Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2023/6669 E. , 2024/2353 K. T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2023/6669 Karar No : 2024/2353 TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Bakanlığı / ANKARA VEKİLİ : Huk. Müş. ... KARŞI TARAF (DAVACI) : ... Sigorta A.Ş. Genel Müdürlüğü VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN_KONUSU : ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının davacı tarafından temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı sigorta şir…
Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2023/6669 E. , 2024/2353 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2023/6669 Karar No : 2024/2353 TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Bakanlığı / ANKARA VEKİLİ : Huk. Müş. ... KARŞI TARAF (DAVACI) : ... Sigorta A.Ş. Genel Müdürlüğü VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN_KONUSU : ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının davacı tarafından temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı sigorta şirketi tarafından hakkında kasko sigorta poliçesi düzenlenen ... plakalı aracın 25/01/2015 tarihinde Şırnak ili, Silopi ilçesinde meydana gelen olaylar esnasında zarar görmesi nedeniyle poliçe sahibi ile ... Finansman A.Ş.'ne ödenen toplam 190.800,00 TL'nin olayda hizmet kusuru bulunduğundan bahisle rücuen tazmini istemiyle davalı idareye yapılan başvurunun reddine ilişkin ...tarih ve ... sayılı işlemin iptali ile söz konusu tutarın ödeme tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesince, Danıştay Onuncu Dairesinin 03/04/2023 tarih ve E:2023/572, K:2023/1671 sayılı bozma kararına uyularak, uyuşmazlığa konu zararın doğmasına neden olduğu ileri sürülen toplumsal olayların meydana gelmesinde ve engellenememesinde davalı idarenin herhangi bir hizmet kusuru bulunmadığı açık olmakla birlikte, olaylarla ilgisi bulunmayan araçta salt söz konusu olayın yaşandığı yerde bulunması sonucu meydana gelen hasarın, bir başka ifadeyle, toplumsal nitelikli riskin gerçekleşmesi sonucu davacı şirketin uğradığı, kamu külfeti olmaktan çıkıp özel ve olağan dışı hal alan zararın, davacı üzerinde bırakılmayarak tüm topluma pay edilmesi suretiyle davalı idarece sosyal risk ilkesi uyarınca tazmini gerektiği gerekçesiyle, davacının maddi tazminat isteminin kabulü ile 190.800,00 TL maddi tazminatın davalı idareye başvuru tarihi olan 26/03/2015 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idare tarafından davacıya ödenmesine, dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir. TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davalı idare tarafından, uyuşmazlıkta üçüncü kişinin ağır kusuru bulunduğundan idarelerinin sorumluluğunun bulunmadığı, tazmin şartlarının gerçekleşmediği iddiasıyla kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davacı şirket tarafından, davalının temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : ... DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Mahkeme kararın bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Dava, davacı sigorta şirketi tarafından kasko sigorta poliçesi kapsamında sigortalanan... plakalı aracın, 25/01/2015 tarihinde şehir genelinde yaşanan olaylar esnasında saat 21:30 sıralarında Şırnak İli, Silopi İlçesi, ... Mahallesi, ...Cadde, ... numaralı mesken önünde park halinde iken zarar görmesi üzerine sigortalıya ödenen 94.501,00 TL v... Finansman Anonim Şirketine ödenen 96.299,00 TL tazminatın ödenmesi istemiyle davalı idareye yapılan 26/03/2015 tarihli başvurunun reddine ilişkin ... tarih ve ... sayılı işlemin iptali ile 190.800,00 TL'nin ödeme tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti'nin, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk Milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğu; 5. maddesinde, Devletin temel amaç