(Kapatılan)17. Hukuk Dairesi 2012/3209 E. , 2012/9240 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü: -K A R A R- Davacı vekili müvekkiline ait, davalıya kasko sigorta sözleşmesi ile sigortalı aracın tek taraflı kaza sonucu hasarlandığını belirtip dava
**(Kapatılan)17. Hukuk Dairesi 2012/3209 E. , 2012/9240 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü: -K A R A R- Davacı vekili müvekkiline ait, davalıya kasko sigorta sözleşmesi ile sigortalı aracın tek taraflı kaza sonucu hasarlandığını belirtip davalının hasar bedelini kaza sırasında araç sürücüsünün alkollü olduğu iddiasıyla ödemediğini bildirerek, hasar tazminatının tahsili amacıyla yapılan icra takibine vaki itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesi istemiştir. Davalı sigorta şirketi vekili kazanın münhasıran alkol etkisi nedeniyle gerçekleştiğini belirtip hasar miktarına ve icra inkar tazminatı istemine itiraz ederek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece toplanan delillere ve tüm dosya kapsamına göre dava konusu trafik kazasının münhasıran alkol etkisiyle meydana geldiği bildirilerek davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava kasko sigorta sözleşmesine dayalı tazminat isteminden kaynaklanan itirazın iptali istemine ilişkindir. 2918 sayılı KTK'nun 48. maddesinde; alkollü içki alması nedeniyle güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmelerinin yasak olduğu ifade edilmiştir. Karayolları Trafik Yönetmeliğinin "Uyuşturucu ve Keyif Verici Maddeler ile İçkilerin Etkisinde Araç Sürme Yasağı" başlıklı 97/1. maddesinde; alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli sürme yeteneğini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmelerinin yasak olduğu açıklandıktan sonra, bu konu ile ilgili olan "b-2" bendinde; alkollü içki almış olarak araç kullandığı tesbit edilen diğer araç sürücülerinden kandaki alkol miktarı 0.50 promil üstünde olanların araç kullanamayacakları belirtilmiştir. Öte yandan, Kasko sigortası Genel Şartlarının B.5.5 maddesinde; Ayrıca Kara Taşıtları Kasko Sigortası Genel Şartlarının A.5.5. Maddesinde, taşıtın Karayolları Trafik Kanunu uyarınca yasaklanan miktardan fazla içki almış kişiler tarafından kullanılması sırasında meydana gelen zararların, kasko poliçe teminatı dışında olduğu belirtilmiştir. Bununla birlikte, Kasko Sigortası Genel Şartlarının A.5.5 maddesinin dayanağını teşkil eden KTK'nun 48. maddesinin yasaklamayı düzenleyen ilk fıkrasında, alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli araç sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmeleri yasaklanmış olup, aynı maddenin 2. fıkrasındaki yönetmelik düzenlenmesine olanak tanıyan hükümde, yasaklama yetkisi yönetmeliğe bırakılmış olmadığından, Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 97. maddesinde, yukarıda anılan yasa hükmü tekrarlandıktan ve mütakip, uyuşturucu veya keyif verici maddeler ile alkollü içkilerin oranlarının ne şekilde saptanacağı belirlendikten sonra, yasada yer alan hükmü dikkate almadan salt 0.50 promilin üstünde alınan alkol miktarına göre araç kullanma yasağı getirilmesinin yasal dayanağı bulunmadığından geçersiz bulunmaktadır. Geçersiz yönetmelik hükümlerinin yasaya aykırı bir şekilde genel şart olarak kabülü de mümkün değildir. O halde, hasarın teminat dışı kalabilmesi için kazanın meydana geliş şekli itibariyle sürücünün salt (münhasıran) alkolün etkisi altında kaza yapmış olması gerekmektedir. Diğer bir anlatımla, sürücünün alkollü olması tek başına hasarın teminat dışı kalmasını gerektirmez. Üstelik, böyle bir durumda hasarın teminat dışı kaldığının ispat yükü TTK'nun 1281. maddesi hükmü gereğince sigortacıya düşmektedir. Yargıtay'ın yerleşik uygulamalarında; sürücünün aldığı alkolün oranının doğrudan doğruya sonuca