Başvurucu, hakkında kesinleşen mahkûmiyet kararına ilişkin olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) başvurduğunu, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası ile (3) numaralı fıkrasının (c) bendinin ihlal edildiğine karar verilmesi üzerine 19/7/2010 tarihinde yargılamanın yenilenmesi yoluna başvurduğunu, Mahkemece yeniden yargılama yapılarak verilen kararın Yargıtay tarafından 9/7/2014 tarihinde onandığını, hukuka aykırı delillere dayalı olarak gerekçe
Başvurucu, hakkında kesinleşen mahkûmiyet kararına ilişkin olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) başvurduğunu, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) maddesinin (1) numaralı fıkrası ile (3) numaralı fıkrasının (c) bendinin ihlal edildiğine karar verilmesi üzerine 19/7/2010 tarihinde yargılamanın yenilenmesi yoluna başvurduğunu, Mahkemece yeniden yargılama yapılarak verilen kararın Yargıtay tarafından 9/7/2014 tarihinde onandığını, hukuka aykırı delillere dayalı olarak gerekçesiz şekilde karar verildiğini, yargılamanın yenilenmesi davasında makul sürede yargılama yapılmadığını belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş, yeniden yargılama yapılmasını ve tazminata hükmedilmesini talep etmiştir. Başvuru, 15/8/2014 tarihinde İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 23/10/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir: İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında şüpheli E.A yakalanmış, anılan şüphelinin, başvurucunun TKEP/L örgütünün merkez komite üyesi olduğunu belirtmesi ve 30/4/1996 tarihinde kendisiyle birlikte Yenimahalle tren istasyonunda örgütsel buluşması olduğunu ifade etmesi üzerine, başvurucu anılan tarihte üzerinde sahte nüfus cüzdanı ve sürücü belgesi ile yakalanarak gözaltına alınmış, 14/5/1996 tarihinde tutuklanmıştır. Başvurucu ve diğer on sanık hakkında, İstanbul DGM Cumhuriyet Başsavcılığının 12/8/1996 tarih ve E.1996/978 sayılı iddianamesi ile "anayasal düzeni zorla değiştirmeye teşebbüs etmek" suçunu işledikleri iddiasıyla kamu davası açılmıştır. İstanbul 2 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesince yapılan yargılamada, 8/10/1999 tarihli duruşmada, başvurucu ve müdafi, başvurucunun örgüt üyesi olduğunu, ancak örgütü sevk ve idare ettiğine dair delil bulunmadığını, örgüt üyeliğinden ceza verilmesi yönündeki savcılık mütalaasına katıldıklarını bildirmişlerdir. Mahkeme, 12/11/1999 tarih ve E.1996/346, K.1999/450 sayılı kararı ile başvurucunun mahkûmiyetine karar vermiştir. Temyiz üzerine karar, Yargıtay Ceza Dairesinin 26/3/2001 tarih ve E.2000/2551, K.2001/891 sayılı ilâmıyla bozulmuştur. Bozma ilâmına uyularak yapılan yargılamada İstanbul 2 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesi, 6/5/2003 tarih ve E.2001/145, K.2003/106 sayılı kararı ile başvurucunun yasa dışı TKEP/L terör örgütünün üyesi olduğu, 1992-1995 yılları arasında örgütün kongrelerine katıldığı ve bu örgütün merkez komite üyeliğine seçildiği, 30/4/1996 tarihinde yakalandığında da örgütün merkez komite üyesi olduğu, başka dosya sanıklarının dava dosyası içine alınan beyanlarına göre de sanıklar tarafından gerçekleştirilen fiillerde başvurucunun örgütün merkez komite üyesi olarak hareket ettiği gerekçesiyle müebbet ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Temyiz üzerine karar, Yargıtay Ceza Dairesinin 1/12/2003 tarih ve E.2003/1915, K.2003/2142 sayılı ilâmıyla onanmıştır. Başvurucu, yargılama süresinin makul süreyi aştığını, gözaltında tutulduğu sırada avukat yardımından faydalandırılmadığını, diğer sanıkların işkence ile elde edilen tanıklıklarına dayalı olarak mahkûmiyet kararı verildiğini, yasadışı yollarla elde edilen delillere dayalı hüküm kurulduğunu ve masumiyet karinesinin göz ardı edildiğini ileri sürerek, Sözleşme'nin ve maddelerinin ihlal edildiği iddiasıyla AİHM’e başvuruda bulunmuştur. AİHM, 13/10/2009 tarih ve 16486/04 sayılı kararı ile başvurucunun İstanbul 2 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde örgüt üyesi olduğunu kabul ettiğini, ancak suçlamaları reddettiğini, Mahkemece, bulunan silahlar, sanık tespiti hakkında yürütülen kovuşturmalar, kişi teşhis tutanakları, yüzleştirme tutanakları, bilirkişi raporları ve diğer sanıkların beyanları ışığında değerlendirilme yapıldığını belirtmiş, başvurucunun ihlal iddialarını inceleyerek, yargılama süresinin makul olduğunu ve bu konuda aynı dava dosyasına ilişkin olarak daha önce verilen kararlardaki gerekçelerin geçerli olduğunu, başvurucunun gözaltında bulunduğu sırada avukat yardımından faydalandırılmadığını, başvurucunun polise verdiği ifadesinin mahkûmiyetinde kullanılması nedeniyle avukata erişim hakkına getirilen kısıtlamalardan bizzat etkilendiğinin açık olduğunu, ancak gözaltında tutulduğu sırada avukata erişememesinin daha sonraki yargılama üzerinde etkisinin olup olmadığının ilgili Mahkemece değerlendirilmesi gerektiğini, başvurucunun yargılama süresince delillere itiraz