Başvuru, konut yakınında bulunan baz istasyonunun sağlığı olumsuz etkilediği iddiasıyla açılan davanın reddedilmesi nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, konut yakınında bulunan baz istasyonunun sağlığı olumsuz etkilediği iddiasıyla açılan davanın reddedilmesi nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 10/4/2013 tarihinde Konya Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 24/6/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 5/1/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 5/2/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş 9/2/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını 10/2/2015 tarihinde ibraz etmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucunun ikamet ettiği Konya ili Selçuklu ilçesi Özlem Mahallesi'nde bulunan Büyükkapçı Camisi binasına ve eklentilerine Dinî ve Sosyal Hizmet Vakfı (Vakıf) ile Telekomünikasyon A. Ş. (Şirket) arasında imzalanan kira sözleşmesi gereğince 5/3/2008 tarihinde baz istasyonu kurulmuştur. Bunun üzerine başvurucu tarafından söz konusu Vakıf ve Şirket muhatap kılınarak Konya Noterliği vasıtasıyla gönderilen 16/6/2010 tarihli ve 11756 Yevmiye sayılı ihtarnamede baz istasyonu ile ikamet edilen konut arasında yirmi metreden daha az bir mesafe bulunduğu, yerleşim yerinde bulunan baz istasyonunun sağlığa zarar verebileceği, kendisinde ve ailesinde korku, tedirginlik, panik ve ümitsizliğe neden olduğu, özel yaşantısına ve konutuna müdahale oluşturduğu belirtilmiş ve bahse konu baz istasyonunun kaldırılması talep edilmiştir. Baz istasyonunun kaldırılmaması üzerine başvurucu, söz konusu Şirket ve Vakıf aleyhine Konya Asliye Hukuk Mahkemesine sunduğu 6/7/2010 tarihli dava dilekçesiyle özel bir Şirket ile mülkiyet sahibi Vakıf arasında imzalanan kira sözleşmesine dayanılarak ikamet ettiği konutuna yakın bir mesafede baz istasyonu kurulduğunu, bu durumun istasyonun çevresinde yaşayan insanların sağlığı açısından tehlike arz ettiğini, ortada somut biçimde görülebilen bir zarar bulunmasa dahi her an sağlığının bozulabileceği endişesi taşıdığını, baz istasyonundan yayılan radyasyonun kendisini ve ailesini tedirginliğe ve paniğe sevk etmesi nedeniyle yaşamının olumsuz yönde etkilendiğini, bu nedenlerin bir zarar oluştuğunun kabulü açısından yeterli olduğunu belirterek baz istasyonunun kaldırılmasını ve faaliyetinin tedbiren durdurulmasını, ayrıca lehine 000 TL manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir. Davalı Şirketin vekili tarafından sunulan cevap dilekçesinde Şirketin kamusal makamlarla imzaladığı lisans sözleşmeleri uyarınca kamuya haberleşme hizmeti sunulduğu, Şirketin yalnızca ticari değil, yasal yükümlülüklerinin de bulunduğu; Şirkete ait baz istasyonlarından yayılan elektromanyetik dalga değerlerinin Dünya Sağlık Örgütü, Amerikan Elektrik ve Elektronik Mühendisleri Birliği, Amerikan Millî Standartlar Enstitüsü gibi otoritelerin belirlediği standart değerlerin çok altında olduğu ve dava konusu baz istasyonunun söz konusu mahal dışında işletilmesinin mümkün olmadığı ifade edilmiştir. Diğer davalı olan Vakfın vekili tarafından sunulan cevap dilekçesinde baz istasyonlarının kuruluş aşamasında ve kurulduktan sonra Telekomünikasyon Kurumu tarafından ölçüm ve testlere tabi tutularak denetlendiği ve dava konusu baz