DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/1272 E. , 2024/1790 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2022/1272 Karar No : 2024/1790 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... Belediye Başkanlığı VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVALI) : ...Bakanlığı VEKİLİ : Huk. Müş. ... İSTEMİN KONUSU : Danıştay Altıncı Dairesinin 01/11/2021 tarih ve E:2016/4761, K:2021/11912 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Çevre ve Şeh
DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/1272 E. , 2024/1790 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2022/1272 Karar No : 2024/1790 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... Belediye Başkanlığı VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVALI) : ...Bakanlığı VEKİLİ : Huk. Müş. ... İSTEMİN KONUSU : Danıştay Altıncı Dairesinin 01/11/2021 tarih ve E:2016/4761, K:2021/11912 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca 16/11/2015 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı'nın iptali istenilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Altıncı Dairesinin 01/11/2021 tarih ve E:2016/4761, K:2021/11912 sayılı kararıyla; Dosyanın ve yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi neticesinde düzenlenen bilirkişi raporunun birlikte değerlendirilmesinden; planın bütününe yönelik olarak ileri sürülen hususların Dairelerinin E:... sayılı dosyasında hukuka ayrılık nedeni olarak görülmediği, esasen bu dava dosyasında davacının planın geneline yönelik olarak itirazlarının da bulunmadığı, bilirkişilerin genele yönelik tespitlerinin, bu dava dosyasının ilgili görülen kısımlarında değerlendirileceği, İtiraz 1 Dava konusu 1/100.000 ölçekli İzmir-Manisa Planlama Bölgesi Çevre Düzeni Planında, Gaziemir ilçesi sınırları dahilinde bulunan devlet ormanı sınırlarının hatalı işlendiği, orman sınırlarının hatalı işlenmiş olmasının, orman çevresinde bulunan tüm plan kararlarını etkileyeceği, Gaziemir ilçe sınırları içinde bulunan devlet ormanı sınırlarının 1/25.000 ölçekli planla uyumlu hale getirilmesi gerektiği hususu yönünden; Dava konusu planın 4.49, 5.1.2, 7.43, 8.11.1, 8.11.2 ve 8.11.3 sayılı maddelerine yer verilerek, Plan notlarında belirtildiği üzere davaya konu çevre düzeni planından ölçü alınarak uygulamaya geçilemeyeceği gibi planda orman olarak gösterilmekle beraber statüsü orman olmayan alanların orman olarak kullanılamayacağı, imar planlarının yapımı sırasında orman alanı sınırlarının orman kadastro sınırları esas alınarak belirleneceği ve ilgili kurum görüşünün alınmasının şart olduğu, bu bakımdan davacının itirazının alt ölçekli imar planlarının konusuna girdiği, Bu durumda, itiraz konusu gösterimde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, mevzuata ve hukuka aykırılık bulunmadığı, İtiraz 2 Dava konusu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında, Gaziemir ilçesinin idari (mülki) sınırlarının hatalı olduğu, Sarnıç ilk kademe Belediyesi'nin tüzel kişiliğinin 5747 sayılı Kanunla sona erdirildiği ve Gaziemir Belediyesine devredildiği, dava konusu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında eski Sarnıç Belediyesini oluşturan alanın Gaziemir ilçe sınırları dışında bırakıldığı, dava konusu planın Gaziemir ilçe sınırları konusunda da yürürlükteki mevzuat ve plan hükümlerine uygun hale getirilmesi gerektiği hususu yönünden; Dava konusu planın plan notlarının 7.9 sayılı maddesinde, "Bu planda gösterilen sınırlarda farklılıklar olsa dahi, yürürlükteki idari sınırlar geçerlidir. Bu sınırlarda değişiklik olması durumunda, kabul edilen yeni sınırlar plan değişikliğine gerek olmaksızın geçerli olacaktır." düzenlemesinin yer aldığı, Dava konusu 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı ile idari sınırların belirlenmediği, idari sınırların, plana aktarılan ilgili kurum ve kuruluşlardan elde edilen veriler arasında yer aldığı, Yukarıdaki plan notu ile de, yerleşim birimlerinin gerçek sınırlarının planla farklı olması durumunda plan değişikliğine gerek olmaksızın yürürlükteki gerçek sınırların geçerli olduğu kurala bağlandığından, davacının Sarnıç yerleşimine ilişkin sınırların hatalı gösterildiği itirazının dava konusu planı kusurlandırmadığı, Bu durumda, itiraz konusu gösterimde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, mevzuata ve hukuka aykırılık bulunmadığı, İtiraz 3 Gaziemir ilçesinin batısında belirlenen "kentsel gelişme alanı" ile Gaziemir ilçesi ile orman alanı arasında kalıp kısmen "tarım" kısmen de "kentsel gelişme alanı" olarak belirlenen alan yönünden, Çevre düzeni planının özelliklerine ve 7.1, 7.2, 7.3, 7.4, 7.13 , 7.14, 4.6, 4.7, 4.8, 8.1.1.1, 8.1.1.2, 8.1.1.3 sayılı plan notlarına yer verilerek, Plan notları ve çevre düzeni planının niteliği gereği çevre düzeni planı ile belirlenen kentsel kullanım alanlarının, bu alanların tamamının yapılaşmaya açılacağını göstermeyeceği, bu sınırların ölçeğin gerektirdiği üzere gelişmenin yönünü gösterecek şekilde şematik olduğu ve alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri doğrultusunda doğal, yapay ve yasal eşikler çerçevesinde bu planın nüfus kabullerine göre belirlenen alansal büyüklüğü aşmayacak şekilde kesinleştirileceği, Diğer taraftan, dava konusu planın sürdürülebilirlik konusuna vurgu yaptığı, ekolojik dengeyi korumanın önemli bir amaç olarak