Başvuru, güvenlik görevlisi olarak çalışan başvurucunun güvenlik kartının iptali nedeniyle iş sözleşmesinin feshedilmesi üzerine açtığı işe iade davasında davanın sonucuna etkili iddianın kararda karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, güvenlik görevlisi olarak çalışan başvurucunun güvenlik kartının iptali nedeniyle iş sözleşmesinin feshedilmesi üzerine açtığı işe iade davasında davanın sonucuna etkili iddianın kararda karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 15/8/2019 tarihinde yapılmıştır. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:A. Hukuk Yargılamasına İlişkin Süreç Başvurucu 13/5/2006 tarihinden itibaren çeşitli taşeron şirketler bünyesinde Rize Devlet Hastanesinde (Hastane) güvenlik görevlisi olarak çalışmakta iken 21/11/2016 tarihinde başvurucunun iş sözleşmesi feshedilmiştir. Başvurucu, feshin geçersizliğinin tespitine ve işe iadesine karar verilmesi talebiyle 2/11/2017 tarihinde dava açmıştır. Dava dilekçesinde, savunması alınmaksızın iş akdinin feshedildiğini belirtmiş; hangi gerekçe ile iş akdinin feshedildiğini bilmemekten yakınmıştır. Ortada fesih nedeni yokken iş akdinin feshedildiğini ileri sürmüş; herhangi bir terör örgütü ile bağlantısının bulunmadığını ifade etmiştir. Rize İş Mahkemesi (Mahkeme) 31/1/2019 tarihinde davayı reddetmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir: "Dosya incelendiğinde; İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğünün 19/10/2016 tarih ve 124 sayılı yazıları ile özel güvenlik hizmetinin kamu güvenliğini tamamlayıcı mahiyette olması nedeniyle bu sektörde çalışanların FETÖ/ PDY terör örgütü ile irtibatlı ve irtisaklı olup olmadığının il emniyet müdürlükleri tarafından gerekli araştırma ve incelemenin yapılması, araştırma neticesinde terör örgütüne bağlantısı tespit edilenler hakkında gerekli işlemlerin başlatılması, kimlik kartlarının ve çalışma izinlerinin iptal edilmesinin istendiği, yine İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğünün 08/11/2016 tarih ve 164269 sayılı yazılarının ekinde davacının 'arttıran Bank Asya hesabının bulunması' tespit edildiğinden özel güvenlik kimlik kartının 17/10/2017 tarih ve 2017/9 sayılı işlemi ile iptal edildiği görülmüştür. Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri birlikte değerlendirildiğinde; Feshin geçerli olup olmadığının fesih tarihine göre belirlenmesi gerektiği, Rize Valiliği Özel Güvenlik Komisyonunun kararı ile davacının güvenlik kartının ve çalışma izin belgesinin fesih tarihinde iptal edilmiş olduğu, dava dışı idare tarafından yapılan idari işlem mahiyetindeki bu iptal işlemini davalıların fesih tarihi itibariyle denetleme imkan ve görevlerinin bulunmadığı, özel güvenlik çalışması ile özel güvenlik kimlik kartı iptal edilen davacının bu çalışma izni ve güvenlik kimlik kartı olmadan çalışmasının mümkün bulunmadığı, fesih tarihinde dava dışı idarenin idari işlemi nedeniyle davacıyı çalıştırma imkanı bulunmayıp, davalılarca fesih işleminin fesih tarihi itibariyle geçerli olarak kabul edilmesi gerektiği, yapılan feshin fesih tarihi itibariyle geçerli olduğu ve işe iade davasında geçerli feshin ispatının yeterli olduğu ile davalı tarafça geçerli feshin ispat edildiği kabul edilmekle davanın reddine karar vermek gerekmiş olup aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." Başvurucu, karara karşı 15/3/2019 tarihinde istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İstinaf dilekçesinde dava dilekçesinde belirttiği hususları tekrar ettikten sonra özel güvenlik kartının iptal edilmesi işlemine karşı açtığı Rize İdare Mahkemesi nezdindeki iptal davasının derdest olduğunu ve bu davanın bekletici mesele yapılması gerektiğini