Başvuru, dere işletme bandında kalan taşınmazda meydana gelen zararın karşılanmaması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, dere işletme bandında kalan taşınmazda meydana gelen zararın karşılanmaması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 23/3/2017 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:A. Uyuşmazlığın Arka Planı İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ) 20/11/1981 tarihli ve 2560 sayılı İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun ile kurulan ve İstanbul Büyükşehir Belediyesine bağlı, bağımsız bütçeli bir kuruluştur. Başvurucu, İstanbul'da ikamet etmektedir. İstanbul'un Tuzla ilçesine bağlı Tepeören Mahallesi 783 parsel sayılı taşınmazın tamamı ile 784 parsel sayılı taşınmazın 1/3 hissesi başvurucu adına kayıtlıdır. Başvurucu 2/10/2012 tarihinde İstanbul Anadolu Asliye Hukuk Mahkemesinde (Hukuk Mahkemesi) başvuru konusu taşınmazların bir kısmının dere mutlak koruma alanında kaldığını ve kullanılamaz hâle geldiğini ileri sürerek kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davası açmıştır. Hukuk Mahkemesince 27/2/2013 tarihinde keşif yapılmıştır. Üç inşaat mühendisinden oluşan bilirkişi heyetinin sunduğu 10/4/2013 tarihli raporda;i. Tuzla Belediyesi İmar ve Şehircilik Müdürlüğünün 20/11/2012 tarihli yazısına göre 783 parsel sayılı taşınmazın 1/6/2011 tarihli ve 1/000 ölçekli Ömerli Havzası Tepeören Bölgesi uygulama imar planında dere mutlak koruma alanında kaldığı, 784 parsel sayılı taşınmazın da aynı imar planında kısmen dere mutlak koruma bandı alanında kaldığı belirtilmiştir.ii. 700 m² yüz ölçümündeki 783 parsel sayılı arsa vasıflı taşınmazın tamamının dere mutlak koruma alanında kaldığı açıklanmıştır. 23/1/2011 tarihli İSKİ İçmesuyu Havzaları Yönetmeliği'nin (Yönetmelik) ''Özel hükümler'' kenar başlıklı maddesinin dokuzuncu fıkrasının (g) bendinde 16/1/2013 tarihinde yapılan değişikliğe göre derenin her iki yanından en az 10 m dere işletme bandı ayrılacağının belirtilmesi nedeniyle fen bilirkişi raporunda 10 m dere işletme bandının 796 m² olarak tespit edildiği ifade edilmiştir. 500 m² yüz ölçümündeki 784 parsel sayılı arsa vasıflı taşınmazın 503 m² alanının dere mutlak koruma alanında kaldığı ve 779 m²lik kısmının dere işletme bandında kaldığı belirtilmiştir.iii. Neticede bu açıklamalar doğrultusunda mutlak koruma alanında kalan kısımlar ile dere işletme bandında kalan kısımlar için ayrı ayrı seçenekli kamulaştırma bedelleri hesaplanmıştır. Hukuk Mahkemesince 3/12/2013 tarihinde davanın idari yargıda açılması gerektiği belirtilerek dava dilekçesinin yargı yolu bakımından reddine karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde; başvuru konusu taşınmazların imar planında kısmen dere koruma alanında olduğu, taşınmazlara fiilen el atılmadığı ve tasarrufu kısıtlanan taşınmazlarla ilgili olarak idari yargıda dava açılabileceği vurgulanmıştır. Karar 21/4/2015 tarihinde Yargıtay Hukuk Dairesince onanmıştır.B. Başvuruya Konu Dava Süreci Başvurucu bu kez 22/7/2015 tarihinde İSKİ aleyhine İstanbul İdare Mahkemesinde (Mahkeme) 784 parsel sayılı taşınmazı dava dışı bırakarak 783 parsel sayılı taşınmazın Yönetmelik hükümlerine göre dere mutlak koruma alanı içinde kaldığını ve kullanılamaz hâlde olduğunu belirtip tasarruf hakkının kısıtlandığını ileri sürerek kamulaştırmasız el atmadan kaynaklanan 000 TL tazminatın faiziyle ödenmesi talebiyle dava açmıştır. Davalı İSKİ cevap dilekçesinde, Yönetmelik gereği imar planlarını yapma