(Kapatılan)21. Hukuk Dairesi 2012/4339 E. , 2012/24852 K. "" MAHKEMESİ :... Mahkemesi Davacılar, murisinin ... kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir. Hükmün davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işi…
**(Kapatılan)21. Hukuk Dairesi 2012/4339 E. , 2012/24852 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :... Mahkemesi Davacılar, murisinin ... kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir. Hükmün davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi. K A R A R 1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre davacıların aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine, 2-Dava 25.12.2007 tarihinde meydana gelen ... kazası sonucu ölen sigortalının anne ve babasının maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece davacıların davadan önce maddi ve manevi zararlarının karşılanarak sulh ve ibra protokolü düzenlendiğinden bahisle davanın reddine karar verilmiş ve bu karar süresinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. Davacıların manevi zararlarına karşılık yapılan ödemeyi kabul ederek ibraname düzenlemelerine ve manevi tazminatın niteliği itibarıyla bölünmesinin söz konusu bulunmamasına göre, yerel mahkemenin manevi tazminatın reddine ilişkin kararı isabetlidir. Maddi tazminata gelince: Uyuşmazlık, davacılara maddi tazminatlarına karşılık ödendiği anlaşılan 2.000 TL için düzenlenen 08.01.2008 tarihli belgenin içeriği ve kapsamı yönünden davacıların tüm alacaklarını aldıkları ve bu suretle borçluyu borcundan kurtardıkları biçiminde değerlendirilip değerlendirilmeyeceği noktasında toplanmaktadır. Kural olarak hak sahiplerine yapılmış ödemenin bu miktar ile sınırlı olmak üzere bağlayıcılığı asıldır. Gerçek anlamda ödemeden söz edebilmek için tazmin edilecek miktar ile buna karşılık alınan meblağ arasında açık oransızlığın bulunmaması koşuldur. Başka bir anlatımla, ödemenin yapıldığı tarihteki verilerle hesaplanan tazminat ile ödenen miktar arasında açık oransızlığın bulunduğu durumlarda, yapılan ödeme makbuz niteliğinde kabul edilebilir. Bu durumun, ödemenin yapıldığı tarih göz önünde tutularak davacının gerçek zararının uzman bilirkişiler aracılığı ile saptanması suretiyle belirleneceği hukuksal gerçeği ortadadır. Oysa yukarıda açıklandığı biçimde inceleme ve araştırma yapılmadığı dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.