14. Hukuk Dairesi 2006/10224 E., 2006/10226 K. 14. Hukuk Dairesi 2006/10224 E., 2006/10226 K. - HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE - VAKFIN TÜRÜNÜN BELİRLENMESİ - VAKIF ŞERHİNİN KALDIRILMASI- 2762 S. VAKIFLAR KANUNU(MÜLGA) [ Madde 27 ] - 3402 S. KADASTRO KANUNU [ Madde 12 ] Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 25.06.2003 gününde verilen dilekçe ile tapu kayıtlarında vakıf şerhinin terkini İstenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kısmen kabul, kısmen reddine dair verilen 13.1…
14. Hukuk Dairesi 2006/10224 E., 2006/10226 K. **14. Hukuk Dairesi 2006/10224 E., 2006/10226 K.** **- HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE - VAKFIN TÜRÜNÜN BELİRLENMESİ - VAKIF ŞERHİNİN KALDIRILMASI**- 2762 S. VAKIFLAR KANUNU(MÜLGA) [ Madde 27 ] - 3402 S. KADASTRO KANUNU [ Madde 12 ] **"İçtihat Metni"** Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 25.06.2003 gününde verilen dilekçe ile tapu kayıtlarında vakıf şerhinin terkini İstenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kısmen kabul, kısmen reddine dair verilen 13.12.2005 günlü hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacılar vekili ve davalı Vakıflar İdaresi vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: Dava, 216 ve 217 parsel sayılı taşınmazlardaki vakıf şerhinin kaldırılması istemi ile açılmıştır. Mahkemece, anılan parsellere 2000 yılında yazılan (S... 2. M... Vakfı) şerhinin hak düşürücü süre geçtikten sonra yazıldığından kaldırılmasına, tapulama tutanaklarında esasen "S... M... S... Vakfı" şerhi bulunduğundan buna ilişkin davacılar isteminin reddine karar verilmiş, hükmü taraflar temyiz etmiştir. 1-Gerçekten, 216 ve 217 parsellerin tapulama tespiti 1966 yılında kesinleşmiştir. Bu taşınmazlara 2000 yılında yazılan "S... 2. M... Vakfı" şerhi tutanakların kesinleşmesinden 10 yıl geçtikten sonra yazıldığından, burada uygulanması zorunlu 02.04.2004 tarih ve 1/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesi olup, şerh kayıtlara 10 yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra işlendiğinden davacıların "S... 2. M... Vakfı" şerhinin terkini isteminin kabulünde yasaya aykırılık yoktur. Bu nedenle, davalı Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir. 2-Davacılann temyiz İtirazları ile Vakıflar İdaresi'nin diğer temyiz itirazlarına gelince; 216 ve 217 parseller kaydına "S.,. M... S... Vakfı" şerhi tapulamanın yapıldığı ve kesinleştiği 1966 yılında İşlenmiştir. Davacılar, S... M... S... Vakfı'nın sahih olmayan vakfa ait olduğunu ileri sürerek vakıf şerhinin kaldırılmasını istemektedir. Burada öncelikle belirtilmelidir ki, vakıf şerhinin terkini için 10 yıllık süreye bakılmaksızın dava açılabilir. 10 yıllık süre geçmiş olsa bile, açılan davada önemli olan vakfın niteliğinin belirlenmesidir. Şayet terkini istenen şerh gayrisahih bir vakfa ait ise, kayıtlardaki vakıf şerhi Vakıflar İdaresi'nin ivaz hakkı bulunmadığından bedelsiz kaldırılacak ve fakat bu şerh sahih bir vakfa ait ise, terkin ivaz karşılığı yapılacaktır. Olayın 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesi ve 02.04.2004 tarih 1/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile bir ilgisi yoktur. Çünkü, vakıf taşınmazlardaki Vakıflar İdaresi'nin hakkı taviz bedeliyle sınırlıdır. Eski hukukumuzda kaynağını Arazi Kanunu'nun 4. maddesinden alan ve vakıfları mülkiyet hakkının devredilip edilmemesine göre vakfın nitelik bakımdan ayıran iki türünden bahsetmek yerinde olacaktır. Bunlardan ilki, sahih vakıflardır. Sahih vakıflar, aynı anda akara tahsisli gelirlerinden yararlanılan vakıf türüdür. Sahih vakıflar da getirdikleri gelirlere göre ya mukataalı vakıf veyahut da icareteynli vakıflar olarak ayrıma tabi tutulur. Diğeri ise, sahih olmayan vakıflar yani tahsis ve irşat kabilinden gayrisahih vakıflardır. Bunlar padişah ya da onun izin verdiği kişiler tarafından miri arazi türü denen arazi üzerinde meydana getirilen vakıflardır. Arazi Kanunnamesi'nde miri araziler, kadim köy ve kasabaların tümüyle dışında kalan tarla, çayır, yaylak, kışlak, koru veya benzeri yerler olarak tarif edilmektedir. Görüldüğü üzere, sahih vakıfların konusunu kadim köy, kasaba ya da şehir içindeki mülk topraklar teşkil etmekte iken, sahih olmayan vakıfların