Başvurucular, yakınlarının, askerliğini yapmakta iken terhisine bir kaç gün kala nöbet kulübesinde başından vurulmuş olarak bulunduğunu, kendisinin olay öncesinde darba maruz kaldığını, olayla ilgili olarak müteveffanın içerisinde bulunduğu ruh halinin etkisiyle yaşamına kendisinin son verdiği gerekçesiyle Askeri Savcılık tarafından takipsizlik kararı verildiğini belirterek, Anayasa'nın 17. , 36. ve 40. maddelerinde düzenlenen yaşam hakkı, işkence ve eziyet yasağı ve adil yargılanma hakkının ihl
Başvurucular, yakınlarının, askerliğini yapmakta iken terhisine bir kaç gün kala nöbet kulübesinde başından vurulmuş olarak bulunduğunu, kendisinin olay öncesinde darba maruz kaldığını, olayla ilgili olarak müteveffanın içerisinde bulunduğu ruh halinin etkisiyle yaşamına kendisinin son verdiği gerekçesiyle Askeri Savcılık tarafından takipsizlik kararı verildiğini belirterek, Anayasa'nın , ve maddelerinde düzenlenen yaşam hakkı, işkence ve eziyet yasağı ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş, tazminat talep etmişlerdir. 2013/2782 numaralı başvuru 22/4/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine İzmir Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Aynı başvurucular tarafından yapılan 2013/7086 numaralı başvuru ise 13/9/2013 tarihinde İzmir Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde (belirlenen eksiklikler tamamlatılmış ve) başvuruların Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir. Başvurular hakkında, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyaların Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. 2013/7086 numaralı bireysel başvuru dosyasının “Konu Yönünden Hukuki İrtibat” nedeniyle 2013/2782 numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine, 2013/7086 numaralı bireysel başvuru dosyasının kapatılmasına, incelemenin 2013/2782 numaralı bireysel başvuru dosyası üzerinden yürütülmesine 27/5/2014 gününde karar verilmiştir. Adalet Bakanlığı tarafından başvuru hakkında Anayasa Mahkemesine sunulan görüş, başvuruculara 22/7/2013 tarihinde bildirilmiş, başvurucular Bakanlık görüşüne karşı beyanlarını 5/9/2014 tarihinde sunmuşlardır. A. Olaylar Başvuru formu ve ekleri, ilgili soruşturma ve yargılama dosyası içerikleri ile Bakanlık görüşünde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: i. Başvurucuların Yakının Askerlik Süreci Başvuruculardan ikisinin çocuğu ve diğer ikisinin kardeşi olan Nihat Bakır 8/6/2011 tarihinde son yoklamada askerliğe elverişli bulunarak askere sevk edilmiştir. Bunun üzerine, askerlik hizmetine başlayan Nihat Bakır, 12/8/2011 tarihinde esas birliği olan Kolordu Komutanlığı Topçu Alayı Alay Karargah Bölük Komutanlığına katılmıştır. İlk katılış işlemleri sırasında Nihat Bakır’a danışmanlık kartı, personel bilgi fişi, mülakat formu gibi çeşitli formlar uygulanmıştır. Nihat Bakır bu formlarda herhangi bir probleminden bahsetmemiştir. Bununla birlikte, 15/8/2011 tarihinde Rehberlik ve Danışma Merkezi (RDM) subayı tarafından kendisine uygulanan Psikososyal Risk Faktörü Anketinde daha önce bir kez ilaç içerek intihara teşebbüs ettiğini belirttiği görülmüştür. Ancak, RDM subayına RDM sürecini kapatmak istediğini belirtmiş ve anket formunun arkasına RDM görüşmelerini sonlandırdığını yazmıştır. Bunun üzerine RDM görüşmeleri sonlandırılmıştır. RDM subayı, anket sonuçları hakkında Bölük Komutanına bilgi vermemiştir. RDM uzmanı ile yapılan görüşmesinde kendisine uyuşturucu madde kullanma alışkanlığının olumsuz sonuçlarıyla ilgili gerekli açıklama ve önerilerde bulunulmuştur. Askerlik hizmeti esnasında Nihat Bakır’a cep telefonu bulundurması nedeniyle 3/2/2012 tarihinde 7 gün oda hapsi cezası verilmiştir. Ayrıca, askerlik hizmetini tamamlamasına az bir süre kala bir Uzman Çavuş hakkında