söylemiştir. Samsun Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi (Bölge Adliye Mahkemesi) 5/7/2019 tarihinde istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir. Nihai karar başvurucuya 28/7/2019 tarihinde tebliğ edilmiş, başvurucu 15/8/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.B. İdari Yargılamaya İlişkin Süreç Başvurucunun Bank Asya hesabı olduğu iddiasıyla Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasına (FETÖ/PDY) aidiyeti, bu örgütle iltisakı ve irtibatı olduğu değerlendirilmiş ve özel güvenlik kimlik kartı 17/10/2017 tarihinde iptal edilmiştir. Başvurucu, söz konusu işlemin iptali talebiyle 27/11/2017 tarihinde iptal davası açmıştır. Rize İdare Mahkemesi (İdare Mahkemesi) 11/4/2018 tarihinde davayı reddetmiştir. Kararda, başvurucunun polis sorumluluk bölgesinde aktif olarak çalışan özel güvenlik görevlilerinden olup FETÖ/PDY'ye aidiyeti, bu örgütle iltisakı ve irtibatı tespit edilen kişilerin yer aldığı listede isminin olduğu belirtilmiştir. Bunun yanı sıra artan Bank Asya hesabının bulunması nedeniyle özel güvenlik kimlik kartının iptaline ilişkin dava konusu işlemin hukuka uygun olduğu ifade edilmiştir. Başvurucu, karar karşı 21/5/2018 tarihinde istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Samsun Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi (Bölge İdare Mahkemesi) 22/2/2019 tarihinde istinaf başvurusunu reddetmiştir. Başvurucu, karara karşı 9/4/2019 tarihinde temyiz yoluna başvurmuş olup Danıştay Onuncu Dairesinin 3/10/2023 tarihli kararıyla Bölge İdare Mahkemesinin kararı bozulmuş olup yargılama halen derdesttir. A. Mevzuat Hükümleri İlgili mevzuat için bkz. Berrin Baran Eker [GK], B. No: 2018/23568, 2/7/2020, §§ 20-B. Yargıtay Kararları Yargıtay Hukuk Dairesinin 22/10/2007 tarihli ve E.2007/16878, K.2007/30923 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Davalı işveren, davacının geçmişten gelen sabıkası ve özellikle yasadışı örgütle bağlantısı nedeni ile güvenlik önlemi olarak iş sözleşmesini feshetmiştir. Bu fesih Alman Hukukunda ve Alman Federal Mahkemelerinde şüphe feshi olarak adlandırılmaktadır. Böyle bir fesihte, işverenin işçisine karşı duyduğu şüphe, aralarındaki güven ilişkisinin zedelenmesine yol açmaktadır. İşverenden katlanması beklenemeyecek bir şüpheden dolayı, işçinin iş ilişkisinin devamı için gerekli olan uygunluğu ortadan kalktığından, güven ilişkisinin sarsılmasına yol açan şüphe, işçinin kişiliğinde bulunan bir sebeptir. Ciddi, önemli ve somut olayların haklı kıldığı şüphe, güven potansiyeline sahip olmaksızın ifa edilemeyecek iş için işçinin uygunluğunu ortadan kaldırdığından, şüphe feshi, işçinin yeterliliğine ilişkin fesih türü olarak gündeme gelecektir. Davacının geçmişte yasadışı örgüt üyesi olması, davacının görev yaptığı bölgede terör olaylarının artması ve demiryolu ulaşımının da hedefte bulunması, davalı işveren açısından iş ilişkisinin devamı için gerekli olan güvenin sarsıldığı, elverişli objektif olay ve vakıalara dayanan güçlü bir şüphenin bulunduğu anlamına gelmektedir. Davacının iş sözleşmesinin feshinin geçerli nedenle yapıldığı kabul edilmelidir. Davanın reddi yerine yazılı şekilde kabulü hatalıdır." Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15/11/2018 tarihli ve E.2015/22-2715, K.2018/1720 sayılı kararı şöyledir:"...