ve uygulama yetki ve görevinin belediyelerde olduğunu belirterek husumetin ilgili belediyeye yöneltilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Bununla birlikte mahkemenin aksi kanaatte olması hâlinde Yönetmelik'in maddesinin dokuzuncu fıkrasının (g) bendinde 16/1/2013 tarihinde yapılan değişiklik nedeniyle anılan taşınmazın dere ıslah alanında kalan kısmında bir kısıtlama söz konusu ise değer tespiti yapılarak taşınmazın İSKİ adına tescili gerektiğine işaret etmiştir. Mahkemece 23/3/2016 tarihinde tek hâkimli olarak davanın reddine karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde, başvuru konusu taşınmazın mutlak koruma alanında olmayıp dere ıslah ve işletme bandı alanında kaldığı ifade edilmiştir. Öte yandan dere ıslah alanı ve dere işletme bandında yer alan taşınmazlarda yapılaşmayı, tarımsal ya da hayvancılık faaliyeti yapmayı kısıtlayan bir düzenleme bulunmadığı açıklanarak bu tür alanlarda imar planlarındaki fonksiyonlarına uygun tasarrufta bulunmayı engeller bir durumun olmadığı ve bu nedenle kamulaştırmasız el atmanın gerçekleşmediği belirtilmiştir. Karara karşı başvurucu tarafından yapılan itiraz başvurusu, İstanbul Bölge İdare Mahkemesi İdare Dava Dairesince (Daire) 21/10/2016 tarihinde reddedilerek onanmıştır. Başvurucu tarafından yapılan karar düzeltme talebi de Daire tarafından 17/2/2017 tarihinde reddedilmiştir. Nihai karar 27/2/2017 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 23/3/2017 tarihinde başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk Mevzuat Hükümleri 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun "Mülkiyet hakkının içeriği" kenar başlıklı maddesi şöyledir: "Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir.Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız elatmanın önlenmesini de dava edebilir." 2560 sayılı Kanun'un "Görev ve yetkiler'' kenar başlıklı maddesi şöyledir: "İSKİ'nin görev ve yetkileri şunlardır:a)İçme, kullanma ve endüstri suyu ihtiyaçlarının her türlü yeraltı ve yer üstü kaynaklarından sağlanması ve ihtiyaç sahiplerine dağıtılması için; kaynaklardan abonelere ulaşıncaya kadar her türlü tesisin etüt ve projesini yapmak veya yaptırmak, bu projelere göre tesisleri kurmak veya kurdurmak, kurulu olanları devralıp işletmek ve bunların bakım ve onarımını yapmak, yaptırmak ve gerekli yenilemelere girişmek,b)Kullanılmış sular ile yağış sularının toplanması, yerleşim yerlerinden uzaklaştırılması ve zararsız bir biçimde boşaltma yerine ulaştırılması veya bu sulardan yeniden yararlanılması için abonelerden başlanarak bu suların toplanacakları veya bırakılacakları noktaya kadar her türlü tesisin etüt ve projesini yapmak veya yaptırmak; gerektiğinde bu projelere göre tesisleri kurmak ya da kurdurmak; kurulu olanları devralıp işletmek ve bunların bakım ve onarımını yapmak, yaptırmak ve gerekli yenilemelere girişmek,c)Bölge içindeki su kaynaklarının, deniz, göl, akarsu kıyılarının ve yeraltı sularının kullanılmış sularlave endüstri artıkları ile kirletilmesini, bu kaynaklarda suların kaybına veya azalmasına yol açacak tesis kurulmasını ve bu tür faaliyetlerde bulunulmasını önlemek, bu konuda her türlü teknik, idari ve hukuki tedbiri almak,d)Su ve kanalizasyon hizmetleri konusunda hizmet alanı içindeki belediyelere verilen görevleri yürütmek ve bu konulardaki yetkileri kullanmak,e)Her türlü taşınır ve taşınmaz malı satın almak, kiralamak, ekonomik değeri kalmamış araç ve gereçleri satmak, İSKİ'nin hizmetleriyle ilgili tesisleri doğrudan doğruya yahut diğer kamu veya özel kuruluşlarla ortak olarak kurmak ve işletmek, bu maksatla kurulmuş veya kurulmakta olan tesislere iştirak etmek,f)Kuruluş amacına dönük çalışmaların gerekli kılması halinde her türlü taşınmaz malı kamulaştırmak veya üzerinde kullanma hakları tesis etmek." Yönetmelik'in ''Tanımlar'' kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir: ''...İçmesuyu havzaları (Havza): Bir akarsu, göl, baraj rezervuarı veya yeraltı suyu haznesi gibi bir su kaynağını besleyen yeraltı ve yüzeysel suların toplandığı bölgenin tamamıdır...." Yönetmelik'in ''Genel hükümler'' kenar başlıklı maddesi şöyledir: ''(1)Bu yönetmelikte açıklanmayan tüm hususlarda Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği’nin içmesuyu havzaları ile ilgili hükümleri uygulanır. (2) Bu Yönetmelik hükümleri uyarınca yasaklanmış olan yapı, tesis ve faaliyetler; içmesuyu havzaları için zararlı yapı, tesis ve faaliyetlerden sayılır. Bu yapı, tesis ve faaliyetleri yapanlar hakkında; İSKİ Genel Müdürlüğü tarafından 2560 sayılı İSKİ Kanunu, 3194 sayılı İmar Kanunu, 2872 sayılı Çevre Kanunu ve ilgili diğer mevzuat uyarınca cezalandırılmaları için suç duyurusunda bulunulur. (3) Bu Yönetmelik hükümlerinin uygulama esasları ve diğer hususlar, Yönerge ile belirlenir.'' Yönetmelik'in ''Özel hükümler'' kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir: ''... (9)İçme suyu havzalarında imar planlarında uyulması gereken esaslar;... (Değişik: 2014-13/ md.)ç)İmar planı bulunmayan içme suyu havzalarında, imar planları hazırlanıncaya kadar yapılaşmaya izin verilmez....g)(Değişik: 2013-2/md.)İçme suyu havzalarında EK-1’de isimleri verilen derelerin, orman alanları ve tarımsal niteliği korunacak alanlar dışında kalan kısımlarında; ıslah projesine uygun olarak bu derelerin ıslah kesitinin her iki yanında; temizlik, bakım ve onarımlarının yapılabilmesi maksadıyla imar planlarında en az on metrelik dere işletme bandı ayrılır. Dere ıslah alanı ile dere işletme bandları idarece kamulaştırılır....'' Yargı Kararları Uyuşmazlık Mahkemesinin 14/1/2013 tarihli veE.2012/591,K.2013/112 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:''...eski yönetmelikte 'dere mutlak koruma alanı' tanımı ve bu alanlarda yapılaşma ve faaliyetleri yasaklayan özel hükümler yer almakta iken, anılan yönetmelikte 'dere mutlak koruma alanı' tanımı ve bu alanlarla ilgili hükümlerin kaldırıldığı..." Danıştay Altıncı Dairesinin 17/1/2017 tarihli veE.2016/6106,K.2017/275 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:''...İSKİ İçmesuyu Havzaları Yönetmeliğinin 'Özel hükümler' başlıklı maddesinin fıkrasında, İstanbul’a su temin edilen ve edilecek olan içmesuyu havzaları ve derelerin EK-1’de gösterildiği, 'İçmesuyu havzalarında imar planlarında uyulması gereken esaslar' başlıklı fıkrasının c bendinde; Mutlak koruma alanlarında İdare tarafından yapılacak veya yaptırılacak arıtma tesisleri hariç, hangi maksatla olursa olsun hiçbir yapılaşmaya izin verilemeyeceği, g bendinde İçme suyu havzalarında EK-1’de isimleri verilen derelerin, orman alanları ve tarımsal niteliği korunacak alanlar dışında kalan kısımlarında; ıslah projesine uygun olarak bu derelerin ıslah kesitinin her iki yanında; temizlik, bakım ve onarımlarının yapılabilmesi maksadıyla imar planlarında en az on metrelik dere işletme bandı ayrılır. Dere ıslah alanı ile dere işletme bandları idarece kamulaştırılacağı, düzenlenmiştir.Yukarıdaki mevzuat hükümlerinden 'havzanın mutlak koruma alanı' ile 'derenin koruma bandının' farklı kavramlar olduğu, havza mutlak koruma alanının; İçme ve kullanma suyu temin edilen ve edilecek olan suni ve tabii göller etrafında en yüksek su seviyesinde, su ile karanın meydana getirdiği çizgiden itibaren yatay 300 metre genişliğindeki kara alanı olduğu, havzanın mutlak koruma alanı içerisinde yapılaşma yasağı olduğundan bu alanda yer alan taşınmazların kamulaştırılmalarının zorunlu olduğu, havzayı besleyen derelerin dere işletme bandının ise; İSKİ içmesuyu havzaları yönetmeliği EK-1’de isimleri verilen derelerin, orman alanları ve tarımsal niteliği korunacak alanlar dışında kalan kısımlarında; ıslah projesine uygun olarak bu derelerin ıslah kesitinin her iki yanında; temizlik, bakım ve onarımlarının yapılabilmesi maksadıyla imar planlarında en az on metrelik bandı ifade ettiği ve dere işletme bandının da kamulaştırılmasının zorunlu olduğu anlaşılmaktadır.İSKİ İçmesuyu Havzaları Yönetmeliğinin maddesinin fıkrasının (g) bendinde 'İmar planları hazırlanırken, Ek 1'de isimleri verilen derelerin her iki tarafında kadastral sınırlarından itibaren 100 metrelik yapı yaklaşma mesafesi bırakılır. Derelerin yapı yaklaşma mesafesi içinde kalan bu alanlardaki yapılaşma hakları parsel yüzölçümünün %60'ı hesaplanmak kaydıyla Ek 2'de verilen yoğunluk değerlerine göre ait olduğu imar planı sınırı içinde bulunan havza dışındaki alanlar ile orta ve uzun mesafeli koruma alanlarında kullanılır. Bu durumda yapı yaklaşma mesafesi içinde kalan bu alanlar ağaçlandırma, yol, yeşil alan, rekreasyon v.b maksatlarla kullanılmak üzere kamuya bedelsiz terk edilir ve bu alanlarda yapı yapılamaz' kuralına yer verilmiş iken, İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Kurulunun 2013 gün 2 sayılı kararı ile Yönetmeliğin anılan maddesinde değişikliğe gidilmiştir.Değişik şeklinde: 'İçme suyu havzalarında Ek 1'de isimleri verilen derelerin, orman alanları ve tarımsal niteliği korunacak alanlar dışında kalan kısımlarında; ıslah projesine uygun olarak bu derelerin ıslah kesitinin her iki yanında temizlik, bakım ve onarımlarının yapılabilmesi maksadıyla imar planlarında en az on metrelik dere işletme bandı ayrılır. Dere ıslah alanı ile dere işletme bandları idarece kamulaştırılır' kuralı getirilmiştir.UYAP üzerinden yapılan araştırmada yukarıda anılan yönetmelik değişikliğinin iptali için İstanbul İdare Mahkemesinde E:2013/405 sayılı dava açılmış, mahkece her ne kadar 29/05/2013 tarihli, K:2013/958 sayılı karar ile davanın ehliyet yönünden reddine karar verilmiş ise de temyiz incelemesi üzerine Danıştay Altıncı Dairesinin 01/04/2014 tarihli, E:2013/5728, K:2014/2511 sayılı kararı ile işin esasının incelenmesi gerektiği gerekçesiyle mahkeme kararı bozulmuş karar düzeltme istemi de Danıştay Altıncı Dairesinin 2016 tarihli, E:2014/5586 K:2016/1016 sayılı kararı ile reddedilmiştir.Davacı tarafından taşınmazının dere koruma bandında kaldığından bahisle bakılan dava açılmış, Mahkemece o tarihte 100 metre olan dere koruma bandı göz önünde bulundurularak düzenlenen bilirkişi raporuna göre davanın kabulüne karar verilmiş ise de; taşınmazın Terkos Baraj Gölünün uzun mesafeli koruma alanında ve dere ıslah ve işletme bandı dışında kaldığı, dolayısıyla kamulaştırma bedeli ödenmesini gerektirecek kısıtlılık durumunun söz konusu olmadığı, davacının taşınmazının yürürlükteki İSKİ İçme Suyu Havzaları Yönetmeliğine göre dere koruma bandı içinde bulunmadığı görüldüğünden, tazminat isteminin reddi yolunda karar verilmesi gerekirken, kısmen kabulü kısmen reddi yönündeki idare Mahkemesi kararında isabet görülmemiştir.