T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 16. HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I DOSYA NO: 2026/152 Esas KARAR NO : 2026/400 İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 1. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ: 30/09/2025 NUMARASI : 2025/27 ESAS, 2025/234 KARAR DAVANIN KONUSU: Fikir Ve Sanat Sanat Eseri Sahipliğinden Kaynaklanan Haklara Tecavüzün Ref'i, Önlenmesi Ve Tazmini|Tazminat (Fikir Ve Sanat Eseri Sözleşmesinden Kaynaklanan) KAR…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 16. HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I DOSYA NO: 2026/152 Esas KARAR NO : 2026/400 İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 1. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ: 30/09/2025 NUMARASI : 2025/27 ESAS, 2025/234 KARAR DAVANIN KONUSU: Fikir Ve Sanat Sanat Eseri Sahipliğinden Kaynaklanan Haklara Tecavüzün Ref'i, Önlenmesi Ve Tazmini|Tazminat (Fikir Ve Sanat Eseri Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ: 11/03/2026 İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla, HMK 353. Maddesi gereğince dosya içeriğine göre duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili bakımından yapılan araştırmalar ışığında, müvekkilin başrol olarak yer aldığı ve “...” olarak tanınan birçok yapım bakımından, davalı yan ile müvekkil arasında akdedilmiş bir sözleşme bulunmadığını, bir sözleşmenin varlığı öne sürülse dahi davalı yanın gelir elde ettiği mevcut yayma biçimlerinin (... kanalları vb…) anılan dönemde ilgili teknolojilerin mevcut olmamasından ve sözleşmelerin yalnızca sinema salonlarında gösterime ilişkin olmasından ötürü ilgili sözleşmelerde FSEK md.52 hükmü gereği gibi anılmış olamayacağı, münhasır bir sözleşmeden bağımsız olarak, müvekkilden icracı sanatçı sıfatıyla bu kullanımların gerçekleştirilmesi için 21.02.2001 tarihinden sonra bu kullanımlara ilişkin yeni komşu hakları doğrultusunda alınmış olması gereken izinlerin alınmadığının ortaya çıkmış olduğunu, bunlar ışığında sinema salonlarında gösterimleri sonlanmış olmasına rağmen, bu yeni teknolojilere dayanan yayma yöntemleri üzerinden davalı yanca ciddi gelirler elde edilmiş, anılan kullanımlardaki maddi ve manevi zararların tazmini için işbu davanın açılması gerektiğini ileri sürerek her türlü hukuki ve cezai dava ve başvuru hakları ve fazlaya ilişkin her türlü dava ve talep hakkı saklı kalmak kaydıyla komşu hakların devredildiği bir sözleşmenin yokluğundan yahut varsa dahi bu sözleşmenin geçersizliğinden ötürü herhangi bir surette davalı yanca kullanılmasının ref'ine ve men'ine karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacının ileri sürdüğü haklar üzerinde bir hak sahipliği bulunmadığını, davacı tarafından dava dilekçesinde, her ne kadar Müvekkili Şirket tarafından kendisinden izin alınmaksızın ve bu kapsamda Fikri ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında hakları ihlal edilmek suretiyle "..." (1986) ve "..." (1984) isimli Sinema Eserlerinin kullanıldığı ileri sürülüyor olsa da Davacının adı geçen sinema filmlerinin eser sahibi olmadığını, söz konusu filme dayalı hiçbir hakkı da haiz olmadığını, 7 Haziran 1995 tarihinde yürürlüğe giren 4110 sayılı Kanun ile değiştirilmeden önce, mülga FSEK m.8/4’de sinema eserinin bu eseri imal ettiren yani eserin yapımcına ait olduğu düzenlenmediğini, ayrıca 4110 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten önce FSEK’te icracı sanatçılara ilişkin özel bir düzenleme de yer almadığını, 4110 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik ile beraber ise sinema eserinde yönetmen, özgün müzik bestecisi ve senaryo yazarının birlikte hak sahibi olduğu düzenlenmiş, 2001 yılında 4630 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik ile beraber ise, hak sahiplerine diyalog yazarı ve canlandırma tekniği ile yapılmış sinema eserlerinde animatör dahil edildiğini, 4110 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik ile beraber, söz konusu değişiklikten önce eser sahibi olarak tanımlanan “Yapımcı”, söz konusu değişiklik ile beraber artık bağlantılı hak sahibi haline getirildiğini, FSEK Ek Madde 2 bu hususu son derece açık bir şekilde düzenlemiş olup, anlan hükme göre; “Bu Kanun’un sinema eseri sahipliği ile ilgili hükümleri, 4110 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 12.06.1995 tarihinden sonra yapımına başlanan sinema filmlerine uygulanır” dolayısıyla, 1995 tarihinden önce yapımı tamamlanmış sinema filmleri açısından, tek eser sahibi, eseri imal ettiren yapımcı olduğunu ve Davacı'nın bu hususta herhangi bir hak talep yetkisi bulunmadığını, müvekkili Şirket tarafından yapılan herhangi bir hukuka aykırı kullanım bulunmadığını, dava konusu eserleri umuma iletim yetkisi münhasır olarak müvekkili şirket'e ait olduğunu, müvekkili şirket dava konusu eserlere ilişkin kültür ve turizm bakanlığı nezdinde eser sahibi olduğunu, somut olay açısından bakıldığında ise, davacının haksız ve hukuka aykırı kullanım olduğunu ileri sürdüğü eserlere ilişkin olarak umuma iletim hak ve yetkisi müvekkili şirket'e ait olup, söz konusu hakkı kullanma ve/veya devretme,kullandırma yetkisi de aynı şekilde münhasıran müvekkil şirkete ait olduğunu, dolayısıyla, davacının bu hususa ilişkin bir hak veya hak ihlali iddiasında bulunması hukuken mümkün olmadığını beyan ederek müvekkili şirket, eser işletme belgelerine sahip olduğu sinema filmlerinin, eser sahibi sıfatı ile her türlü hak ve yetkisinin ve dahi "mülkiyetinin" %100 sahibidir. 