ve görevlerinin, Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak olduğu; 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, aynı maddenin son fıkrasında, idarenin eylem ve işlemlerinden doğan (maddi ve manevi) zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır. İdarenin hukuki sorumluluğu, kamusal faaliyetler sonucunda, idare ile bireyler arasında bireyler zararına bozulan ekonomik dengenin yeniden kurulmasını, idari etkinliklerden dolayı bireylerin uğradığı maddi ve manevi zararların idarece tazmin edilmesini sağlayan hukuksal bir kurumdur. Bu kurum, kamusal faaliyetler nedeniyle bireylerin mal varlığında ortaya çıkan eksilmelerin ya da artış olanağından yoksunluğun giderilebilmesi, yine bu suretle kişi varlığında oluşan manevi zararların karşılanabilmesi için aranılan koşulları, uygulanması gereken kural ve ilkeleri içine almaktadır. İdare, Anayasanın 125. maddesinde de belirtildiği üzere, kural olarak yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. Bunun yanında, idarenin faaliyet alanıyla ilgili, önlemekle yükümlü olduğu halde önleyemediği bir takım zararları da nedensellik bağı aramadan sosyal risk ilkesi gereği tazmin etmesi gerekmektedir. İdarenin kusura dayalı ya da kusursuz sorumluluğu yanında, Anayasanın öngördüğü sosyal hukuk devleti anlayışına uygun olarak ve bu temel üzerinden, kolektif sorumluluk anlayışı çerçevesinde bilimsel ve yargısal içtihatlar ile geliştirilen sosyal risk ilkesi, Anayasa'nın yukarıda öngördüğü amaçların gerçekleştirilmesine yöneliktir. Sosyal risk ilkesi ile toplumun içinde bulunduğu koşullardan kaynaklanan, idarenin faaliyet alanında meydana gelmekle birlikte, yürütülen kamu hizmetinin doğrudan sonucu olmayan, toplumsal nitelikli riskin gerçekleşmesi sonucu oluşan, salt toplumun bireyi olunması nedeniyle uğranılan özel ve olağan dışı zararların da topluma pay edilerek giderilmesi amaçlanmıştır. Bu bağlamda, yargısal ve bilimsel içtihatlarla geliştirilen sosyal risk ilkesinin uygulama alanına; "terör olayları"nın yanı sıra, ani bir şekilde gelişmesi nedeniyle idarece öngörülemeyen ve engellenemeyen, müdahale edilmesi halinde daha ağır sonuçların doğması kaçınılmaz olan geniş çaplı "toplumsal olaylar" ile sınırlarımıza komşu bir ülkede yaşanan “iç savaş” veya “toplumsal kargaşa” nedeniyle ülkemiz sınırlarında oluşan özel ve olağan dışı zararların da dahil olduğunun kabulü gerekmektedir. Zira, bahse konu olaylar sonucu oluşan zararlar; idarenin faaliyet alanıyla ilgili olmakla birlikte yürütülen kamu hizmetinin doğrudan sonucu olmayan, dolayısıyla idari faaliyet ile illiyet bağı kurulamayan, toplumsal nitelikli riskin gerçekleşmesi sonucu oluşan ve salt toplumun bireyi olunması nedeniyle uğranılan özel ve olağan dışı zararlardır. Bu itibarla, söz konusu zararların, belirtilen nitelikleri itibarıyla, zarara uğrayan kişilerin üzerinde bırakılmayarak topluma pay edilmek suretiyle tazmin edilmesi hakkaniyet gereği olup, sosyal hukuk devleti ilkesine de uygun düşecektir. Öte yandan; 17/07/2004 tarihinde kabul edilip 27/07/2004 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun'un 1. maddesinde, ''Bu Kanunun amacı, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddî zarara uğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve usulleri belirlemektir.''; 2. maddesi, 1. fıkrasında, ''Bu Kanun, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 1 inci, 3 üncü ve 4 üncü maddeleri kapsamına giren eylemler veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel kişilerinin maddî zararlarının sulhen karşılanması hakkındaki esas ve usullere ilişkin hükümleri kapsar.''; 7. maddesinde, ''Bu Kanun hükümlerine göre sulh yoluyla karşılanabilecek zararlar şunlardır: a) Hayvanlara, ağaçlara, ürünlere ve diğer taşınır ve taşınmazlara verilen her türlü zararlar, b) Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerinde uğranılan zararlar ile tedavi ve cenaze giderleri, c) Terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle kişilerin mal varlıklarına ulaşamamalarından kaynaklanan maddî zararlar''; 8. maddesi, 1. fıkrasında, ''7 nci maddede belirtilen zararlar, zarar görenin beyanı, adlî, idarî ve askerî mercilerdeki bilgi ve belgeler göz önünde tutularak olayın oluş şekli ve zarar görenin aldığı tedbirlere göre, zarar görenin varsa kusur veya ihmalinin de göz önünde bulundurulması suretiyle, hakkaniyete ve günün ekonomik koşullarına uygun biçimde komisyon tarafından doğrudan doğruya veya bilirkişi aracılığı ile belirlenir.''; 9. maddesinde, ''Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerinde (7000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucunda bulunan miktarın; a) Yaralananlara altı katı tutarını geçmemek üzere yaralanma derecesine göre, b) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından üçüncü derece olarak tespit edilenlere dört katından yirmidört katı tutarına kadar, c) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından ikinci derece olarak tespit edilenlere yirmibeş katından kırksekiz katı tutarına kadar, d) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından birinci derece olarak tespit edilenlere kırkdokuz katından yetmişiki katı tutarına kadar, e) Ölenlerin mirasçılarına elli katı tutarında, nakdî ödeme yapılır. Nakdî ödemenin tespitine esas tutulacak miktar, ödeme yapılmasına ilişkin valinin veya Bakanın onayı tarihinde geçerli gösterge ve katsayı rakamları esas alınarak belirlenir. Birinci fıkranın (e) bendine göre belirlenen nakdî ödemenin mirasçılara intikalinde 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun mirasa ilişkin hükümleri uygulanır. Cumhurbaşkanı, nakdî ödemeye esas tutulan gösterge rakamını yüzde otuza kadar artırmaya veya kanunî sınıra kadar indirmeye yetkilidir. Bu Kanun kapsamındaki zararlardan dolayı, zarar gören kişilere gerçek veya özel hukuk tüzel kişileri tarafından yapılan ödemeler sebebiyle Devlete rücu edilemez. Nakdî ödemenin şekli, tutarı, yaralanma ve engellilik derecelerinin tespitine ilişkin esas ve usuller yönetmelikle belirlenir.'' hükümleri yer almıştır. Terör olayları nedeniyle meydana gelen zararların tazminini öngören 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun, terör olaylarından doğan zararların tazminine yönelik tam yargı davalarında idari yargı yerlerince 5233 sayılı Kanun dışında sosyal risk ilkesinin uygulanması olanağını ortadan kaldırmıştır. Sosyal risk ilkesinin, terör olaylarına ilişkin olarak 5233 sayılı Kanunla kanunlaşması karşısında, sosyal risk ilkesine dayalı tazmin istemlerinin anılan Kanun ile yapılan tanım ve sınırlandırılmalar çerçevesinde karara bağlanması zorunludur. Ancak 5233 sayılı Kanun, sosyal risk ilkesi dışında, nedensellik bağına dayalı, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk sebepleri nedeniyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesine göre tam yargı davası açılmasına engel oluşturmamaktadır. Bu itibarla, terör ve terörle mücadeleden doğan zararların tazminine ilişkin uyuşmazlıklarda, Mahkemece öncelikle, idarenin hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluğu bulunup bulunmadığının irdelenmesi, idarenin gerek hizmet kusuru gerekse kusursuz sorumluluk hallerinin olayda bulunmaması durumunda 5233 sayılı Kanun kapsamında gerekli inceleme ve araştırma yapılarak karar verilmesi gerekmektedir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Dava dosyasının incelenmesinden, 25/01/2015 tarihli olay tutanağında; PKK/KCK bölücü terör örgütü iltisaklı internet sitelerinden yapılan eylem niteliğinde çağrılar doğrultusunda 25/01/2015 tarihinde Şırnak ili, Silopi ilçesinde yasadışı olaylar meydana geldiği, ilçedeki kamu kurumlarına ve zırhlı araçlara