Başvuru, güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesine dayanılarak iş akdine son verilmesi üzerine açılan işe iade davasında adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesine dayanılarak iş akdine son verilmesi üzerine açılan işe iade davasında adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 31/12/2018 tarihinde yapılmıştır. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde, yargılama sürecindeki dava dosyalarında ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden elde edilen bilgi ve belgelerde yer aldığı şekliyle olaylar özetle şöyledir: 1983 doğumlu olan başvurucu 11/2/2013 tarihinden itibaren Borsa İstanbul A.Ş. (Şirket) nezdinde çalışmaya başlamış, en son piyasa işletim uzman yardımcısı olarak görev yapmakta iken 18/7/2016 tarihinde başvurucunun iş akdi feshedilmiştir. Şirket, fesih ihbarnamesinde iş akdinin sonlandırılmasına ilişkin olarak başvurucunun hizmetine ihtiyaç duyulmadığı hususunu gerekçe göstermiştir. Başvurucu, feshin geçersizliğinin tespit edilmesi ve işe iadesine karar verilmesi talepleriyle Şirket aleyhine 17/8/2016 tarihinde dava açmış; İstanbul İş Mahkemesine (Mahkeme) sunduğu dava dilekçesinde feshin usule aykırı olduğunu, savunması alınmadan iş akdinin feshedildiğini, feshin somut bir gerekçeye dayanmadığını ileri sürmüştür. Davalı Şirket 8/9/2016 tarihli cevap dilekçesinde; başvurucunun Denetim ve Gözetim Kurulu başkanı tarafından verimsiz bulunduğunu, darbe teşebbüsünden sonraki olağanüstü durum da gözetilerek iş ilişkisinin sonlandırıldığını belirtmiştir. Şirket ayrıca 3/11/2016 tarihli ek beyan dilekçesinde darbe teşebbüsünün hemen akabinde personele yönelik inceleme başlatıldığını, bu kapsamda yapılan incelemede resmî makamlardan gelen şifahi bilgilerin, kurum içi ve dışı edinilen istihbari bilgiler ile sosyal çevre bilgisinin, personelin işe alındığı tarihteki referansların ve zaman içinde oluşan kanaat gibi unsurların gözönünde bulundurulduğunu belirtmiş; darbe teşebbüsünün akabindeki ilk iş günü başvurucunun da aralarında olduğu 51 kişinin Fetullahçı Terör Örgütü ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) ile iltisaklı olduğu kanaatine varılması ve güven ilişkisinin sona ermesi gerekçesiyle iş ilişkisinin sona erdirildiğini ifade etmiştir. Mahkeme, dosyanın bilirkişi incelemesine gönderilmesine karar vermiştir. Bu kapsamda hazırlanan 23/1/2017 tarihli raporda, davalı Şirketin fesih bildiriminde FETÖ/PDY bağlantısından bahsetmediği, işletmesel gerekçelerle iş akdinin feshedildiğini belirttiği, ayrıca fesih işlemini olağanüstü hâl ilanından önce gerçekleştirdiği, bu kapsamda incelemenin genel hükümlere göre yapılması gerektiği ifade edilmiştir. 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu hükümlerine göre fesih işleminin usulüne uygun yapılmadığının belirtildiği raporda esasa ilişkin olarak ise söz konusu fesih gerekçesine göre başvurucuya olan ihtiyacın ortadan kalktığı ve istihdam fazlalığı oluştuğu sonucunun çıkarılamayacağı, bu nedenle feshin son çare olması ilkesine aykırı davranıldığı sonucuna varılmıştır. İşveren Şirket, 14/2/2017 tarihli dilekçeyle bilirkişi raporuna itiraz etmiştir. Şirket; itiraz dilekçesinde, darbe teşebbüsün yaşandığı gece ekonomi ve finans kurumlarından sadece Borsa İstanbul A.