Başvuru, tıbbi ihmal sonucu zarara uğranılması nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının; yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, tıbbi ihmal sonucu zarara uğranılması nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının; yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 27/5/2015 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Bakanlık, başvuru hakkında görüş sunulmayacağını bildirmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvuruculardan 1995 doğumlu Tuğçenur Gürbüz'ün, 6/3/2004 tarihinde çay bardağının kırılması sonucu sağ el bileği kesilmiştir. Bismil Devlet Hastanesinde küçüğün eline dikiş atılarak taburcu edilmiştir. Elin ve parmaklarında kasılma gözlenmesi üzerine bu kez Diyarbakır 600 Yataklı Asker Hastanesine müracaat edilmiş, bu hastanede 3/5/2004 tarihinde gerçekleştirilen ameliyat sonrası düzenlenen 18/6/2004 tarihli sağlık kurulu raporunda, nekahatte sağ ulnar sinir lezyonu tanısına yer verilmiştir. Başvurucular, olayda Bismil Devlet Hastanesinde görevli genel cerrahi uzmanı O.K. ile sağlık memuru A.T.nin kusurlu olduğu iddiasıyla 6/5/2004 tarihinde Bismil Cumhuriyet Başsavcılığına şikâyette bulunmuşlardır. Başsavcılıkça 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun hükümleri uyarınca soruşturma izni istenilmesi üzerine yapılan ön inceleme sonucunda Bismil Kaymakamlığının 28/6/2004 ve 18/8/2004 tarihli kararlarıyla ilgili doktor ve sağlık memuru hakkında soruşturma izni verilmemesi yönünde karar alınmış, karara yapılan itirazlar ise Diyarbakır Bölge İdare Mahkemesinin 8/12/2004 ve 20/12/2004 tarihli kararlarıyla reddedilmiştir. Bunun üzerine Cumhuriyet Başsavcılığınca şüpheliler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Başvurucular ayrıca, 6/5/2004 tarihli dilekçe ile Sağlık Bakanlığından (Bakanlık) maddi ve manevi tazminat talep etmişlerdir. Bu talep Bakanlığın 14/6/2004 tarihli işlemiyle reddedilmiştir. Başvurucular, tazminat talebinin idare tarafından reddedilmesinden sonra Bakanlık ve doktor O.K. aleyhine 16/6/2004 tarihinde Bismil Asliye Hukuk Mahkemesinde maddi ve manevi tazminat davası açmışlardır. Mahkemenin 29/9/2006 tarihli kararıyla uyuşmazlığın çözümünde idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bu durum üzerine başvurucular, Bakanlık aleyhine Diyarbakır İdare Mahkemesinde maddi ve manevi tazminat davası açmışlardır. Dava dilekçesinde; içte kesi olan siniri kaynatma operasyonu yapılmadan dikiş atıldığını, bu işlemi yapan A.T.'nin hiçbir tıbbi bilgiye sahip olmadığını, işlemin doktor gözetiminde yapılmadığını, hatalı müdahale sonucu kızlarının iki parmağının sakat kaldığını belirtmişlerdir. İdare Mahkemesi, bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar vererek Tuğçenur Gürbüz'ün parmaklarında oluşan hareket kaybında davalı idare personelinin herhangi bir yanlış/yetersiz müdahalesinin olup olmadığı, kusurlarının bulunup bulunmadığı, kusur var ise kusur oranı ile işgücü kaybının belirlenmesine yönelik olarak Adli Tıp Kurumu (ATK) Başkanlığından rapor istemiştir. ATK İhtisas Kurulu (Kurul) tarafından Tuğçenur Gürbüz'ün muayene edilmesinden sonra hazırlanan 24/9/2008 tarihli bilirkişi raporunda;- Sağ el bileği ve 1-2-3-4 ve parmak fleksiyonları ve ekstansiyonları tam, ekstansiyon yapılırken parmağın 40°, parmağın 15° abdüksiyona (el için açma hareketi) kaydığı, 4 ve parmaklarda addüksiyon (el için kapama hareketi) ve abdüksiyon yapılamadığı, hipotenar atrofi ve el sıkma tam saptandığı, sağda ulnar duysal anlamda hipoestezi/hipoaljezi tanımlandığı,- Sağ el bileğinde meydana gelen sinir kesisinin ilk girişim sırasında sütüre (dikiş) edilebileceği gibi, sekonder sütür tatbikinin de uygulanan cerrahi girişim yöntemlerinden birisi olduğu, 1 ay sonra sütüre edilmiş olmasının eksik girişim niteliğinde olmadığı, reeksplorasyonda da sütür uygulanmayıp nöroliz (sinirin yapıştığı dokudan kurtarılması) yapılmış olmasının bu görüşü destekler nitelikte olduğu, bu nedenle doktorun yaptığı işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğu belirtilmiştir. Mahkemenin 9/4/2009 tarihli kararıyla dava reddedilmiştir. Kararın gerekçesinde dosya içindeki tüm doktor raporları, tıbbi bilgi ve belgelerin değerlendirilmesi sonucunda Kurulca hazırlanan bilirkişi