Başvuru, kararın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, kararın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvurucu; bireysel başvuru konusu olayın geçtiği tarihte, P. Şirketi ile akdedilen 1/6/2016 tarihli iş güvenliği uzmanlığı sözleşmesine dayalı olarak şirkete ait Ankara'daki fabrikada kısmi süreli olarak iş güvenliği uzmanı ünvanıyla görev yapmaktadır. 4/3/2017 tarihinde, fabrikada çalışan A.E.nin yaralanmasıyla sonuçlanan iş kazası meydana gelmiştir. A.E.nin söz konusu kaza üzerine 14/3/2017 tarihinde kolluğa başvuruda bulunması üzerine Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) soruşturma başlatmıştır. A.E. kollukta alınan ifadesinde; fabrikada dokuz aydır çalıştığını, vasıfsız eleman olarak işe alındıktan iki ay sonra plazma operatörü olarak görevlendirildiğini, olay günü demir sacları plazma cihazına taşımak üzere mıknatıslı kaldıraca yüklediğini, sacları plazma cihazına yerleştirdiği sırada bu sacların mıknatıstan kurtularak ayaklarının üzerine düşmesi sonucu yaralandığını, bu kaldıracı kullanmak için eğitim almadığını, işten çıkarılma korkusuyla bu cihazı kullandığını, yetkisiz olduğu hâlde kendisini bu işte çalıştıran fabrika yetkilisinden şikâyetçi olduğunu söylemiştir. Fabrika ortağı olduğunu beyan eden T.K. kollukta şüpheli sıfatıyla alınan ifadesinde; A.E.nin yaklaşık dokuz ay önce fabrikaya vasıfsız işçi olarak girdiğini, gerekli görülen birimlerde yardımcı eleman olarak çalıştığını, personel yetersizliği nedeniyle olay tarihinde plazma operatörü olarak görev yaptığını, işyeri güvenliği, cihazların kullanımına dair eğitimleri başvurucunun verdiğini ve başvurucunun çalışanların eğitimi ve yetkinliğiyle ilgili gerekli takipleri yaptığını beyan etmiştir. Başvurucu kollukta şüpheli sıfatıyla alınan ifadesinde; A.E.nin kendisine imalat alanında yardımcı eleman olarak çalıştığını söylemesi nedeniyle A.E.ye bu faaliyet alanına dair 12 saat süreyle iş güvenliği eğitimi verdiğini söylemiştir. Eğitim sırasında kendisine görevi dışında çalışma yapmaması konusunda gerekli tebliğleri de yaptığını savunan başvurucu; A.E. olay günü çalışma alanı dışında faaliyet yürüttüğü için söz konusu kazanın meydana geldiğini, kazanın gerçekleştiği gün fabrikada olmadığını ve olayda kendisinin kusurunun bulunmadığını belirtmiştir. Başvurucu ayrıca, 15 ila 17 Ekim 2016 tarihleri arasında gerçekleşen iş güvenliği eğitimlerine dair eğitim belgesi ile iş güvenliği talimatlarına dair A.E.nin de imzalarının bulunduğu evrakı kolluğa ibraz etmiştir. A.E.nin yaralanmasına dair alınan 19/4/2017 tarihli Adli Tıp Kurumu raporunda; yaralanmanın kişinin yaşamını tehlikeye sokmadığı ancak basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olmadığı ve meydana gelen kemik kırığının yaşam fonksiyonlarını orta derecede etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Başsavcılık, iş kazasında kusur durumunun belirlenmesi amacıyla bilirkişi raporu alınmasına karar vermiş; bu doğrultuda iş müfettişi tarafından düzenlenen 4/5/2017 tarihli bilirkişi raporunda tarafların kollukta alınan ifadelerine, başvurucunun sunduğu evrakın içeriğine ve konuya ilişkin mevzuata değinildikten sonra şu tespitlere yer verilmiştir: i. Olayın işyerinde kullanılan mıknatıslı kaldırma aracını sadece bu ekipmanı kullanmak üzere görevlendirilen kişilerce kullanılmaması, A.E.ye bu aracın kullanılmasına dair yeterli bilgi ve eğitimin verilmemesi, işyerinde geniş anlamda doğmuş veya doğabilecek tehlikelerin öngörülmemesi, A.E.nin bu ekipmanı kullanmasının önlenmesi için etkin bir denetim mekanizmasının kurulmaması ile A.E.nin mıknatıslı vinçten malzeme düşme ihtimalini göz önünde bulundurmak suretiyle gerekli dikkat ve özeni göstererek çalışma yapması gerekirken dikkatsiz davranması, kullanma yetkisi olmayan bir aracı kullanarak kendi güvenliğini tehlikeye atması sebebiyle