etkisi bulunmadığından, mahkemece nöroloji uzmanı, hukukçu ve trafik konusunda uzman bilirkişilerden oluşan bilirkişi kurulu aracılığıyla olayın salt alkolün etkisiyle gerçekleşip gerçekleşmediğinin, alkol dışında başka unsurlarında olayın meydana gelmesinde rol oynayıp oynamadığının saptanması, sonuçta olayın tek başına alkolün etkisiyle meydana geldiğinin saptanması durumunda, oluşan hasarın poliçe teminatı dışında kalacağından davanın reddine aksi halinde kabulüne karar verilmesi gerekeceği ilkesi benimsenmektedir. (YHGK 23.10.2002 gün ve 2002/11-768-840; YHGK 7.4.2004 gün ve 2004/11-257-212; YHGK 2.3.2005 gün ve 2005/11-81-18; YHGK 14.12.2005 gün 2005/11-624-713 sayılı ilamları) Somut olayda davacı araç sürücüsünün kazadan sonra Dr. ...tarafından yapılan ölçüme göre 1,11 promil alkollü olduğu tespit edilmiştir. Kazadan yaklaşık bir ay sonra araç sürücüsünün istemi üzerine alkol raporunu veren doktor tarafından düzenlenen 26.11.2008 günlü raporda “Hastanın hastaneye geldiği andaki bilinç durumunun kapalı, solunumunun düzensiz olduğu, tomografi çekimi sırasında hastanın solunumunun geçici olarak durduğu, alkol ölçümünün alkolmetre ile acil serviste hasta müdahalesi sırasında hasta soluk alıp verirken pipetin içerisine giren hava sonucu yapıldığı , hastanın hayati tehlikesi olduğundan ve tomografi de beyin kanaması saptandığından beyin cerrahi uzmanı tarafından ameliyata alındığı” belirtilmiştir. Aynı olay nedeniyle ... Sulh Ceza Mahkemesinin 2008/965 esas sayılı dosyasında yapılan yargılama sırasında olaydan yaklaşık 6 ay sonra 08.04.2009 günlü duruşmada aynı doktorun tanık olarak bildirdiği beyanında ; “ yaralı olarak getirilen araç sürücüsüne müdahaleyi kendisinin yaptığını, pansumanı ile ilgilendiğini, şahsın kafasında ezilmeler olduğunu, bir ara nefesinin durduğunu, sürekli olarak alkol ile müdahalede bulunmak ve pansuman yapmak zorunda kaldığını, alkol ölçümünü hastanın bilinci yerinde olmadığından çok yüzeysel olarak pipet ile ölçmeye çalıştığını, çıkan sonucu raporuna yazdığını, ancak tam bir üfleme ve kavrama olayı olmadığını, çok defa bu tür olaylarla karşılaştığından çıkan sayının büyük ölçüde çevresel etkenlerden etkilenmiş olabileceğini ve hatırladığı kadarıyla şahısta alkol kokusu almadığını” bildirmiştir. ... Sulh Ceza Mahkemesince bu anlatıma göre trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan dolayı araç sürücüsü hakkında sanığın alkol kullandığına dair yeterli delil bulunmadığı belirtilerek beraat kararı verilmiştir. Bu durumda alkol raporunu düzenleyen doktorun daha sonra vermiş olduğu 26.11.2008 günlü rapor ve tanık olarak bildirdiği beyanı birlikte değerlendirildiğinde, alkol raporunda tespit edilen alkol oranının tedavi sırasında yapılan müdahaleler sonucunda mı meydana geldiği yoksa kaza öncesi sürücüde var olan alkol düzeyini mi gösterdiği hususunda tereddüt oluştuğunu göstermektedir. Mahkemece bu konuda inceleme yaptırılmadan davanın reddine karar verilmiştir. Eksik inceleme ile hüküm kurulamaz. Bu halde mahkemece dosyanın Adli Tıp Kurumuna gönderilerek, seçilecek bilirkişi heyetinden, sigortalı araç sürücüsüne ait alkol raporunda tespit edilen alkol düzeyinin, alkol raporunu düzenleyen doktorun daha sonra vermiş olduğu 26.11.2008 günlü rapor ve tanık olarak ceza mahkemesinde bildirdiği beyanı birlikte değerlendirilerek, kaza sonrası yapılan tıbbi müdahale ve tedavi sırasında kullanılan alkol sonucu mu meydana geldiği, yoksa kaza öncesi sürücüde zaten var olan alkol düzeyini mi gösterdiği hususlarında ayrıntılı, açıklamalı, denetime elverişli bir rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu biçimde hüküm kurulması doğru değildir. SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 13.9.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.