raporunun hükme esas alındığı belirtilmiştir. Bu rapor uyarınca idareye atfedilebilecek bir hizmet kusurunun bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Başvurucular tarafından temyiz edilen kararın maddi tazminata ilişkin kısmı, Danıştay Onbeşinci Dairesinin 2/4/2014 tarihli toplantısında onanmış, manevi tazminata yönelik kısmı ise sinir kesisinin 6/3/2004 tarihindeki ilk müdahalede sütüre edilmemesi nedeniyle 3/5/2004 tarihli ameliyatın yapıldığı, buna göre Tuğçenur Gürbüz'ün söz konusu sinir kesisinin onarımı amacıyla olay tarihinden yaklaşık iki ay sonra gerçekleşen ameliyat nedeniyle başvurucuların duydukları acı ve üzüntü nedeniyle doğan manevi zararların tazmini gerektiği gerekçesiyle bozulmuştur. Başvurucuların karar düzeltme istemi aynı Dairenin 26/2/2015 tarihli kararıyla reddedilmiş, çoğunluk kararına katılmayan üye derece mahkemesi kararının onanması gerektiğini belirtmiştir. Tetkik hâkimi ise düşüncesini olayda sağlık hizmetinin gereği gibi işlemediği ve hizmet kusuru nedeniyle maddi tazminat talebinin de değerlendirilmesi gerektiği şeklinde açıklamıştır. Söz konusu karar başvuruculara 28/4/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir. 27/5/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur. Bozma kararı üzerine manevi tazminat yönünden dosyayı tekrar ele alan Diyarbakır İdare Mahkemesi 14/5/2015 tarihinde anne ve babanın her birine 000 TL, Tuğçenur Gürbüz'e ise 000 TL manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir. Karar temyiz ve karar düzeltme aşamalarından geçerek kesinleşmiştir. A. Ulusal Hukuk 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısımları şöyledir: “İdari dava türleri şunlardır:...b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları,...” Anayasa Mahkemesi, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurulara ilişkin olarak Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığına (Tazminat Komisyonu) başvuru imkânının getirilmesine ilişkin mevzuata önceki içtihadında yer vermiştir (Ferat Yüksel, B. No: 2014/13828, 12/9/2018, §§ 11-14).B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Özel ve aile hayatına saygı hakkı" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:"Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), kişilerin fiziksel ve ruhsal bütünlüklerinin korunması, kendilerine uygulanan tedaviye dâhil olmaları, bu hususta rıza göstermeleri ve maruz kaldıkları sağlık risklerini değerlendirmelerine yardımcı olan bilgilere erişimlerinin Sözleşme'nin maddesi kapsamı içerisinde yer aldığını kabul etmektedir (Trocellier/Fransa (k.k.), B. No: 75725/01, 5/10/2006; Karakoca/Türkiye (k.k.), B. No: 46156/11, 21/5/2013). AİHM kararlarına göre devletler -ister kamu isterse özel sağlık kuruluşları tarafından yerine getirilsin- sağlık hizmetlerini, hastaların yaşamları ile fiziksel ve ruhsal bütünlüğünün korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesini sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (Vo/Fransa [BD], 53924/00, 8/7/2004, § 89; Calvelli ve Ciglio/İtalya [BD], 32967/96, 17/1/2002, § 49). AİHM'e göre taraf devletler, uygulanması planlanan tıbbi işlemin öngörülebilir sonuçları hakkında doktorların hastalara önceden bilgi vermelerini sağlayacak gerekli düzenleyici tedbirleri almak zorundadır. Bunun bir sonucu olarak hastanın önceden bilgilendirilmesi söz konusu olmadan öngörülebilir nitelikte bir riskin ortaya çıkması durumunda, ilgili devlet hastaya bilgi verilmemesinden doğrudan sorumlu tutulabilmektedir (Gecekuşu/Türkiye (k.k.), B. No: 28870/05, 25/5/2010). Tıbbi bir hatanın ve hastane hizmetlerindeki eksikliklerin sorumluluğunun Sözleşme'nin maddesi kapsamında doğrudan devlete atfedilmesi için yeterli olup olmadığı hususunda AİHM, farklı tıbbi bilirkişi raporlarında ve hatta iç yargı organlarının kararlarında her türlü tıbbi hata ve ihmalin ihtimal dışı bırakıldığı bir davada (Yardımcı/Türkiye, B. No: 25266/05, 5/1/2010, § 59) her halükârda bu sonuçları sorgulamanın veya sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle bilirkişilerin vardığı sonuçların doğruluğu hakkında tahminlere dayalı olarak fikir yürütmenin görevleri arasında olmadığına işaret etmiştir (Tysiąc/Polonya, B. No: 5410/03, 20/3/2007, § 119, Yardımcı/Türkiye, § 59).