meydana geldiği belirtilmiştir. ii. Başvurucunun kolluk ifadesi dikkate alındığında A.E.nin olay günü görevi dışında çalışma yaptığını bildiği, iş güvenliği uzmanının görevinin işyerinde iş sağlığı ve güvenliği konusundaki eksiklik ve aksaklıkları, tedbir ve tavsiyeleri belirlemek ve bunları işyeri sahibine yazılı şekilde bildirmek olduğu, bu hususların onaylı defter adlı belgeye işlenmek suretiyle bildirildiği, dosya içeriğinde işyerinde bulunması gereken onaylı deftere dair bilgi bulunmadığından bu hususun onaylı deftere yazılmadığının kabul edildiği, dolayısıyla başvurucunun A.E.nin görevi dışında vinç kullandığını bilmesine rağmen bu durumu onaylı deftere yazıp işyeri sahibine tebliğ etmemek suretiyle kusurlu olduğu değerlendirilmiştir. iii. Sonuç olarak iş kazasına konu olayda işyeri sahibi T.K.nın aslî, başvurucu ve A.E.nin de tali kusurlu oldukları kanaatine ulaşılmıştır. Başsavcılık soruşturma sonucunda, A.E.nin iş kazası sonucu yaralandığı olayla ilgili olarak başvurucu ve işyeri sahibi T.K.nın 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca taksirle yaralama suçundan cezalandırılmaları amacıyla 20/6/2017 tarihinde iddianame düzenlemiştir. Anılan iddianamede, başvurucu ve T.K.nın 4/5/2017 tarihli bilirkişi raporundaki değerlendirmeler doğrultusunda gerçekleştirdikleri kusurlu eylemleri itibarıyla atılı suçu işledikleri sonucuna ulaşılmıştır. Ankara Batı Asliye Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) görülen yargılamanın ilk celsesinde A.E.nin davaya katılan sıfatıyla katılmasına ve olayla ilgili kusur durumunun belirlenmesi için dosyanın üç kişilik bilirkişi heyetine tevdi edilmesine karar verilmiştir. Anılan celsede beyanda bulunan katılan, başvurucu ve diğer sanık T.K. soruşturma evresinde verdikleri ifadeleri tekrar etmiştir. Katılan, önceki beyanına ek olarak kazaya sebebiyet veren işi fabrika müdürü F.B.nin talimatı üzerine yaptığını, fabrikanın işleri arttıkça kendi sorumluluğunda olmayan işleri de yapması konusunda kendisine talimat verildiğini söylemiştir. Bilirkişi heyeti tarafından Mahkemeye sunulan 20/12/2017 tarihli rapordaki değerlendirmeler şöyledir: i. 4/5/2017 tarihli bilirkişi raporunda değinilen olgulara ve değerlendirmelere yer verilmiştir. ii. Katılan A.E.nin 17/10/2016 tarihinde elli dört maddeden oluşan İş Sağlığı ve Güvenliği Talimatını okuyarak imzaladığı, bu belgenin çeşitli maddelerinde yetkili olduğu görev dışında iş yapmayacağına, kaldırma araçlarını operatörlük belgesi olmadığı sürece kullanmayacağına dair ibarelerin yer aldığı ifade edilmiştir. ii. Başvurucunun A.E.ye mevzuattan kaynaklanan eğitimleri yeterli sürede ve kapsamda verdiği, bu hususta eğitim sertifikası düzenleyip elli dört maddeden oluşan taahhütnameyi A.E.ye imzalatarak yapacağı işler konusunda alınacak önlemler ve karşılaşılacak riskler konusunda uyarıda bulunduğu belirtilmiştir. iii. Bununla birlikte, başvurucunun A.E.nin iş tanımı dışında çalışıp çalışmadığını kontrol etmediği ve konuyla ilgili işvereni uyarmadığı, yalnızca bu nedenle olayda tali kusurlu olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Başvurucu 20/12/2017 tarihli rapora karşı sunduğu itiraz dilekçesinde; kendisinin fabrikada tam zamanlı olarak çalışmadığını, iş sağlığı ve güvenliği hususunda denetime geldiği zamanlarda A.E.yi görevli olmadığı alanda çalışırken görmediği için bu hususta işverene uyarıda bulunma gereği duymadığını, denetimlerde tespit ettiği diğer aksaklıklarla ilgili gerekli bildirimlerde bulunduğunu ileri sürmüştür. Başvurucu dilekçe ekinde, olaydan önce fabrikada yaptığı risk değerlendirmesi üzerine düzenlenen 30/12/2016 tarihli belgeyi Mahkemeye sunmuştur. Anılan belgede yer alan tabloda, CNC plazma adlı cihazın yetkili personel haricinde kullanılmamasına, bu cihazı kullanacak olan personelin operatörlük belgesine sahip olması gerektiğine