Başvuru, kardeşinin askerlik hizmetini yerine getirdiği dönemde ateşli silah yaralanması sonucu hayatını kaybettiği olaya ilişkin etkili bir soruşturma yapılmaması ve müteveffanın vücut bütünlüğünün korunması konusunda gerekli tedbirlerin alınmaması nedenleriyle yaşam hakkı ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, kardeşinin askerlik hizmetini yerine getirdiği dönemde ateşli silah yaralanması sonucu hayatını kaybettiği olaya ilişkin etkili bir soruşturma yapılmaması ve müteveffanın vücut bütünlüğünün korunması konusunda gerekli tedbirlerin alınmaması nedenleriyle yaşam hakkı ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 19/9/2013 tarihinde Elazığ Ceza Mahkemeleri Ön Bürosu vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 25/7/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 15/6/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 10/7/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş 22/7/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını 6/8/2015 tarihinde ibraz etmiştir. A. Olaylar Başvuru dilekçesi, başvuruya konu soruşturma dosyasının içeriği ve Adalet Bakanlığı tarafından sunulan görüş yazısından tespit edilen bilgilere göre ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucunun kardeşi olan Mazlum Aksu (A.), Elazığ/Maden-Hazar Jandarma Karakol Komutanlığında askerlik hizmetini yerine getirmekte iken 21/2/2013 tarihinde saat 05’te görevli olduğu askerî birliğin kazan dairesinin bulunduğu bölgede ateşli silahla yaralanmış olarak bulunmuş ve hastaneye götürülürken yolda hayatını kaybetmiştir. Askerlik Süreci Olaya ilişkin yürütülen soruşturma dosyasından elde edilen bilgilerden A.nın askerlik hizmetini yerine getirmesine engel herhangi bir rahatsızlığı olmadığı, askerî birliğe katıldığında da kendisiyle çeşitli görüşmeler yapıldığı, kendisine anketler uygulandığı ve hakkında gerekli bilgi formlarının doldurulduğu ve söz konusu belgelerde müteveffanın herhangi bir psikolojik sıkıntısından bahsedilmediği anlaşılmaktadır. Müteveffanın askerî birlikteki arkadaşları ve üstleri, birbirleriyle tutarlı olan ifadelerinde A.nın herhangi bir kimse ile problemi olmadığını, herkesle arasının iyi olduğunu belirtmişlerdir. Müteveffanın bazı arkadaşları ise acemi birliğinde iken A.nın kendilerine bir kız arkadaşı olduğunu, kız arkadaşının dağa çıktığını ve bu sebeple ayrıldıklarını söylediğini belirtmişlerdir. Yine askerî birlikte görevli olan tanıklar, müteveffanın olaydan önceki son iki üç gün kimseyle konuşmadığını, yemek yemediğini ve uyumadığını, bu durumun asker arkadaşları ve üstleri tarafından fark edilerek kendisiyle konuşulmaya çalışıldığını ancak sıkıntısını tüm ısrarlara rağmen kimseye anlatmadığını ifade etmişlerdir. Müteveffanın arkadaşları ayrıca A.nın son günlerde garip sesler duyuyormuş gibi tuhaf davranışlarda bulunduğunu, cep telefonu hattını iptal etmesi gerektiğini, aksi hâlde başının belaya gireceğini söylediğini, kendisine sıkıntısını soran Y.S.ye “harcarlar adamı” diyerek sıkıntısını anlatmadığını, olaydan önceki gün koğuşa geldiğini ve bir anda oturduğu yerden kalkarak İ.