istasyonundan alınan ölçüm değerlerinin belirlenen şartlara uygun olduğu, bu nedenle insan sağlığına olumsuz bir etkisinin bulunmadığı ileri sürülmüştür. Anılan baz istasyonunun bulunduğu mahalde yapılan keşif ve ölçümler neticesinde bilişim uzmanı olan bilirkişi tarafından hazırlanan raporda, baz istasyonlarının tıpkı radyo ve televizyon vericilerinde olduğu gibi çevrelerine iyonlaştırıcı olmayan elektromanyetik dalga yaydıkları, bilinenin aksine iyonlaştırıcı radyasyon yaymadıkları, baz istasyonlarından yayılan elektromanyetik dalgaların insan sağlığına ne gibi etkileri olacağı hususunda dünya genelinde çok sayıda çalışma yapılmakla birlikte bilimsel geçerliliği olan kesin tanımlamaların henüz bulunmadığı, çoğu Avrupa Birliğine üye kırk iki ülkenin bu duruma ilişkin ölçütlerin yer aldığı yasal düzenlemelerini oluştururken Uluslararası İyonlaştırmayan Radyasyondan Koruma Komisyonu (ICNIRP) tarafından belirlenen limit değerlerini dikkate aldığı, haberleşme cihazlarının ortama yaydığı elektrik alan şiddeti değerleri için ICNIRP’ın belirlediği limit değerin dava konusu baz istasyonları için 41 V/m olduğu, 21/4/2011 tarihli ve 27912 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Elektronik Haberleşme Cihazlarından Kaynaklanan Elektromanyetik Alan Şiddetinin Uluslararası Standartlara Göre Maruziyet Limit Değerlerinin Belirlenmesi, Kontrolü ve Denetimi Hakkında Yönetmelik’te (Yönetmelik) bu limit değerin ise 10,25 V/m olarak belirlendiği, ülkemiz açısından belirlenen değerin uluslararası standartların dörtte biri oranında olması nedeniyle çok daha fazla korumacı bir yaklaşım sergilendiği, bu değerler aşılmadığı sürece başta baz istasyonları olmak üzere elektromanyetik alan oluşturan cihazların kullanılmasında ve ortamda elektrik alan oluşturulmasında bir sakınca bulunmadığı, dava konusu olan baz istasyonu için yapılan elektrik alan ölçüm değerinin en fazla 0,8 V/m olarak ölçüldüğü, bu değerin ICNIRP’ın elektrik alan için izin verdiği değerin yüzde ikisine karşılık geldiği, baz istasyonunun güvenlik mesafesinin 10,68 metre olduğu, güvenlik mesafesi içinde bir yaşam alanının bulunmadığı, baz istasyonu hakkında Bilgi teknolojileri ve İletişim Kurumu Mersin Bölge Müdürlüğü tarafından güvenlik sertifikası düzenlendiği ve istasyonun Yönetmelik kriterlerine uygun olarak çalıştığı, ölçülen elektrik alan şiddet değerlerinin de belirlenen sınır değerlere göre düşük seviyede olması nedeniyle dava konusu baz istasyonunun bulunduğu yerde hizmet vermesinde herhangi bir sakınca bulunmadığı şeklinde değerlendirmelere yer verilmiştir. Ayrıca harita mühendisi olan bir başka bilirkişi tarafından hazırlanan raporda dava konusu edilen baz istasyonunun anten yüksekliğinin yaklaşık otuz metre olduğu, başvurucunun oturduğu konutun güney cephesinin baz istasyonuna baktığı, ikisi arasında bir caddenin bulunduğu ve mesafenin yaklaşık yirmi dokuz metre olduğu tespitlerine yer verilmiştir. Konya Asliye Hukuk Mahkemesi 31/5/2012 tarihli ve E.2010/391, K.2012/556 sayılı kararıyla davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesi şöyledir: “Mahkememizce tapu kaydı getirtilmiş, imar planı ve kroki celp edilmiş, tarafların delilleri toplanılmış ve mahallinde keşif yapılmıştır. Davacı baz istasyonunun bulunduğu mahalde oturmakta olup bu davayı açmakta hukuki yararı vardır. Diğer davalı Vakıf tarafından taşınmazın bir kısmının davalı A.