konusunu anılan kadim yerleşim birimlerinin tümüyle dışında kalan miri yani Devlete ait araziler teşkil etmektedir. Uygulama ve doktrinde, vergi ve resimlerin (aşar ve rüsumatın) bir hayır cemiyetine tahsis edildiği vakıflarda, her ne kadar 2762 sayılı Vakıflar Yasası'nın 27. maddesinde sahih olmayan vakıflar yönünden tam bir açıklık bulunmamakta ise de; taviz bedeli alınamaması gerektiğinde tam bir birlik vardır. Açıkçası vakıfların taviz bedeli alınarak mülkiyetini mutasarrıfına terk edeceği vakıf türleri sahih vakıflardır. Gayrisahih olan vakıf türlerinde Vakıflar İdaresi'nin taviz bedeli istemesine olanak bulunmadığından, Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün dava açarak sahih olmayan bir vakfa ait şerhin tapu siciline işlenmesini istemesinde de hukuki yararı yoktur. Vakfiye kapsamındaki her taşınmazın coğrafi konumu ve hukuki durumu ayrı ayrı olacağından, bu taşınmazların kadim köy, kasaba ya da şehir içindeki mülk topraklar içinde olup olmadığının dosya üzerinde yapılan bilirkişi incelemesiyle ortaya çıkartılması doğru olmaz. O yüzden, İncelemenin keşfen yapılması, taşınmazın konumunun düzenlenecek paftada kadim köy ve kasaba ya da şehirlere göre haritasında işaret edilmesi, vakfın niteliği hakkında bu belirlemeden sonra görüş bildirilmesi gerekir. Bütün bunlardan anlaşılacağı üzere, vakıf türünün belirlenmesi ve belirlenen vakıf türüne göre çekişmeli taşınmazda vakfın bir hakkının kalıp kalmadığının, taviz bedeli ödenip ödenmeyeceğinin, vakıf şerhinin doğrudan kaldırılması gerekip gerekmediğinin hiçbir kuşkuya yer bırakmadan saptanması bu tür davalarda önem kazanmaktadır. Hal böyle olunca, vakıflara ait tapu kaydı ilk tesisinden getirtilmeli, vakıf durumunu gösterir kayıtlar ve dayanılan diğer belgeler merciinden istenmeli. Vakıflar Genel Müdürlüğümden kayda işaret edilmiş vakfın türü hakkında bilgi alınmalı ve HUMK'nın 275. maddesi uyarınca yukarıdan beri sayılan ilkeleri kapsar biçimde bilirkişi görüşüne başvurularak sonucuna uygun bir hüküm kurulmalıdır. Mahkemece tüm bu hususlar bir yana bırakılarak hak düşürücü sürenin geçirildiğinden bahisle davayı reddetmiş olması doğru olmamış, eksik inceleme, araştırma ve yanılgılı değerlendirme sonucu verilen kararın bozulması gerekmiştir. Kabule göre de; 216 ve 217 parsellerde davacıların murisi Zeynep pay sahibidir. Ancak, murisin. 13.05.1981 tarihinde öldüğü, dosyaya verilen 26.10.2004 tarih ve 2004/662-691 sayılı veraset ilamına göre davacılar dışında başkaca mirasçılarının bulunduğu, terekesinin elbirliği mülkiyet rejimine tabi olduğu anlaşılmaktadır. Elbirliği halinde mülkiyette (somut olayda olduğu gibi) mirasçılar arasında ortaklık bağı vardır. Bu kişiler mirasçı sıfatı ile bir mala veya hakka birlikte malik olmak durumundadır. Medeni Kanun'un 701-703. maddeleri uyarınca bu tür mülkiyetin "ortaklığın" tüzel kişiliği bulunmadığından ortaklardan her birinin eşya üzerinde doğrudan bir hakkı da yoktur. Bu anlatımın doğal sonucu olarak da mülkiyet bütünüyle ortakların tümüne aittir. Elbirliği mülkiyetinde malikler mülkiyet payını ayırmadığından eşya üzerinde paydaş değil, ortaktır. Yine bu tür mülkiyette, işin özelliği gereği ortaklar arasında zorunlu dava arkadaşlığı vardır. Şayet davalı olacaklarsa, davanın ortakların tümü aleyhine açılması gerekir. Medeni Kanunumuzda bir ortağın tek başına dava açabileceği, ne var ki, açtığı bu davanın devam edebilmesi için öteki ortakların açılan davaya olur vermeleri ya da davanın miras şirketine atanacak temsilci aracılığı ile sürdürülebileceği kural olarak benimsendiğinden ve dava ehliyetinin varlığı mahkemece resen araştırılması gereken hususlar arasında bulunduğundan davaya katılmayan ortakların olurları alınmaksızın veya Medeni Kanun'un 640. maddesi uyarınca miras şirketine atanacak temsilci aracılığı ile davanın sürdürülebileceği gözardı edilerek çekişmenin esasının incelenerek davanın kabul edilmesi de doğru olmamıştır. Karar bu nedenlerle bozulmalıdır. Sonuç: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle Vakıflar İdaresi'nin diğer temyiz İtirazlarının reddine, hükmün 2. bendi uyarınca taraflar yararına (BOZULMASINA) peşin yatırılan harcın istek halinde yatıranlara iadesine, 02.10.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi.