Başvuru, kişilik haklarına yapılan saldırının durdurulması davasında kararın kanun ve usule aykırı olarak verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının, yargılamada ileri sürülen iddia ve maddi vakıalara cevap verilmemesi nedeniyle gerekçeli karar hakkının, manevi tazminat talebinin karara bağlanmaması nedeniyle mahkemeye erişim hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, kişilik haklarına yapılan saldırının durdurulması davasında kararın kanun ve usule aykırı olarak verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının, yargılamada ileri sürülen iddia ve maddi vakıalara cevap verilmemesi nedeniyle gerekçeli karar hakkının, manevi tazminat talebinin karara bağlanmaması nedeniyle mahkemeye erişim hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 4/12/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, eski eşinin müşterek evden kaçtığını, T. isimli şahısla birlikte yaşamaya başladığını belirterek şiddetli geçimsizlik nedenine dayalı boşanma davası açmış, boşanma davası devam ederken 24/5/2012 tarihli dilekçesiyle Hatay Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı davada eski eşinin başkasıyla birlikte olmasının kendisini ve aile yaşamını etkilediğini, sosyal yaşamda eziyet çektiğini belirterek yapılan saldırının hukuka aykırılığının tespitine, T.nin eşi ile aynı çatıda yaşamasının önlenmesine ve gerekli diğer tedbirlerin alınmasına karar verilmesini talep etmiştir. Hatay Asliye Hukuk Mahkemesi 5/6/2012 tarihli kararında davacının aralarında boşanma davası devam eden eski eşinin davalı T. ile aynı çatı altında yaşadığını, davacının tedbir talebinin konusunun aile hukuku ile ilgili olduğunu belirterek görevsizlik kararı vermiştir. Görevsizlik kararı temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir. Başvurucunun talebi ile birlikte dosya Hatay Aile Mahkemesine (Mahkeme) gönderilmiş, başvurucu 8/11/2012 tarihli celsede davasının 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'na göre, ihtiyati tedbir yoluyla boşanma davası sonuçlanıncaya kadar davalı T.nin eski eşi ile birlikteliğinin sonlandırılması olduğunu belirtmiştir. Başvurucu yargılama sırasında 30/11/2012, 7/1/2013, 14/1/2013, 8/2/2013 tarihli dilekçelerinde 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun maddesi gereği eski eşinin T. ile yaşamasının önlenmesi için tedbir talebinde bulunmuş, Mahkeme 11/2/2013 tarihli kararında tedbir suretiyle davanın esasını çözecek şekilde karar verilemeyeceğini belirterek talebi reddetmiştir. Yargıtay Hukuk Dairesi 9/5/2013 tarihinde tedbir ile ilgili ara kararı onamıştır. Başvurucu yargılama sırasında 11/3/2013 tarihli dilekçesinde ve25/4/2013 tarihli celsedeki beyanında, bu defa 8/3/2012 tarihli ve 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun uyarınca tedbir kararı verilmesini talep ettiğini belirterek davalı T.den 000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Mahkeme 4/10/2013 tarihli kararında davanın aralarında aile hukuku anlamında ilişki bulunmayan davacı ve davalı arasındaki bir olaya ilişkin olduğunu, uyuşmazlığın davalı ve dava dışı eşin haksız eylem niteliğindeki davranışından kaynaklandığını ve genel hükümlere tabi bulunduğunu, bu nedenle davalının haksız eylemi nedeniyle açılan davaya genel hükümler uyarınca asliye hukuk mahkemesinde bakılması gerektiğini belirterek görevsizliğine hükmetmiştir. Olumsuz görev uyuşmazlığı nedeniyle dosya merci tayini için Yargıtaya gönderilmiş, Hukuk Dairesinin 22/5/2014 tarihli kararında evli bir kimsenin bir başka kimseyle yaşamasının engellemesinin bir davaya konu olamayacağı ve uyuşmazlık konusu olarak kabul edilemeyeceği anlaşılmış ise de evlilik birliğinin devamı sürecince davalının davacının kişilik değerlerine zarar vermesinin önlenmesi amacı ile söz konusu talepte bulunduğu, uyuşmazlığın aile mahkemesince değerlendirilip karara bağlanması gerektiği belirtilerek Hatay Aile Mahkemesinin görevsizlik kararı kaldırılmıştır. Mahkemenin 16/10/2014 tarihli kararıyla evli bir kimsenin bir başka kimseyle yaşamasının engellenmesinin bir davaya konu olamayacağı, bu sebeple de bu hususun uyuşmazlık konusu olarak kabul edilemeyeceği, keza davacı ve dava dışı eş hakkındaki boşanma davasının kesinleştiği, tarafların evlilik birliğinin sona erdiği, ihtiyati tedbir talebinin konusuz kaldığı belirtilerek talep kesin olarak reddedilmiştir. Ret kararı 4/11/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş, 4/12/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur. Bu arada başvurucu 24/4/2013 tarihli dilekçesiyle Hatay Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı davada, davalı T.nin eşi ile birlikte çektirdiği uygunsuzfotoğrafları eşinin abisine gösterdiğini, bu şekilde eylemin