Başvuru, posta yoluyla gönderilmiş olan derginin ceza infaz kurumu tarafından, tutuklu olan başvurucuya teslim edilmeyerek haber ve fikirlere erişiminin engellenmesi nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, posta yoluyla gönderilmiş olan derginin ceza infaz kurumu tarafından, tutuklu olan başvurucuya teslim edilmeyerek haber ve fikirlere erişiminin engellenmesi nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 27/5/2013 tarihinde Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 15/7/2015 tarihinde, başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 15/7/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 9/11/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasınakarar verilmiştir. Başvurunun bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 4/12/201 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş, 23/1/2016 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, başvuru tarihi itibarıyla silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği iddiasıyla Kocaeli No.lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu olarak bulunmaktadır. Posta yoluyla gönderilmiş olan Heviya Jine adlı derginin (Dergi) 2013 yılı sayısı, Kocaeli 2 No.lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu Eğitim Kurulunun (Eğitim Kurulu) 4/2/2013 tarihli ve K.2013/7/7 sayılı kararı gereğince başvurucuya teslim edilmemiştir. Kararın ilgili kısımları şöyledir:"İlgili dergide yasa dışı terör örgütünün sözde lideri ÖCALAN'ı ve örgütü övücü, meşrulaştırıcı (Örnk.S.1-4-8-20-22-27-41-47-54-61) ifade, yorum ve resimler vardır.Yukarıda belirtilen nedenlerden: Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un Maddesinin bendinde geçen 'Kuruma gelen her türlü yayının, kurum güvenliğini tehlikeye düşüren veya müstehcen haber, yazı, fotoğraf ve yorumları kapsayan nitelikte olup olmadığına karar vermek.' ve ayrıca, Ceza İnfaz Kurumları ile Tutukevleri Kütüphane ve Kitaplık Yönergesi'nin maddesinin (a) bendinde geçen 'Mahkemece yasaklanmış hiçbir yayın kuruma kabul edilemez' yine maddesinin (b) bendinde geçen 'Mahkemece yasaklanmamış olsa bile, Kurum güvenliğini tehlikeye düşürdüğü veya müstehcen haber, yazı, fotoğraf ve yorumları kapsadığı eğitim kurulu kararıyla tespit edilen hiçbir yayın kuruma kabul edilmez.' hükmüne binaen ilgili yayınların arşive kaldırılmasına, adı geçen hükümlü ve tutuklulara verilmemesine (karar verilmiştir.)" Başvurucu bu karara karşı Kocaeli İnfaz Hâkimliğine (İnfaz Hâkimliği) itirazda bulunmuştur. Başvurucunun itirazını inceleyen İnfaz Hâkimliği, 28/3/2013 tarihli ve E.2013/1188, K.2013/1514 sayılı kararıyla itirazı reddetmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:" ... Taleple ilgili olarak Savcısından yazılı görüş istenilmiş Savcısıyasal olmayanitirazınreddinekarar verilmesimütalaasında bulunmuştur.İtiraz edenin dilekçesi, Eğitim Kurulu kararına yönelik karar ve ekleri bir bütün halinde inceleyip değerlendirildiğinde; kitabın içindeki resimlerde ellerinde silahlar olduğu PKK 'ya yönelik övücü yazılar olduğu anlaşıldığından itirazının reddine karar verilmesi gerekmiştir." Başvurucunun anılan ret kararına karşı yaptığı itiraz, Kocaeli Ağır Ceza Mahkemesinin 26/4/2013 tarihli ve 2013/467 Değişik İş sayılı kararında Eğitim Kurulu kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle reddedilmiş; anılan karar başvurucuya 9/5/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 27/5/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurucu, 6/1/2014 tarihli dilekçesi ile bulunduğu ceza infaz kurumundan 24/12/2013 tarihinde tahliye edildiğini belirterek adres bildiriminde