Ç.ye zimmetli tüfeği alarak şarjörünü takmaya çalıştığını, bu esnada Z.A.nın olaya müdahale ederek A.nın elinden silahı aldığını, daha sonra A.nın yatağına yattığını ve arkadaşlarına “ölmemi istiyor musunuz” diye sorduğunu, yine nöbette iken silahını tam dolduruşa getirdiğini, başka bir askerin müdahale etmesiyle şaka yaptığını söyleyerek konuyu geçiştirdiğini beyan etmişlerdir. Müteveffanın olay günü 00-00 nöbeti bulunmaktadır. Tanık ifadelerinden Nöbetçi Astsubay G.nin müteveffaya “kendini iyi hissetmiyorsan nöbete çıkma” dediği, müteveffanın da “tamam ben nöbete çıkmayayım” deyip gazinoya gidip oturduğu, bu esnada bile sıkıntılı şekilde davranmaya devam ettiği, saat 05’te kendisine zimmetli silahı ve şarjörü alarak sorumluluğunda bulunan kazan dairesi bölgesine gittiği, ardından tek el silah sesi duyulduğu ve müteveffanın ateşli silahla yaralanmış olarak bulunduğu anlaşılmıştır. Olaydan sonra hastaneye kaldırılan A. yolda hayatını kaybetmiştir. Ceza Soruşturması Süreci Olayın ardından olayla ilgili soruşturma başlatılmıştır. Soruşturma kapsamında yapılan olay yeri incelemesi raporunda, olayın meydana geldiği yerde bir adet G-3 piyade tüfeği, bir adet 62 mm çapında boş kovan ve olay bölgesinin üzerini kapatan sac levhada birbirine yakın bölgede üç adet açılma (delinme) olduğu tespit edilmiştir. Anılan raporda söz konusu deliklerin muhtemelen bir tanesinin mermi çıkış deliği, diğerlerinin ise etrafa dağılan kemik parçalarından kaynaklanan delikler olduğu değerlendirilmiş ve sac levhanın üzerinde kar olması, alttaki profil demirlerin ise ince olması nedeniyle çatının üzerine çıkılmadığı belirtilmiştir. Müteveffanın cesedi üzerinde Fırat Üniversitesi Hastanesinde yapılan klasik ve sistematik otopsiye ilişkin raporda “müteveffanın sol kaştan 5 cm leteralde kulak üst sayvanından 2 cm anterior ve 5 cm süperiorda etrafında 5x5,5 cm alanda alev yanığı, duman-is artıkları ve barut kakmaları bulunan 0,7x0,7 cm ebadında ateşli silah yakın atış deliği olduğu, giriş deliğini alt kısmında zigomatik kemik üzerinde vital bulgular zayıf 1,5x0,7 alanda abrazyon ve ekimoz alanının mevcut olduğu, ateşli silah deliğinin 2 cm süperiorunda sol temporaparietokspital bölgeyi kapsayan duramater lesare, beyin dokusu dışarı protüze ve kafa kemikleri çok parçalı kırık vaziyette morgda kalmaya bağlı donmuş durumda ateşli silah çıkış deliği olduğu, buna göre atış istikametinin anatomik pozisyonda aşağıdan yukarıya çok hafif soldan sağa doğru yapılmış olduğu, ateşli silah giriş deliği etrafında alev yanığı, duman-is artıkları ve barut kakmaları olması nedeniyle atış mesafesinin 2-3 cm ile 8-10 cm arası mesafeden yapıldığı, bunun haricinde müteveffa üzerinde herhangi bir darp, cebir, delici ve kesici alet, elle veya iple boğma ve benzeri harici lezyonlara rastlanılmadığı, müteveffanın ateşli silah yaralanmasına bağlı kafa kemiklerinde kırık, beyin zarları arasında kanama ve beyin harabiyeti nedenleriyle öldüğü” sonucuna ulaşılmıştır. A.nın sağ el iç ve dış, sol el iç ve dış, sağ yüz ve sol yüz bölgelerinden alınan svapların tümü üzerinde yapılan incelemede antinom elementinin tespit edildiği ve müteveffaya ait svap bölgelerinde tespit edilen elementin ateşli silahtan kaynaklanan atış artıkları olabileceği tespit edilmiştir. Diğer taraftan silah üzerinde yapılan parmak izi incelemesinde de mukayeseye elverişli herhangi bir iz bulunamamıştır. Soruşturma sürecinde ayrıca A.dan alınan kan ve idrar örnekleri incelenip örneklerde alkole rastlanmadığı, A.ya ait giysilerde herhangi bir delinme olmadığı ancak giysilerin üzerinde atış artıklarının bulunduğu, müteveffaya zimmetli tüfeğin düşme veya çarpma gibi durumlarda kendiliğinden patlar nitelikte olmadığı, olay yerinde bulunan kovanın müteveffaya zimmetli tüfekten atıldığı tespit edilmiş ve olayın hemen ardından müteveffayı gören kişiler ile tatbikî keşif yapılmıştır. Ayrıca