yönelik molotof kokteyli, EYP ve uzun namlulu silahlarla saldırılar düzenlendiğinin belirtildiği, aracın zarar görmesine ilişkin olarak Silopi Belediyesi İtfaiye Müdürlüğü tarafından düzenlenen 25/01/2015 tarihli Yangın Raporunda, aracın olay günü saat 21:30'da yoğun alev ve duman içinde olduğu ve yangının çıkış sebebinin bilinmediğinin belirtildiği, bu raporun ekindeki olayın özeti başlıklı kısımda, söz konusu aracın Silopi ilçesi, ... Mahallesi, ...Cadde ... numaralı mesken önünde park halinde iken yandığı, dışarıdan herhangi bir molotof saldırı izine rastlanmadığı, aracın arka bölümünün altında bir adet biber gazı kapsülünün olduğu, yangına biber gazı fişeğinin sebebiyet verdiğinin tahmin edildiğinin ifade edildiği; olay yeri inceleme uzmanları tarafından hazırlanan 10/03/2015 tarihli Ön İnceleme Raporunda, olaya ilişkin düzenlenen yangın raporunda yangın merkezi tespit edilmeyen araç yangınında araç altında bulunan zed fişeği kapsülünün yangını başlattığı tahminine varıldığı, yangını başlattığı iddia edilen kapsülün bulunduğu yol zemini üzerinde alev alarak aracı yakma imkanının olmadığı, ancak düştüğü zeminde çabuk alev alabilecek maddelerin bulunması halinde kapsül dışı ısısı ile yangını başlatabileceği, zed fişeği kapsülünün bulunduğu konum itibariyle itfaiye ekibince müdahale edilen aracı beş ayrı noktadan yangın başlatmasının imkansız olduğu, aracın beş ayrı birbirinden bağımsız noktadan yanmış olması, yangının olağanüstü bir şekilde yayılmış olması, yangının aşırı şiddetli olması, yangının çıkış yerinin olağandışı bir yerde olması ve yangının çıkması için makul bir nedenin olmamasından dolayı bahse konu aracın kundaklanmış olduğu kanaatine varıldığı yönünde tespitlere yer verildiği görülmektedir. Dosya kapsamında bulunan bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesinden, davacı şirket tarafından sigortalanan ... plakalı aracın, 25/01/2015 tarihinde Şırnak ili, Silopi ilçesi genelinde terör olaylarının yoğun olarak yaşandığı ... Mahallesi, ...Caddede park halindeyken yaşanan olaylar esnasında kundaklanması sonucu zarar gördüğü hususunda tereddüt bulunmadığı, ancak 25/01/2015 tarihinde Şırnak ili, Silopi ilçesinde meydana gelen olayların "toplumsal olay" değil, "terör olayı" olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda, uyuşmazlığa konu zararın doğmasına neden olduğu ileri sürülen olayların meydana gelmesinde ve engellenememesinde davalı idarenin herhangi bir hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluk hali bulunmayıp olay bir terör olayı olduğundan, uyuşmazlığın sosyal risk ilkesinin terör olayları yönünden yasalaşmış hali olan 5233 sayılı Kanun kapsamında çözümlenmesi gerektiği, ancak davacı şirketin rücuen tahsil isteminin anılan Kanun'un 9. maddesinin 5. fıkrası uyarınca da mümkün olmadığı sonucuna varıldığından, zarara sebebiyet veren olayın toplumsal bir olay olduğu bu nedenle de davacı şirket lehine sosyal risk ilkesi gereğince genel hükümlere göre maddi tazminata hükmedilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kabulü yönünde verilen İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davalı idarenin temyiz isteminin KABULÜNE, 2....İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine, 4. 2577 sayılı Kanun'un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 (on beş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 03/06/2024 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. (X) KARŞI OY : Danıştay Onuncu Dairesinin 03/04/2023 tarih ve E:2023/572, K:2023/1671 sayılı bozma kararına uyularak verilen temyize konu ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı, 2577 sayılı İdari Yargılama Usul Kanunu'nun 50. maddesinin 4. fıkrası gereğince incelendiğinde usul ve yasaya uygun olup, mezkur kararın onanması gerektiği oyuyla aksi yöndeki Daire kararına katılmıyorum.