4. Hukuk Dairesi 2017/911 E. , 2019/4052 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... aleyhine 01/01/2007 gününde verilen dilekçe ile basın yolu ile kişilik haklarına saldırı sebebiyle manevi tazminat ve kararın yayınlanması istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 24/03/2016 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekillerince süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulün
**4. Hukuk Dairesi 2017/911 E. , 2019/4052 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... aleyhine 01/01/2007 gününde verilen dilekçe ile basın yolu ile kişilik haklarına saldırı sebebiyle manevi tazminat ve kararın yayınlanması istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 24/03/2016 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekillerince süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. Dava, basın yolu ile kişilik haklarına saldırı sebebiyle manevi tazminat ve kararın yayınlanması istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş hüküm, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir. Davacı vekili, davalının, ... Gazetesi’nin 05/01/2007, 09/01/2007, 13/01/2007, 19/07/2007, 03/02/2007, 11/02/2007, 14/02/2007, 15/02/2007 ve 22/05/2007 tarihli nüshalarında yer alan köşe yazılarında ve "...." adresli internet sitesindeki 26/06/2007 tarihli yazısında müvekkilinin kamuoyuna hırsız, yolsuzluk yapan, faturayı millete yükleyen, devlet malını bedavaya alan, basını yönlendiren, yalancı, tescilli vergi kaçakçısı olarak tanıtmaya çalışarak kişilik haklarına saldırıda bulunulduğunu, söz konusu yazı içeriklerinde gerçek dışı ve yanıltıcı ifadeler kullanılarak müvekkilinin haksız şekilde suçlandığını, hakaret ve iftiraya uğradığını belirterek manevi tazminat ve kararın yayınlanması istemlerinde bulunmuştur. Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece; 11/02/2007 ve 22/05/2007 tarihli yazılarda haberin özü ile sunuluş biçiminin dengeli olmadığı, kesin yargı içerdiği ve bu şekliyle davacının kişilik haklarının ihlal edildiği gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Basın özgürlüğü, Anayasa'nın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Kanunu'nun 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasa'nın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanunu'nun 24 ve 25. maddelerinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur. Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine, basın objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır. AİHM 22 Nisan 2013 tarihli 48876/08 başvuru no'lu kararında “İfade özgürlüğünün, demokratik bir toplumun vazgeçilmez esasını ve bu toplumun gelişiminin ve her bireyin kendini gerçekleştirmesinin temel koşulunu oluşturduğunu, 10. maddenin 2. fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla ifade özgürlüğünün sadece kabul edilen, zararsız ya da farklı olan «bilgi» ya da «düşünceler» için değil, ayrıca hoşa gitmeyen, sarsıcı ya da rahatsız edici olanlar için de geçerli olduğunu, bunların, «demokratik toplumun» onlarsız olamayacağı çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gereği olduğunu, 10. maddede açıklandığı gibi bu özgürlüğe yapılan sınırlamaların her halde dar yorumlanması gerektiğini ve herhangi bir sınırlama gereksiniminin ikna edici bir biçimde ortaya koyulması gerektiğini,...” ifade etmektedir. Mahkeme aynı ifadeleri 69698/01 başvuru no'lu ve 16354/06 başvuru no'lu kararlarında da tekrar etmiştir. Somut davada öncelikle davanın taraflarının toplumsal konumları itibariyle değerlendirmenin yapılması gerektiği aşikardır. Davacının tanınmış iş adamı ve davalının da gazeteci olduğu dikkate alındığında davacı bakımından yapılan eleştirel sınırların daha geniş kapsamda değerlendirilmesi gerekmektedir. Bunun yanında davalının yazılarında kaleme aldığı konularda kamusal çıkarların ön planda tutulduğu dikkate alındığında kişilik haklarına saldırı ve ifade özgürlüğünün çatıştığı durumlarda dengelemenin ancak kamunun menfaatinin gözetilmesi ile neticelendirilmesi gerekmektedir. Kaldı ki davalının kaleme aldığı yazı konularının dayanağı da müfettiş raporlarına dayandırılmaktadır. Şu halde; davalının yazılarına aktardığı konunun kamusal çıkarlar çerçevesinde kamuyu bilgilendirme amaçlı olarak kaleme alındığı bu haliyle dava konusu yazılarda yer verilen ifadelerin görünür gerçeğe uygun olduğu, davacının kamuoyunda tanınan ve bilinen bir kişi olduğu, bu nedenle davacının eleştirilere katlanma yükümlülüğü bulunmakla, dava konusu yazılarda yer verilen ifadelerin davacının kişilik haklarına saldırı olarak değerlendirilemeyeceği sonucuna varılmakla; davanın tümden reddine karar verilmesi gerekirken kısmen kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş; kararın açıklanan nedenlerle bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen kararın yukarıda açıklanan sebeple davalı yararına BOZULMASINA, bu aşamada davacının temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına ve davalıdan peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 19/09/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.