etme fırsatı bulduğu anlaşılmışsa da gözaltında tutulduğu sırada avukat desteği alamamasının savunma hakkını telafi edilemeyecek şekilde olumsuz etkilediğini, başvurucunun beş suç ortağının verdikleri ifadelerin kanıt olarak kullanıldığını, ancak beş suç ortağının gözaltı sırasında kötü muamele gördüklerini, bu konu ile ilgili olarak başvurucunun beş suç ortağının gözaltı sırasında Sözleşme’nin maddesine aykırı muamele gördüklerini, bu nedenle anılan maddede belirtilen haklarının ihlal edildiğinin Dağdelen ve Diğerleri/Türkiye kararında ortaya konulduğunu, başvurucu ile diğer şüphelilerin gözaltına alınmalarından sonra sorumlu polisler hakkında açılan ceza davasının zamanaşımından düştüğünü, dolayısıyla başvurucunun gerçekten zorlayıcı şartlar altında suçlanıp suçlanmadığının aydınlatılamadığını, ayrıca DGM tarafından verilen kararda, başvurucunun suç ortaklarına yapılan kötü muamele nedeniyle polis memurları hakkında Ağır Ceza Mahkemesine açılan davanın değerlendirilmediğini, DGM önünde yapılan yargılamanın hakkaniyetten yoksun olduğunu belirterek, Sözleşme'nin maddesinin (1) numaralı fıkrası ile bağlantılı olarak (3) numaralı fıkrasının (c) bendinin ihlal edildiğine karar vermiştir. Başvurucu dışında diğer sanıklar E.A. için ise E.Ç. ve S.Ö.'nün, Sözleşme'nin ve maddelerinin ihlal edildiği iddialarıyla başvuruları üzerine AİHM, 25/11/2008 ve 2/12/2008 tarihli kararları ile Sözleşme'nin maddesinin (1) numaralı fıkrası ile (3) numaralı fıkrasının (c) bendinin ihlal edildiğine karar vermiştir. Sanık E.Ç. 1/7/2009 tarihinde, sanık S.Ö. 20/11/2009 tarihinde ve sanık E.A. 25/2/2010 tarihinde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine başvurarak, AİHM kararları doğrultusunda yargılamanın yenilenmesine karar verilmesini talep etmişler, bu talepler kabul edilerek Mahkemenin E.2009/264 sayılı dava dosyasında yeniden yargılamaya başlanmıştır. Başvurucu, 19/7/2010 tarihinde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine başvurarak, AİHM kararı doğrultusunda yargılamanın yenilenmesine ve hükmün infazının ertelenmesine karar verilmesini talep etmiş, bu talep kabul edilerek Mahkemenin E.2010/306 sayılı dava dosyasında yeniden yargılamaya başlanmıştır. Mahkeme, 1/2/2011 tarih ve E.2010/306, K.2011/13 sayılı kararı ile Mahkemenin E.2011/306 sayılı dava dosyası ile E.2010/264 sayılı dava dosyası arasında hukuki ve fiili irtibat bulunduğu gerekçesiyle birleştirilmelerine, yargılamaya E.2010/264 sayılı dava dosyası üzerinden devam edilmesine karar vermiştir. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, duruşmalı olarak yaptığı yeniden yargılama sonunda, 14/5/2013 tarih ve E.2009/264, K.2013/119 sayılı kararıyla AİHM kararı doğrultusunda, başvurucu ve diğer sanıkların kolluk aşamasında alınan beyanlarının delil olarak değerlendirilmediğini belirterek, dosyada bulunan eylem evrakları, arama ve yakalama tutanakları, arama sonucunda ele geçirilen silahlar ve patlayıcı maddeler, sahte kimlikler ve örgütsel dokümanlar, ekspertiz raporları, mağdur beyanları ve teşhis tutanakları ile doğrulanan fiiller dikkate alınarak, başvurucu ile diğer sanıkların, kolluk beyanları dışındaki diğer delillerle cezalandırılmalarının mümkün ve zorunlu olduğu gerekçesiyle yargılamanın yenilenmesine konu edilen 6/5/2003 tarihli hükmün onaylanmasına karar vermiştir. Temyiz üzerine, Yargıtay Ceza Dairesi, duruşmalı yapılan temyiz incelemesi sonunda, 30/6/2014 tarih ve E.2014/4421, K.2014/7953 sayılı ilâmıyla, AİHM'in kararlarında gösterilen ve Sözleşme'nin ve maddeleri kapsamında kalan ihlal nedenleri de nazara alınarak yapılan yargılamaya ve toplanan delillere göre, hükümlülerin suçunun sübutu kabul, olay niteliğine ve kovuşturma sonuçlarına uygun şekilde vasfı tayin edilmiş, savunmaları inandırıcı şekilde reddedilmiş ve incelenen dosyaya göre verilen hükümde bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan hükmün onanmasına karar verilmiştir. Karar, başvurucuya 12/8/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu, 15/8/2014 tarihinde yapılan bireysel başvuruda bulunmuştur.B. İlgili Hukuk 1/3/1026 tarih ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu’nun “Devlet Kuvvetleri Aleyhinde Cürümler” başlıklı maddesinin birinci fıkrası şöyledir: “Türkiye Cumhuriyeti Teşkilatı Esasiye Kanununun tamamını veya bir kısmını tağyir ve tebdil veya ilgaya ve bu kanun ile teşekkül etmiş olan Büyük Millet Meclisini iskata veya vazifesini yapmaktan men'e cebren teşebbüs edenler, ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına mahkum olur.” Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı maddesinin (3) numaralı fıkrasının (c) bendi şöyledir: “ Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir.… Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir:…c) Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafinin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddî olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek; …”