülmesini talep etmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığının 156 sayfalık söz konusu iddianamesinde, H.nin kasten öldürülmesi olayına karıştığı ya da yaşamının korunması için gerekli önlemleri almaması nedeniyle olayda sorumluluğu olduğu iddia edilen, kamu görevlisi olan şüphelilere isnat edilen eylemler her şüpheli için tek tek belirtilmiş; ayrıca bazı şüpheliler hakkında yaşamın korunması için gerekli önlemlerin alınmaması noktasında hangi yönlerden sorumlulukları bulunduğu belirtilerek bu yönde suçun nitelendirilmesinin yapıldığı görülmüştür. Bu bağlamda bahse konu iddianamenin kapsamı ve ilgili kısımları şöyledir:"...[A. ] gazetesi genel yayın yönetmeni [H.nin] öldürülmesi olayın da bir kısım kamu görevlilerinin [H.nin] öldürüleceğinden ve suç faillerinden önceden haberdar oldukları, görev, yetki ve konumları gereği cinayeti önleme yükümlülüğü bulunan kamu görevlilerinin görevlerini yerine getirmedikleri, şüphelilerin [H.] cinayetini işleyen örgütün yönetici veya üyesi olmamakla beraber, [H.] cinayetinin işleneceği bilgisine sahip oldukları ve görevleri gereği (kanundan kaynaklanan yükümlülük) cinayeti işleyecek örgüte operasyon yapmayarak ve ölen [H.ye] şahsi, fiziki ve mekansal koruma sağlamayarak, suç işlemek amacıyla kurulan örgüte hizmet ve yardımda bulunan şüphelilerin eylemlerinin silahlı suç örgütüne yardım etmek olarak değerlendirildiği İDDİASIYLA, yürütülen soruşturma sırasında elde edilen deliller ve alınan ifadeler doğrultusunda; .........tecrübeli bir istihbaratçı olan şüpheli [A.İ.G.nin] yüklenmiş olduğu kamu görevi ve konumu itibariyle yukarıda açıklanan nedenlerle [H.nin] yaşam hakkına yönelik açık ve yakın bir tehlike altında bulunduğunu ön görmemiş olması mümkün olmayıp, yine kendi ifadesiyle Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğünden gereği için İstanbul İstihbarat Şube Müdürlüğüne gönderilen 17/02/2006 tarih ... sayılı yazıyı ve [Y.H.] tarafından [H.ye] karşı ses getirecek eylem bilgisini İl Emniyet Müdürlüğüne hitaben yazılmadığı gerekçesiyle İl Emniyet Müdürü [den] gizleyen şüpheli [A.İ.G.nin] eyleminin görevi kötüye kullanma suçunu aştığı,Somut olayda maktül [H.nin] kanundan doğan öldürülmesini önleme yükümlülüğü bulunan, suç tarihinde İstanbul İstihbarat Şube Müdürü olarak görev yapan şüpheli [A.İ.G.nin], ölen [H.nin] yaşam hakkını korumayarak kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi suçunu ve görevi kötüye kullanma suçunu işlediği anlaşılmıştır....[H.yi] ölüme götüren süreçte İstanbul İl Emniyet Müdürü olarak görev yapan şüpheli [nin] yukarıda açıklandığı üzere, [H.nin] yaşamına yönelik açık ve yakın tehlike altında olduğunu yürütmekte olduğu kamu görevi, yetki ve konumu gereğince bilmemesinin mümkün olmadığı, [H.nin] korunmasına dönük işlemleri koruma kuruluna götürmeyip var olan yetkisini kullanmayarak görevi kötüye kullanma suçunu işlediği anlaşılmıştır. ... " Cumhuriyet Başsavcılığının 4/12/2015 tarihli iddianamesi Ağır Ceza Mahkemesinin 2015/337 esasına kaydedilmiş, sonrasında söz konusu yargılama Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/32 esasına kayden görülmekte olan yargılamayla birleştirilmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 19/10/2015 tarihinde 43 şüpheli hakkında resmî belgede sahtecilik, görevi kötüye kullanma, örgütün veya amacının propagandasını yapma, suç işleme amacıyla örgüt kurma, suçu ve suçluyu övme suçlarından ek kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmiştir. Kararda; bazı şüpheliler yönünden suça ilişkin dava zamanaşımının dolduğu, bazı şüphelilerin yaşamı koruma yükümlülüğü bakımından gerekli işlemleri yaptıklarından bahisle atılı suçu işlemedikleri, bazı şüphelilerin ise isnat edilen suçları işlediklerine dair delil elde edilemediği gerekçelerine yer verilmiştir. Başvurucuların ek kovuşturmaya yer olmadığı kararına karşı itirazları İstanbul Sulh Ceza Hâkimliğinin 12/4/2016 tarihli kararıyla, düzenlenen 4/12/2015 tarihli iddianamenin içeriği de gözetilerek reddedilmiştir. Gerekçenin ilgili kısmı şöyledir:"...İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nca yapılan soruşturma sonucunda verilen ek kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın ve dayandığı gerekçelerin soruşturmanın kapsamına, usul ve kanuna uygun olduğu; kararın gerekçelerine göre itiraz nedenlerinin yerinde olmadığı sonuç ve vicdani kanaatine varılmakla, dosya içerisindeki 04/12/2015 tarih, 2014/40810 soruşturma, 2015/47335 esas ve 2015/3997 numaralı iddianame içeriği de nazara alınarak müşteki vekilinin itirazlarının 5271 Sayılı CMK.nın 173/3 madde ve fıkrası uyarınca reddine..." Ret kararı başvuruculara 27/4/2016 tarihinde tebliğ edilmiş olup başvurucular 27/5/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Bireysel başvuruda bulunulması sonrasında Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/32 esasına kayden görülen yargılamanın 13/6/2019 tarihli celsesinde bir kısım sanık yönünden dosyanın tekemmül etmiş olması ve bazı suçlamalar bakımından zamanaşımı süresinin dolma riski bulunması gerekçesiyle ayırma kararı verilmiştir. Haklarında ayırma kararı verilen sanıklar ve bunlara yönelik isnatlar dışındaki ana yargılamanın duruşmasının ise 4-5-6/9/2019 tarihine bırakılmasına karar verilmiştir. Ağır Ceza Mahkemesinin 2019/128 esasına kaydedilen yargılamada 17/7/2019 tarihinde sanık Y.H.nin silahlı suç örgütü kurma/yönetme; sanık E.T.nin tasarlayarak ve bomba kullanmak suretiyle kasten öldürmeye teşebbüs etme, mala zarar verme, kasten öldürmeye iştirak, silahlı suç örgütüne üye olma; sanık Z.A.Y.nin kasten öldürmeye iştirak, silahlı suç örgütüne üye olma; sanık O.S.nin silahlı suç örgütüne üye olma; sanık E.Y.nin silahlı suç örgütüne üye olma; sanık T.U.nun kasten öldürmeye iştirak; sanık T.U.nun silahlı suç örgütüne üye olma; sanık A.İ.nin silahlı suç örgütüne üye olma suçlarından çeşitli sürelerle mahkumiyelerine, sanık S.H. nin 6136 sayılı Kanuna'a muhalefet; sanık O.H.nin ise kasten öldürmeye iştirak, silahlı suç örgütüne üye olma suçlarından beraatlerine karar verilmiştir.