belirlendiği, koruma-kullanma dengesi vurgusunun plan açıklama raporunda yer aldığı, Yine planın "Hedefler" başlığı altında düzenlenen hususlara kararda yer verilerek, Dava konusu planın, plan pafta ve gösterimleri ile plan notları incelendiğinde, koruma alanlarına ilişkin temel stratejilerin gösterildiği ve koruma kararlarının oluşturulduğu, sektörel gelişim açısından da sanayi bölgeleri, teknoloji bölgeleri, lojistik merkezleri, üniversiteler gibi bu ölçekte stratejik öneme sahip konuların da planda gösterildiği, Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği'nin 21. maddesinin altıncı fıkrasında, "onaylı jeolojik jeoteknik veya mikro bölgeleme etüt raporu bulunmayan alanlarda imar planları hazırlanamaz." hükmünün, 22. maddesinin ikinci fıkrasında, "eşik analizinde; topografik, jeolojik jeoteknik, hidrojeolojik yapı özellikleri ile arazı kullanımı, tarım ve orman alanları, içme suyu havzaları, sit ve diğer koruma alanları, hassas alanlar, kıyı, altyapı, doğal ve fiziki veriler ile afet tehlikeleri analiz edilerek bir arada değerlendirilir." hükmü ile üçüncü fıkrasında, "imar planlarının hazırlanması sürecinde eşik analizinin yapılması zorunlu olup, plan kararlarının oluşturulmasında temel plan altlığı olarak kullanılır." hükmünün yer aldığı, Uyuşmazlık konusu 174 hektar büyüklüğündeki alanın, 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında da kentsel gelişme alanı olarak gösterildiği, Bunun yanı sıra, 10/10/2018 tarihli plan değişikliği ile 174 hektar kentsel gelişme alanının daraltıldığı ve sorunun giderildiğinin görüldüğü, Ölçeğinin de gereği olarak dava konusu çevre düzeni planında davacının iddia ettiği yapılaşma koşulları yer almamakta olup, esasen yapılaşma koşulları alt ölçekli planlama çalışmalarına konu olabilecek, diğer bir ifade ile imar planlarında belirlenebilecek kararlar niteliğinde olduğundan, davacının dava konusu planda alt ölçekli planlara kıyasla daha fazla yapılaşma hakkı getirildiği yönündeki iddiasının dayanağı bulunmadığı, mania alanı ile ilgili itirazların ise aynı gerekçelerle dava konusu planın konusuna girmediğinden yerinde görülmediği, Bütünsel bir bakış açısıyla alt ölçekli planları yönlendirecek olan çevre düzeni planında plan kararları oluşturulurken, fiziksel çevreyi sağlıklı bir yapıya kavuşturmak, yatırımların yer seçimlerini ve gelişme eğilimlerini doğal çevreye zarar vermeden yönlendirmek ve toprağın koruma, kullanma dengesini en rasyonel biçimde belirlemek amaçlandığından, bu amacın gerçekleşmesi için öncelikle söz konusu çevrede yaşayacak azami nüfusun objektif kriterlere göre tahmin edilmesi gerektiği, bu nedenle dava konusu planda nüfus projeksiyonun gösterilmesi gerektiği, kentsel yerleşme alanlarının sınırlarının ise yerleşmenin durumu ve ihtiyaçları dikkate alınarak alt ölçekli planlarda bu nüfus tahminini aşmayacak şekilde belirlenecek olup, öngörülen nüfusun tamamı için alt ölçekli planlarda kentsel yerleşme alanı belirlenmesi zorunluluğu bulunmadığı, nitekim 7.4 sayılı plan notunda, kentsel yerleşme alanları için plan hükümlerinin 9. bölümünde belirlenmiş olan nüfusun kent içi dağılımının, ilgili idarelerce alt ölçekli planlarda belirleneceğinin de düzenlendiği, bu bakımdan davacının nüfus belirlemesine ilişkin itirazlarının yerinde görülmediği, Tarım arazilerinin sınıflandırılmasının, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu'nda öngörülen usullere göre yapılmasının kanun gereği olup, söz konusu sınıflandırmayı içeren arazi kullanım planlarının, dava konusu plana altlık oluşturacak veriler kapsamında olduğu, ancak veri olarak değerlendirilebilmesi için öncelikle dava konusu planlama alanının tamamının sınıflandırılmış olması gerektiği, bunun yanı sıra söz konusu arazinin çevre düzeni planına işlenebilecek ölçülerde bölgesel kararlar niteliğinde olması gerektiği, zira sınıflandırmanın parsel ölçeğinde dahi yapılabildiği, bu bağlamda, dava konusu planda tarım arazilerinin sınıflandırılmamasında mevzuata ve çevre düzeni planı yapım yöntem ve tekniklerine aykırılık görülmediği, Öte yandan, Plansız Alanlar İmar Yönetmeliği'nin 63. maddesinde, "Üst ölçek planı bulunmayan iskan dışı alanlarda bulunan parsellerde; inşaat alanı katsayısı %5 den fazla olmamak, yapı inşaat alanları toplamı hiçbir koşulda (250) m2 yi geçmemek, saçak seviyelerinin tabii zeminden yüksekliği (6.50) m.yi ve 2 katı aşmamak, yola ve parsel sınırlarına (5.00) m.den fazla yaklaşmamak şartı ile bir ailenin oturmasına mahsus bağ ve sayfiye evleri, kır kahvesi, lokanta ve bu tesislerin müştemilat binaları yapılabilir. Bu alanlarda tarımsal üretimi korumak amacı ile üretimden pazarlamaya kadar tüm faaliyetleri içeren entegre tesis niteliğinde olmamak kaydıyla, konutla birlikte veya ayrı yapılan mandıra, kümes, ahır, ağıl, su ve yem depoları, hububat depoları, gübre ve silaj çukurları, arıhaneler, balık üretim tesisleri ve un değirmenleri gibi konut dışı yapılar, mahreç aldığı yola (10.00) m.den, parsel hudutlarına (5.00) m.den fazla yaklaşmamak, parselde bulunan bütün yapılara ait inşaat alanı katsayısı %40' ı ve yapı yüksekliği (6.50) m.yi ve 2 katı aşmamak şartı ile yapılabilir. Bu yapıların birinci fıkra koşullarına uyulmak üzere yapılacak konutla birlikte yapımı halinde de inşaat alanı katsayısı (0.40)' ı geçemez." kuralının yer aldığı, Dava konusu planın 8.7.19.1 sayılı plan notunda, mutlak tarım