Ş.'ye kiraya verildiği ve baz istasyonu kurulduğu ve baz istasyonunun da halen çalışır durumda olduğu ortadadır. Davacı çevre binalarda ve kendi meskeninde bulunan kişilerin sağlıkları açısından büyük endişeler olduğunu, psikolojik olarak yaşamlarının etkilendiğini, tedirginlik ve ümitsizlik yaratan istasyonun derhal kaldırılması gerektiğini beyan etmektedir. Mahkememizce bas istasyonunun bulunduğu mahalde keşif yapılmış ve istasyonun bulunduğu alanın belirtilmesi yanında bu istasyonun ölçümleri bilgi teknoloji ve iletişim kurumu uzmanı bilirkişi tarafından yapılmıştır. Bilirkişi raporuna göre baz istasyonu elektrik alan ölçüm değerinin en fazla E=0,8 V/m olduğunu, bu değerin ICNIRP'nin elektrik alan için izin verdiği değerin %2'ne tekabül ettiğini belirtmiştir. Bilirkişi raporuna göre baz istasyonunun yaydığı elektrik alanının ölçüm değeri insan sağlığına zarar vermesi sınırı ancak %2'si kadardır. Görüldüğü üzere maddi bir zararın varlığından söz edilemez. Baz istasyonu meskun mahal içerisindedir. Bu nedenle yakın markajında bulunan kişilerin psikolojik olarak etkilenmekte oldukları endişe duymalarına neden olduğu hususlarının bulunduğu da kabul edilmelidir. Ancak günümüzde iletişimin insanlık için olmazsa olmaz derecesinde zorunlu ihtiyaçlardan olduğu, insanlığın gelişimi ile birlikte haberleşmenin de geliştiği ve insanlığın yararına sunulduğu bu nimetlerden faydalanmanın beraberinde riski de getirdiği, ancak riskin hangi boyutta olduğunun insan sağlığına zarar verip vermediğinin henüz tam bir aydınlığa kavuşmadığı, ortada muallak bir durumun oluştuğu da kabul edilmelidir. Bu durumda hak ve nesafet ölçüsüne göre baz istasyonunun kaldırılması gerekip gerekmediği tartışılmalıdır. Yüksek Yargıtay bu konuda belirli yıllardan beri tartışmaları halen devam etmektedir. Yargıtay ve Hukuk Daireleri'nin son içtihatları dikkate alındığında baz istasyonunun yasa ve yönetmeliklerde belirtilen limit değerlere uygun olduğu, hatta sağlık için belirlenen sınırın çok altında ancak %2'si kadar bulunduğu dikkate alınarak açılan davanın reddi gerektiği sonucuna varılmıştır.” Anılan karar, temyiz üzerine Yargıtay Hukuk Dairesinin 30/11/2012 tarihli ve E.2012/11680, K.2012/13977 sayılı ilamıyla onanmış; karar düzeltme talebi ise aynı Dairenin 8/3/2013 tarihli ve E.2013/1638, K.2013/3469 sayılı ilamıyla reddedilerek kesinleşmiştir. Ret kararı 1/4/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş olup 10/4/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.B. İlgili Hukuk 5/11/2008 tarihli ve 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu'nun “Telsiz kurma ve kullanma izni, telsiz ruhsatnamesi ve kullanıma ilişkin esaslar” başlıklı maddesi şöyledir: “(1) Radyo ve televizyon yayınlarına ilişkin ilgili kanununda belirtilen hükümler saklı kalmak kaydıyla, Kurum düzenlemelerinde belirtilen ve işletilmesi için frekans tahsisine ihtiyaç gösteren telsiz cihaz veya sistemi kullanıcıları, telsiz kurma ile kullanma izni ve telsiz ruhsatnamesi almak zorundadır. Bu kapsamdaki kullanıcılar telsiz cihaz veya sistemlerini Kurum düzenlemeleri ve telsiz ruhsatnamesinde belirtilen esaslara uygun olarak kurmak ve kullanmak mecburiyetindedirler. (2) Telsiz kurma ve