Öte yandan davacının taşınmazı yürürlükte olan İSKİ İçme Suyu Havzaları Yönetmeliğinin maddesinin 9-g bendine göre, 10 metrelik dere işletme bandı içerisinde yer almıyor ancak anılan yönetmelik maddesinin önceki haline göre 100 metrelik dere işletme bandı içinde yer alıyorsa bu halde; yönetmelik maddesinin iptali için açılan İstanbul İdare Mahkemesinin E:2013/405 sayılı dava sonucu da dikkate alınarak dava hakkında bir karar verilmesi gerekmektedir.Açıklanan nedenlerle, İstanbul İdare Mahkemesince verilen 01/12/2015 tarihli, E:2014/1263, K:2015/2546 sayılı kararın BOZULMASINA..."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün "Mülkiyetin korunması" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün maddesinin -özünde- mülkiyet hakkını güvence altına aldığını kabul etmektedir. AİHM'e göre bu madde üç belirgin kural içermektedir. Bu kurallardan ilki, maddenin birinci paragrafının birinci cümlesinde yer alan mülkiyetten barışçıl yararlanmaya (mülkiyetin dokunulmazlığına saygı) ilişkin genel nitelikli kuraldır. İkinci kuralın bulunduğu birinci paragrafın ikinci cümlesi ise mülkiyetten yoksun bırakmayı içerir ve bunu bazı koşullara bağlar. İkinci paragrafta yer alan üçüncü kural ise taraf devletlere mülkiyetin kamu yararına kullanılmasını, kontrolünü veya vergilerin, diğer katkıların ya da cezaların yerine getirilmesini sağlama yetkisi tanımaktadır (Sporrong ve Lönnroth/İsveç [GK], B. No: 7151/75, 7152/75, 23/9/1982, § 61). Ancak bu üç kural birbiriyle bağlantısız olmayıp ikinci ve üçüncü kuralların genel nitelikli birinci kuralın ışığında incelenmesi gerektiği AİHM tarafından ifade edilmiştir (James ve diğerleri/Birleşik Krallık [GK], B. No: 8793/79 21/2/1986, § 37; Lithgow ve diğerleri/Birleşik Krallık [GK], B. No: 9006/80, 8/7/1986, § 106). AİHM, taşınmazın imar planında kamu hizmetine ayrılmasının ve bu çerçevede kamu makamlarının süre sınırlaması olmaksızın herhangi bir zamanda taşınmazı kamulaştırmaya yetkili olmalarının mülkiyet hakkının kullanımını belirsiz ve kullanılamaz hâle getireceğini vurgulamıştır (Sporrong ve Lönnroth/İsveç, § 60; Hakan Arı/Türkiye, B. No: 13331/07, 11/1/2011, § 35). Sporrong ve Lönnroth/İsveç kararına konu olayda başvurucuların taşınmazlarının imar planı çerçevesinde kamulaştırılması öngörülerek on iki ve yirmi beş yıl süren inşaat yasakları uygulanmıştır. AİHM bu taşınmazlar henüz kamulaştırılmadığından mülkten yoksun bırakmanın söz konusu olmadığını, gerçek anlamda bir kamulaştırmanın olmadığı, dolayısıyla mülkiyetin devredilmediği bu gibi durumlarda görünenin arkasına bakılması ve şikâyet edilen hususta gerçek durumun ne olduğunun araştırılması gerektiğini belirtmiştir. AİHM getirilen kamulaştırma tedbirlerinin taşınmazlar üzerindeki sınırlandırıcı etkilerinden söz etmiş ve bu tedbirlerin taşınmazların değerinde olumsuz etkiye yol açtığını, başvurucuların taşınmazlarından dilediği gibi yararlanmalarının veya taşınmazlarını kullanmalarının önemli ölçüde kısıtlandığını vurgulamıştır. AİHM bu gibi kamulaştırma izinlerinin genel kamulaştırma sürecinin ilk aşaması olması nedeniyle kontrol amacı da gütmediğini belirterek müdahaleyi mülkiyetten barışçıl yararlanma ilkesine ilişkin birinci kural çerçevesinde incelemiştir. AİHM sonuç olarak kamulaştırma tedbirlerinin uygulandığı sürenin uzunluğu ve bu süre içinde getirilen kısıtlamalar nedeniyle başvuruculara şahsi