arazilerinde yapılabilecek tarımsal amaçlı yapılar için maks. Emsal=0,05'i, parselin tamamı için toplam inşaat alanı maks. 2.000 m2 ’yi geçemeyeceği, çiftçinin barınabileceği yapının emsale dahil ollduğu ve toplam inşaat alanının 75 m2’yi geçemeyeceği, 8.7.21 sayılı plan notunda, dikili tarım arazilerinde yapılabilecek tarımsal amaçlı yapılar için maks. Emsal=0,05 olduğu, parselin tamamı için toplam inşaat alanının maks. 2.000 m2’yi geçemeyeceği, çiftçinin barınabileceği yapının emsale dahil olduğu ve toplam inşaat alanının 100 m2’yi geçemeyeceği, 8.7.22 sayılı plan notunda, marjinal tarım arazilerinde tarımsal amaçlı yapı yapılacak parsellerin 5.000 m2’lik kısmı için maks. emsal: 0,30 olduğu, 5.000 m2’den büyük parsellerde ise geri kalan parsel alanı için maks. emsal: 0,10 olduğu, parselin tamamı için toplam inşaat alanının 10.000 m2’yi geçemeyeceği, çiftçinin barınabileceği yapının emsale dahil olduğu ve toplam inşaat alanının 150 m2’yi geçemeyeceğinin düzenlendiği, Dolayısıyla planda, söz konusu alanlar için öngörülen yapılaşma koşullarının mevzuatta düzenlenen inşaat oranlarının altında olduğu görüldüğünden, davacının yapılaşma oranlarına ilişkin itirazı ile dava konusu planda marjinal tarım arazisi gösterimi bulunmadığından (tarım arazileri sınıflandırılmadığından) davacının bu yöndeki itirazının yerinde görülmediği, Öte yandan, dava konusu planda doğal karakteri korunacak alan gösterimi bulunmadığı gibi tarım arazilerine ilişkin uygulamaların, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu uyarınca ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda yürütüleceğinden, dava konusu planda gösterilen tarım alanının kaldırılmasına imkan bulunmadığı, Dava konusu planın 8.12.1 sayılı plan notunda, ağaçlandırılacak alanlarda günübirlik kullanım alanlarının yer alabileceği, bu kullanımlara ilişkin yapılaşma koşullarının alt ölçekli planlarda belirleneceği, 8.12.2 sayılı plan notunda, bu planda, ağaçlandırılacak alan olarak belirlenmiş alanların ilgili idarelerce alt ölçekli planlarda ağaçlandırılacak alan olarak belirlenmemesi durumunda bu alanlar içinde yer alan özel mülkiyete tabi olup mülkiyeti kesinleşmiş ve tapuya tescil edilmiş parsellerde, kadastral bir yola cephesi olmak şartıyla, 8.7.21 sayılı dikili tarım arazileri plan hükümlerinin geçerli olduğu, dört tarafı orman alanı ile çevrili olan parsellerde bu planın 8.11.5 hükmünün uygulanacağının belirtildiği, 8.12.1 sayılı plan notunda, ağaçlandırılacak alanlarda davacının iddia ettiği günübirlik kullanım alanlarının yer alabileceğinin ve yapılaşma koşullarının alt ölçekli planlarda belirlenebileceğinin düzenlendiği, bu planda, ağaçlandırılacak alan olarak belirlenmiş alanların ilgili idarelerce alt ölçekli planlarda ağaçlandırılacak alan olarak belirlenmemesi durumunda ise özel mülkiyete tabi olup mülkiyeti kesinleşmiş ve tapuya tescil edilmiş parsellerde yapılaşmanın sınırlı tutulduğunun (dikili tarım arazileri yapılaşma koşulları) görüldüğü, Bu durumda, itiraz konusu gösterimde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, mevzuata ve hukuka aykırılık bulunmadığı, İtiraz 4 Tahtalı havzası uzak koruma alanı yönünden, Davaya konu çevre düzeni planının plan notlarının 8.18.5.1 sayılı maddesinde, "Su kaynaklarının dengeli kullanımı esastır. Su kullanımında suyun verimli kullanılması sağlanacaktır. Havzada su kaynaklarının korunmasına ilişkin yapılacak çalışmalar Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği, İçme-kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik ve İzsu Su Havzaları Koruma Yönetmeliği hükümleri çerçevesinde yürütülecektir." kuralına yer verildiği, Plan açıklama raporunun 4.1.2 sayılı maddesinde, Tahtalı Havzası ve diğer su koruma havzalarında, kirlenmenin önlenmesinin zorunlu olduğu, bu kapsamda; mevzuata uygun olarak gerçekleşmiş olan yapılaşma ve plan kararları dışında yeni yapılaşmaların engelleneceği, Tahtalı Havzasının bulunduğu Menderes ilçesi ile ilgili olan bölümde, havza içinde kalan alanlarda, onaylı 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında depolama alanları olarak gösterilmiş olan alanların, bu planda da korunduğu ve depolama alanları olarak gösterildiği, depolama alanlarında, yapılaşma kararlarının mevcut plan kararları da dikkate alınarak alt ölçekte belirlenmesinin önerildiği (s.53), Tahtalı Havzasına ilişkin, havza alanlarına ilişkin yürürlükteki mevzuat ve ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri doğrultusunda uygulama yapılabileceği açık olup, plan açıklama raporunda da havza içinde kalan alanlarda, onaylı 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında öngörülen yapılaşma kararlarının önerildiği, Bu husus açısından, şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, mevzuata ve hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, bilirkişi raporundaki tespitler dikkate alınmayarak karar verildiği, Gaziemir ilçesinde belirlenen kentsel gelişme alanlarının planlama ilkelerine aykırı olduğu, orman alanları sınırlarının hatalı işlendiği, kaldı ki, dava konusu edilen planın revize edilerek yeniden onaylandığı ve davanın konusuz kaldığı ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Danıştay Altıncı Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ: Temyiz isteminin, Gaziemir ilçesinde belirlenen kentsel gelişme alanları yönünden, bilirkişi raporunda yer alan tespitler uyarınca kabulü ile temyize konu kararın bu kısmının bozulmasının, diğer kısımlar yönünden ise reddi ile Daire kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan; "a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi, c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1.Davacının temyiz isteminin reddine, 2.Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Altıncı Dairesinin temyize konu 01/11/2021 tarih ve E:2016/4761, K:2021/11912 sayılı kararının ONANMASINA, 3.Kesin olarak, 26/09/2024 tarihinde, Gaziemir ilçesinin batısında belirlenen "kentsel gelişme alanı" yönünden oyçokluğu, diğer kısımlar yönünden oybirliği ile karar verildi. KARŞI OY X- Gaziemir ilçesinin batısında belirlenen "kentsel gelişme alanları" yönünden: Davacı tarafından, Gaziemir ilçesinin batısında yer alan yaklaşık 174 ha'lık alanın, 23/06/2014 tarihinde onaylanan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında "tarım alanı" ve 1/25.000 ölçekli Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planı ve Gaziemir 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planında "doğal karakteri korunacak alan" olarak planlandığı halde, dava konusu edilen plan değişikliği kapsamında "kentsel gelişme alanı" olarak belirlendiği, bu alanın hangi gerekçeye ve ölçüye dayanılarak "kentsel gelişme alanı" olarak ayrıldığının anlaşılamadığı, alandaki parsel sahiplerinin talebi üzerine, alanı yapılaşmaya açıldığı, kentsel gelişme alanı olarak belirlenen alanın, Gaziemir yerleşiminin batısında orman alanının doğusunda kaldığı, ilgili etüt proje müdürlüğünün konuya ilişkin inceleme ve değerlendirmelerinde, arazi yapısının dağlık ve engebeli olduğu, tabii zemin kotunun 165m.den başlayıp 315m'ye kadar ulaştığı, topoğrafik eğimin yer yer %70'leri bulduğu, alana ilişkin olarak idarelerinde ve söz konusu planın açıklama raporunda yerleşime uygunluk haritası ve bu konuda yerleşime uygunluk raporunun bulunmadığı, gözlemsel olarak yerleşime uygunluk durumunun özellikle eğimden dolayı zayıf olduğunun görülebileceği, ancak bu konuda bilimsel bir verinin bulunmadığı, alanda yoğun zeytin ve çam ağaçlarının bulunduğu, yoğun ormanlık ağaç karakterine sahip olduğu, alanın konumu itibariyle Gaziemir kentsel yerleşik alanı ile orman alanı arasında ağaçlık ve engebeli yapısıyla korunması gereken doğal bir çevre karakterinde olduğu, yerleşimi çevreleyen ve sınırlayan yeşil kuşak özelliğine sahip bir tampon bölge niteliğinde olduğu, alanın engebeli yapısı sebebiyle çevre düzeni planında kentsel gelişme alanı yer seçimi oluşturulurken alanın jeolojik etüt raporunun hazırlanarak yerleşime uygunluğunun belgelenmesi gerektiği, Bakanlık sitesinde yayınlanan söz konusu plan ve plan açıklama raporunda analiz çalışmalarının yer almadığı, söz konusu alana getirilen kentsel gelişme alanı kararının; yerleşimin doğal eşiklerini aştığı, mevcut zeytinlik ve ormanlık ağaç karakterinin korunmasını imkânsız kılındığı, yerleşime uygunluğu konusunda bilimsel bir veriye rastlanmadığı, diğer yandan bu alanın 19/03/2010 tarihinde Ulaştırma Bakanlığı Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünce hazırlanarak onaylanan Adnan Menderes Havaalanı Mania Planında doğal mania alanında kaldığı, dava konusu planın, plan hükümleri ve plan açıklama raporu incelendiğinde, İzmir için merkez kent ve merkez kent dışındaki diğer yerleşimler olarak iki ayrı kentsel gruplama yapıldığı, merkez kent dışındaki diğer yerleşimler için nüfusa yönelik mevcut veriler ve projeksiyon nüfuslarının mahalle ölçeğine kadar irdelendiği ancak merkez kent için bu verilerin yer almadığı, dava konusu planın açıklama raporunda merkez kent için mevcut veri olarak 2000 yılı için nüfusunun 2.375.387 kişi, 2005 yılı için nüfusunun 2.647.700 kişi olarak alındığı, bu kapsamda 2025 projeksiyon nüfusun 3.737.000 kişi olarak hesaplandığının belirtildiği, yine aynı şekilde plan hükümlerinde yer alan tabloda İzmir merkez kentin 2025 nüfus kabulünün 3.737.000 olduğunun tekrarlandığı, İzmir Gaziemir ilçesinin söz konusu planda İzmir merkez kent içerisinde yer aldığı, Gaziemir'in mevcut 1/5000 ve 1/25.000 ölçekli imar planlarıyla getirilmiş kentsel yerleşme ve gelişme alanları dışında ilave kentsel gelişme alanı planlanması ve bunun uygulanmasının alt ölçekli planlama çalışmalarına bırakılarak merkez kent için önerilen 3.737.000 kişilik nüfus dikkate alınarak kesinleştirileceğinin plan notunda belirtilmesinin imar planı yapım tekniğine, mevcut yasal mevzuat hükümlerine, şehircilik ilke ve esaslarına, kamu yararına aykırı olduğu, planın hazırlanma ve onay safhasında analiz ve sentez çalışmalarının yetersiz olduğu, Gaziemir ilçesinin uygulama imar planlarını yapmak ve uygulamakla yükümlü belediyenin her hangi bir teknik görüşünün alınmamasının bir gösterge olarak kabul edilebileceği, söz konusu plan notunun kentsel gelişme alanının tamamının yerleşime açılacağını göstermese de, söz konusu alandaki parsel sahiplerinin, kentteki yap-satçılar tarafından konu alanın "imara açıldığı" olarak nitelendirilmekte olduğu, diğer yandan; Gaziemir yerleşimi ile orman alanı arasında kalan yaklaşık 370 ha'lık alanın dava konusu planda "tarım ve kentsel gelişme alanı" olarak belirlendiği, mevcut İzmir Büyükşehir Bütünü 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ve 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı kararlarında