kullanma izni ve telsiz ruhsatnamesi verilmesi, izin ve telsiz ruhsatnamesinin süresi, yenilenmesi, değişikliği ve iptali ile ilgili usul ve esaslar ile bu çerçevede öngörülen telsiz cihaz veya sistemlerinin kurulması, kullanılması, nakli, işletme tipinin değiştirilmesi, devri ve hizmet dışı bırakılmasında kullanıcıların tabi olacağı hususlar Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenir. Yetkilendirmeye tabi bulunmayan telsiz kurma ve kullanma izinleri en fazla beş yıl için verilir. Süresi içerisinde yenilenmeyen telsiz kurma ve kullanma izni ve telsiz ruhsatnamelerinde belirtilen cihaz ve sistemler için tahsis edilen frekanslar iptal edilir. Kurum tarafından yetkilendirilmiş olmak suretiyle telsiz hizmeti sunan işletmecilerin sistemlerine dahil telsiz cihazı kullanıcıları, telsiz kullanma izni ve telsiz ruhsatnamesinden bu Kanunun 46 ncı maddesinin ikinci fıkrası çerçevesinde muaftırlar. (3) Kurum düzenlemelerinde belirlenen ve işletilmesi için frekans tahsisine ihtiyaç duyulmayan özel amaçlar için tahsis edilmiş frekans bantlarında ve çıkış gücünde çalışan Kurumca onaylı telsiz cihaz ve sistemleri, herhangi bir telsiz kurma ve kullanma iznine ve telsiz ruhsatnamesine ihtiyaç göstermeksizin kullanılabilir. (4) Ulusal ve uluslararası kuruluşların belirlediği standart değerleri dikkate almak suretiyle telsiz cihaz ve sistemlerinin kullanımında uyulacak elektromanyetik alan şiddeti limit değerlerinin belirlenmesi, kontrol ve denetimleri münhasıran Kurum tarafından yapılır veya yaptırılır. Bu işlemler ile ilgili usul ve esaslar, Sağlık Bakanlığı ile Çevre ve Orman Bakanlığının görüşleri de dikkate alınmak suretiyle Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelik ile belirlenir. Yönetmelik ile belirlenen limit değerlere ve güvenlik mesafesine uygun bulunan ilgili tesisler başkaca bir işleme gerek kalmaksızın Kurum tarafından güvenlik sertifikası düzenlenmesini müteakip kurulur ve faaliyete geçirilir.” Yönetmelik’in “Amaç” başlıklı maddesi şöyledir: “(1) Bu Yönetmeliğin amacı; a) Elektromanyetik alan oluşturan sabit elektronik haberleşme cihazlarının kuruluş yeri, montajı, denetlenmesi ve Güvenlik Sertifikası düzenlenmesine ilişkin hususları, b) Uluslararası standartlar temelinde elektromanyetik alan şiddeti limit değerlerini, c) Ölçüm yöntemlerini ve ölçüm yapacak kuruluşları, ç) Ölçüm sonuçlarına göre elektromanyetik alan şiddeti limit değerlerine uygun olmayan sabit elektronik haberleşme cihazlarının limit değerlere uygun hale getirilmesine ve bunlara uyulmaması halinde işleticiler ve işletmecilere uygulanacak Kanunda belirtilen müeyyidelere ilişkin usul ve esasları belirlemektir.” Yönetmelik’in “Güvenlik sertifikası” başlıklı maddesi şöyledir: “(1) İşletici ve İşletmeci bu Yönetmelik hükümlerine göre sabit elektronik haberleşme cihazı için EK-1’de yer alan Güvenlik Sertifikasını almakla yükümlüdür. (2) Güvenlik Sertifikası alınmaksızın sabit elektronik haberleşme cihazının kurulması halinde 23 üncü maddenin birinci ve üçüncü fıkrası hükümleri uygulanır.” Yönetmelik’in “Montaj esasları” başlıklı maddesi şöyledir: “(1) Bu Yönetmelik kapsamındaki sabit elektronik haberleşme cihazlarının montajının yapılmasında, asgarî olarak 6 ncı maddeye göre hesaplanan güvenlik mesafesi dikkate alınır. Yönlü antenlerde ana