Ş.nin -kritik önemi nedeniyle- darbeciler tarafından işgal edildiğini, bu kapsamda bir kısım personelin iş akdine son verildiğini, bu hususun basına yansımak suretiyle kamuoyunun da bilgisine sunulduğunu belirtmiştir. Şirket, iş akdinin darbe teşebbüsünün hemen akabindeki ilk iş günü ve şüphe feshi kapsamında sona erdirildiğini, fesih bildiriminde yer alan ifadelerden kastedilenin başvurucunun FETÖ/PDY ile iltisaklı olması nedeniyle hizmetine ihtiyaç duyulmadığı şeklinde anlaşılması gerektiğini ifade etmiştir. İşveren Şirket, dava dosyasına başvurucunun sicil dosyasında yer alan tüm bilgi ve belgeleri göndermiştir. Bu kapsamda başvurucunun mezun olduğu üniversitelere ilişkin diplomaları ve iş başvuru formunu da ibraz etmiştir. Başvurucu, formda eğitim bilgilerine ilişkin olarak lise öğrenimini Özel Sakarya Işık Lisesinde 25/6/2004 tarihinde tamamladığını belirtmiştir. Mahkeme 27/4/2017 tarihli kararında davanın reddine hükmetmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:"Dosya kapsamından, davacının iş akdinin, milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen FETÖ/PYD terör örgütü ile iltisakı olduğu davalı işverenlikçe değerlendirilmek suretiyle feshedildiğini anlaşılmaktadır. İşverenin işçisine karşı duyduğu şüphenin aralarındaki güven ilişkisinin zedelenmesine yol açtığı, iş ilişkisinin sürdürülmesinin davalı işveren açısından önemli ve makul ölçüler içinde beklemeyeceği, bu nedenle davalı işveren açısından önemli ve makul ölçüler içinde beklenemeyeceği, bu nedenle davalı işveren feshinin geçerli nedene dayandığı, yine 673 Sayılı KHK nın Maddesindeki 'Devletin veya kamu tüzel kişilerinin doğrudan doğruyaya da dolaylı olarak katıldığı teşebbüs, ortaklık ve iştirakler ile kamunun hissesi bulunan diğer tüzel kişiler bünyesinde çalışmakta iken, terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti ve iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilmek suretiyle iş sözleşmesi feshedilen işçiler, bir daha bu teşebbüs ve ortaklıklar ile kamunun hissesi bulunan diğer tüzel kişiler bünyesinde veya diğer kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilemez. Doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler.' şeklindeki düzenleme de dikkate alındığında davacının işe iadesinin mümkün olmadığı kanaatine varıldığından davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki hüküm tesis olunmuştur." Başvurucu, gerekçeli karara karşı 22/6/2017 tarihli dilekçesi ile istinaf talebinde bulunmuştur. İstinaf dilekçesinde, eğitim hayatından bahsetmiş; ilkokulu bitirdikten sonra babasının yönlendirmesi ile hafızlık eğitimi için kamuoyunda İsmailağa Cemaati diye bilinen yapıya bağlı Hüda Medreselerine gittiğini, sonrasında Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde faaliyet gösteren Adapazarı Aziziye Kur'an Kursuna kaydolarak hafızlık eğitimine devam ettiğini, ortaokulu dışarıdan okuduğunu, 2001 yılında Adapazarı Ali Dilmen Lisesinde yeniden örgün eğitime başladığını, akabinde öğretmenlerinin tavsiyesi ile lise son sınıfı FETÖ/PDY ile iltisaklı olan Sakarya Işık Lisesinde tamamladığını, FETÖ/PDY ile ilgisinin de lisede aldığı bu diplomadan ibaret olduğunu belirtmiştir. 2004 yılında Boğaziçi Üniversitesi Uluslararası Ticaret Bölümünü kazandığını ifade eden başvurucu; FETÖ/PDY'ye ait yurt ve evlerde kalmadığını, bu örgütle irtibat ve iltisaklı olduğu herhangi bir durumun söz konusu olmadığını ifade etmiştir. Başvurucu ayrıca feshin usul ve yasaya aykırı olduğunu, Mahkeme tarafından yapılan değerlendirmenin hatalı olduğunu ileri sürmüştür. Davalı Şirket 17/7/2017 tarihli cevap dilekçesi ile dava dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrar ederek istinaf talebinin reddi gerektiğini savunmuştur. Şirket aynı zamanda 5/8/2017 tarihli yazı ile iş akdi feshedilen işçiler yönünden İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) nezdinde ihbarda bulunmuştur. Bu kapsamda başvurucu hakkında soruşturma başlatılmıştır. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi 13/12/2017 tarihinde mahkeme kararının ortadan kaldırılmasına, davanın kabulü ile başvurucunun işe iadesine hükmetmiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:"Somut olayda, davacının iş akdinin kıdem ve ihbar tazminatı da ödenmek suretiyle geçerli nedenle feshedildiği anlaşılmaktadır. Fesih bildiriminde feshin gerekçesi, "hizmetlerine ihtiyaç duyulmaması" olarak belirtilmiş olup söz konusu gerekçenin maddede belirtilen düzenlemeye uygun olduğunu kabul etmek mümkün değildir. Her ne kadar, yargılama sırasında sunulan cevap dilekçesi içeriğinde; iş akdinin davacının FETÖ/PDY bağlantısı nedeniyle feshedildiği iddia edilmiş ise de, işveren tarafından fesih bildiriminde ileri sürülmeyen bir sebebin sonradan yargılama aşamasında ileri sürülmesine hukuken olanak yoktur. Fesih bildiriminde, iş akdinin FETÖ/PDY bağlantısı nedeniyle feshedildiği konusunda bir açıklama mevcut olmadığı gibi feshin gerçekleştiği 18/07/2016 tarihinde henüz olağanüstü hal ilan edilmemiş ve herhangi bir kararname de yayınlanmamıştır. Bu koşullar altında, geçerli bir fesihten söz edilemeyeceğinden; feshin geçersizliğinin tespit edilerek davacının işe iadesine karar vermek gerekir. İlk derece mahkemesi tarafından, 673 sayılı KHK'nın maddesi hükümlerine göre davanın reddine karar verilmesi isabetsiz olup, davacı işçi vekilinin bu konuda ileri sürmüş olduğu istinaf sebepleri ise yerindedir." Öte yandan Başsavcılık, yürüttüğü soruşturma neticesinde 5/6/2018 tarihli kararla kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar vermiştir. Başsavcılık, kararında başvurucuya yönelik soyut ihbar dışında başkaca delil elde edilemediğini belirtmiştir. İşveren Şirket, Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı temyiz talebinde bulunmuştur. Yargıtay Hukuk Dairesi, yaptığı inceleme neticesinde 22/10/2018 tarihli karar ile gerekçeli kararın bozularak ortadan kaldırılmasına ve davanın kesin olmak üzere reddine hükmetmiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şu şekildedir:"Dosya içeriğine göre; davacının iş sözleşmesi 2016 tarihinde 'hizmetlerine ihtiyaç duyulmaması' gerekçesiyle feshedilmiştir. Ancak davalı vekili cevap dilekçesindeki açıklamalarında; FETÖ/PDY terör örgütünün darbe teşebbüsünden sonraki olağanüstü durumlar birlikte değerlendirilerek fesih yoluna gidildiğini belirtmiş olup, temyiz aşamasında Dairemiz’in 2018 tarih, 2018/1993 Esas- 2018/12173Karar sayılı ilamı sonrası gelen davalı işveren müzekkere cevabında; davacının FETÖ/PDY iltisakı kanaatine ilişkin 'eğitim kaydı' olduğunun tespit edildiği belirtilmiştir.Her ne kadar davacı hakkında ceza soruşturması neticesinde 'kovuşturmaya yer olmadığında' karar verilmiş ise de; davalı savunmasına göre davacının FETÖ/PDY ile ilgi, iltisak ya da irtibatı bulunduğu konusunda davalı işveren açısından şüphe feshini gerektirir yeterli delil olduğu, terör örgütü ile irtibat veya iltisakı bulunduğuna dair şüphe bulunan bir işçiyi çalıştırmaya devam etmenin, davalı işverenden beklenemeyeceği ve şüphe feshinin şartlarının oluşup, feshin geçerli nedene dayandığı anlaşıldığından, davanın reddi yerine kabulü hatalıdır." Nihai karar 4/12/2018 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir. Başvurucu 31/12/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. İlgili Mevzuat İlgili mevzuat için bkz. Berrin Baran Eker [GK], B. No: 2018/23568, 2/7/2020, §§ 20-B. Yargıtay Kararları Yargıtay Hukuk Dairesinin 22/10/2007 tarihli ve E.2007/16878, K.2007/30923 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Davalı işveren, davacının geçmişten gelen sabıkası ve özellikle yasadışı örgütle bağlantısı nedeni