küfür ettiği; 24/7/2012 tarihinde de sancak nöbetini kendi adına bir başkasına tutturduğu iddialarıyla hakkında tutanak tutulmuştur. Nihat BAKIR, terhisine 25 gün kalmış iken, 25/7/2012 tarihinde bulunduğu birliğin nöbet kulübesinde başından vurulmuş olarak bulunmuştur. ii. Ceza Soruşturması Süreci Olay hakkında Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı (Askeri Savcılık) tarafından resen soruşturma başlatılmıştır. Ayrıca başvurucular olay hakkında 26/7/2012 tarihinde şikayet dilekçesi sunmuşlardır. Olayın gerçekleştiği gün, olay yeri incelemesinin yapılmasının ardından olay yeri keşif ve soruşturma tespit tutanağı ve olay yeri inceleme raporu düzenlenmiştir. Müteveffa hakkında aynı tarihte Çorlu Asker Hastanesinde genel adli muayene raporu düzenlenmiştir. Ölü muayene işlemi sonrasında bilirkişi doktorun görüşü doğrultusunda kesin ölüm nedeninin belirlenmesi amacıyla cesedin klasik otopsi işleminin yapılması için İstanbul Adli Tıp Kurumuna gönderilmesine karar verilmiştir. Adli Tıp Kurumu Başkanlığınca 30/8/2012 tarih ve BATK.01-02-65753/2471 sayılı Ayrıntılı Otopsi Raporu düzenlenmiştir. Otopsiden ve tetkiklerden elde edilen bilgi ve bulgular dikkate alındığında:a. Morg İhtisas Dairesinin Acil Toksikoloji Laboratuarının raporuna göre, kanda alkol bulunmadığı, kanda ve idrarda aranan uyutucu, uyuşturucu maddelerin bulunmadığı, iç organlarda ve midede yapılan sistematik toksikolojik analiz sonucunda aranan maddelerin bulunmadığı,b. Biyoloji İhtisas Dairesinin raporuna göre, Nihat BAKIR’a ait olduğu bildirilen anal sürüntü örneğinden hazırlanan yaymanın mikroskobik incelenmesinde sperm hücresi görülmediği, anal sürüntü örneğinin meni içermediği, c. Kişinin vücuduna bir adet ateşli silah mermi çekirdeği isabet etmiş olup müstakilen öldürücü nitelikte olduğu,d. Ateşli silah mermi çekirdeği giriş deliği cilt, cilt alt bulgularına göre, atışın bitişik atış mesafesinden yapıldığı, e. Cesetten mermi çekirdeği elde edilemediği,f. Kişinin ölümünün ateşli silah mermi çekirdeği yaralamasına bağlı kafatası kemik kırıkları ile beyin kanaması ve beyin doku harabiyeti sonucu meydana geldiği, anlaşılmaktadır. Yürütülen soruşturma kapsamında Askeri Savcılık tarafından İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı vasıtasıyla müteveffanın anne ve babasının ifadesine başvurulmuş ve olayla ilgili tüm personelin ifadeleri alınmıştır. Askeri Savcılık tarafından yürütülen soruşturma sonrası verilen ve başvurucuların tamamına müşteki sıfatıyla yer verildiği görülen 18/10/2012 tarih ve E.2012/755, K. 2012/40 sayılı kararda, bahse konu olay hakkındaki deliller açıklandıktan sonra “… müteveffa Topçu Onb. Nihat Bakır’ın kendisine ait silahı silahlık bölgesinden, arkadaşı (K. A.)’ya ait şarjörü daha öncesinde şoförlüğünü yaptığı aracın içerisinden üzerinde bulunan anahtarla açarak aldığı 4 nolu nöbet kulübesi olarak bilinen kulübeye gittiği, daha sonra silahını çenesinin altına dayayarak 1 el ateş ettiği ve bu şekilde yaşamına son verdiği, olayın meydana gelmesinde herhangi bir dış etkinin olmadığı, müteveffanın içerisinde bulunduğu ruh halinin etkisiyle yaşamına son verdiği, müteveffanın ölümünün meydana gelmesinde herhangi şahsın/şahısların suç teşkil edecek eyleminin mevcut olmadığı ve bu yönde müştekilerin soyut iddiasından başka delil de bulunmadığı” gerekçesiyle kamu adına kovuşturma yapılmasına yer olmadığına (KYO) karar verilmiştir. Bu karara 16/11/2012 tarihinde müşteki Rıfat Bakır’ın (avukatı Suzan Sönmez’in) itiraz etmesi üzerine Kor. K.lığı Askeri Mahkemesi (Askeri Mahkeme), 6/12/2012 tarih ve E.2012/1347, K.2012/447 sayılı kararında “… müteveffanın arkadaşı olan bir kısım tanıkların ifadelerinden; müteveffanın, Uzm. Çvş. O. Y. tarafından koğuşta müteveffanın kendisine sinkaflı konuşmasından dolayı darp edildiği, ayrıca olay olduğu günün gecesinde de müteveffanın sancak nöbetini izinsiz başkasına tutturduğunun tespit edildiği, müteveffanın bu sebeplerle askerliğinin uzayacağını düşünerek sıkıntılı olduğu anlaşılmakta(dır.)