dair ikazların yer aldığı vurgulanmıştır. Yargılama sonucunda Mahkeme, başvurucu ile diğer sanık T.K.nın taksirle yaralama suçunu işlediklerinden bahisle mahkûmiyetlerine karar vermiştir. Gerekçeli kararda Mahkeme 20/12/2017 tarihli raporda yer verildiği şekilde başvurucunun söz konusu iş kazasının gerçekleşmesinde tali kusurlu olduğuna dair tespite dayalı olarak atılı suçu işlediği kanaatine varmıştır. Başvurucu ve sanık T.K. Mahkeme kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Bunun üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi (Daire) 25/9/2019 tarihinde duruşma hazırlığı işlemleri yapmıştır. Tensip tutanağında, incelemenin duruşma açılarak yapılmasına ve dosyanın iş güvenliği uzmanı üç kişiden oluşan bilirkişi heyetine tevdi edilerek yeniden rapor alınmasına karar verilmiştir. Bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen 4/11/2019 tarihli rapor celse arasında Daireye sunulmuştur. Anılan raporda yer verilen tespitler şöyledir:i. Fabrikada yapılan 17/11/2016 tarihli fabrika risk değerlendirmesinde; vinç kullanan personelin operatörlük belgesi bulunmamasından dolayı bilinçsiz kullanma sonucu yaralanma ve sakatlanmalar olduğunun, operatörlük belgesi olmayan personelin vinçleri kullanmamaları gerektiğinin, kazadan sonra 25/4/2017 tarihinde düzenlenen iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin tespit ve öneri defterinde ise operatörlük belgeleri bulunmayan personellerin vinçleri kesinlikle kullanmamaları gerektiğinin belirtildiği vurgulanmıştır. ii. İş güvenliği uzmanının işyerindeki yükümlülüklerini tam olarak yerine getirmediği, bu bağlamda;- İş Güvenliği Uzmanlarının Görev, Yetki, Sorumluluk ve Eğitimleri Hakkında Yönetmeliğinin maddesi uyarınca iş güvenliği uzmanının, görevlendirildiği işyerinde yapılan çalışmalara ilişkin tespit ve tavsiyeleri onaylı deftere yazması gerektiği ifade edilmiştir. - Başvurucunun işyerinde yapılan kontrollerde, risk değerlendirmesinde yer verilmiş olmakla operatör belgesi bulunmayan A.E.nin çalıştırılmaması gerektiği hususunda işveren tespit ve öneri defterine işlenerek zamanında işvereni uyarmadığı, A.E.ye verildiği belirtilen eğitimlerle ilgili ölçme ve değerlendirme yapmadığı, dosyada bu hususta herhangi bir belgeye rastlanılmadığı ifade edilmiştir. iii. Muhakeme sürecinde alınan ilk iki raporda yer verilen kusur oranlarının doğru şekilde belirlendiği, dolayısıyla dava konusu olayda başvurucunun üzerine düşen yükümlülükleri zamanında yeterince yerine getirmemiş olması nedeniyle tali kusurlu olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Başvurucunun, anılan rapora ilişkin ilk celse öncesi sunduğu itiraz dilekçesinde dile getirdiği hususlar ve dilekçesine eklediği belgeler söyledir: i. Rapordaki tespitin aksine A.E.ye aldığı eğitimlerle ilgili ölçme ve değerlendirmelerin yapıldığı belirtilmiş, A.E.nin katıldığı eğitime dair fotoğraf ve girdiği sınava dair -sınavda sorulan soruları içeren- imzasının da bulunduğu belgeler sunulmuştur. ii. İş Sağlığı ve Güvenliği Hizmetleri Yönetmeliğinde onaylı defterin işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanı tarafından yapılan tespit ve tavsiyelerle gerekli görülen diğer hususların yazıldığı belge olarak tanımlandığı, bu tanıma göre söz konusu defterin yapılan tespit sonrası tavsiye ve önerilerin yazıldığı bir belge olduğu, fabrikada kaza öncesi yapılan risk değerlendirmesi sonrası ortaya çıkan ve tespit edilen tehlikelerin -plazmanın yetkili personel harici kullanılmaması ve vinç operatörü haricinde vincin kullanılmaması hususlarının- bu değerlendirmeye dair tabloda belirtilerek işverenin yazılı olarak uyarıldığı belirtilmiştir. iii. Raporda A.E.nin uyarılmamasından kaynaklanan kusurun kime ait olduğunun anlaşılamadığını, bu kusurun işverenin işin başlangıcında uyarılması ise bu hususun zaten işverene tebliğ edilen