Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2024/213 E. , 2024/494 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2024/213 Karar No : 2024/494 TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Bakanlığı VEKİLİ : Av. ... TEMYİZ EDEN MÜDAHİL (DAVALI YANINDA) : ... VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVACI) :... VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN_KONUSU : ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. İSTEMİN_KONUSU : Davacı tarafından, 03/09/2008 tarihinde Adana Devl
Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2024/213 E. , 2024/494 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2024/213 Karar No : 2024/494 TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Bakanlığı VEKİLİ : Av. ... TEMYİZ EDEN MÜDAHİL (DAVALI YANINDA) : ... VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVACI) :... VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN_KONUSU : ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. İSTEMİN_KONUSU : Davacı tarafından, 03/09/2008 tarihinde Adana Devlet Hastanesi'nde ''sol karında fıtık'' teşhisiyle ameliyata alınmış olmasına rağmen, "sağ karında fıtık" olduğuna ilişkin bilgi verilmeden sağ karındaki fıtığa yönelik bir ameliyat yapıldığı ve ilgili doktor tarafından yanlış tıbbi uygulamada bulunulduğundan idarenin hizmeti kusurlu işlettiği iddiasıyla zararlarına karşılık olmak üzere 30.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılan dava sonucunda; ... İdare Mahkemesince, davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik kararın Danıştay Onuncu Dairesinin 17/11/2020 tarih ve E:2019/6521, K:2020/5003 sayılı kararı ile kabule ilişkin kısmının bozulması üzerine, bozmaya uyularak, davanın kabulü yolunda verilen 06/09/2023 tarih ve E:2022/607, K:2023/698 sayılı kararın davalı idare ve müdahil tarafından temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI : Davalı idare tarafından, somut olayda tazmin şartlarının oluşmadığı, hükmedilen manevi tazminat miktarının fahiş olduğu ve hükmedilen manevi tazminat miktarına faiz işletilemeyeceği; müdahil tarafından, somut olayda tazmin şartlarının oluşmadığı, davacının herhangi bir zararının bulunmadığı, Adli Tıp Kurumu raporunun çelişkili olduğu, bilgilendirmenin eksik yapılmadığı ileri sürülmektedir. KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ... DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemlerinin kabulü gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Fıtık teşhisi ile Adana Devlet Hastanesine yatışı yapılan davacı, 03/09/2008 tarihinde ameliyat olmuş ve teşhisin ''sol karında fıtık'' olarak konulmasına rağmen ameliyatın sağ karında gerçekleştiğinin öğrenilmesi üzerine yanlış ameliyat yapıldığı iddiasıyla adli yargı yerinde açılan manevi tazminat davasının husumet yokluğu nedeniyle usulden reddedilmesi üzerine bakılmakta olan dava açılmıştır. ... Asliye Hukuk Mahkemesinin E:... sayılı dava dosyasında yer alan ve davaya konu olaya ilişkin olarak hazırlanan Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 2. İhtisas Kurulunun ... tarih ve ... karar numaralı bilirkişi raporunda, ''01/09/2008 tarihinde altı aydır olan sol kasık ağrısı ve şişlik yakınması nedeniyle semt polikliniğine başvurduğu, sol inguinal herni tanısıyla yatış önerildiği, ancak aynı tarihli hasta yatış evrakı ve anestezi konsültasyon kağıdında sağ inguinal herni ifadesi kullanıldığı, 03/09/2008 tarihinde ameliyat öncesinde hasta ıkındırılarak muayene edildiği, iki taraflı kasık fıtığı tespit edildiği, öncelikli olarak daha kötü görünen sağ kasık fıtığının opere edildiğinin anlaşıldığı, çok büyük herniler dışında aynı anda iki taraflı inguinal herni operasyonunun yapılabileceğinin tıbben bilindiği, sadece sağ inguinal herni ameliyatı yapılacağı konusunda hekim tarafından operasyon öncesinde hastanın bilgilendirilmesi gerektiği, hastanın tek taraflı büyük fıtığının olduğunu gösteren tıbbi belgeler ve bulguların olmadığı, iki taraflı inguinal herni tespit edildiği halde hastanın bilgilendirilmediği anlaşıldığından tek taraflı inguinal herni