bulunmuştur.B. Başvuruya Konu Dergi Heviya Jine adlı Dergi merkezi Diyarbakır’da bulunan, yerel ve süreli, kısmen Türkçe kısmen de Kürtçe yayımlanan siyasi bir dergidir. Derginin başvuruya konu Ocak-Şubat 2013/1 numaralı sayısının ilgili kısımları incelenmiştir. Derginin “Merhaba yoldaşlar” başlığı ile başlayan ve editör tarafından kaleme alınan giriş yazısında, 1999 yılında yakalanan ve yargılama sonrasında mahkum olup İmralı Cezaevinde bulunan Abdullah Öcalan’ın bir komplo sonucunda on dört yıldır esaret ve tecrit altında bulunduğu ve ölümü göze alarak birleşmiş olan milyonlarca kişinin iradesi olduğu, bu komplonun kadın mücadelesinin ve özgürlük tutkusunun yükseltilmesiyle boşa çıkacağı, anılan kişiye uygulanan tecrit, Kürt halkına dayatılan kimliksizlik, dilsizlik ve teslimiyeti aşmak için hapishanelerde on binlerce kişinin açlık grevine başladığı, altmış sekiz gün süren açlık grevinin “Kürt halk önderi Sayın Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla sonlandırıldığı” böylece açlık grevlerinin bütün dünya kamuoyunda “bir kez daha Abdullah Öcalan’ın misyonunu” ortaya çıkardığı, cezaevlerinde bu eylemlere katılan “yoldaşlara” selam ve sevgilerin gönderildiğine dair haber vegörüşlereyer verilmiştir. Yazıda, Kürt halkına dayatılan asimilasyon ve soykırım politikalarını boşa çıkaracak iradenin kadınlarda olduğu belirtilerek kadınlardan, yaşamlarının 24 saatini mücadeleye ayırmaları ve ibadet edercesine mücadeleyi yükseltmeleri gerektiği, yükseltilmesi istenensöz konusu mücadelenin ise Kürt halkının (A.Ö.nün) daracık bir odadan çıkartılıp özüne kavuşturulması olduğu ifade edilen yazı “Öcalan’a özgürlük soykırıma son, direnişe devam diyerek sesimizi yükseltelim” sloganı ile sonlandırılmıştır. A.Ö. tarafından kaleme alındığı değerlendirilen Dergi'nin 3 ilâ sayfalarında “Hakikat Avcısı” başlığı altında kendi resmi de verilmiştir. Yazıda, kendini Kürtlere ilişkin birçok ilke çıkış yaptıran kişi konumunda gören yazar, yarım kalan bu çıkışların hepsinin özgür yaşamın olmazsa olmazları olduğunu, cezaevindeki yaşamı ile Kürtlerin yaşamı arasında bir bağ kurarak kendinin özgür olabilmesi için Kürtlerin yaşamının da özgür olması gerektiğini ancak “Kürtlerin yaşamı, etrafında duvar örülmemiş zifiri karanlık bir zindandan farksız" olduğunu ifade ederek bunun bir hakikat olduğunu iddia etmiştir. Yazıda, “Bir kürt bireyinin kendini dışarıda özgür sanarak yaşaması büyük bir yanılgı” denilerek “Ahlaklı ve onurlu bir kürt için yaşamın, kesinlikle yirmi dört saatinde varlık ve özgürlük savaşçısı olmakla mümkün olduğu” ileri sürülmüştür. Yazı, cezaevlerinin ıslah evleri olmayıp topluma karşı ahlaki ve iradi görevlerin yetkince yerine getirilmesinin de öğrenildiği yerler olduğu, aynı hususların “dağlara çıkmış özgürlük savaşçıları” için de geçerli olduğu; “özgürlük gerillası” olmanın, topluma ilişkin ahlaki ve politik görevlerin en üst düzeyde yerine getirildiği, bu bilinç ve ahlaki görev içinde olarak özgürleşmenin öz savunmaya ilişkin gerekleri yerine getirmek anlamına geldiği belirtilmiştir. Derginin sayfasında B.A. tarafından kaleme alınan “Öcalan’a Özgürlük Soykırıma Son”başlıklı yazı “Gelinen aşamada büyük direnişler ve kahramanlıklarla dolu otuz yıllık özgürlük mücadelemizin devrim sürecini yaşadığına, büyük bedel ve acılarla yüklü bir halkın, tarihini, yiğit evlatlarının kanlarıyla yeniden ve özgürce yazdığına ve inşa ettiğine tanıklık etmektedir. Halkımız, demokratik, özgür sistem inşasını devrimci halk savaşı çizgisinde başarıyla tamamlamaya doğru götürmektedir.” cümlesiyle başlamaktadır. Bu devrim sürecinde “kahramanca şahadete ulaşan Rojin Gewda, Rvan Jin