Başvuru, zilyetliğe dayalı olarak tasarrufta bulunulan taşınmazın Hazine adına tescil edilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, zilyetliğe dayalı olarak tasarrufta bulunulan taşınmazın Hazine adına tescil edilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 22/12/2016 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Birinci Bölüm İkinci Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:A. Başvurucuların Dayandıkları Tapu Kayıtları İstanbul'un Silivri ilçesi Çeltik köyünde bulunan 401 hektar 189 metrekare büyüklüğündeki Maa Koru Büyük ve Küçük Çeltik Çiftliği Ekim 1944 tarihli ve 41 sıra numaralı tapu kaydına göre İstanbul Vakıflar Başmüdürlüğü adına kayıtlıdır.B. Kadastro Çalışmaları ve Yargılama Süreci Çeltik köyünde 1999 yılında kadastro çalışmaları yapılmıştır. Bu çalışmalar sırasında yukarıda belirtilen tapu kaydı kapsamındaki yerlerden 817 metrekarelik bir kısım 3167 parsel numarası altında sınırlandırılarak 27/8/1999 tarihinde başvurucuların murisi Osman oğlu Mahmut Köseoğlu adına tespit edilmiştir. Kadastro Tutanağı'nda 30/1/1942 tarihli ve 4183 sayılı Çeltikçi Çiftliğinin Satılmasına ve İlk Satış Bedellerinden Kalan Alacağın Terkinine Dair Kanun ile 84 aile reisine 000 TL (eski TL ile) bedeli karşılığında satıldığı ve yapılan ifraz sonucu anılan taşınmazın başvurucuların murisine isabet ettiği belirtilmiştir. Sonuç olarak adı geçen kişinin çekişmesiz ve aralıksız olarak malik sıfatıyla zilyetliğini devam ettirdiği, taşınmazın da orman olmadığı gerekçesiyle tespitin yapıldığı açıklanmıştır. Mahmut Köseoğlu mirasçıları aleyhine 26/10/1999 tarihinde Hazine tarafından Silivri Kadastro Mahkemesinde kadastro tespitine itiraz davası açılmıştır. Silivri Kadastro Mahkemesince 17/6/2002 tarihli karar ile Çeltik köyü 3167 parsel sayılı taşınmazın 1999 yılındaki kadastro tespitinde Mahmut Köseoğlu adına tespit edildiği belirtilmiştir. Çeltik köyünde 1975 yılında yapılan kadastro tespitinde tescil dışı bırakılan taşınmazın 1999 yılında yapılan ikinci kadastro sırasında başvurucuların murisi adına tespitinin yapıldığı, 3167 parselin bir yönden ormana bitişik olduğu, 8/2/1937 tarihli ve 3116 sayılı Orman Kanunu'na göre düzenlenen 954 tarihli 11 numaralı orman tapusunun içinde kaldığı ifade edilmiştir. Anılan kararın gerekçesinde ayrıca Çeltik köyüne ait 1944 tarihli ve 41 numaralı tapunun taşınmazı da kapsadığı belirtilerek tespit yapılmış ise de bu tapunun 1975 yılında tespit edilen köylülere ait tüm taşınmazları kapsamış olduğu, o tarihte köylülerin Vakıflar İdaresinden köyün ve arazilerinin bulunduğu yeri satın almış olduğu, dava konusu taşınmazın ise orman tapusunun içinde kaldığı vurgulanmıştır. Sonuç olarak kadastro tespitinin iptali ile taşınmazın Hazine adına tapuya tesciline karar verilmiştir. Kesinleşen karar gereği 3167 parsel sayılı taşınmaz 9/7/2004 tarihinde orman vasfıyla Hazine adına tescil edilmiştir. Tazminat Davası Süreci Başvurucular 20/9/2013 tarihinde Hazine aleyhine Silivri Asliye Hukuk Mahkemesinde tazminat davası açmışlardır. Dava dilekçesinde Ekim 1944 tarihli ve 41 numaralı tapu kaydının 3167 parsel sayılı taşınmazı kapsadığını ve atalarından bu yana hem tapulu malları olan hem de zilyedi bulundukları taşınmazın murisleri adına tespit görmüş olduğu hâlde orman olarak Hazine adına tescil edildiğini belirtmişlerdir. Başvurucular, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 000 TL tazminat talebinde bulunmuşlardır. Mahkeme 13/3/2014 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde; başvurucuların geçerli tapularının bulunmadığı, tapu almaya matuf kadastro tespitinin Silivri Kadastro Mahkemesinin 17/6/2002 tarihli kararı ile iptal edilerek taşınmazın orman vasfıyla Hazine adına tesciline karar verildiği ifade edilmiştir. Mahkeme ayrıca başvurucuların dayandığı tapu kaydının harita ve krokisinin bulunmadığını, hudutları itibarıyla bütün köyü kapsadığını, gitti kaydı itibarıyla silsilesinin düzgün olmadığını, kadastro tespitini itiraz davasında da davalı tarafın dayanağı olmaktan çıktığını ve orman vasıflı arazi bakımından devletin kusursuz sorumluluğundan söz edilemeyeceğini vurgulamıştır. Temyiz edilen karar, Yargıtay Hukuk Dairesinin 6/6/2016 tarihli kararıyla onanmıştır. Onama kararında kadastro tespitine itiraz davası ile tapu kaydı oluşmadan kadastro tespitinin iptaline karar verildiği, ayrıca tazminat isteğine dayanak yapılan parselin kadastro tespitine esas alınan Ekim 1944 tarihli ve 41 sıra numaralı tapu kaydının malikinin İstanbul Vakıflar Başmüdürlüğü olduğu belirtilmiştir. Ayrıca tazminat isteğine dayanak yapılan taşınmaz yönünden başvurucular ya da murisleri adına oluşmuş bir tapu kaydı veya tapu sicili bulunmadığından tapu sicilinin tutulmasından kaynaklanan zararın söz konusu olamayacağı vurgulanmıştır. Başvurucuların karar düzeltme talepleri aynı Dairenin 3/11/2016 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Nihai karar, başvurucular vekiline 23/11/2016 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucular 22/12/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk 4183 sayılı Kanun'un maddesi şöyledir:"Vakıflar Umum Müdürlüğünce göçmenlere taksitle satılmış ve birinci taksit olan on bin liradan bakiye kalan borç için icraca bilmüzayede Umum Müdürlüğe ihale edilmiş olan Silivri'deki Çeltikçi çiftliğinin ilk taksit ve ihale bedellerinin mahsubundan sonra geri kalan alcak ile bütün faiz ve masraflarının kaydı terkin edilmiştir." 4183 sayılı Kanun'un maddesi şöyledir:"Yukarıdaki maddede yazılı çiftliği ikinci fıkrada gösterilen tediye usul ile kırk bin lira bedel mukabilinde ve diğer tesbit edilen şartlar dairesinde arttırmaya konulmaksızın yapılan mukavele mucibince içindeki köylülere satmağa Vakıflar Umum Müdürlüğü mezundur.Bu bedele mahsuben alınan beş bin lira birinci taksit sayılarak kalan otuz beş bin lira ilk taksiti 1 ikinciteşrin 1942 tarihinde başlamak üzere on dört senede ve on dört müsavi taksitte alınır." 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanunu'nun maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:"Bu yerler dışında orman sınırlarında hiçbir suretle daraltma yapılamaz. " 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun maddesi şöyledir: “Taşınmaz mülkiyetinin kazanılması, tescille olur.Miras, mahkeme kararı, cebrî icra, işgal, kamulaştırma hâlleri ile kanunda öngörülen diğer hâllerde, mülkiyet tescilden önce kazanılır. Ancak, bu hâllerde malikin tasarruf işlemleri yapabilmesi, mülkiyetin tapu kütüğüne tescil edilmiş olmasına bağlıdır." 4721 sayılı Kanun'un maddesi şöyledir:"Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur.Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu eder. Devletin sorumluluğuna ilişkin davalar, tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görülür. "B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün maddesi şöyledir:"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) mülkiyet hakkına ilişkin olarak Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün maddesinin mülkiyeti elde etme hakkını koruma altına almadığını kabul etmektedir (Slivenko ve diğerleri/Letonya [BD] (k.k.), B. No: 48321/99, 23/1/2002, § 121; Fener Rum Erkek Lisesi Vakfı/Türkiye, B. No: 34478/97, 9/1/2007, § 52). AİHM, mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasının ancak müdahalenin Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün maddesinin anlamı kapsamında bir mülk ile ilişkili olması durumunda ileri sürülebileceğini belirtmektedir. Buna göre alacak haklarını da içeren mevcut mülk veya mal varlığı yanında mülkiyet hakkının elde edilebileceği yönündeki en azından bir meşru beklenti de mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilebilir (Kopecký/Slovakya [BD], B. No: 44912/98, 28/9/2004, § 35; Lihtenştayn Prensi Hans-Adam II/Almanya [BD], B. No: 42527/98, 12/7/2001, § 83; meşru beklenti kavramının ilk defa geliştirildiği kararlar için bkz. Pine Valley Developments Ltd ve diğerleri/İrlanda, B. No: 12742/87, 29/11/1991, § 51; Stretch/Birleşik Krallık, B. No: 44277/98, 24/6/2003, § 32; Pressos Companía Naviera S.A. ve diğerleri/Belçika, B. No: 17849/91, 20/11/1995, § 31). Bununla birlikte AİHM içtihatlarına göre temelsiz bir hak kazanma beklentisi veya sadece ulusal hukukta mülkiyet hakkı kapsamında savunulabilir bir iddianın varlığı meşru beklentinin kabulü için yeterli değildir (Kopecký/Slovakya, § 35; Gratzinger ve Gratzingerova/Çek Cumhuriyeti [BD] (k.k.),B. No: 39794/98, 10/7/2002, § 69). İç hukukun ne şekilde yorumlanacağına ve uygulanacağına dair bir uyuşmazlık olduğunda ve bu bağlamda başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların ulusal mahkemelerce kesin olarak reddedildiği durumlarda meşru bir beklentinin bulunduğu sonucuna varılamaz (Kopecký/Slovakya, §§ 50, 52; Jantner/Slovakya, B. No: 39050/97, 4/3/2003, §§ 29-33). AİHM içtihatlarında sıklıkla -her ne kadar anlaşılabilir olsa da- basit beklenti ile daha somut nitelikte olması, hukuki bir düzenlemeye ya da iç hukukta yerleşik ve istikrarlı bir yargı kararına dayanması gereken meşru beklenti arasındaki fark vurgulanmaktadır (Kopecký/Slovakya, § 52; Bozcaada Kimisis Teodoku Rum Ortodoks Kilisesi Vakfi/Türkiye (k.k.), B. No: 22522/03, 9/12/2008). Kazandırıcı zamanaşımı yoluyla mülk edinilmesi bakımından AİHM, mülkiyet hakkının kapsamını belirlerken iç hukuktaki düzenlemeler ile yargısal uygulamaları gözeterek sonuca varmaktadır. Buna göre mera, orman gibi alanların kazandırıcı zamanaşımı yoluyla kazanılamayacağına dair Türk hukukundaki düzenlemeler nedeniyle başvurucuların bu taşınmazların mülkiyetini elde etmelerini sağlayabilecek bir meşru beklentilerinin doğmasının mümkün bulunmadığı kabul edilmiştir (Sarısoy ve diğerleri/Türkiye (k.k.), B. No: 21303/07, 14/10/2014, § 35; Kadir Gündüz/Türkiye (k.k.), B. No: 50253/99, 18/10/2007; Nane ve diğerleri/Türkiye, B. No: 41192/04, 24/11/2009, §§ 25-28; Bölükbaş ve diğerleri/Türkiye, B. No: 29799/02, 9/2/2010, § 26; Usta/Türkiye (k.k.), B. No: 32212/11, 27/11/2012, § 44).