söz konusu alanın doğal ve ağaçlık karakteri korunacak alan olarak belirlendiği, alanın konumu itibarıyla Gaziemir kentsel yerleşik alanı ile orman alanı arasında ağaçlık ve engebeli yapısıyla korunması gereken doğal bir çevre karakterinde olduğu, yerleşimi çevreleyen ve sınırlayan yeşil kuşak özelliğine sahip bir tampon bölge niteliğinde olduğu, söz konusu alanda tarım yapıldığı, mevcut planlarda yer alan doğal ve ağaçlık karakteri korunacak alanın yapılaşma koşullarına göre yola cepheli parselin toplumun yararlanabileceği günübirlik tesis kullanımı, söz konusu alanının pasif yeşil kullanımından aktif kamu kullanımı alanına yöneltildiği ileri sürülmektedir. Davalı idare tarafından, çevre düzeni planı ile belirlenen kentsel gelişme alanlarının, bu alanların tamamının yerleşime açılacağını göstermediği, Gaziemir’in, doğu ve batısında orman alanları ile çevrelenen bir yerleşim olduğu, bu bağlamda kentsel gelişmeyi önemli eşiklerin kısıtladığı, davacı tarafından yerleşmenin batısı için öne sürülen kısıtların yerleşimin doğu kesimi için de geçerli olduğu, dava dilekçesinde dile getirilen hususların çevre düzeni planı ölçeğinin konusu olmayıp, alt ölçekli planların konusu olduğu, çevre düzeni planlarının 1/50.000 veya 1/100.000 ölçekteki harita ölçeği hassasiyetinde hazırlanan planlar olduğu, "Planlamaya Esas Jeolojik, Jeolojik-Jeoteknik ve Mikrobölgeleme Genelgesinin "Plan Kademeleri-Yerbilimsel Etütler" başlıklı ekinde 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı için uygulanacak etüt türü ve formatın Arazi Kullanımına Esas Jeolojik Etüt ve Format-1 olarak belirlendiği, belirlenen bu etüt türü ve formatın, imar planları için hazırlanan jeolojik-jeoteknik etütler ve mikrobölgeleme etütleri ayrıntısında olmadığı, Genelge ekindeki Format-1 içeriği incelendiğinde Arazi Kullanımına Esas Jeolojik Etüt Raporunun jeomorfoloji, hidrojeoloji, genel jeoloji, stratigrafi, yapısal jeoloji, doğal afet durumu gibi temel kavramları ve bu başlıklar altındaki genel araştırmaları kapsadığı, jeolojik- jeoteknik etütler, 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planlarının konusu olmayıp nazım imar planı ve uygulama imar planları çalışmalarına konu olabileceği, Gaziemir yerleşiminin bir bütün olarak mania sınırı içerisinde kaldığı, bu bakış açısı ile Gaziemir yerleşmesi için yeni bir gelişme alanı ilkesi önerilmesinin mümkün olamadığı, diğer yandan dava konusu Çevre Düzeni Planında "kentsel gelişme alanı" olarak düzenlenen alanın, Adnan Menderes Havalimanı'na 5,5 km mesafede ve uçuş konisinin dışında olduğu, Ulaştırma Bakanlığı, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünün 23/09/1993 tarih ve 3706 sayılı Genelgesi uyarınca yaklaşma mesafesinin 3000 metre ile sınırlandırıldığı, çevre düzeni planında, İzmir için nüfusların merkez kent ve merkez kent dışı olarak ikiye ayrıldığı, merkez kent olarak adlandırılan kentsel bütünün kurgusal olarak kendi içinde bütünlük gösterdiği, kentsel karakter olarak bakıldığında bu alanın bütünleşmiş bir kentsel alanı, bu alan dışı olarak tanımlanan alanların ise bu alandan kopuk bir mekânsal örgüyü meydana getirdiğinin açıkça görüldüğü, bu bağlamda bütünleşmiş bir kentsel yapıya sahip olan merkez kentin bir arada değerlendirilerek mekânsal kurgunun bu yönde oluşturulmasının planlama ilkelerinin bir gereği olduğu, gerçekleştirilen analizler ve sonrasında oluşturulan sentezlerde bütünleşik bir karakter gösteren alanların bir arada planlanmasının üst ölçek planlama yaklaşımlarından olan bölgeleme ve kademelenme ile de bağdaştığı, dava dilekçesinde, bu ele alınış biçiminin planlama ilkelerinin hangi yönü ile bağdaşmadığına yönelik somut bir delilin de sunulmadığı, çevre düzeni planının bölgesel bir plan olduğu savunulmaktadır. Daire tarafından yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi neticesinde düzenlenen bilirkişi raporunda, "1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında Gaziemir yerleşiminin batısında kentsel gelişme alanı tanımlanmıştır. Bu alanın da batısında doğal karakteri korunacak alan yer almaktadır. Dava konusu 1/100.000 ölçekli İzmir-Manisa Planlama Bölgesi Çevre Düzeni Planında ise aynı bölgede 1/25.000 ölçekli planda yer alan doğal karakteri korunacak alan kentsel gelişme alanı ve tarım alanı olarak planlanmıştır. Dava konusu planda kentsel gelişme alanı olarak öngörülen alan davacının onadığı planda ayrılan alana göre daha büyüktür. Üst ölçekli ve daha güncel olan bir planlama çalışmasında burada daha fazla bir alan ayrılması söz konusu olabilir; Bilirkişi Kurulumuz iki plan arasında birebir uyum olması gerekmediği ve üst ölçekli planın alt ölçekli daha önce onaylanmış bir planın tüm öngörülerini birebir kabul etmek zorunda olmadığı görüşündedir. Ancak söz konusu kentsel gelişme alanının Gaziemir yerleşiminin mevcut yerleşik alanı ile kıyaslandığında bile aşırı bir büyüklük olduğunu belirtmek gerekir. Buraya keşif esnasında da gidildiğinde doğal yapının niteliği gözlenmiştir. Alanın doğal niteliğinin korunması, koruma-kullanma dengesi iyi kurularak sınırlı bir gelişme alanı öngörülüp doğal ve yeşil alanın sürdürülmesi burada doğru bir planlama yaklaşımı olacaktır. Dolayısıyla, davaya konu planda öngörülen kentsel gelişme alanı mevcut yerleşik alanın büyüklüğüyle kıyaslandığında ve buradaki doğal yapı dikkate alındığında aşırı bir büyüklük olarak