ve Mehmet Goyi” gibi kişilerin şahsında 2012 yılının bütün “şehitleri” saygıyla anılmış; bunlara layık olmaya çalışılacağı ifade edilmiştir. Derginin sayfasında E.R. tarafından kaleme alınan “Demokratik Özerklikte Öz Savunma Boyutu”başlıklı yazıda Kürt özgürlük hareketinin “öz savunma boyutu” ele alınmış ve bunun ilkelerine yer verilmiştir. Yazıda savunma ve öz savunma kavramları tanımlanarak Kürdistan tarihi açısından bunun en örgütlü, en görkemli ve en kutsal savunmasının “Türk devletinin yürüttüğü tüm zamanların en acımasız, inkâr ve imha saldırısına karşı 15 Ağustos 1984’te başlayan öz savunma”olduğu, o günden bugüne yürütülen tüm inkâr- imha ve soykırım hareketlerinin halkın soylu direnişi ve kahraman kadın ve erkek evlatları olan “gerillaların meşru savunmasıyla” püskürtüldüğü ve bunların sonuçsuz bırakıldığı ifade edilmiştir. Yazının devamında öz savunma ile Demokratik Özerk Kürdistan’ın çıkarlarının en üst düzeyde korunacağı, bunun tarihten gelen bir hak olduğu ve uluslararası sözleşmeler ile BM tarafından da kabul edilen bir hak olduğu, ilan edilen Demokratik Özerk Kürdistan’ın Türk devleti tarafından tanınana kadar “öz savunmanın en başta da gerillanın” rolünü etkin bir şekilde sürdüreceği belirtilmiştir. Yazıda “Demokratik Özerk Kürdistan’ın Öz savunma esaslarına” göre kurulacağı, “Sömürgeci işgalin sürdüğü ve demokratik özerklik statüsünün kabul edilmediği koşullarda” öz savunmanın koşulları on beş madde hâlinde sayılmıştır. Bunlardan bazıları şöyledir: “HPG, Kürdistan halkının bugünkü öz savunmasının en temel örgütlü gücüdür. Gerilla güçleri Demokratik Özerk Kürdistan çıkarlarına yönelik dıştan ve içten gelecek her türlü saldırılara karşı Kürdistan fedai savunma gücü olarak sorumluluklarını yerine getirir. (…) HPG, Demokratik Özerk Kürdistan’ın öz savunmasını özellikle şehir, kasaba ve köyler başta olmak üzere her yerleşim yerinde kendisine bağlı yerel birlikleri örgütleyerek yapar. (…) Demokratik Özerk Kürdistan statüsü kabul edilmeyip Türk devleti ile savaş içerisinde olduğumuz sürece, hiçbir Kürdistanlı genç sömürgeci Türk ordusuna askerlik yapamaz. Her Kürdistanlı genç Demokratik Özerk Kürdistan’ı savunmak, üzerindeki tehdit ve saldırıları bertaraf etmek için meşru savunma güçleri içinde yer almayı bir yurtseverlik, ahlaki sorumluluk ve ulusal görev olarak kabul eder. (…) Demokratik Özerk Kürdistan statüsü, Türkiye Cumhuriyeti tarafından tanınıncaya kadar Kürdistan’da bulunan sömürgeci Türk ordusu, polis ve emniyet güçleri, gayri meşru güçleri olarak görülür.(…)" Demokratik Özerk Kürdistan statüsünün kabul edildiği durumda ise öz savunma ilkeleri altı madde hâlinde belirtilmiştir. Derginin sayfasında Heja Zerya tarafından kaleme alınan “Hücre Hücre Özgürlük”başlıklı yazıda “Önderliğe uygulanan tecrit, Kürt halkına dayatılan kimliksizlik, dilsizlik ve teslimiyeti aşmak için” cezaevlerinde yapılan açlık grevleri anlatılmakta, açlık grevlerinin “zindan direniş tarihi” açısından yeni bir sayfa açtığı,“on binlerce arkadaş”ın bedenleri üzerinde hücre hücre yükseldiği ve bunun bir yaşam biçimi hâline geldiği belirtilmiştir.Yazıda, direniş geleneğinin 1980’li yıllarda başladığı, bu direniş geleneğinin “dağda, zindanda, köyde, sokakta binlerce şehit ve gazisiyle özgürlük tarihi yazılmaya” devam ettiği ifade edilmiştir. Yazının devamında, direnişin her aşamasında olduğu gibi zindan direnişçiliğinde de tarih yazan A.