risk değerlendirme tablosunda yer aldığını, ayrıca bu uyarının A.E.ye de eğitimle yapıldığını ileri sürmüştür. iv. Başvurucu tarafından risklerin tespit edildiği ancak bu risklerin fabrikadaki işçi durumu, alınan eğitimler, işçilerin yetki ve yetkinlikleri değerlendirildiğinde böyle bir kazanın ortaya çıkmayacağını değerlendirerek deftere yazmadığını, bu defterin düzenlenmesiyle çalışma sırasında yaşananlardan ders alınarak güvenliğin genişletilmesinin amaçlandığını ve olaydan sonra da bu hususun deftere kaydı yapılarak alınacak önlemlere eklendiğini dile getirmiş, bu nedenle yeniden bilirkişi raporu alınmasını talep etmiştir. Dairede yapılan yargılamanın 20/1/2020 tarihli ilk celsesinde başvurucu, fabrikada yarı zamanlı olarak çalıştığına, A.E.ye beyan ettiği çalışma alanına dair gerekli eğitimleri verdiğine dair aşamalardaki savunmalarını tekrar etmiş, buna ek olarak fabrikanın farklı bir yere taşınmasından sonra ve olay öncesinde fabrikada gerekli incelemeleri yapıp onaylı deftere işlediği 17/1/2017 ve 14/2/2017 tarihli kayıtlarda gerekli uyarılarda bulunduğunu, fabrikada yaptığı denetimlerde A.E.yi kendi iş kolunda çalışması ve söz konusu vinci kullanırken görmemesi nedeniyle deftere bu yönde bir uyarı yazmadığını savunmuştur. Yargılamanın 20/10/2020 tarihli celsesinde hazır bulunan katılan A.E. ifadesinde; işe başladıktan sonra işlerin artması nedeniyle fabrikanın başka bir yere taşındığını, yeni işyerinde plazma adı verilen lazerle sac kesim aleti alındığını, bunu kullanacak kişinin fazla maaş istediğini; o nedenle, bu işi yapabileceği düşüncesiyle işverenin bu işi kendisine verdiğini, bu işle ilgili eğitim almadığını, bu işi yapmaya başladıktan bir hafta sonra da kazanın meydana geldiğini, başvurucunun denetim için geldiği zaman kendisinin yanına gelmediğini ve bu işi yaparken görmediğini beyan etmiştir. Daire 1/12/2020 tarihli kararla, sanık T.K.nın istinaf kanun yolu başvurusunu süre yönünden reddetmiş, başvurucu yönünden ise Mahkeme kararının basit yargılama usulü yönünden dosyanın yeniden değerlendirilmesi için bozulmasına karar vermiştir. Bozma kararı üzerine Mahkemece yapılan yargılamanın 18/5/2021 tarihli celsesinde başvurucu, söz konusu işyeri ile arasındaki sözleşme gereği işçi sayısına göre ayda toplam 6 saat fabrikada çalışma yaptığını, bu süreçte çalışanlara iş sağlığı ve güvenliği hususunda eğitimler verip gerekli evrakı inceledikten sonra saha denetimleri yaptığını, bu denetimlerde katılan A.E.yi çalışırken görmediğini, Dairece yapılan yargılama sırasında katılanın da bu hususu doğruladığını, katılanın kaza konusu işte işverenin talimatıyla ve kendisinin haberi olmadan çalışmaya başladığını, denetim yaptığı sırada görmediği bu durumu onaylı deftere yazmasının da mümkün olmadığını, dolayısıyla katılanın bu işte çalıştığını bildiği ve buna karşın söz konusu durumu onaylı deftere işlemediği hususlarına dayalı olarak kendisine kusur atfeden raporların hatalı olduğunu ileri sürerek yeniden bilirkişi raporu alınmasını talep etmiştir. Başvurucunun talebi üzerine Başsavcılık da talep doğrultusunda yeniden bilirkişi raporu alınması yönünde mütalaa sunmuş ancak Mahkeme 3 farklı raporun birbiriyle uyumlu olduğu gerekçesiyle bu talebi reddetmiştir. Anılan celsede Mahkeme, başvurucunun atılı suçtan kesin olmak üzere 2240 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir. Gerekçeli kararda, muhakeme sürecinde alınan her üç raporda da başvurucunun dava konusu olay bakımından tali kusurlu olduğuna dair tespitlere dayanılmıştır. Başvurucu, nihai kararı kendisine tefhim edildiği 18/5/2021 tarihinde öğrendikten sonra 17/6/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Komisyon; gerekçeli karar hakkı dışındaki şikâyetlerin kabul edilemez olduğuna, gerekçeli karar hakkına ilişkin şikâyetin kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.