(Kapatılan)21. Hukuk Dairesi 2011/1138 E. , 2012/10427 K. MAHKEMESİ :İş Mahkemesi Davacı, iş kazası sonucu malüliyetinden ... maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir. Hükmün,davalı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan ve temyiz …
**(Kapatılan)21. Hukuk Dairesi 2011/1138 E. , 2012/10427 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :İş Mahkemesi Davacı, iş kazası sonucu malüliyetinden ... maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir. Hükmün,davalı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan ve temyiz konusu hükme ilişkin dava, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 435/2. maddesinde sayılı ve sınırlı olarak gösterilen hallerden hiçbirine uymadığından Yargıtay incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteğin reddine karar verildikten sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi. K A R A R 1-Dosyadaki yazılara toplanan delillere hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre davalı işverenin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarını reddine karar vermek gerekmiştir. Dava 22.8.2012 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu bedensel zarara uğrayan sigortalının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kısmen kabulü ile 35.000 TL maddi tazminat ile 55.000 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren yasal faizi ile tahsiline karar verilmiştir. Dava nitelikçe Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanmayan zararın giderilmesi istemine ilişkindir. Kusurun aidiyeti ve oranı ile sigortalının iş kazası sonucu %34.2. oranında malül kaldığı uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık, tazminatın belirlenmesi noktasında toplanmaktadır. Mahkemece hükmüne esas alınan hesap raporunda, davacının ücreti konusunda yanılgıya düşüldüğü açıktır.Gerçekten bu tür tazminat davalarında hangi ücretin esas alınacağı önem arz etmektedir.Bu nedenle zararların tazmininde ana ilke gerçeğe en yakın ücretin esas alınmasıdır.Bilinen ve çalışılan dönem hesabında bilinen ücretlerin esas alınması asıldır.Bilinen dönem dışında kalan çalışma dönemi kazanç kaybı hesabı tamamen varsayıma dayalı olarak hesaplanmaktadır.Davacının işten ayrıldıktan giderek iş akti feshedildikten sonra talebi üzerine 1.3.2010 tarihi itibariyle 48 yaşında yaşlılık aylığı bağlandığı dosya içersindeki gelir bağlama kararından anlaşılmaktadır.Sigortalının emekli olduğu tarihten 60 yaşına kadar ki döneminde elde edeceği ücretin aksi iddia ve ispat edilmediği sürece asgari ücret üzerinden hesaplanması gerekir.Pasif devrede ise herhangi bir işte çalışmasa bile ekonomik bir değer taşıyan salt yaşamsal faaliyetlerinin sürdürülmesi nedeniyle emsallerine göre daha fazla güç sarfedeceğinden bu durum sigortalı bakımından asgari ücret düzeyinde bir zarar oluşturur.Bu nedenle de pasif devre zararının asgari ücret esas alınarak hesaplanması gerekir.Dairemizin giderek Yargıtay’ın oturmuş görüşleri bu doğrultudadır.Davacının yaşlılık aylığı aldıktan sonra asgari ücretin üzerinde bir ücret ile çalıştığı iddia ve ispat olunmuş değildir.Hal böyle olunca davacının emekli olduğu tarihteki yaşı olan 48 ile 60 yaş arasındaki aktif devrede ve 60 yaşından itibaren de bakiye ömrünün sonuna kadar pasif devrede asgari ücret yerine 48-60 yaş arası dönem yönünden işyeri ücretinin esas alınması hatalıdır.Öte yandan pasif dönem yönünden asgari geçim indiriminin uygulanması da doğru olmamıştır. İşverenin manevi tazminata ilişkin temyizine gelince; Borçlar Kanunu’nun 47. maddesi hükmüne göre hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir. Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı , olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, bunun yanında olayın işverenin işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerini yeterince almamasından kaynaklandığı da gözetilerek gelişen hukuktaki yaklaşıma da uygun olarak tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. ( HGK 23/06/2004, 13/291-370 ) Bu ilkeler gözetildiğinde davacı yararına hükmedilen 55.000,00 TL manevi tazminatın davacının maluliyeti ve tarafların kusur oranı gözetildiğinde fazla olduğu ortadadır. Mahkemecice bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. O halde davalı işverenin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine,7.6.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.