huzmeye göre hesaplanan güvenlik mesafesi dikkate alınır. (2) Güvenlik Sertifikası alınmadan, sabit elektronik haberleşme cihazının kuruluş yeri ile ilgili olarak direk, kule, kulübe, konteynır, anten ve dalga kılavuzu gibi altyapı montajına başlanamaz. (3) Bina yüzeylerine kurulacak olan antenlerin, arka yüzlerine gelen duvara, en az anten boyutlarında yansıtıcı levhalar monte edilecektir. (4) Paratoner, yakalama ucu ve benzeri yıldırım koruma donanımları, topraklama tesisatı ve sivil havacılık kurallarına göre gerekli ışıklandırmanın bu konuda yayımlanan standartlara ve ilgili mevzuatlarındaki kurallara göre tesis edilmesi gerekir. (5) Cihazların montajını müteakip; bu Yönetmelikte belirtilen özellikteki ölçüm cihazları ile test ve ölçümler yapılır ve kurulan cihazın elektromanyetik alan şiddet değerinin 16 ncı maddede belirtilen limit değerlerini aşmaması sağlanır. (6) Bu maddede belirtilen montaj esaslarına uyulmadığının tespiti halinde işletmecilere bu durumun tebliğine müteakip gerekli düzeltmeler yapılana kadar sistemin faaliyeti durdurulur. (7) Kamu Güvenliği, acil durum ve afet durumlarında kurulanlar hariç olmak üzere; Güvenlik Sertifikası alan mobil istasyonlar, sistemin faaliyete geçmesini müteakip aynı yerde en fazla 3 ay hizmet verebilir. İşletmeci tarafından aynı yer için süre uzatımının talep edilmesi halinde 3 ay ilave süre verilebilir.” Yönetmelik’in “Limitlerin aşılması hâlinde uygulanacak işlem” başlıklı maddesi şöyledir: “(1) Kurum veya Kurumca yetkilendirilmiş kuruluşlarca yapılan ölçümlerde; sabit elektronik haberleşme cihazının elektromanyetik alan şiddetinin, 16 ncı maddede yer alan; (a) Tek bir cihaz için izin verilen limit değerin üzerinde olduğunun tespit edilmesi halinde işletici ve işletmeye söz konusu limit değerleri sağlaması için tebliğ tarihinden başlamak üzere 10 iş günü süre verilir. Bu sürenin bitiminde yapılacak denetim ve ölçümlerde uygunsuzluğun devam ettiğinin tespit edilmesi halinde ise 23 üncü maddenin birinci ve ikinci fıkrası hükümleri uygulanır. (b) Ortamın toplam limit değerini tek bir cihazın aşması halinde, düzeltme için herhangi bir süre verilmeksizin limit aşımına neden olan sabit elektronik haberleşme cihazı için 23 üncü maddenin birinci ve ikinci fıkrası hükümleri uygulanır. Talep edilmesi halinde söz konusu sabit elektronik haberleşme cihazı ile bağlantılı hizmetlerden faydalananların mağdur edilmemesi için, işletici ve işletmecinin aynı mahalde 16 ncı maddede belirtilen limit değerleri aşmayan yeni bir cihaz kurmasına izin verilebilir. (c) Tek bir cihaz için izin verilen limit değerlerine uygun olduğunun tespit edilmesine rağmen ortamın limit değerinin aşılması halinde, Kurum koordinasyonunda işletici ve işletmeciler tarafından aynı mahalde kurulu tüm cihazlar için ortam normal değerlere gelinceye kadar gerekli teknik düzenleme yapılır. Aksi takdirde en son kurulan cihazdan başlamak üzere, 23 üncü madde birinci fıkrası hükümleri uygulanır.” Yönetmelik’in “İdari yaptırımlar” başlıklı maddesi şöyledir: “(1) 5 inci maddenin üçüncü fıkrası, 7 nci maddenin ikinci fıkrası, 8 inci maddenin ikinci ve altıncı fıkraları, 9 uncu maddenin üçüncü fıkrası, 17 nci maddenin yedinci fıkrası ve 19 uncu maddede belirtilen hükümlerin ihlali halinde sabit elektronik haberleşme cihazının