soruşturma kapsamında müteveffa tarafından kullanıldığı tespit edilen telefon hattı üzerinden son üç aylık HTS raporları da incelenmiş ancak somut olayı aydınlatabilecek nitelikte herhangi bir bulguya ulaşılamamıştır. Bu veriler ışığında ölüm olayını değerlendiren Kara Kuvvetleri Komutanlığı Kolordu Komutanlığı Askerî Savcılığı (Askerî Savcılık) 7/6/2013 tarihli ve E.2013/368, 2013/107 sayılı kararıyla, müteveffanın kendisine zimmetli tüfek ile çene altından ateş etmek suretiyle bitişiğe yakın mesafeden yapılan ateşli silah yaralanmasına bağlı olarak hayatını kaybettiğini, olay esnasında müteveffanın intihar etmek niyetiyle hareket ettiğini ve ölümünde kendi iradesinden başka herhangi bir etkenin rol oynamadığını belirterek kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Anılan karara özetle “olay yerindeki çatıda birden fazla delik bulunduğu, bu deliklerin olaydan kaynaklı olup olmadığının araştırılmadığı, 'nin olay yerinde yoğun bir barut kokusu bulunduğuna ilişkin beyanlarının dikkate alınmadığı, müteveffanın ölüm olayının gerçekleştiği yere gitmeden önce bulunduğu askeri gazinoda oturduğu iddia edilen korucuların ifadelerinin alınmadığı, soruşturma kapsamında alınan uzman raporunda silah üzerinde mukayeseye elverişli iz bulunmadığının belirtilmesi karşısında silah üzerindeki parmak izinin silindiği intibasının oluştuğu, soruşturmanın intihar ön kabulüyle yürütüldüğü, müteveffanın hiçbir sorunu bulunmadığı, kaldı ki intihar etse bile intihar nedenlerinin yeterince araştırılmadığı” belirtilmek suretiyle başvurucu tarafından itiraz edilmiştir. İtirazı değerlendiren Kara Kuvvetleri Komutanlığı Ordu Komutanlığı Askerî Mahkemesi 11/7/2013 tarihli ve 2013/A-12-285 sayılı kararıyla “...müşteki vekilinin itiraz dilekçesinde belirttiği olay yerinde 4 adet delik bulunduğuna ilişkin itiraz değerlendirildiğinde, dinlenilen tüm tanıkların beyanına göre bir adet silah sesi duydukları anlaşıldığından 4 adet deliğin bulunduğuna ilişkin itirazın, olay yeri inceleme raporunda belirtildiği gibi başka nedenlerden kaynaklanma ihtimalinin olabileceği, birden fazla silah sesinin olması durumunda tanıkların bu yönde duyumlarının olması gerektiği, 'nin kazan dairesinde yoğun bir barut kokusunun olduğuna ilişkin değerlendirmesinin yoruma dayalı olduğu, soruşturma dosyasında olay ile ilgili yeterince tanığın dinlenildiği, başka tanıkların (korucuların) dinlenilmesinin askeri savcılığın taktirinde olduğu, soruşturma dosyasında intiharın kabulü ile hareket edildiğine dair askeri savcılığın herhangi bir ön kabulünün olmadığı, soruşturmayı yapanın askeri savcılık olduğu, İç İşleri Bakanlığı Jandarma Genel Komutanlığı uzmanlık raporunda Mazlum AKSU'ya ait silah üzerinde mukayeseye elverişli iz olmadığının belirtildiği, bu hususun silah üzerindeki parmak izinin silindiği intibası yarattığına yönelik değerlendirmenin subjektif bir değerlendirme olduğu, diğer itirazların ise esasa yönelik delil elde etmeye dönük olmadığı...” gerekçesiyle itirazın reddine karar vermiştir. Bu karar 20/8/2013 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiş olup 19/9/2013 tarihli bireysel başvuruda süre aşımı bulunmadığı anlaşılmıştır. Tazminat Davası Süreci Başvurucunun, kardeşinin askerlik hizmetini yerine getirirken hayatını kaybettiği olayda devletin veya kamu görevlilerinin kusurunun bulunduğundan bahisle herhangi bir tazminat davası açıp açmadığı konusunda Anayasa Mahkemesi tarafından yapılan araştırma kapsamında 24/8/2015 tarihinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesine (AYİM) bilgi sorulmuştur. AYİM tarafından gönderilen cevap yazısında başvurucunun başvuru konusuna ilişkin olarak 13/6/2014 tarihinde maddi ve manevi tazminat davası açtığı, anılan davanın AYİM İkinci Dairesi tarafından 24/6/2015 tarihli ve E.2014/1146, K.2015/1059 sayılı kararla ve oyçokluğuyla reddedildiği bildirilmiştir. Anayasa Mahkemesi tarafından 8/10/2015 tarihinde, söz konusu davanın reddedilmesi üzerine başvurucu tarafından karar düzeltme yoluna başvurulup başvurulmadığı konusunda tekrar bilgi istenmiştir. AYİM tarafından gönderilen cevap yazısında başvurucunun anılan karara karşı 27/8/2015 tarihinde karar düzelme talebinde bulunduğu ancak bu talebe ilişkin henüz bir karar verilmediği bildirilmiştir.B. İlgili Hukuk 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun “Doğrudan doğruya tam yargı davası açılması” başlıklı maddesi şöyledir:“İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açmadan önce, bu eylemlerin yazılı bildirimi üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde yetkili makama başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri lazımdır. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde bu konudaki işlemin tebliği tarihinden ve altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren altmış gün içinde tam yargı davası açabilirler.Görevli olmayan adli yargı mercilerine açılan tam yargı davasının görevden reddi halinde sonradan Askeri Yüksek İdare Mahkemesine açılan davalarda, birinci fıkrada öngörülen idareye başvurma şartı aranmaz.” 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun haksız fiillerden doğan borç ilişkilerinin ceza hukuku ile ilişkisini düzenleyen maddesi şöyledir: “Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz.” 25/10/1963 tarihli ve 353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu’nun “Mahkeme kuruluşu” başlıklı maddesi şöyledir:“ (Değişik: 19/6/2010-6000/1 md.) Askerî mahkemeler, bu Kanunda aksi yazılı olmadıkça üç askeri hakimden kurulur.Askerî mahkeme kurulunda bulunanların en kıdemlisi, mahkeme başkanlığı görevini yapar.” 26/10/1963 tarihli ve 357 sayılı Askeri Hakimler Kanunu’nun “Bağımsızlık, teminat ve ödevler” başlıklı maddesi şöyledir:“(Mülga: 17/7/1972-1611/2 md.; Yeniden düzenleme: 22/5/2012-6318/39 md.)Askeri hakimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre görev yaparlar. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez, genelge gönderemez, tavsiye ve telkinde bulunamaz.Askeri hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler.Askeri hakimler, Anayasada belirlenen hakimlik ve savcılık teminatı esasları çerçevesinde adalet, tarafsızlık, doğruluk ve dürüstlük, tutarlılık, eşitlik, ehliyet ve liyakat ilkelerine göre görev yaparlar.Askeri hakimler azlolunamazlar. Bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması nedeniyle de olsa aylık ve ödeneklerinden ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamazlar ve bu Kanunda belirtilen istisnalar dışında, kendileri istemedikçe altmış yaşını bitirinceye kadar emekliye sevk olunamazlar.Ağır ceza mahkemelerinin görevine giren suçüstü halleri dışında, suç işlediği ileri sürülen askeri hakimler, yakalanamaz, üzerleri, konutları ve araçları aranamaz, sorguya çekilemezler. Ancak durum, derhal Millî Savunma Bakanlığına bildirilir. Bu fıkra hükmüne aykırı hareket edenler hakkında genel hükümlere göre doğrudan doğruya soruşturma ve kovuşturma yapılır.Askeri hakimlere Millî Savunma Bakanlığı tarafından mesleki unvanlarını gösterir kimlik belgesi verilir.” Anayasa Mahkemesinin 7/5/2009 tarihli ve E.2005/159, K.2009/62 sayılı kararı şöyledir:“353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu’nun maddesinde askerî mahkemelerin iki askerî hâkim ve bir subay üyeden kurulacağı, ancak Genelkurmay Başkanlığı nezdindeki askeri mahkemenin general ve amiralleri yargıladığı zaman üç askerî hâkim ile iki general veya amiralden kurulacağı kurala bağlanmıştır.