ile güvenlik önlemi olarak iş sözleşmesini feshetmiştir. Bu fesih Alman Hukukunda ve Alman Federal Mahkemelerinde şüphe feshi olarak adlandırılmaktadır. Böyle bir fesihte, işverenin işçisine karşı duyduğu şüphe, aralarındaki güven ilişkisinin zedelenmesine yol açmaktadır. İşverenden katlanması beklenemeyecek bir şüpheden dolayı, işçinin iş ilişkisinin devamı için gerekli olan uygunluğu ortadan kalktığından, güven ilişkisinin sarsılmasına yol açan şüphe, işçinin kişiliğinde bulunan bir sebeptir. Ciddi, önemli ve somut olayların haklı kıldığı şüphe, güven potansiyeline sahip olmaksızın ifa edilemeyecek iş için işçinin uygunluğunu ortadan kaldırdığından, şüphe feshi, işçinin yeterliliğine ilişkin fesih türü olarak gündeme gelecektir. Davacının geçmişte yasadışı örgüt üyesi olması, davacının görev yaptığı bölgede terör olaylarının artması ve demiryolu ulaşımının da hedefte bulunması, davalı işveren açısından iş ilişkisinin devamı için gerekli olan güvenin sarsıldığı, elverişli objektif olay ve vakıalara dayanan güçlü bir şüphenin bulunduğu anlamına gelmektedir. Davacının iş sözleşmesinin feshinin geçerli nedenle yapıldığı kabul edilmelidir. Davanın reddi yerine yazılı şekilde kabulü hatalıdır." Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15/11/2018 tarihli ve E.2015/22-2715, K.2018/1720 sayılı kararı şöyledir:"... Şüphe feshinin söz konusu olabilmesi için iş ilişkisinin devamı için gerekli olan güveni yıkmaya elverişli, objektif olay ve vakıalara dayanan güçlü bir şüphe mevcut olması ve ayrıca olayın aydınlatılması için işverenin kendisinden beklenebilecek bütün çabaları göstermesine karşın eylemin gerçekleştiğinin kanıtlanamaması gerektiğinden, somut uyuşmazlıkta davacının sabit olan, doğruluk ve bağlılığa uymayan nitelikteki eyleminin şüphe feshi teşkil etmediği de açıktır..." Yargıtay Hukuk Dairesinin 26/11/2018 tarihli ve E.2018/11097, K.2018/25472 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Taraf iradesine öncelik verilmesi sadece davanın açılmasında değil, yargılama sırasında taraflara ait bir çok usul işleminde de kendisini gösterir...Yani, yargılamada esas olan, dava malzemelerinin taraflarca toplanması ve mahkemeye sunulması olarak tanımlayabileceğimiz 'taraflarca hazırlama (getirilme) ilkesi' dir. Bu ilkenin geçerli olduğu davalarda, dava malzemelerinin mahkemeye tam olarak getirilmemesinin sorumluluğunu taraflar üstlenmiş olup; hakim, kural olarak tarafların ileri sürmediği vakıaları ve belirli bir delili kendiliğinden araştıramaz ve taraflara hatırlatamaz. Diğer yandan, kamu düzenini ilgilendiren davalarda, irade serbestisinin ve taraf iradesine tanınan üstünlüğün bir sonucu olan 'taraflarca hazırlama ilkesi' yerine, kendiliğinden (resen) araştırma ilkesinin uygulanması esastır. Kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulandığı davalarda; hâkim, davanın ispatı için gereken bütün delillere kendiliğinden başvurur; taraflar da yargılama bitinceye kadar delil gösterebilirler. Bu davalarda bir bakıma, dava ile ilgili olguların hazırlanmasında, tarafların yanında, hakimin de görevli olması söz konusudur.Bu açıklamalar karşısında kamu ya da özel hukuk tüzel kişiliği de olsa işçinin terör örgütleri ile irtibatının bulunması halinde bu durumun hem kamu güvenliğini hem de özel güvenliği tehdit edeceği açıktır. Bu nedenle davalı tarafın cevap dilekçesi ile davacının iş akdinin .../... bağlantısı bulunduğuna dair kuvvetli şüphe duyulması sebebi ile feshedildiğini belirttiği görülmekle; eldeki davada taraflarca hazırlama ilkesi yerine istisnai nitelikteki kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulanması gerekmektedir."