… (K)endisinin Uzm. Çvş. O. Y.’den özür dilediği, onun da müteveffa hakkında suç dosyası düzenlenmemesi için Bl. K. ile konuştuğu ve kabul gördüğü anlaşılmaktadır. 5’inci Kor. K.lığı As. Savcılığınca… Uzm. Çvş. O. Y. hakkında asta müessir fiil suçundan soruşturma isteminde bulunulduğu da dosya kapsamından sabittir. … Müteveffayı ölüme götüren, görünür sebeplerden birinin Uzm. Çvş. O. Y. ile arasında yaşadığı sorunlar olduğu anlaşılmakta ise de müşteki Rıfat Bakır’ın iddia ettiği gibi günlerce süren bir darp cebirin söz konusu olmadığı tanıkların beyanlarından, ölü harici muayene tutanağından ve otopsi raporundan sabittir. Bu anlamda müteveffanın ölümü ile Uzm. Çvş. O. Y.’nin eylemi arasında illiyet bağı kurmak ve Uzm. Çvş. O. Y.’ye ölüm olayı ile ilgili suç izafe etmek hukuken mümkün değildir. … (M)üteveffanın o geceki nöbetini izinsiz olarak bir başka arkadaşına tutturmuş olması ve bunun tespit edilmiş olması karşısında askerliğinin uzayacağından bahisle sıkıntıya düşmüş olmasında da herhangi bir kimseye izafe edilebilecek bir kusur bulunmamaktadır. Bu anlamda olayın sabahında Bölük K. tarafından içtima sırasında azarlanmış olması da kışla hayatının olağan günlük akışına ve askerlik hayatının özelliğine uygun olup ölüm olayı ile irtibat kurmak hukuken mümkün değildir. Sonuç itibariyle; 5’inci Kor. K.lığı As. Savcılığı’nın 2012/755 esas sayılı soruşturma dosyası içeriğine göre; kovuşturmaya yer olmadığı kararında açıklanan delillerin dosya kapsamıyla uyum arz ettiği, mevcut deliller itibarıyla müteveffa Nihat Bakır’ın soruşturma konusu olayda kendi isteğiyle hayatına son verdiği hususunda bir şüphe bulunmadığı,…” gerekçesiyle itirazı reddetmiştir. Başvurucuların (sonraki) vekili Nezahat Paşa Bayraktar, itiraz üzerine verilen söz konusu kararın müvekkile tebliğ edilmediğini, ilgili Mahkemenin telefonla aranması sonucu 10/4/2014 tarihinde bu karardan haberdar olduklarını ifade etmiştir. 11/10/2012 tarihinde başvurucular tarafından ikinci kez Çorlu Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusu dilekçesiyle, "işlenmiş suçun ortaya çıkarılması ve müvekkilin oğlunun nasıl öldüğünün ortaya çıkarılması için özellikle ve öncelikle, vücut üzerinde... inceleme yapılması..." istemiyle başvuruda bulunulmuştur. Çorlu Cumhuriyet Başsavcılığı, 11/10/2012 tarihinde görevsizlik kararı vererek başvuruyu Askeri Savcılığa göndermiştir. Askeri Savcılık başvuru hakkında 18/1/2013 tarihinde 2013/259, K.2013/7 sayılı kararında, olay hakkında verilen ilk KYO kararından sonra yeni bir delil ortaya çıkmadığı için tekrar KYO kararı vermiştir. Bu karara müştekiler tarafından yapılan itiraz üzerine Askeri Savcılık, “…soruşturma dosyasının yasal zorunluluk bulunmadığı halde hiçbir şüpheye mahal kalmaması için E.2012/755, K. 2012/40 sayılı kararımıza kaynaklık teşkil eden soruşturma dosyası ile birlikte, itiraz incelemesi yapılabilmesi için itiraz mercii olan Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi’ne gönderilmesine” karar vermiştir. Askeri Mahkeme, 15/4/2013 tarih ve E.2013/891, K. 2013/385 sayılı kararında "... daha önce verilmiş ve itiraz üzerine kesinleşmiş KYO kararından sonra herhangi bir yeni delil olmadan tamamen teknik nedenlerden dolayı yeni bir soruşturma dosyası gibi esas numarası alan olayla ilgili daha önce hüküm tesis edilmiş olması göz önünde bulundurularak "non bis in idem" (aynı fiilden dolayı iki kez yargılama olmaz)" evrensel hukuk prensibi uyarınca KYO kararı verilmesinde herhangi bir hukuka ve usule aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmakla..." gerekçesiyle itirazı reddetmiştir. Başvurucular, 19/4/2014 tarihinde haberdar olduklarını ifade ettikleri bu karar sonrasında, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuşlar ve başvuruları 22/4/2013 tarih ve 2013/2782 bireysel başvuru numarası ile kaydedilmiştir. 7/1/2013 tarihinde başvurucular tarafından bir kez daha Çorlu Ağır Ceza Mahkemesine "işlenmiş suçun ortaya çıkarılması ve müvekkilin oğlunun nasıl öldüğünün ortaya çıkarılması için özellikle ve öncelikle, vücut üzerinde... inceleme yapılması..." istemiyle başvuruda bulunulmuştur. Çorlu Cumhuriyet Başsavcılığının verdiği görevsizlik kararı ile dosyayı devralan Askeri Savcılık yukarıda yer verilen gerekçeleri yineleyerek üçüncü kez KYO kararı vermiştir. Başvurucular son olarak yine Çorlu Ağır Ceza Mahkemesine "askeri savcılık sadece ölüm olayı nedeniyle soruşturma başlatmıştır. ... askeri savcılık tanık beyanlarına rağmen (müteveffanın ölümü öncesi kendisine fiili şiddet uyguladığı ileri sürülen komutanı) (O. Y.) hakkında asta müessir fiil ve görevi kötüye kullanma suçları nedeniyle herhangi bir işlem yapmamıştır." içerikli bir başvuru daha sunmuştur. Çorlu Cumhuriyet Başsavcılığının görevsizlik kararı ile dosyayı devralan Askeri Savcılık, 6/6/2013 tarih ve E.2013/636, K.2013/101 sayılı kararında, sunulan dilekçede yeniden soruşturma yürütülmesini gerektirir herhangi bir delil bulunmadığı, ileri sürülen hususların E.2012/755 sayılı dosya kapsamında verilen kararda açıklığa kavuşturulduğu, sadece ölüm olayı ile ilgili soruşturma yapıldığı iddiaları açısından ise“… ölüm olayı ile alakalı olarak çeşitli suçlardan … soruşturma yürütülmüş ve neticeten Yzb. E. A. hakkında … “astın suçu hakkında takibat yapmamak” … Uzm. Çvş. O. Y. hakkında … “asta müessir fiil” suçunu işlediğinden bahisle iddianame düzenlenip dava açılmış, Uzm. Çvş. U. T. hakkında … “nöbet talimatına aykırı hareket etmek” suçunu işlediğinden bahisle … yasal takibatın yapılması sağlanmış, (3 er hakkında) “emre itaatsizlikte ısrar” suçunun yasal unsurları oluşmadığı anlaşıldığından “kovuşturmaya yer olmadığına dair karar” verilerek soruşturma neticelendirilmiş ve müştekilere gerekli tebligatlar yapılmıştır.” şeklinde örnekler vererek, iddiaların mesnetsiz olduğundan bahisle ve “kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra yeni delil meydana çıkmadıkça, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamaz” gerekçesiyle bir kez daha KYO kararı vermiştir. İtiraz başvurusu üzerine dosyayı inceleyen Askeri Mahkeme, 24/7/2013 tarih ve E.2013/1286, K. 2013/568 sayılı kararında, önceki başvurular hakkında verilen kararlara yer verdikten sonra "aynı fiilden dolayı iki kez yargılama olmaz evrensel hukuk prensibi uyarınca KYOK verilmesinde herhangi bir hukuka ve usule aykırılık bulunmadığı sonucuna" varıldığını belirterek itirazı reddetmiştir. Söz konusu karar 20/8/2013 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiş ve süresi içerisinde ikinci kez Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunulmuştur. Yapılan başvuru 13/9/2013 tarih ve 2013/7086 bireysel başvuru numarası ile kayda alınmıştır. Başvurucular, Askeri Savcılıktan aldıkları 6/6/2013 tarih ve E.2013/636, K.2013/101 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karardan (§ 23), kendilerinin haberi olmaksızın Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesinin E.2013/211, K.2013/78 sayılı kararı ile asta müessir fiilden dolayı Uzman Çavuş O. Y. hakkında dava açıldığı, ilgili uzman çavuşun 25 gün hapis cezası aldığı, ancak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiğini öğrendiklerini beyan etmişlerdir. Anayasa Mahkemesinin talebi üzerine, Askeri Savcılığın 