faaliyeti uygun şartlar sağlanıncaya kadar Kurum tarafından veya Kurumca yapılan bildirim üzerine mülkî amirler eliyle durdurulur. (2) Bu Yönetmelikle belirlenen hükümlerin; gerekli uyarıların ve kapatmaların yapılmasına rağmen aynı cihaz ve yer için ikinci kez ihlal edilmesi halinde Kanunun 60 ıncı maddesinin beşinci fıkrası gereğince ilgili cihaz için Kanun çerçevesinde belirlenen ekli telsiz ücret tarifesinde belirtilen ruhsatname ücretinin elli katı oranında idarî para cezası uygulanır. Aynı takvim yılı içinde aynı cihaz ve yer için sonraki her ihlalde bir önceki ceza miktarının iki katı idari para cezası uygulanır. (3) Güvenlik sertifikası alınmadan sabit elektronik haberleşme cihazının montajına başlanılması veya izinsiz revizyon yapılması halinde, Kanunun 60 ıncı maddesinin beşinci fıkrası gereğince ilgili işletmeci ve işleticiye ruhsatname ücretinin elli katı idari para cezası her bir cihaz için ayrı ayrı uygulanır. (4) Gerçeğe uygun olmayan bilgi ve belgelerin gönderilmesi halinde söz konusu işletmeci ve işletici hakkında, 5/9/2004 tarihli ve 25574 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu tarafından Uygulanacak İdarî Para Cezaları ile Diğer Müeyyide ve Tedbirler Hakkında Yönetmelik hükümleri uygulanır. (5) Gerçeğe aykırı beyan yaptığı tespit edilen Ölçüm Yetki Belgeli kuruluşlar hakkında Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunulabilir.” 1992 yılında Rio de Janeiro'da yapılan Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı sonucunda kabul edilen Çevre ve Kalkınma Üzerine Rio Bildirisi’nin 10 numaralı prensibi şöyledir: “Çevre sorunlarını ele almanın en iyi şekli ve uygun olan çözüm konuyla ilgili her aşamada ilgili bütün vatandaşların kararlara katılımını sağlamaktır. Ulusal düzeyde, her kişi, tehlikeli faaliyet ve maddeler ile ilgili bilgiler dahil olmak üzere, kamu makamlarının sahip olduğu çevre ile ilgili tüm bilgilere ulaşabilmeli ve karar alma sürecine katılma olanağına sahip olmalıdır. Devletler, bu bilgilere halkın ulaşmasını sağlamalı ve ayrıca halkın alınacak kararlara katılımını ve duyarlılığını kolaylaştırmalı ve özendirmelidir. Devletler ayrıca ilgililerin bu konuda yapabilecekleri idari ve yargısal başvuru haklarının kolaylaştırılmasını sağlamalıdır.” Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinin çevre ve insan haklarına ilişkin 27/6/2003 tarihli ve 1614 sayılı Tavsiye Kararı'nın ilgili kısmı şöyledir: “Parlamenterler Meclisi, üye Devletlerin hükümetlerine şu hususları tavsiye eder: i) Hükümetler, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin , ve maddelerinde ve Sözleşme’nin eki Protokol’ün maddesinde güvence altına alındığı gibi, kişinin yaşam hakkı, sağlık hakkı, özel yaşamı ve aile yaşamı ile vücut ve mal bütünlüğünü, özellikle çevrenin korunması gerekliliğini de gözönüne alarak, etkili biçimde koruyucu tedbirler almalıdır. ii) Hükümetler, tercihen anayasal düzeyde ve fakat en azından yasal düzenlemeler sonucunda çevre hakkının Devlet açısından mutlak olarak korunması gereken nesnel bir insan hakkı olduğunu kabul etmelidirler. iii) Hükümetler, Aarhus Anlaşmasında kabul edildiği üzere, çevre alanında bireylerin bilgi edinme ve alınan kararlara katılım hakları ile kişisel nitelikteki yargısal başvuru haklarını güvence altına almayı kabul etmelidirler.”