şüphe feshinin söz konusu olabilmesi için iş ilişkisinin devamı için gerekli olan güveni yıkmaya elverişli, objektif olay ve vakıalara dayanan güçlü bir şüphe mevcut olması ve ayrıca olayın aydınlatılması için işverenin kendisinden beklenebilecek bütün çabaları göstermesine karşın eylemin gerçekleştiğinin kanıtlanamaması gerektiğinden, somut uyuşmazlıkta davacının sabit olan, doğruluk ve bağlılığa uymayan nitelikteki eyleminin şüphe feshi teşkil etmediği de açıktır..." Yargıtay Hukuk Dairesinin 3/10/2018 tarihli ve E.2018/10430, K.2018/20956 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"...Yukarıda açıklanan ilke ve esaslar çerçevesinde değerlendirme yapılacak olursa, somut olayda davacının iş sözleşmesinin feshi ile ilgili yasal dayanakların 4857 sayılı İş Kanunu ile birlikte Bakanlar Kurulu kararı ile ülke genelinde ilan edilen Olağanüstü Hal kapsamında çıkartılan kanun hükmünde kararnameler olduğu konusunda tereddüt bulunmamaktadır. Söz konusu kararnamelerin iş sözleşmesi ile çalışan işçilere yönelik hükümleri incelendiğinde, gerek 667 sayılı KHK’nin maddesi gerekse 673 sayılı KHK’nin maddesinde bu kanun hükmünde kararnameler kapsamında iş sözleşmesi feshedilen işçilerin bir daha yeniden doğrudan veya dolaylı olarak eski işinde veya benzer işlerde görevlendirilemeyecekleri, bunların işe iadesinin mümkün olmadığı şeklinde emredici nitelikte düzenlemelerin yer aldığı görülecektir. Bu yasal düzenlemelerin nitelik itibariyle, kamu düzenine ilişkin ve açıkça emredici nitelikte olduğu değerlendirildiğinde, açılacak davalarda taraflarca hazırlama ilkesine üstünlük tanınamayacağı göz önüne alınmalıdır. Bu itibarla, ilgili kanun hükmünde kararnameler kapsamındaki fesihlere ilişkin olarak açılan işe iade davalarında, taraflarca hazırlama ilkesi yerine istisnai nitelikteki kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulanması gerekmektedir.Buna göre görülmekte olan davada, sözleşmenin feshine dayanak bilgi ve belgelerin mahkemece resen araştırılması gerekmekte ise de, dosyada sadece Erzurum Cumhuriyet Baş Savcılığına davacı hakkında soruşturma veya kovuşturma olup olmadığı yönünde yazılan yazı cevabi ile yetinildiği, bu yönde başkaca bir araştırma yapılmadığı anlaşılmaktadır. Davacının iş sözleşmesinin feshine dayanak objektif değerlendirmelerin neler olduğu, hangi bilgi ve belgelerin feshe gerekçe yapıldığı davalı bankadan sorularak; bunun yanında resen araştırma ilkesi kapsamında davacı hakkında mevcut ise adli ya da idari soruşturma evrakları, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı’nın Terörle Mücadele, Kaçakçılık, Organize Suçlar ve İstihbarat ile ilgili birimlerinden ve Bilgi Teknolojileri Kurumu’ndan getirtilmeli, varsa davacı ile ilgili bilgi ve belgeler ile yine Bank Asya nezdinde açılmış mevduat hesapları, hesap hareketleri ve bankacılığa ilişkin işlemler olup olmadığı sorulmalı, tüm bilgi ve belgeler değerlendirilerek ulaşılacak sonuca göre hüküm kurulmalıdır. Eksik incelemeyle yazılı gerekçe ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davacının davasının kabulüne karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirir." Yargıtay Hukuk Dairesinin 26/11/2018 tarihli ve E.2018/11097, K.2018/25472 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Taraf iradesine öncelik verilmesi sadece davanın açılmasında değil, yargılama sırasında taraflara ait bir çok usul işleminde de kendisini gösterir...Yani, yargılamada esas olan, dava malzemelerinin taraflarca toplanması ve mahkemeye sunulması olarak tanımlayabileceğimiz 'taraflarca hazırlama (getirilme) ilkesi' dir. Bu ilkenin geçerli olduğu davalarda, dava malzemelerinin mahkemeye tam olarak getirilmemesinin sorumluluğunu taraflar üstlenmiş olup; hakim, kural olarak tarafların ileri sürmediği vakıaları ve belirli bir delili kendiliğinden araştıramaz ve taraflara hatırlatamaz. Diğer yandan, kamu düzenini ilgilendiren davalarda, irade serbestisinin ve taraf iradesine tanınan üstünlüğün bir sonucu olan 'taraflarca hazırlama ilkesi' yerine, kendiliğinden (resen) araştırma ilkesinin uygulanması esastır. Kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulandığı davalarda; hâkim, davanın ispatı için gereken bütün delillere kendiliğinden başvurur; taraflar da yargılama bitinceye kadar delil gösterebilirler. Bu davalarda bir bakıma, dava ile ilgili olguların hazırlanmasında, tarafların yanında, hakimin de görevli olması söz konusudur.Bu açıklamalar karşısında kamu ya da özel hukuk tüzel kişiliği de olsa işçinin terör örgütleri ile irtibatının bulunması halinde bu durumun hem kamu güvenliğini hem de özel güvenliği tehdit edeceği açıktır. Bu nedenle davalı tarafın cevap dilekçesi ile davacının iş akdinin .../... bağlantısı bulunduğuna dair kuvvetli şüphe duyulması sebebi ile feshedildiğini belirttiği görülmekle; eldeki davada taraflarca hazırlama ilkesi yerine istisnai nitelikteki kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulanması gerekmektedir." Yargıtay Hukuk Dairesinin 5/7/2018 tarihli ve E.2018/3181, K.2018/14806 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Somut uyuşmazlıkta davacının iş sözleşmesinin 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe girişimi sonrası illegal yapılarla ilişki içinde olan emir talimat alanlarla ilgili her türlü takibat soruşturma ve kovuşturma başlatıldığı bu kapsamda kuruma ulaşan bilgiler ışığında 2016 tarihinde 4857 sayılı İş Kanunu'nun 25/ maddesi kapsamında sonlandırıldığı bildirilerek feshedilmiştir.Davalı Belediye fesih bildiriminde davacının illegal yapılarla ilişki içerisinde olduğunun değerlendirmesi kapsamında davacının darbe girişimi öncesi ve sonrası bir kısım sosyal medya paylaşımlarını sunmuşsa da ilgili sosyal medya paylaşımlarında hakaret, tehdit içeren bir ifade olmadığı, davacının eleştiri kapsamında kendi düşüncelerini açıkladığı, davacı hakkında adli yönden herhangi bir terör soruşturması bulunmadığı gibi davalı Kurum içi idari bir soruşturmasının da bulunmadığı, davacının ... irtibatının bulunduğunun kanıtlanmadığı, Anayasa’nın maddesi ve siyasi görüşün fesih için geçerli sebep oluşturmayacağına dair 4857 sayılı İş Kanunu’nun maddesinin fıkrasının d bendi dikkate alındığında davacının iş sözleşmesinin feshinin geçerli nedene dayanmadığı açık olduğundan davanın kabulü yerine reddi hatalıdır.4857 sayılı İş Yasasının 20/3 maddesi uyarınca Dairemizce aşağıdaki şekilde karar verilmiştir." Yargıtay Hukuk Dairesinin 21/9/2017 tarihli ve E.2017/36442, K.2017/18738 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Somut olayda, veri kayıt personeli olarak çalışan davacının iş sözleşmesi, 20/07/2016 günü anayasal düzeni bozucu darbe girişimi ile ilgili olarak sosyal medyada devlet ve hükümet aleyhine yazılı ve görsel paylaşımlar yapması nedeniyle Sağlık Bilimleri Üniversitesi... Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından Hastane Yöneticisi, Baştabip Yardımcısı, İdari ve Mali İşler Müdür Yardımcıları ile Sağlık Bakım Hizmetleri Müdürü imzasıyla diğer davalı ...'ne gönderilen 19/07/2016 tarih ve 3 sayılı kararı gereği feshedildiği, sosyal medya paylaşımlarının dosyada belgelendiği dikkate alındığında, davacının dosyaya sunulan sosyal medya paylaşımları içeriğinde eleştiri sınırlarını aştığı, paylaşımlar içeriğine göre davalı işverenin iş ilişkisini sürdürmesi beklenemeyeceği, güvenin yıkılması veya ağır biçimde zedelenmesi nedeniyle işverenden katlanması beklenemeyecek bir şüpheden dolayı iş sözleşmesinin feshedildiği kanaatine varılmaktadır. Zira en azından artık iş ilişkisinin sürdürülmesinin davalı-işveren açısından önemli veya makul ölçüler içerisinde beklenemeyeceği, bu durumda 4857 sayılı Kanun'un maddesi gerekçesi ve 158 sayılı İLO sözleşmesinin maddesi uyarınca işverenden savunma almasının beklenemeyeceği ve işveren feshinin geçerli nedene dayandığı kabul edilmelidir."