30/12/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunduğu (Uzman Çavuş O. Y.’nin “asta müessir fiil” suçundan yargılandığı) Askeri Mahkemenin 2013/211 esas sayılı dosyasının incelenmesinden, başvurucuların vekili tarafından Uzman Çavuş O.Y.’nin yargılaması kapsamında Askeri Yargıtay Başkanlığına 6/8/2013 tarihinde temyiz dilekçesi sunulduğu, anılan dilekçede başvurucuların; müşteki sıfatıyla davaya dâhil olma imkânı tanınmadan asta müessir fiilden 25 günlük hapis cezası verildiği ancak şartları oluşmamasına rağmen HAGB kararı verildiğini, söz konusu eylemin işkence düzeyinde olduğu ve asta müessir fiil olarak vasıflandırılamayacağını, kendi ifadelerinin alınmadığını, sanıklara taraflarınca soru sorulmasına imkân tanınmadığını ileri sürdükleri anlaşılmıştır. Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi, söz konusu dilekçeyi itiraz başvurusu olarak değerlendirmiş ve 7/7/2014 ve 2014/612, K.2014/212 Müt. sayılı kararında; itiraz başvurularında incelenecek hususun CMK’nın maddesinde sayılan koşulların mevzu davada gerçekleşip gerçekleşmediği ile ilgili olduğu, müşteki müdafilerinin (diğer) taleplerini inceleme imkanının bulunmadığı, HAGB açısından değinilen koşulların gerçekleşmiş olduğu anlaşıldığından bahisle itirazın reddine karar vermiştir. iii. AYİM’de Açılan Tazminat Davası Süreci Konu hakkında alınan Bakanlık görüşü ve bu görüşe karşı başvurucuların sunduğu karşı beyanlarda, başvurucuların Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yaptıktan sonra, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde tazminat davası açtıkları anlaşılmıştır. AYİM’den talep edilen ve 5/11/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunulan dava dosyasından anlaşıldığı üzere, Milli Savunma Bakanlığı (idare) aleyhine adli yardım talebiyle 4/7/2013 tarihli dilekçe ile açılan davada başvurucular, 000,00 TL maddi ve 000,00 TL manevi olmak üzere toplam 000,00 TL tazminat talep etmiştir. Başvurucuların adli yardım talepleri 17/7/2013 tarihli ve 2013/1017 sayılı karar ile kabul edilmiştir. Davalı idare vekili olan avukat tarafından 4/9/2013 tarihinde cevap dilekçesi sunulmuştur. Davacı başvurucular vekili tarafından 23/9/2013 tarihinde cevaba cevap dilekçesi sunulmuştur. AYİM Başsavcılığı, başvurucuların yakınının ölümü olayında davalı idarenin hem hizmet kusuru hem de kusursuz sorumluluk esasına göre tazminat yükümlülüğü bulunduğu yönünde mütalaa sunmuştur. Anılan Başsavcılık düşüncesi, başvurucuların vekiline 2/12/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. Ayrıca, davacıların tazminat hak edişlerinin tespiti maksadıyla bilirkişi incelemesi yaptırılmış olup, bilirkişi raporu 10/4/2014 tarihinde sunulmuştur. AYİM İkinci Dairesinin 2/7/2014 tarih ve E.2013/1017, K.2014/1054 sayılı kararında dava oy çokluğuyla kısmen kabul edilmiştir. Anılan kararın ilgili kısımları şöyledir:“…Davaya konu ölüm olayının davacıların yakını Topçu Onbaşı Nihat BAKIR'ın kendisini silahla vurarak intihar etmesi neticesinde meydana geldiği hususunda tereddüt yoktur. Normal koşullarda mahkemenizin yerleşmiş uygulamalarına göre intihar eylemi sonucunda meydana gelen ölüm olaylarında idarenin sorumluluğu, dolayısıyla da tazmin yükümlülüğü söz konusu olmamaktadır. Ancak intihar eyleminin gerçekleşmesine bazı durumlarda idarenin ajanlarının kusurlu davranışları ile katkıda bulundukları, intihar kararının verilmesinde etkili oldukları (Dayak, hakaret, kötü muamele v.s) hallerde, idarenin ölüm olayından sorumlu tutulduğu, hizmet kusurunun varlığı sebebiyle idare aleyhine tazminata hükmedilmesinin gerekliliği de izahtan varestedir.Devlet adına kamu hizmetini yürüten idarenin halin icaplarına ve ihtiyaçlarına göre hizmeti devamlı ve en iyi şekilde topluma arz etmesi hizmeti yürütürken kimsenin