herkes tarafından duyulmasını sağladığını, alkollü bir şekilde evlerine gelerek hakaret içeren sözler sarfettiğini, İnternet ortamında hakaret içeren mesajlar gönderdiğini, tüm bu eylemler nedeni ile ruh sağlığının bozulduğunu, eski eşi ile birlikte yaşaması nedeniyleuğradığı manevi zararla ilgili talep ve dava hakkını saklı tuttuğunu, yukarıda açıklanan eylemlerle ilgili olarak hakkında açılan ceza davalarında davalının yargılanıp mahkum olduğunu belirterek T. aleyhine 000 TL manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir. Hatay Asliye Hukuk Mahkemesi 17/12/2013 tarihli kararında, davalının başvurucuya sinkaflı küfrederek hakarette bulunduğunu, başvurucunun eski eşi ile birlikte çektirdiği uygunsuz fotoğrafları eski eşinin abisine gösterdiğini, başvurucuya İnternet ortamında hakaret içeren mesajlar gönderdiğini belirterek 000 TL manevi tazminata hükmetmiş, karar 28/1/2014 tarihinde temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir. A. Ulusal Hukuk 4721 sayılı Kanun'un maddesinin birinci fıkrası şöyledir:"Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hâkimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir." 4721 sayılı Kanun'un maddesinin ilgili kısımları şöyledir:"Davacı, hâkimden saldırı tehlikesinin önlenmesini, sürmekte olan saldırıya son verilmesini, sona ermiş olsa bile etkileri devam eden saldırının hukuka aykırılığının tespitini isteyebilir....Davacının, maddî ve manevî tazminat istemleri ile hukuka aykırı saldırı dolayısıyla elde edilmiş olan kazancın vekâletsiz iş görme hükümlerine göre kendisine verilmesine ilişkin istemde bulunma hakkı saklıdır...." 4721 sayılı Kanun'un maddesi şöyledir:"Boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri re'sen alır." 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun maddesinin birinci fıkrası şöyledir:"Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür." 6098 sayılı Kanun'un maddesinin birinci fıkrası şöyledir:"Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir." 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"(1) Dava, dava dilekçesinin kaydedildiği tarihte açılmış sayılır......" 6100 sayılı Kanun'un maddesinin birinci fıkrası şöyledir:"(1) Davacı, yargılama harçları ile her yıl Adalet Bakanlığınca çıkarılacak gider avansı tarifesinde belirlenecek olan tutarı, dava açarken mahkeme veznesine yatırmak zorundadır."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) maddesinin ilgili kısmı şöyledir:“Herkes davasının medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde, görülmesini isteme hakkına sahiptir...” Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), medeni hak ve yükümlülükler kavramının yalnızca davalı devletin iç hukukuna bakılarak yorumlanamayacağını, söz konusu ifadenin Sözleşme’den doğan özerk bir kavram olduğunu, Sözleşme’nin maddesinin tarafların sıfatından, uyuşmazlığın ne şekilde karara bağlanacağını düzenleyen mevzuatın mahiyetinden ve bu konuda yargılama yetkisine sahip makamın niteliğinden bağımsız olarak uygulanacağını belirtmiştir (Georgiadis/Yunanistan, B. No: 21522/93, 29/5/1997, § 34). AİHM, Sözleşme'nin maddesinin, medeni hukuk alanına giren konularda uygulanabilirliği açısından, iç hukukta tanınan veya en azından savunulabilir bir biçimde ileri sürülebilecek hak ve yükümlülüklerle ilgili bir uyuşmazlığın var olması gerektiğini, bu hak ve yükümlülüklerin Sözleşme anlamında "medeni" nitelikte olmasının zorunlu olduğunu vurgulamıştır (H. v./ Belçika, B. No: 8950/80, 30/11/1987 § 40). Bunun yanında AİHM, uyuşmazlık tespit edilirken görünüşün ve kullanılan dilin ötesine geçilerek her davanın koşullarına göre durumun gerçeklerine yoğunlaşılması gerektiğini belirtmiştir (Gorou/Yunanistan (No. 2) [BD], B. No: 12686/03, 20/3/2009, § 29). Yine AİHM, Sözleşme'nin maddesinin, sözleşmeci devletlerin iç hukukunda geçen bir “hak” için belirli bir anlam öngörmediğini, bir hakkın var olup olmadığını karara bağlamada ilke olarak iç hukuka başvurulacağını, ulusal mahkemelerin bu konudaki değerlendirmelerinden farklı bir sonuca ulaşılması için de güçlü gerekçelere sahip olunması gerektiğini, yetkililerin belli bir başvuran tarafından talep edilen tedbirin kabul edilip edilmemesine karar vermede takdir hakkını kullanıp kullanmadığının dikkate alınabileceğini, hatta bu durumun belirleyici olabileceğini, bununla birlikte, salt bir kanun hükmünün lafzında bir takdir unsurunun bulunmasının bir hakkın varlığını tek başına hükümsüz kılmayacağını, benzer durumlarda iddia edilen hakkın yerel mahkemelerce tanınması veya yerel mahkemelerin başvuranın talebinin esasını incelemesi hususunun da gözönüne alınması gerektiğini belirtmiştir (Boulois/Lüksemburg [BD], B. No: 37575/04, 3/4/2012, §§ 91-94).