Başvuru, ölüm olayı ile ilgili soruşturmanın makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, ölüm olayı ile ilgili soruşturmanın makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 21/10/2019 tarihinde yapılmıştır. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. OLAYLAR VE OLGULAR Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir: Askerlik görevini ifa eden S.B. 16/8/2001 tarihinde arkadaşı İ. ile birlikte nöbet yerinden karakola döndükleri sırada askerî yasak bölge içinde kaçak göçmenler bulunduğu yönünde ihbar almıştır. Göçmenlerin sınırdan geçmelerine aracılık ettiği belirtilen başvurucuların babası Y.A., kendisini askerlere ihbar ettiğini düşündüğü U.nin üzerine yürümüş ve U.ye müdahale etmeye çalışmıştır. Y.A.yı durdurmak isteyen asker S.B., Y.A.ya önce tokat atmış; eylemin devam etmesi üzerine elindeki tüfeğin kasaturası ile Y.A.yı yaralamıştır. Y.A. sağ akciğer üst lobda meydana gelen kesi nedeniyle oluşan hemotoraks ve gelişen hipovolemik şok sonucu hayatını kaybetmiştir. Gelibolu Kolordu Komutanlığı Askerî Savcılığı tarafından olayla ilgili olarak soruşturma başlatmıştır. Yürütülen soruşturma neticesinde S.B. hakkında kanunun ya da zaruretin tayin ettiği sınırı tecavüz etmek suretiyle adam öldürme suçundan Kara Kuvvetleri Komutanlığı İkinci Kolordu Komutanlığı Askerî Mahkemesinde (Askerî Mahkeme) kamu davası açılmış, Askerî Mahkeme 30/12/2002 tarihli kararıyla, S.B.nin terhis olması sebebiyle görevsizlik kararı vermiştir. Verilen görevsizlik kararı üzerine dosyanın gönderildiği Edirne Ağır Ceza Mahkemesi (Ceza Mahkemesi) yaptığı yargılama neticesinde 26/11/2008 tarihinde, S.B.nin eylemini meşru savunma sınırını mazur görülebilecek bir heyecan, korku ve telaşla aşması sonucu gerçekleştirdiğini kabul ederek 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendi uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına karar vermiştir. Hüküm, başvurucu vekili tarafından temyiz edilmiştir. Temyiz incelemesini yapan Yargıtay Ceza Dairesi (Daire) 15/6/2010 tarihli kararında, S.B.nin eyleminin tahrik altında kasten öldürme suçunu oluşturduğu düşünülmeden karar verildiği gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar vermiştir. Bozma kararına uyan Ceza Mahkemesi 7/6/2013 tarihli kararıyla S.B.nin tahrik altında kasten öldürme suçunu işlediği gerekçesiyle 15 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Anılan hüküm S.B.nin müdafii ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmiştir. Temyiz incelemesini yapan Daire 25/2/2015 tarihli kararıyla 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu ile 26/9/2004 sayılı ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun tüm hükümlerinin olaya uygulanarak somut karşılaştırma yapıldıktan sonra karar verilmesi gerektiği, asgari düzeyde tahrik indirimi yapılmak suretiyle fazla ceza tayin edildiği gerekçeleriyle hükmün bozulmasına karar vermiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 28/4/2015 tarihinde suçun meşru savunmada sınırın mazur görülebilecek bir heyecan, korku ve telaşla aşılması suretiyle işlendiği gerekçesiyle, mahkûmiyet kararının bozulması düşüncesiyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Kanun'un maddesi uyarınca inceleme yapan Daire 24/6/2015 tarihinde itiraz nedenini yerinde görmeyerek dosyayı Yargıtay Başkanlığına göndermiş ve sonuç olarak dosya, değerlendirilmek üzere Yargıtay Ceza Genel Kurulu önüne gelmiştir. Bu aşamada başvurucuların annesi -Y.A.nın eşi- R.A. 27/5/2016 tarihinde, yargılama sürecinin uzun zamana yayılmış olması nedeniyle yaşam hakkı kapsamında etkili soruşturma yükümlülüğünün ihlal edildiği iddiasıyla bireysel başvuruda bulunmuştur. Anayasa Mahkemesi 2016/10550 sayılı dosya üzerinden 17/7/2019 tarihinde verdiği karar ile 2001 yılında meydana gelen olayla ilgili olarak yürütülen soruşturma makul bir sürede sonuçlandırılmadığından yaşam hakkı kapsamında etkili soruşturma yükümlülüğü yönünden ihlal sonucuna ulaşmış ve 000 TL manevi tazminat ödenmesine, kararın bir örneğinin de bilgi için ceza mahkemesine gönderilmesine hükmetmiştir. Devam eden ceza yargılamasında dosya hakkında değerlendirmesini yapan Yargıtay Ceza Genel Kurulu 5/2/2019 tarihli kararıyla S.B.nin eyleminin haksız tahrik altında kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçunu oluşturduğu gözetilmeden hüküm kurulmasının isabetsiz olduğunu belirterek Ceza Mahkemesinin 7/6/2013 tarihli kararının bozulmasına karar verilmiştir. Bozma kararı sonrası yargılama yapan Ceza Mahkemesi 16/7/2019 tarihli duruşmasında, S.B.nin haksız tahrik altında kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçunu işlediğini sabit görerek neticeten 8 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Anılan karar S.B.nin müdafii tarafından temyiz edilmiştir. Bu aşamada Y.A.nın çocukları olan başvurucular 21/10/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Yargıtay Ceza Dairesi 21/1/2021 tarihinde 16/7/2019 tarihli Ceza Mahkemesikararını bozmuştur. Ceza yargılaması süreci henüz sonuçlanmamıştır.