zarara uğramaması için gerekli önlemleri alması zorunludur. Bu zorunluluğun gereği gibi yerine getirilmemesi hizmetin kusurlu işlediğinin açık bir delilidir.Davacılar yakını müteveffa Topçu Er Nihat BAKIR hakkında düzenlenen, davalı idare tarafından gönderilen savunma belgeleri içerisinde bulunan 2011 Psikososyal Risk Faktörü Tarama Anketinde yer alan "Şimdiye kadar kendinize zarar vermeye/öldürmeye yönelik herhangi bir teşebbüsünüz oldu mu? Sorusunu "Evet" olarak cevapladığı ve el yazısıyla "(1 sene kadar önce) hap içme" şeklinde cevapladığı, kendisinin RDM görüşmelerine katılmak istemediğini beyan etmesi üzerine RDM danışma sürecine alınmadığı, buna rağmen davacı hakkında psikolojik yönden herhangi bir tedbir alınmadığı(hastaneye gönderme vs.), ölüm olayıyla ilgili olarak yapılan soruşturma sırasında birlik komutanlığı ve Askeri Savcılık tarafından alınan tanık ifadelerinden olaydan 2 gün önce, yani 2012 Pazartesi tarihinde koğuşta yatakta sigara içerken Uzm.Çvş.Ozan'a sinkaflı küfür ederken Uzm.Çvş.Ozan tarafından duyulması üzerine Uzm.Çvş.Ozan'ın Nihat'ın ranzadan dışarı taşan ayağına vurduğu ve bir de tokat attığı, sonrasında mahkemeye vereceğim dediği, sonrasında Nihat'ın özür dilemesiyle Uzm.Çvş.Ozan'ın şikayetinden vazgeçtiği, Nihat'ın bu durumdan haberinin olmadığı, olaydan önceki gün yani 2012 tarihinde gece Sancak nöbetçisi olduğu halde yerine başka bir arkadaşını gönderdiği, bu durumun nöbetçi subayı tarafından anlaşılması üzerine tutanak tutulduğu, olay günü, yani 2012 tarihinde sabah içtimasında BI.K.vekili tarafından azarlandığı, tüm bu olayların üst üste gelmesinin oluşturduğu psikolojik durumu nedeniyle girdiği bunalım sonucu servis aracının içerisinde sahipsiz bulunan hücum yeleğinden aldığı şarjör ve yine koğuşta silahlık nöbetçisinin olmaması ve silahlığın anahtarının bozuk olması sebebiyle aldığı kendisine ait silah ile Çevre 4 nöbet yerinde intihar ettiği, tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde olayda davalı idare ajanlarının kusurlu ve ihmali davranışlarıyla ölüm olayının meydana gelmesine katkıda bulundukları, davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu, bu sebeple bir miktar tazminat verilmesi gerektiği, ölüm olayının müteveffanın kendi eylemi sonucu olması nedeniyle müteveffanın da müterafik kusurunun bulunduğu sonucuna varılmıştır.Maddi tazminat isteminde bulunan davacı baba ve annenin maddi zararlarının tespiti amacıyla bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiş, resen seçilen bilirkişi tarafından düzenlenerek Mahkememize ibraz edilen 2014 tarihli bilirkişi raporunda; davacı anne Halime BAKIR'ın 632,00 TL., davacı baba Rıfat BAKIR'ın 269,00 TL. maddi tazminat hak edişlerinin mevcut olduğu bildirilmiştir. Davacılar maddi tazminat taleplerini ıslah etmişlerdir.Taraflara tebliğ edilen bilirkişi raporuna davalı idare vekilince, özetle; "bilirkişi raporlarının anlaşılır ve açıklamalara yer verir şekilde düzenlenmesi gerektiği, bilirkişi raporunda yeterli açıklamaların bulunmaması nedeniyle hesaplamaya esas alınan rakamlar ile oranlar hakkında yeterli bir değerlendirme yapma imkanı bulunmadığı, bu itibarla belirtilen hususlarda açıklamaları da içerir bilirkişiden ek bir rapor alınması gerektiği, ayrıca bilirkişi raporunda belirtilen maddi tazminat hak ediş miktarlarının fazla olduğu", şeklindeki gerekçelerle, itiraz edilmiş ise de; yeterince açık, net ve Mahkememizin yerleşik içtihatlarına ve ilmi verilere uygun bulunan bilirkişi raporuna göre ve yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde uygulama yapılmasına karar verilmiş, müteveffanın müterafik kusuru da dikkate alınarak davacı anne ve babaya bir miktar maddi tazminat verilmesi kabul edilmiştirDavacı anne, baba ve kardeşlere