olarak aşırı bir külfet yüklendiği kanaatiyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülü olmadığı sonucuna varmıştır(Sporrong ve Lönnroth/İsveç, §§ 56-74). Köktepe/Türkiye (B. No: 35785/03, 22/7/2008) kararında, taşınmazın tapu kaydına konulan şerhin mülkiyet hakkına etkisi ayrıntılı olarak tartışılmıştır. AİHM; derece mahkemelerinin anayasal gerekçelerle başvurucunun mülkünün bir bölümüne tahdit getirdiğini, bu mahrumiyetin doğanın ve çevrenin korunması şeklindeki kamu yararına dayalı meşru bir amacının bulunduğunu, dolayısıyla hukuka aykırı ve keyfî hiçbir işlem bulunmadığını kabul etmiştir. Bununla birlikte AİHM, başvurucunun taşınmazı 1993 yılında iyi niyetle edindiğini vurgulamıştır. Mülkiyet hakkına yapılan bu müdahaleye karşın iç hukukta etkin bir tazminat yolunun mevcut olmadığı ise kararda özellikle belirtilmiştir. AİHM, başvurucunun mülkiyet hakkından yararlanmasının engellendiği hâlde başvurucuya tazminat ödenmemiş olması nedeniyle kamu yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkının korunmasının gereklilikleri arasındaki adil dengenin bozulduğu sonucuna varmıştır. Bu doğrultuda başvurucunun şahsi olarak olağan dışı ve aşırı bir yüke katlanmış olduğu kanaatiyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir (Köktepe/Türkiye, §§ 67-93). Kutlu ve diğerleri/Türkiye (B. No: 51861/11, 13/12/2016) kararına konu olayda başvurucuların taşınmazlarının bir kısmı baraj yapımı için kamulaştırılmış; kalan kısmı ise kısmen mutlak koruma alanında, kısmen kısa mesafeli koruma alanında bırakılmıştır. Başvurucular kamulaştırma talebinde bulunmuş, talepleri reddedilince asliye hukuk mahkemesinde tazminat davası açmışlardır. Başvurucuların tazminat talepleri değer düşüklüğü gözetilerek kısmen kabul edilmiştir. Başvurucular mülklerinin kamulaştırılması yerine yalnızca değer düşüklüğü kaybının tazminat olarak verilmesi sebebiyle mülkiyet haklarının ihlal edildiğini öne sürmüşlerdir. AİHM mutlak koruma alanında kalan taşınmazlarda inşaat yasağı bulunduğuna ve tarım da yapılamadığına, ayrıca ilgili yönetmeliğe göre bu alandaki taşınmazların kamulaştırılması gerektiğine dikkati çekmiştir. AİHM'e göre taşınmazın kamulaştırılması hakkı ve taşınmazın değerine uygun düşen bir tazminat ödenmesi hakkı mülk teşkil etmektedir. AİHM taşınmazların kamulaştırılmasının kabul edilmeyerek mülklerin kullanımına getirilen kısıtlamalardan doğan zararların giderilmesinin tercih edilmesinin somut olay bağlamında mülkiyet hakkının gerekliliklerine uygun düşmediği sonucuna varmıştır. AİHM kısa mesafeli koruma alanında bulunan taşınmaz yönünden ise taşınmaz üzerinde belirli koşullar dâhilinde tarım yapılabildiğini ancak inşaat yasağı bulunduğunu belirtmiştir. AİHM bu gibi taşınmazlar yönünden kamulaştırılma hakkının düzenlenmediğini dikkate almıştır. Dolayısıyla AİHM'e göre ilgili yönetmelikle getirilen kısıtlamalardan kaynaklanan zarara uygun düşen bir tazminat ödenmesi başvurucuların hakları ile toplumun hakları arasında adil bir denge kurabilir. AİHM bununla birlikte somut olayda bilirkişi tarafından %40 oranında değer düşüklüğü tazminatı saptanmasına rağmen derece mahkemelerince bu oranın basit bir gerekçeyle %25 olarak kabul edildiğini belirtmiştir. Sonuç olarak tazminat miktarlarının belirlenme şeklinin söz konusu miktarın maruz kalınan zarar ile makul bir şekilde uygun olduğunu ifade etmesine imkân vermediği kanaatiyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır (Kutlu ve diğerleri/Türkiye,§§ 65-70).