değerlendirilmektedir; davacı iddiası doğrultusunda burada kentsel gelişme alanının küçültülmesi ve 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planına göre belirlenmesi doğru bir planlama yaklaşımı olacaktır. ... Mevzuattaki tanımlamalar da dikkate alındığında, çevre düzeni planı koruma ve kullanma dengesini gözeterek ekolojik duyarlılık içinde ekonomik ve kentsel gelişmeyi yönlendiren, gerektiğinde denetleyen ve kısıtlayan, bu doğrultuda koruma konusu ile gelişme/büyüme konusundaki temel plan stratejilerini belirleyen, bunlara yönelik politikalar üreten bir plandır. Arazi kullanım kararları ile ulaşım kararları da çevre düzeni planında koruma ve gelişme/büyümeye ilişkin stratejiler doğrultusunda şekillendirilmeli, ancak uygulamaya esas olacak ayrıntıda değil, şematik ve grafik dil ile ifade edilmelidir. Dolayısıyla arazi kullanım kararlarına ilişkin olarak bir büyüme yani yeni gelişme olup olmayacağı, büyümenin yönünün ne olacağı gibi genel stratejiler belirtilmeli, ulaşım kararlarında da yeni bir yatırım olup olmayacağı, güzergahın (uygulamaya esas değil) yaklaşık konumu, yol kademelenmesine ilişkin genel stratejiler gösterilmelidir. ... Dava konusu Çevre Düzeni Planının nüfus öngörüleri ile ilgili değerlendirme: Davaya konu planın Plan Açıklama Raporunun 10. Sayfasında nüfus kabullerinin nasıl hesaplandığı hakkında “Nüfus kabulleri yapılırken, İzmir Merkez Kent kaynaklı saçaklanmalar, bu saçaklanmalardan kaynaklanan nüfus artışı olasılıkları, yerleşmelerin bulundukları bölge içinde sahip olduğu olanaklar ve gelişme eğilimleri dikkate alınmış, yapılmış olan nüfus projeksiyonu değerleri bu eğilimler doğrultusunda ve 2008 yılı Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi verileri dikkate alınarak planlama kararlarının üretilmesinde esneklik sağlayacak bir kabule dönüştürülmüştür.” bilgisi verilmektedir. Ayrıca, raporun 52. sayfasında “Manisa il sınırları içindeki kentsel yerleşmelerde de, 2025 yılı nüfus tahminleri, güncel kentsel yerleşik alan büyüklüğü, hedef yıl için gereksinim duyulan gelişme alanı büyüklüğü ve planlanan gelişme alanı büyüklükleri ile kentsel yerleşik ve kentsel gelişme alanının toplam büyüklüğü ve bu alanın onaylı imar planları ile karşılaştırması yapılmış ve ortaya çıkan sonuçlar aşağıda Tablo-8'de bir araya getirilmiş ve izleyen bölümde değerlendirilmiştir.” denilmektedir. Davaya konu plan, 2025 yılında İzmir ve Manisa illerinin ne kadar nüfus çekeceğini nüfus projeksiyonlarını yaparak hesaplamış ve gerekli alanları bu hesaplamalardan yola çıkarak önermiştir. Burada vurgulanması gereken ilk konu, 2025 yılı nüfus tahminleri yapılırken hangi projeksiyon nüfus modelinin kullanıldığıdır. Hangi nüfus projeksiyon modelinin kullanıldığı gereksinimden fazla alanın kentsel gelişime açıldığını anlamak için önemlidir. Ayrıca hangi yılların verileri ile nüfus projeksiyonun hesaplandığı önemlidir (çünkü veriler ne kadar güncel olursa ve geçmiş eğilimler ne kadar ayrıntılı analiz edilirse geleceği de o kadar gerçekçi tahmin edebiliriz; eski nüfus verileri üzerinden geleceği tahmin etmek veya sadece geçmişe ait 2 yılın nüfus verisi kullanılarak nüfus projeksiyonunu yapmak hatalı gelecek tahminlerinin yapılmasının önünü açar). Bu bağlamda dava konusu planı incelersek: • Plan Açıklama Raporunda 2025 yılı için İzmir kentsel yerleşik alanının tahmini nüfusunun doğrusal bir eğilim modeline bağlı kalınarak verildiği söylenmiştir: “Güncel yerleşik alan yoğunluğu ve benzer gelişme eğiliminin gelecekte de sürmesi durumunda” ifadesi kullanılarak 2025 yılında kentin erişeceği nüfus belirlenmiştir. Plan açıklama raporu niçin gelecekte bugünküne benzer gelişme eğilimlerinin ve yoğunluklarının aynen sürmesinin beklendiği konusunda bir açıklamaya yer vermemiştir. Böyle bir varsayımın örneğin İzmir kentsel yerleşiminin ormanlarla ve tarım arazileri ile çevrili olmadığı, şayet bu tür alanlar var ise bu alanların korunması için adımların atılmadığı veya bu tür alanlar yok ise ve nüfus yoğunluğunun kontrol altına alınmak istenmediği koşullarda yerinde bir varsayım olduğu düşünülebilir. Nüfus artışını ön görüp doğrusal eğri modellerine oranla daha az bir nüfus artışını ön gören projeksiyon modelleri de vardır (örneğin pozitif azalan eğri grafiği). • Plan Açıklama Raporu’nda İzmir Merkez Kent alanı dışında kalan yerleşimlerin hangi nüfus projeksiyon modeli ile 2025 nüfusu tahminlerinin yapıldığı belirtilmemiştir. Halbuki plan açıklama raporunun bu tür gerekçeleri açıkça sunması gerekmektedir. Bilirkişi Kurulumuz, davalı idare Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın İzmir ili sınırlarındaki Merkez Kent alanı dışındaki yerleşim yerlerinin 2025 nüfusunu hesaplarken doğrusal bir eğim modeli kullandığını ve geçmişteki kentleşme hızı eğilimlerin aynen gelecekte de süreceğini varsaydığını gözlemlemiştir. Dolayısıyla İzmir ili içinde kalan bütün kentsel yerleşmeler için aynı nüfus projeksiyon modeli gerekçelendirilmeden kullanılmıştır (Foça, Aliağa, Dikili, Urla, Kemalpaşa, Çandarlı vb.). Bu, farklı yerleşim alanlarının, bulundukları bölge içinde sahip oldukları olanakların (örneğin sanayi gelişimleri) veya eşiklerin (örneğin zeytinlik alanlar, ormanlık alanlar) her yerleşim yeri için aynı olduğu ve her yerleşimin geçmişteki kentleşme dinamiklerinin benzer olduğu varsayımına dayanır (hepsi doğrusal artmakta veya azalmaktadır) – ki bu gerçekçi değildir. Sanayi yatırımları öngörülen bir bölgedeki yerleşmeler ile ekolojik veya tarımsal alanların korunması ilkesinin öncelikli olduğu bölgedeki yerleşmeler için aynı projeksiyon modeli (doğrusal eğri modeli) kullanılmış olması plan stratejilerinin ve kararlarının nüfus projeksiyonunu şekillendirmediği sonucunu ortaya çıkartmaktadır. Bu da planda kullanılan projeksion modelinin ve kabullerin doğruluğunu sorgulatmaktadır. Davalı idare, Bilirkişi Kurulumuz tarafından değerlendirmesi yapılan başka dosyalara sunduğu savunma yazısında projeksiyon nüfus değerlerinin farklı yöntemlerin ortalamaları alınarak yapıldığını ileri sürmüştür; ancak ilgili dosyalardaki değerlendirmelerimiz bunun geçerli olmadığını göstermiştir. Bir an için bu ortalama alma yönteminin gerçekten kullanıldığı kabulünü yaparsak ise böyle bir ortalama alma yönteminin gerekçesi yine kabul edilemez. Bunun nedenini tekrarlarsak: her yerleşim yerinin nüfus dinamiği, çevresindeki değer dağılımları (her hangi bir eşik bulundurmayan alanlar, ormanlar, 1. Derece doğal sit alanları, vb.), ülke ve bölge ölçeğinde alınan kararların yerleşim yerlerine etkisi (örneğin planın bazı bölümlerinde yeni ulaşım projeleri ve bu tür projelerin çevreye çekeceği nüfus) farklıdır. Her yerleşim yeri için farklı yöntemlerden elde edilen nüfus değerlerinin ortalamasını almak ile her yerleşim yeri için aynı nüfus projeksiyon modelinin kullanılması arasında hiç bir fark yoktur – her iki yöntem de sorunludur. Bilirkişi Kurulumuzca en doğru yöntem, her yerleşim yerinin birbirlerinden farklı olduğunu kabul etmek, her yerleşimin bu bağlamda ayrı ayrı ele alınması ve her yerleşim yerinin geçmiş dinamiklerine, bölgesel planlama kararlarına, çevresel değerlere, planın hedeflerine bakarak her yerleşim yeri için en uygun nüfus projeksiyon modelinin seçilmesidir. Böyle bir çalışma yapılırsa davaya konu planda yapıldığı gibi her yerleşim yeri için nüfus projeksiyonu hesaplamaları sonrasında ilave bir de nüfus kabulü hesapları yapmak gerekmez düşüncesindeyiz. Plan Açıklama Raporu’nda açıkça yazıldığı üzere kentsel gelişme alanları hesapları yapılırken hesaplanan nüfus projeksiyonu değerleri sorgusuz sualsiz kabul edilmemiştir. Yapılan Nüfus projeskiyonları sonrasında elde edilen değerlerlerden yola çıkarak nüfus kabulleri yapılmış, kentsel gelişma alanı büyüklüğü hesaplarında bu nüfus kabulü değerleri kullanılmıştır. Burada bir sorun ile karşılaşmaktayız. Plan Açıklama Raporu’nda nüfus projeksiyonları üzerinden nüfus kabulleri yapılırken niçin bazı yerleşimlerin projeksiyon nüfuslarına 5-10 kişi ilave edilirken bazı yerleşimlere 20.000-30.000 kişi ilave edilmiştir bilimsel olarak açıklanmamıştır. Plan Açıklama Raporu her yerleşim yerinin ayrı ayrı ele alındığını söylemektedir. Bu olumlu, olması gereken bir yaklaşımdır. Ancak nüfus projeksiyonunu hesaplarken, gerekçelendirilmeden her yerleşim yerine aynı nüfus projeksiyon modeli ile bir hesaplama yapılıp, sonrasında elde edilen değerler üzerinde her yerleşim yerinin iç dinamiklerine ve bölgesel bazda üretilen projelere bakıp her hangi bir matematiksel modele dayandırılmadan kimi yere 5-10 kişi, kimi yere 500-1000 kişi kimi yere de 20.000-30.000 kişi ilave etmek bilimsel bir yaklaşım değildir. Bu yaklaşım biçimi niçin örneğin projeksiyon nüfusundan elde edilen nüfus değerinin üzerine bir yerleşim yeri için 3000 kişi ilave edildi de 1000 kişi ilave edilmedi türü soruları sordurtmaktadır. Bu tür bir yaklaşımla elde edilen kentsel gelişme alanı büyüklükleri de tartışma konusu yaratmaktadır. Plan Açıklama Raporu, Manisa nüfus projeksiyonu verilerinin bir araştırma raporundan alındığını söylemektedir: “Manisa il sınırları içindeki, Manisa merkez belediyesinin yanı sıra ilçe ve belde belediyelerinin 2000 yılı Genel Nüfus sayımına göre nüfusları, 2005 yılı için belirlenen yaklaşık nüfus büyüklüğü ve 2025 yılı nüfus tahminleri araştırma raporundan alınmış, ...” Bu rapora atıfta bulunularak nüfus projeksiyonlarının nasıl yapıldığı açıklanmamıştır. Açıklama Raporunda sunulan bilgilere göre Bilirkişi Kurulumuz, İzmir’den farklı olarak, örneğin Manisa Belediyesi’nin 2025 nüfus tahminleri yapılırken doğrusal bir eğim modeli kullanılmadığını gözlemlemiştir. Plan Açıklama Raporu’nda hangi modelin niçin seçildiği açık değildir. Dahası bu raporda sunulan nüfus projeksiyonlarının dava konusu planın öne attığı amaç ve hedeflerle uyuşup uyuşmadığı da belirsizdir. Kaynağı açıklanmamış başka bir rapordan (bu rapor, iptal edilmiş Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 Ölçek Çevre Düzeni Planı’nın Araştırma Raporu da olabilir başka bir araştırma raporu da) elde edilen 2025 yılı nüfus tahminleri üzerinden artış/azalışlar yapılarak Manisa ilinde yer alan her bir bir yerleşim yeri için nüfus kabullerine ulaşılmıştır. Bu aşamada artışın/azalışın gerekçeleri sunulmuş ancak artış/azalış oranları bilimsel/matematiksel yöntemlere dayandırılarak gerekçelendirilmemiştir. Alt ölçek planları yönlendirmesi beklenen çevre düzeni planlarının, kentsel gelişme alanı büyüklüklerini belirlerken planın amaç ve hedefleri ile bağdaştırılmayan, her yerleşim yerinin kentleşme dinamiklerini bir görüp aynı nüfus projeksiyon modeli ile nüfus tahminlerini yapan ve bu tahminler üzerinden bilimsel/matematiksel yöntemleri kullanmadan nüfus kabullerini yapan bir yaklaşımla çevre düzeni planlarını hazırlamaması gerekmektedir. Benzer problemler 10.10.2018 onay tarihli İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında da devam etmektedir. 