operasyonunun yapılmasının tıbbi eksiklik olduğu'' görüşlerine yer verilmiştir. Davaya konu olaya ilişkin olarak Op. Dr. ... tarafından hazırlanan ön inceleme raporunda ise, ''Dr. ... hastaları bilgilendirmemekte, yetersiz bilgilendirme formu kullanmakta, bu iş için ekstra gayret göstermemektedir.'' ifadelerine yer verilmiştir. İdare Mahkemesince; Adli Tıp Kurumunca hazırlanan bilirkişi raporu ile ön inceleme raporunun birlikte değerlendirilmesinden davacıda hem sağ karın hem sol karın fıtığı olduğu, teşhisin sol karında fıtık olarak konulmasına rağmen davacıya herhangi bir bilgi verilmeden sağ karında fıtık operasyonu gerçekleştirildiği, bu durumda ise sağlık hizmetini yürüten kamu personelinin (ameliyatı gerçekleştiren doktorun) bu hizmeti yürütürken hizmetin gereği olan gerekli dikkat ve özeni göstermediğinin anlaşıldığı ve idarenin kamu hizmetini yürütürken kusurlu olduğu sonucuna varıldığı, idarenin kusurlu hizmetinden dolayı davacının talep ettiği 30.000,00 TL manevi tazminatın takdiren 20.000,00 TL'sinin adli yargı yerindeki dava açma tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiştir. Dairemizce; hükme esas alınan bilirkişi raporu taraflara tebliğ edilmeden ve taraflara rapora itiraz hakkı tanınmadan, adil yargılanma hakkının bir unsuru olan hukuki dinlenilme hakkının ve dolayısıyla savunma hakkının kısıtlanması suretiyle, ayrıca, davanın ihbarı için geçerli koşulların oluştuğu anlaşılmakla, dava konusu olayda idare ile arasında rücu ilişkisi doğabilecek olan kişi veya kişilerin tespit edilmesi suretiyle davanın res'en ilgili veya ilgililere ihbar edilmesi gerekirken, belirtilen hususlar gözetilmeksizin davanın esası hakkında karar verilmesinde hukuka uygunluk görülmediği gerekçesiyle İdare Mahkemesi kararının kabule ilişkin kısmının bozulmasına karar verilmiştir. İdare Mahkemesince Dairemizin bozma kararına uyularak, dava ihbar edilmek ve hükme esas alınan bilirkişi raporu tebliğ edilmek suretiyle, davanın kabulüne ve 30.000,00 TL'lik manevi tazminatın adli yargıda dava açılma tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idare tarafından davacıya ödenmesine karar verilmiştir. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır. İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır. İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır. Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir. Öte yandan, manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Tam yargı davalarının ve manevi tazminatın belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın, zararın ve idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifade ile benzeri olayların bir daha yaşanmaması için caydırıcı ve aynı zamanda cezalandırıcı olacak şekilde belirlenmesi, bununla birlikte olayın meydana geliş şekli ve idari faaliyetin niteliği gözetilerek hakkaniyetli ve makul bir tutarı aşmaması gerekmektedir. Buna göre, manevi tazminat takdir edilirken, davacı(lar) yönünden, manevi tatmin duygusunu sağlamaya yetecek, zarara yol açan idari faaliyet sonucu duyulan elem ve ızdırabın kişi üzerindeki etki ve ağırlığını karşılayacak düzeyde olmasına; davalı(lar) yönünden ise, hakkaniyet sınırlarını aşmayan, ölçülü, adil dengeyi sağlayacak ve aşırı mali külfet oluşturmayacak makul bir seviyede olmasına dikkat edilmesi gerektiği açıktır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Hukuk sistemimizde "Taleple Bağlılık İlkesi" geçerlidir. Nitekim, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 26. maddesine göre; "Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir." Taleple bağlılık ilkesinin en önemli sonuçlarından biri de "Aleyhe Bozma Yasağı"dır. Aleyhe bozma yasağı, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun, "Sanık lehine başvurma hâlinde verilecek hüküm" başlığını taşıyan 283. maddesinde "İstinaf yoluna yalnız sanık lehine başvurulmuşsa, yeniden verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz." denilmek suretiyle açıkça düzenlenmiş bulunmaktadır. Medeni yargılama hukukuna ilişkin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ve idari yargılama