…Genel olarak hakim bağımsızlığı kavramı ile aynı anlamda kullanılan yargı bağımsızlığı, hâkimlerin kararlarını verirken özgür olmaları, hiçbir dış baskı ve etki altında bulunmamaları, baskı yapılması kadar baskı yapılabilme ihtimalinin de bulunmaması, hâkimin kimseden emir almaması, hukuka ve vicdanına göre karar vermesi biçiminde tanımlanmaktadır.…Askeri mahkemelerde görevli hâkim üyeler Milli Savunma Bakanı, Başbakan ve Cumhurbaşkanı tarafından üçlü kararname ile atanırken, 353 sayılı Yasa kurallarına göre subay üyeler, askeri mahkemelerin kurulu olduğu komutanlıklardaki en üst komutan veya askeri kurum amiri tarafından her yılın Aralık ayında o mahkemenin yetkisine giren birlik ve kurum mensupları arasından bir yıl süre ile değiştirilmemek üzere seçilerek görevlendirilmekte, bunların görevlerini yapmalarına sürekli engeller çıktığında ise yerlerine başkaları seçilebilmektedir. Bu üyeler yargılama sürecinde hakim üyelerin sahip oldukları yetkiye sahiptirler.Öte yandan, askeri mahkemelerde görevlendirilen subay üyeler askeri hâkim olmadıkları ve bu görevi asıl görevlerine ek olarak yerine getirdikleri için, bunlara mesleki sicil verilmemekte, yükselmeleri genel kurallara göre yapılmakta ve sicilleri askeri hiyerarşi içerisinde kendi üstleri tarafından düzenlenmektedir.Askeri mahkemelerde bulunan subay üyelerin hiyerarşik düzene bağlı olan görevlendirilme süreci, sicillerinin düzenlenmesi, disiplin cezası verilmesi gibi hususlar göz önünde bulundurulduğunda; askeri mahkemelerde görev yaptıkları süre içerisinde de hiyerarşik ilişkinin devam ettiği, bu durumda, hâkim olarak sahip olmaları gereken bağımsızlıklarının meslekten hakim olmadıkça sağlanamayacağı sonucuna varılmıştır.” 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar” başlıklı maddesi şöyledir:“(1) Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir. Bu karar, suçtan zarar gören ile önceden ifadesi alınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliye bildirilir. Kararda itiraz hakkı, süresi ve mercii gösterilir. (2) Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra yeni delil meydana çıkmadıkça, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamaz.…” 353 sayılı Kanun’un “Kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz” kenar başlıklı maddesi şöyledir: “Askerî savcı tarafından verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karar, teşkilâtında askerî mahkeme kurulan kıt’a komutanı veya askerî kurum amiri ile şüpheli ve suçtan zarar görene bildirilir. Bu karara karşı teşkilâtında askerî mahkeme kurulan kıt’a komutanı veya askerî kurum amiri ya da suçtan zarar gören, kararın kendilerine tebliğinden itibaren onbeş gün içinde kararı veren askerî savcının teşkilâtında olduğu askerî mahkemeye yer itibarıyla en yakın askerî mahkemede itiraz edebilirler. En yakın askerî mahkemenin tayininde kararsızlık olursa, bu husus Millî Savunma Bakanlığınca giderilir. İtiraz isteminde kamu davasının açılmasını haklı gösterecek olaylar ve deliller gösterilir.”