Başvurucu, yargılandığı ceza davasında kesin ve inandırıcı delil olmamasına rağmen cezalandırılması, Yargıtaydaki yargılamanın duruşmasız olarak yapılması, talimatla ifadesi alınan bir tanığa soru soramaması ve savunmasını ana dili olan Kürtçe yapma talebinin reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 36. maddesinde koruma altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
Başvurucu, yargılandığı ceza davasında kesin ve inandırıcı delil olmamasına rağmen cezalandırılması, Yargıtaydaki yargılamanın duruşmasız olarak yapılması, talimatla ifadesi alınan bir tanığa soru soramaması ve savunmasını ana dili olan Kürtçe yapma talebinin reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın maddesinde koruma altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir. Başvuru, 16/1/2013 tarihinde İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 7/4/2014 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 12/6/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru konusu olay ve olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Adalet Bakanlığının 13/8/2014 tarihli görüş yazısı 29/8/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş, başvurucu, görüşünü 10/9/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur. A. Olaylar Başvuru formu ve ekleri ile Bakanlık görüşünde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 23/2/2009 tarihli iddianame ile başvurucu hakkında silahlı terör örgütüne üye olma, tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma, mala zarar verme ve korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda silahla ateş etme suçlarını işlediği iddiasıyla İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açmıştır. Başvurucu, savunmasını Kürtçe yapmak istediğini 24/6/2011 tarihinde İlk Derece Mahkemesine iletmiş ve Mahkeme de aynı tarihte talebi reddetmiştir. Mahkemenin ret gerekçesi aynen şöyledir:"Sanık Ali İlhan Bayar'ın savunmasını ana dili olan Kürtçe dilinde yapmak ve Kürtçe dilinde yapacağı savunmasının Türkçe diline çevrilmesi için duruşmada Kürtçe dilini bilen bir tercüman bulundurulması talep etmiş ise de, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bir organı olan ve başvuruların ön şartları taşıyıp taşımadığını inceleyen Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'nun Application No:10210/82, K.v France Kararı, 1983 tarihli kararında "Fransa vatandaşı olan azınlık mensubunun Fransa'da doğduğu ve okula gittiği için AİHS'nin 6/3-e maddesindeki ücretsiz tercüman isteme hakkı kapsamında değerlendirilemiyeceği çünkü AHİS'nin 6/3-e maddesi sanığın ülkenin ana dilini bilmediği yani anlıyamadığı veya kendini ifade edemediği durumlardan biri söz konusu olur ise tercüman atanmasını öngördüğü, sanık o ülkede doğduğu, yaşadığı ve okula gittiği için o ülkenin resmi dilini anladığı ve kendini ifade ettiği kabul edilmektedir " şeklindeki kararı göz önüne alınarak,Ayrıca sanığın Türkiye'de doğup çeşitli kurumlarda eğitim aldığı ve yine sanığın yargılamanın bu güne gelene kadarki aşamalarında Türkçe dilini konuştuğu ve soruşturma aşamasında da ifadelerini Türkçe olarak verdiği, dolayısıyla bugün Kürtçe dilinde savunma yapmak ve bu savunmasının Türkçe diline çevrilmesi için duruşmada tercüman bulundurulması talebinin hukuki bir ihtiyaca dayanmayıp, hukuki olmayan bazı gerekçelerle istendiği, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 3/ maddesinde "Dili Türkçedir" hükmü getirilerek Türkiye Cumhuriyeti Devletinin resmi dilinin Türkçe olduğunun belirtildiği, bu hükmün dışında Ceza Mahkemesi Kanununda ayrıca duruşmada Türkçe dilinde savunma yapılması gerektiğinin açıkça belirtilmediği, ancak CMK'nun 202/ maddesinde "sanık veya mağdur, meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bilmiyorsa; mahkeme tarafından atanan tercüman aracılığıyla duruşmadaki iddia ve savunmaya ilişkin esaslı noktalar tercüme edilir" hükmünün getirilerek sanık veya mağdura ancak meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bilmiyorsa kendilerine tercüman atanacağının belirtildiği, dolayısıyla sanığın soruşturma aşamasında ifadelerini Türkçe dilinde verdiği, yine sanığın duruşmanın başında Türkçe konuşmak suretiyle Kürtçe savunma yapmak istediğini belirterek tercüman talebinde bulunduğu, Yukarıda belirtilen yasal mevzuat çerçevesinde Türkiye Cumhuriyetindeki tüm mahkemelerde Türkçe dilini bilen herkesin etnik kökenine ya da hangi ülke vatandaşı olduğuna bakılmaksızın Türkçe dilinde savunma yapmasının zorunluluk olduğu, Türkçe bilen bir kişinin Türkçe dili dışında sadece Kürtçe değil yabancı hiçbir dilde (örneğin İngilizce yada Almanca dilinde ) savunma yapmasının mümkün olmadığı, bu konunun hakimlerin taktirinde olan bir husus olmayıp bir zorunluluk olduğu, bu konuyla ilgili Türk yargı pratiğine bakıldığında, mahkememizde ve birçok diğer mahkemede Türkçe dilini bilmeyen sanık, mağdur yada tanığın konuşabildiği hangi dil olursa olsun bu dili bilen tercümanın