1995 öncesi prodüksiyonu gerçekleşen eserler için herhangi bir ikinci ihtimal bulunmadığını ve davanın öncelikle arabuluculuk şartı yerine getirilmediğinden ve pasif husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine, ayrıca davacı’nın haksız, afaki mesnetsiz iddialara dayalı işbu davasının esastan reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı yan üzerinde bırakılmak üzere karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstanbul Anadolu 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 30/09/2025 tarih ve 2025/27 Esas - 2025/234 Karar sayılı kararıyla; ''...Tüm dosya birlikte değerlendirildiğinde; dava konusu uyuşmazlığın davalı tarafın davacının miras bırakanının icracı sanatçı olmasından kaynaklı mali haklarına tecavüzün men'i ve ref'i davası olduğu, HMK'nın 190. Maddesi ve TMK'nın 6. Maddesi gereği ispat yükünün davacı üzerinde olduğu, bu iddialar karşısında davacı tarafın miras bırakanının icracı sanatçı olduğu film eserlerinin teknik incelemesinin yapılması gerektiği ve bu incelemelerin alanında bilirkişiler marifetiyle yapılması gerektiği, Mahkememizce iddia ve savunma çerçevesinde FSEK hükümleri çerçevesinde inceleme yapılmak üzere FSEK hukuku uzmanı, sinema eserleri konusunda uzman ve film yapımcısı üyeden oluşan bilirkişisine tevdiine ve masrafları yatırmak üzere davacı tarafa 19.06.2025 tarihinde kesin süre verildiği, kesin süreye ilişkin ihtarın ön inceleme duruşmasında tefhim ile sağlandığı, verilen kesin süre içerisinde bilirkişi ücreti yatırılmadığı dikkate alındığında ispat yükü üzerinde olan davacı tarafın davasını ispat edemediği kabul edilmiş ve davanın reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle ;1-Davanın REDDİNE,... '' karar verilmiştir. İSTİNAF İSTEMİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde; Bilirkişi ücretinin yatırılması konusunda verilen kesin süreye ilişkin ihtarın usulüne uygun olmadığını, HMK’nın 94. maddesi ile HUMK’nın 163. maddesi uyarınca mahkemece kesin süreye ilişkin ara kararda; yapılması gereken işlerin neler olduğunun ve her bir iş için ne miktar ücret yatırılacağının hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde açıklanması, özellikle tanınan sürenin yeterli ve elverişli olması, kesin süreye uymamanın doğuracağı hukukî sonucun açık olarak anlatılması ve anlatılanların tutanağa geçirilmesi, bunlara uyulmaması durumunda mevcut delillere göre karar verilip, gerektiğinde ret kararı verilebileceğinin açıkça bildirilmesi suretiyle ilgili tarafın uyarılması gerektiğini, Kabul anlamına gelmemekle birlikte, gider avansının zamanında yatırılmamasından ötürü red kararı verilecekse de bunun esastan değil usulden olması gerektiğini, aksi halde telafisi imkansız bir hak kaybı yaşanacağını beyanla ilk derece mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir. GEREKÇE: Dava, FSEK'dan doğan haklara tecavüzün men'i, ref'i davasıdır. İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı davacı vekili, yasal süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi gereğince, ileri sürülen istinaf başvuru nedenleri ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, 19.06.2025 tarihli duruşma ara kararı ile davacı tarafa bilirkişi ücretini yatırmak üzere verilen kesin süreye karşın ara karar gereği ikmal edilmediği, niteliği gereği "delil avansı" olan bilirkişi ücretinin her ne kadar "gider avansı" olarak nitelendirildiği görülmüş ise de ara kararın kesin süre verilmesine ilişkin ihtar kısmında "...bilirkişi delilinden vazgeçmiş sayılmasına karar verilerek dosyanın mevcut duruma göre yargılamaya devam edileceğinin kendisine ihtarına (ihtar yapıldı)" şeklinde yapılan ihtar ile takdir edilen masrafın yatırmaması halinde uygulanacak müeyyidenin "bilirkişi delilinden vazgeçilmiş sayılması" olarak vekil tarafta tereddüte mahal vermeyecek açıklıkla tefhim edildiği ve ihtar kısmında da gerçekleşmediği anlaşılan yazım hatasının esasa ilişkin olmadığı görülmekle, davacının "bilirkişi deliline dayanmaktan vazgeçmiş sayılmasına" karar verilmesi yerinde olduğu gibi dosya kapsamındaki mevcut deliller nazara alındığında ispat yükü üzerinde olan davacı tarafın davasını ispat edemediği anlaşıldığından, davanın esastan reddine karar verilmesinde de usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından, davacı vekilinin istinaf taleplerinin esastan reddine karar verilmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacı vekilinin istinaf talebinin HMK'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Alınması gereken 732,00 TL harçtan, peşin alınan 615,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 116,60 TL harcın davacıdan alınarak hazineye irat kaydına, 3-Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 5- Artan gider avanslarının karar kesinleştiğinde ve talep halinde ilk derece mahkemesince ilgili tarafa iadesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK'nun 361.maddesi uyarınca tebliğden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay ilgili hukuk dairesinde temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.11/03/2026