10.10.2018 onay tarihli çevre düzeni planı değişikliğinde plan açıklama raporundaki nüfus projeksiyonu ve nüfus kabullerinin ayrı ayrı gösterildiği tabloların rapordan çıkartılmış, böylelikle çelişkili ifadeler ortadan kaldırılmıştır. Ancak bu yeni durum, daha önce açıkça sorun olarak gözüken noktaları deyim yerindeyse artık görünmez yapmış ve yukarıda değinilen problemlerin giderilmesi yönünde bir müdahale olmamıştır. 10.10.2018 onay tarihli Plan Açıklama Raporu’nda artık hangi yerleşim yerine ne kadar ekleme/çıkarma yapıldı bilgisi paylaşılmadığı için ortada bir sorun var mı değerlendirmesi, eski raporlardakinin aksine, yapılamamaktadır. Davaya konu planın Plan Açıklama Raporu’nda daha şeffaf olan bir yaklaşımın, son plan değişikliği ile birlikte şeffaflığı ortadan kaldırılmış, bu da çeşitli soruları beraberinde getirmiştir. Bilirkişi Kurulumuz, ele alınan planlama bölgesinde yer alan yerleşimlere ilişkin nüfus projeksiyonlarının ve nüfus kabullerinin bir arada açıkça ortaya konmadığı Plan Açıklama Raporu’nun getirildiği bu son durumu oldukça problemli, şeffaflıktan uzak bulmaktadır. Bu tür bir yaklaşımla hazırlanan planlar gereksinimden fazla (veya az) alanın kentsel gelişim alanı olarak planlandığı iddiasını beraberinde getirmektedir. Çevre düzeni planları gibi üst ölçek planların bilimsel yöntemlere dayanmayan süreçlerle elde edilmesi başta planın koruma ile ilgili amaç ve hedefleri ile uyuşmayan, kamu yararı adına doğru kararların alınmasının önünü tıkayan bir durum yaratmaktadır. Davaya konu planda izlenen ve bilimsel temeller üzerine oturmayan bu sürecin, İzmir ve Manisa gibi tarım arazileri ve doğal sit alanları eşsiz ancak kentleşme baskıları ile bu değerlerini giderek kaybeden bir bölgede gereksinimden fazla alanın kentsel gelişime açılması gibi bir sorunu tetiklediği kanısındayız. Nüfus projeksiyonlarına ilişkin bir diğer konu projeksiyonda kullanılan nüfus verilerinin güncel olup olmadığıdır. Dava konusu planın Plan Açıklama Raporunda nüfus projeksiyonu hesaplamaları yapılırken 2000 ve 2008 yılları verilerinin kullanıldığını söylenmektedir. Davalı idare, Plan Açıklama Raporu'nun hazırlandığı 2014 yılı içinde TÜİK'den elde edilebilen en güncel veri olan 2013 yılı Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi sonuçlarının kullanıldığını; ancak Plan Açıklama Raporu'nda sehven 2008 yılı ifadesinin yer aldığını belirtmiştir. Elbette bu açıklama doğruysa sadece İzmir ilindeki yerleşim yerlerinin nüfus hesapları yapılırken geçerli olabilir. Ne var ki, dava konusu planın onaylanmasının ardından yapılan kapsamlı değişiklikler doğrultusunda onaylanan 30.12.2014, 16.11.2015 tarihli planların plan açıklama raporlarında bu hatanın düzeltilmediği görülmektedir. 10.10.2018 tarihinde onaylanan Çevre Düzeni Planının Plan Açıklama Raporunda 2017 yılının Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi verileri dikkate alınarak 2025 yılı nüfüs projeksiyonlarının yapıldığı ifade edilse de kullanılan yöntem ile ilgili yukarıda değinilen problemlerin devam ettiği anlaşılmaktadır. ... 10.10.2018 onay tarihli İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında 2017 nüfus verileri göz önünde bulundurulmuş olsa da nüfus projeksiyonu yöntemi ile ilgili problemler devam etmektedir." yönünde görüş ve tespitlere yer verilmiştir. Dosyanın ve bilirkişi raporunun birlikte değerlendirilmesinden; uyuşmazlığa konu yaklaşık 174 hektarlık alanın, 2012 yılında onaylanan "1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planı"nda da kısmen kentsel gelişme alanı olarak tanımlandığı, bu alanın batısında "doğal karakteri korunacak alan"ın yer aldığı, dava konusu 1/100.000 ölçekli İzmir-Manisa Planlama Bölgesi Çevre Düzeni Planında ise, 1/25.000 ölçekli planda doğal karakteri korunacak alan olarak belirlenen kısmın da "kentsel gelişme alanı ve tarım alanı" olarak planlandığı, dolayısıyla, uyuşmazlık konusu edilen planda, alt ölçekli planlara göre daha geniş bir alanın gelişmeye açıldığı, her ne kadar, 1/100.000 ölçekli planların, alt ölçekli planlara uygun olması gerekmese de, dava konusu edilen kentsel gelişme alanının, Gaziemir yerleşiminin mevcut yerleşik alanına göre aşırı büyüklükte olduğu, getirilen kullanıma ilişkin olarak plan açıklama raporunda, bu alanda kentsel gelişmeyi gerektiren herhangi bir stratejiye ve değerlendirmeye yer verilmediği, dolayısıyla, daha önce tarım alanı olarak belirlenen alanın kentsel gelişme alanı olarak belirlenmesinin teknik ve nesnel gerekçesinin bulunmadığı, kaldı ki, gelişme alanının, İzmir Merkez Kent kapsamında kalan Gaziemir ilçesi açısından, güncel ve bilimsel nüfus öngörülerine dayalı olmayan şekilde planlandığı, diğer yandan alanda doğal yapının gözlemlendiği ve doğal niteliğinin korunmasının kamu yararına ve planlama yaklaşımına uygun olacağı sonucuna varıldığından, dava konusu çevre düzeni planında, Gaziemir ilçesinin batısında belirlenen kentsel gelişme alanı yönünden şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına uyarlık bulunmamıştır. Bu itibarla, belirtilen kısım açısından temyiz isteminin kabulü ile temyize konu kararın bozulması gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına katılmıyoruz.