duruşmada bulundurulmak suretiyle Kürtçe yada başka dilde (örneğin İngilizce yada Almanca dilinde) beyanlarının ya da savunmasının tespit edildiğinin bilindiği,Bunun dışında sadece sanığın Kürtçe dilinde yapmak istediği savunmasının Türkçe diline çevrilmesi için duruşmada tercüman bulundurulması talebinin reddi ile yetinilip, sanığın Kürtçe dilinde savunma yapmasına izin verilmesi halinde ise, Mahkeme heyetinin Kürtçe dilini bilmemesi nedeniyle tercüme ettirilmeksizin bu savunmanın duruşma tutanağına yazdırılması fiilen mümkün olmayacağından, sadece tercüman talebinin reddedilmesinin mantıklı ve yasal hiçbir dayanağının bulunmayacağı anlaşıldığından, Sanığın savunmasını ana dili olan Kürtçe dilinde yapmak ve Kürtçe dilinde yapacağı bu savunmasının Türkçe diline çevrilmesi için duruşmada Kürtçe dilini bilen bir tercüman bulundurulması talebinin REDDİNE oy birliği ile karar verilip açık duruşmaya devam olundu.” İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 23/12/2011 tarihli kararıyla başvurucuyu, tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma suçundan iki kez 5 yıl hapis ve 140 TL adli para cezası; mala zarar verme suçundan 6 ay hapis cezası; korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda silahla ateş etme suçundan 1 yıl 6 ay hapis cezası ve silahlı terör örgütüne üye olma suçundan ise 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Başvurucunun temyizi üzerine, Yargıtay Ceza Dairesinin 3/10/2012 tarihli kararıyla, “tayin olunan cezaların süresi itibariyle şartları oluşmadığından duruşma isteminin reddine” karar verilmiş; İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin kararının korku kaygı veya panik yaratabilecek tarzda silahla ateş etme (patlayıcı madde atma) ve mala zarar verme suçları yönünden bozulmuş; silahlı terör örgütü üyesi olma, tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma suçları yönünden onanmıştır. Onanan hükümler yönünden karar aynı tarihte kesinleşmiştir. Başvurucu, onama kararından 17/12/2012 tarihinde haberdar olduğunu belirtmektedir. Bakanlık bu konuda bir itirazda bulunmamıştır. Bireysel başvuru 16/1/2013 tarihinde yapılmıştır.B. İlgili Hukuk 4/12/2014 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun “Tercüman bulundurulacak hâller” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“(1) Sanık veya mağdur, meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bilmiyorsa; mahkeme tarafından atanan tercüman aracılığıyla duruşmadaki iddia ve savunmaya ilişkin esaslı noktalar tercüme edilir.(2) Engelli olan sanığa veya mağdura, duruşmadaki iddia ve savunmaya ilişkin esaslı noktalar, anlayabilecekleri biçimde anlatılır. (3) Birinci ve ikinci fıkra hükümleri, soruşturma evresinde dinlenen şüpheli, mağdur veya tanıklar hakkında da uygulanır. Bu evrede tercüman, hâkim veya Cumhuriyet savcısı tarafından atanır.(4) (Ek fıkra: 24/01/2013-6411 S.K./ mad) Ayrıca sanık;a) İddianamenin okunması,b) Esas hakkındaki mütalaanın verilmesi,üzerine sözlü savunmasını, kendisini daha iyi ifade edebileceğini beyan ettiği başka bir dilde yapabilir. Bu durumda tercüme hizmetleri, beşinci fıkra uyarınca oluşturulan listeden, sanığın seçeceği tercüman tarafından yerine getirilir. Bu tercümanın giderleri Devlet Hazinesince karşılanmaz. Bu imkân, yargılamanın sürüncemede bırakılması amacına yönelik olarak kötüye kullanılamaz.(5) (Ek fıkra: 24/01/2013-6411 S.K./ mad) Tercümanlar, il adlî yargı adalet komisyonlarınca her yıl düzenlenen listede yer alan kişiler arasından seçilirler. Cumhuriyet savcıları ve hâkimler yalnız bulundukları il bakımından oluşturulmuş listelerden değil, diğer illerde oluşturulmuş listelerden de tercüman seçebilirler. Bu listelerin düzenlenmesine ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir.” 23/3/2005 tarih ve 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir: “(1) Bölge adliye mahkemelerinin, 2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmi Gazetede ilan edilecek göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 322 nci maddesinin dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraları hariç olmak üzere, 305 ila 326 ncı maddeleri uygulanır.(Ek cümle: 06/12/2006 - 5560 S.K.md) Yargıtay ceza daireleri ile Ceza Genel Kurulu kararlarındaki yazıma ilişkin maddi hataların düzeltilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, ilgili ceza dairesi veya Ceza Genel Kuruluna başvurabilir.” 4/4/1929 tarih ve 1412 sayılı Ceza Muhakemesi Usul Kanunu'nun “Ağır ceza hükümlerinin tetkikinde duruşma” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“Ağır cezaya müteallik hükümlerde Yargıtay tetkikatını sanığın temyiz dilekçesindeki talebi üzerine veya dilerse resen duruşma icrası suretile yapar. Duruşma gününden sanığa veya talebi üzerine müdafiine haber verilir. Sanık duruşmada hazır olabileceği gibi kendisini vekâletnameyi haiz bir müdafi ile de temsil ettirebilir. Sanık tutuklu ise bizzat ispatı vücut etmek talebinde bulunamaz.”