yakınlarını kaybetmeleri nedeniyle duydukları ve ömür boyu duyacakları acı ve ıstırabı kısmen de olsa karşılayabilmek amacıyla, olayın meydana geliş şekli, tarihi, müteveffanın askerlik statüsü, davacıların sosyal durumları, paranın alım gücü ve işletilecek yasal faiz ve müteveffanın müterafik kusuru dikkate alınarak olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte uygun miktarda manevi tazminat verilmesi kabul edilmiştir.Açıklanan nedenlerle; Bilirkişi raporu uyarınca ve müteveffanın müterafik kusuru dikkate alınarak davacı anne Halime BAKIR'a 500,00 TL. (YİRMİBİNBEŞYÜZ TÜRK LİRASI), davacı baba Rifat BAKIR'a 000,00 TL.(YİRMİBİRBİN TÜRK LİRASI) MADDİ TAZMİNAT VERİLMESİNE, fazlaya ait istemlerinin REDDİNE, Takdiren ve müteveffanın müterafik kusuru dikkate alınarak davacı anne Halime BAKIR'a ve davacı baba Rifat BAKIR^ayrı ayrı 000,00'er TL.(YEDİBİNER TÜRK LİRASI MANEVİ TAZMİNAT VERİLMESİNE, fazlaya ait istemlerinin REDDİNE, Takdiren ve müteveffanın müterafik kusuru dikkate alınarak davacı kardeşler Sedat BAKIR ve Murat BAKIR'a ayrı ayrı 500,00'er TL.(İKİBİNBEŞYÜZER TÜRK LİRASI MANEVİ TAZMİNAT VERİLMESİNE, fazlaya ait istemlerinin REDDİNE, Hükmedilen maddi tazminat miktarlarına müteveffanın yeniden gelir elde edeceği farz olunan 2012 tarihinden ödeme tarihine kadar yıllık %9 (YÜZDE DOKUZ) YASAL FAİZ YÜRÜTÜLMESİNE,… Hükmedilen maddi ve manevi tazminat miktarları üzerinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ayrı ayrı nispi olarak hesap edilen 7145,00 TL. (YEDİBİNYÜZKIRKBEŞ TÜRK LİRASI)(865,00 TL. maddi+ 280,00 TL. manevi) Avukatlık ücretinin davalı idareden alınarak DAVACILARA VERİLMESİNE, Reddedilen maddi ve manevi tazminat miktarları üzerinden, 659 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 14'üncü maddesi uyarınca, manevi tazminat açısından hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 10 ve 12'nci maddeleri dikkate alınarak, nispi olarak ayrı ayrı hesap edilen 444,11 TL. (DOKUZBİNDÖRTYÜZKIRKDÖRT TÜRK LİRASI ONBİR KURUŞ)(164,11 TL. maddi+ 280,00 TL. manevi) avukatlık ücretinin DAVACILARDAN ALINARAK DAVALI İDAREYE VERİLMESİNE, … karar verilmiştir.”B. İlgili Hukuk 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun “Doğrudan doğruya tam yargı davası açılması” başlıklı maddesi şöyledir:“İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açmadan önce, bu eylemlerin yazılı bildirimi üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde yetkili makama başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri lazımdır. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde bu konudaki işlemin tebliği tarihinden ve altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren altmış gün içinde tam yargı davası açabilirler.Görevli olmayan adli yargı mercilerine açılan tam yargı davasının görevden reddi halinde sonradan Askeri Yüksek İdare Mahkemesine açılan davalarda, birinci fıkrada öngörülen idareye başvurma şartı aranmaz.” 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun haksız fiillerden doğan borç ilişkilerinin Ceza Hukuku ile ilişkisini düzenleyen maddesi şöyledir: “Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz.” 353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluş ve Yargılama Usulü Kanunu’nun “Mahkeme kuruluşu” başlıklı maddesi şöyledir:“ (Değişik: 19/6/2010-6000/1 md.) Askerî mahkemeler, bu Kanunda aksi yazılı olmadıkça üç askeri hakimden kurulur.Askerî mahkeme kurulunda bulunanların en kıdemlisi, mahkeme başkanlığı görevini yapar.” 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu’nun “Maduna müessir fiiller yapanların cezası” kenar başlıklı maddesinin fıkrası şöyledir:“Madununu kasten itip kakan, döven, veya sair suretlerle cismen eza verecek veya sıhhatini bozacak hallerde bulunan veyahut tazip maksadiyle madunun hizmetini lüzumsuz yere güçleştiren veya onun diğer askerler tarafından tazip edilmesine veya suimuamelede bulunulmasına müsamaha eden âmir veya mafevk iki seneye kadar hapsolunur.” 