hukukuna ilişkin 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda, 5271 sayılı Kanunda olduğu gibi açık bir düzenleme olmamakla birlikte, "Aleyhe Bozma Yasağı" gerek hukuk yargılamasında, gerekse idari yargı alanında uygulanan temel prensiplerden biridir. Bir hüküm, davanın taraflarından yalnız biri tarafından temyiz edilirse, kamu düzenine ilişkin emredici kurallar hariç olmak üzere, temyiz edilen hüküm temyiz eden tarafın aleyhine olarak bozulamaz. Buna dar anlamda aleyhe bozma yasağı denilmektedir. Taraflardan yalnız birinin temyizi halinde ya da taraflardan yalnız birinin lehine olarak verilen bozma kararında, bozma kararına uyan ilk derece mahkemesi artık temyiz eden tarafın, önceki (bozulan) karardan daha aleyhine olan bir hüküm veremez. Buna, geniş anlamda aleyhe bozma yasağı ya da aleyhe hüküm verme yasağı denilmektedir. Taraflardan yalnız birinin temyizi üzerine verilen bozma kararına uyan mahkemenin temyiz eden tarafın, bozulan karara oranla daha aleyhine olan bir hüküm verememesi ilkesi, usule dair kazanılmış hak müessesesi ile yakından ilgilidir. Yargıtay...Hukuk Dairesinin ...tarih ve E..., K...sayılı kararında da "Önceki karar davacı tarafından temyiz edilmemiş olduğundan, o kararda hükmedilen miktar davalı yararına kazanılmış bir hak oluşturmuştur. O halde, mahkemenin davalı yararına kazanılmış hakkı ihlal ederek aleyhe hüküm verme yasağına aykırı olacak şekilde karar vermiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir." denilmektedir. Buna göre, davalı idarenin temyiz talebi üzerine, davalı idare lehine verilen bozma kararına uyulmak suretiyle verilen kararda, davalı idarenin önceki (bozulan) karardan daha aleyhine bir hüküm kurulamayacağı açıktır. Dosyanın incelenmesinden;...dare Mahkemesinin... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla dava konusu manevi tazminat talebinin 20.000,00 TL'lik kısmının kabulüne ve bu miktarın ilk dava açma tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine, geriye kalan tazminat isteminin ise reddine karar verildiği, davalı idare tarafından temyiz başvurusunda bulunulması üzerine Dairemizin 17/11/2020 tarih ve E:2019/6521, K:2020/5003 sayılı kararıyla anılan kararın kabule ilişkin kısmının bozulmasına karar verildiği, ... İdare Mahkemesince bozmaya uyularak verilen ... tarih ve E:..., K:...sayılı kararla ise davanın kabulüne ve 30.000,00 TL'lik manevi tazminatın adli yargıda dava açılma tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idare tarafından davacıya ödenmesine karar verildiği görülmüştür. Bu durumda, maddi olay, bilirkişi raporu, mevzuat hükümleri ve konuyla ilgili yargısal içtihatlar bir bütün olarak değerlendirildiğinde davacıya uygulanan tıbbi uygulamanın bir komplikasyon olarak değerlendirilememesi karşısında olayda hizmet kusurunun varlığı kabul edilmelidir. Buna göre manevi tazminata hükmedilmesinde de hukuka aykırılıktan bahsedilemez. Ancak; ...İdare Mahkemesinin davanın kısmen kabulü, kısmen reddi yolundaki ilk kararına karşı yalnızca davalı idare tarafından temyize başvurulduğu ve Dairemizce sadece davalı idarenin temyize başvurmuş olması ile aleyhe bozma yasağı gereğince bu kararın kabule ilişkin kısmının bozulduğu göz önünde bulundurulduğunda, ...İdare Mahkemesince aleyhe hüküm verme yasağı gereğince daha önce hükmedilen manevi tazminat miktarını geçmemek ve yalnızca bozulan kısım yönünden bozmaya uyulmak suretiyle bir karar verilmesi gerekmekte iken; sanki davacı da ilk davada verilen redde ilişkin kısma karşı temyiz isteminde bulunmuş gibi belirtilen şekilde karar verilmemiş olması nedeniyle temyize konu kararda hukuki isabet görülmemiştir. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davalı idarenin ve müdahilin temyiz istemlerinin KABULÜNE, 2. Davanın kabulüne ilişkin temyize konu ...İdare Mahkemesinin ...tarih ve E:..., K:... sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine, 4. 2577 sayılı Kanun'un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 (on beş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 05/03/2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.