Başvuru, tutukluluğun makul süreyi aşması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; delillerin değerlendirilmesi ve takdirinde hataya düşülmesi, yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, tutukluluğun makul süreyi aşması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; delillerin değerlendirilmesi ve takdirinde hataya düşülmesi, yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 4/4/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş sunulmayacağını bildirmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu 21/6/2005 tarihinde tasarlayarak -eşe karşı- insan öldürme suçunu işlediği iddiasıyla 9/9/2009 tarihinde gözaltına alınmış ve sonra serbest bırakılmıştır. Çorlu Cumhuriyet Başsavcılığının 24/12/2009 tarihli iddianamesiyle başvurucu hakkında kamu davası açılmıştır. Başvurucu 14/9/2011 tarihinde tutuklanmıştır. Çorlu Ağır Ceza Mahkemesinin 9/11/2012 tarihli kararıyla başvurucunun ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir. Mahkeme kararının ilgili kısımları şöyledir:"... yine İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstütüsü raporunda maktülenin avuçlarında bulunan kıl örneklerinin kahverengi renginde olduğu, sanığın da saç renginin kahverengi olduğu ve bu konuda benzerlik gösterdiği,sanığın olay sonrasında maktülün parmağındaki yüzüğü niçin aldığına da mantıklı bir cevap veremediği, yine sanığın maktülün boynundaki kesi izlerini görmesine rağmen maktülün sandalyeden düşerek öldüğünü söylediği, sanık savunmasında olay esnasında ve zamanında markette olduğunu söylese dahi iş yerinin o saatte kapalı olduğunun yukarıda da izah edildiği gibi tanık beyanlarından tespit edildiği, maktülün almış olduğu bıçak darbesine rağmen olay yerinde kan izlerinin görülmemesinin sanık tarafından delil ve emarelerin yok edildiğine bir delalet teşkil ettiği, olay yerinin bu şekilde temizlenmesinin de uzun bir süreçdevam etmesi dikkate alındığında sanığın işyerinin saat 12:00 ve 13:45 e kadar kapalı olarak görülmesi sanığın bu delilleri bu sürede temizlediğine delil teşkil ettiği, sanığın başka kadınlarla ilişkisinin olması ve bu kadınlara eşinde kanser hastalığının bulunması nedeni ile yakında öleceğine dair beyanlarda bulunduğu, nitekim olaydan bir sene sonra başka bir kadınla da evlendiği, ölmesini istediği ve beklediği eşini öldürenlerin bulunması için suçlu psikolojisinin gereği olarak bütün kamu kurum ve kuruluşlarına, bakanlıklara, özel yayıncı kuruluşlara başvurarak, faili bulunduğu eylemi gizlemek, dikkatleri başka yöne çevirmek ve hedef şaşırtmak, bu bağlamda başkalarının gerçekleştirldiği izlenimini uyandırmak için ısrarla dilekçe gönderdiği, soruşturma ve kovuşturma yapan yargı mensuplarını şikayet ve ihbarlar ile tazyik altına almaya çalışması da suçlu psikolojisinin bir gereği olarak kabul görmüş ve sanığın bu şekilde gündüzleyin işletmiş olduğu marketin üst katında oturan resmi nikahlı eşi F. A.'yı 46 yerinden bıçaklayarak öldürdüğü yolunda mahkememizde hiçbir teredddüt ve şüpheye yer verilmeksizin tam bir vicdani kanaat hasıl olmuş......Bu açıklamalar ışığında sanığın pusu kurduğu ve/veya sanığın öldürme konusunda bir karar verip daha sonra sanığın bu kararını fiili işlemeden önce sakince ve soğukkanlı bir biçimde vicdani bir muhakeme sonucunda alıp, ayrıca mağduru öldürme konusundaki bu düşüncesinde ısrar ve sebat gösterdiği nihayet öldürmek kararı ile kararın icrası arasında sanığın soğukkanlılığını kararında ısrar ettiğini gösteren bir zaman diliminin bulunduğu, öldürmeye ne zaman karar verdiği ve bu karardan ne kadar süre sonra gerçekleştirdiği yani karar zamanı belli değildir,sadece eylemin gerçekleşme zamanı bellidir, bu itbarla sanığın eşi olan maktüle F. A.'yı 46 bıçak darbesi ile öldürmesi tek başına taamüdde kanıt olmayacağı düşüncesi ile taammüdd hükümleri uygulanmamış, sanığın sübut bulan resmi nakahlı eşini kasten öldürme suçundan TCK'nun 82/1d maddesi gereğince cezalandırılmasına karar verilmesi gerektiği yolunda duruşma sürecinde tam bir vicdani kanaat hasıl olmuş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir." Temyiz üzerine Yargıtay Ceza Dairesinin 29/4/2014 tarihli kararıyla İlk Derece Mahkemesi kararı onanmıştır.