357 sayılı Askeri Hakimler Kanunu’nun “Bağımsızlık, teminat ve ödevler” başlıklı maddesi şöyledir:“(Mülga: 17/7/1972-1611/2 md.; Yeniden düzenleme: 22/5/2012-6318/39 md.)Askeri hakimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre görev yaparlar. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez, genelge gönderemez, tavsiye ve telkinde bulunamaz.Askeri hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler.Askeri hakimler, Anayasada belirlenen hakimlik ve savcılık teminatı esasları çerçevesinde adalet, tarafsızlık, doğruluk ve dürüstlük, tutarlılık, eşitlik, ehliyet ve liyakat ilkelerine göre görev yaparlar.Askeri hakimler azlolunamazlar. Bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması nedeniyle de olsa aylık ve ödeneklerinden ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamazlar ve bu Kanunda belirtilen istisnalar dışında, kendileri istemedikçe altmış yaşını bitirinceye kadar emekliye sevk olunamazlar.Ağır ceza mahkemelerinin görevine giren suçüstü halleri dışında, suç işlediği ileri sürülen askeri hakimler, yakalanamaz, üzerleri, konutları ve araçları aranamaz, sorguya çekilemezler. Ancak durum, derhal Millî Savunma Bakanlığına bildirilir. Bu fıkra hükmüne aykırı hareket edenler hakkında genel hükümlere göre doğrudan doğruya soruşturma ve kovuşturma yapılır.Askeri hakimlere Millî Savunma Bakanlığı tarafından mesleki unvanlarını gösterir kimlik belgesi verilir.” Anayasa Mahkemesinin 7/5/2009 tarih ve E.2005/159, K.2009/62 sayılı kararı şöyledir:“353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu’nun maddesinde askerî mahkemelerin iki askerî hâkim ve bir subay üyeden kurulacağı, ancak Genelkurmay Başkanlığı nezdindeki askeri mahkemenin general ve amiralleri yargıladığı zaman üç askerî hâkim ile iki general veya amiralden kurulacağı kurala bağlanmıştır.…Genel olarak hakim bağımsızlığı kavramı ile aynı anlamda kullanılan yargı bağımsızlığı, hâkimlerin kararlarını verirken özgür olmaları, hiçbir dış baskı ve etki altında bulunmamaları, baskı yapılması kadar baskı yapılabilme ihtimalinin de bulunmaması, hâkimin kimseden emir almaması, hukuka ve vicdanına göre karar vermesi biçiminde tanımlanmaktadır.…Askeri mahkemelerde görevli hâkim üyeler Milli Savunma Bakanı, Başbakan ve Cumhurbaşkanı tarafından üçlü kararname ile atanırken, 353 sayılı Yasa kurallarına göre subay üyeler, askeri mahkemelerin kurulu olduğu komutanlıklardaki en üst komutan veya askeri kurum amiri tarafından her yılın Aralık ayında o mahkemenin yetkisine giren birlik ve kurum mensupları arasından bir yıl süre ile değiştirilmemek üzere seçilerek görevlendirilmekte, bunların görevlerini yapmalarına sürekli engeller çıktığında ise yerlerine başkaları seçilebilmektedir. Bu üyeler yargılama sürecinde hakim üyelerin sahip oldukları yetkiye sahiptirler.Öte yandan, askeri mahkemelerde görevlendirilen subay üyeler askeri hâkim olmadıkları ve bu görevi asıl görevlerine ek olarak yerine getirdikleri için, bunlara mesleki sicil verilmemekte, yükselmeleri genel kurallara göre yapılmakta ve sicilleri askeri hiyerarşi içerisinde kendi üstleri tarafından düzenlenmektedir.Askeri mahkemelerde bulunan subay üyelerin hiyerarşik düzene bağlı olan görevlendirilme süreci, sicillerinin düzenlenmesi, disiplin cezası verilmesi gibi hususlar göz önünde bulundurulduğunda; askeri mahkemelerde görev yaptıkları süre içerisinde de hiyerarşik ilişkinin devam ettiği, bu durumda, hâkim olarak sahip olmaları gereken bağımsızlıklarının meslekten hakim olmadıkça sağlanamayacağı sonucuna varılmıştır.”