Ö.nün; bütün kazanımların temelini, kadında kazanım olarak gördüğü ve mücadelenin her aşamasında kadına değer verdiği, bu değerin bir ifadesi olarak Kürt kadınının özgürlük mücadelesine başladığı ve bu mücadelenin dağda, kırda, şehirde ve zindanda da devam ettiği, 1990 yılından itibaren zindanların kadın için de bir direniş alanına dönüştüğü belirtilerek bu direnişe örnek olarak “Sema Yüce” (Çanakkale Cezaevinde iken 21/3/1998 tarihinde bedenini ateşe veren ve 17/6/1998 tarihinde hayatını kaybeden) gösterilmiştir. Derginin sayfasında “Şehitlerle Diyalog” başlıklı yazıda A.Ö.ile bir kadın arasında yapılmış bir konuşmaya yer verilmiştir. Yazıda, bir kadın militanın nasıl olması gerektiği üzerinde durulmuştur. Varını yoğunu kül edecek kadar cesaretli “Zilanlar” olduğu hâlde erkeklerin düşmanla burun buruna geldiğinde bile en ufak bir plan yapamadığı, bu yüzden onlarca gerillanın harcandığı oysa “on tane fedaiyi göze alıp, bir şehrin içine girilse binlerce düşmanın kesin olarak yerle bir edileceği” belirtilerek nasıl bir militan olunacağının işaretleri verilmiştir. Anılan Dergi'de Kürtçe olarak kaleme alınmış olan bir yazının bulunduğu sayfasında, A.Ö.nün de içinde yer aldığı bir toplantı resmi sunulmuştur. Dergi'nin Kürtçe olarak kaleme alınmış bir diğer yazının bulunduğu sayfasında, sıra hâlinde patika yolda ellerinde silahlı vaziyette yürüyen çok sayıda terör örgütü mensubu kadının resmi yer almıştır. Dergi'nin sayfasında ise yine yüzleri maskeli kişilerin silahlı eğitimini konu alan bir resim bulunmaktadır. Derginin 60 ilâ sayfalarında Rojda Fırat tarafından kaleme alınan “Dağlarda bir aşiret kızı!” başlıklı makalede on yedi yıldır “Kürdistan dağlarında gerillacılık” yapan “Rojin arkadaş”ın resmi de verilerek gerillaya katılımı, aldığı eğitim, yaşam şekli ve katıldığı eylem anlatılmıştır. Yazıda, Rojin’in dağa ve doğaya olan sevgisinin onu gerilla olmayasevk ettiği, “Kürt Özgürlük Mücadelesinde” katılımı ile hareketin en önde üyelerinden biri konumuna geldiği, Kürdistan dağlarında on yedi yıldır gerilla olduğu, hâlâ o dağlardan kopamadığı, çocukken evinden dışarıya adımını atamayan bir Kürt kadınının bugün düşmanına karşı elinde silah, dağ dağ dolaşıp mevziden mevziye koştuğu ve bunun büyük bir devrim olduğu, kadınları bu dağlara getiren ve onu PKK’ya aşık eden kişinin “Önder APO” olduğu ifade edilmiştir. Yazının devamında Rojin’in “bir kez daha dünyaya gelse yine de PKK’da bir kadın gerilla olarak gerillacılık yapacağı”nı belirttiği, tek hayalinin ise “Önderlikle Amed Surlarında halkı karşılamak ve Cudi Dağı’nda Nuh gemisine gitmek” olduğu ifade edilerek yazı sonlandırılmıştır. İlgili Hukuk 16/5/2001 tarihli ve 4675 sayılı İnfaz Hâkimliği Kanunu’nun “İnfaz hâkimliklerinin görevleri” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“İnfaz hakimliklerinin görevleri şunlardır: Hükümlü ve tutukluların ceza infaz kurumları ve tutukevlerine kabul edilmeleri, yerleştirilmeleri, barındırılmaları, ısıtılmaları ve giydirilmeleri, beslenmeleri, temizliklerinin sağlanması, bedensel ve ruhsal sağlıklarının korunması amacıyla muayene ve tedavilerinin yaptırılması, dışarıyla ilişkileri, çalıştırılmaları gibi işlem veya faaliyetlere ilişkin şikâyetleri incelemek ve karara bağlamak. Hükümlülerin cezalarının infazı, müşahadeye tabi tutulmaları, açık cezaevlerine ayrılmaları, izin, sevk, nakil ve tahliyeleri; tutukluların sevk ve tahliyeleri gibi işlem veya faaliyetlere ilişkin şikâyetleri incelemek ve karara bağlamak. Hükümlü ve tutuklular hakkında alınan disiplin tedbirleri ve verilen disiplin cezalarının kanun, tüzük veya yönetmelik hükümleri ile genelgelere aykırı olduğu iddiasıyla yapılan şikâyetleri incelemek ve karara bağlamak. Ceza infaz kurumları ve tutukevleri izleme kurullarının kendi yetki alanlarına giren ceza infaz kurumları ve tutukevlerindeki tespitleri ile ilgili olarak düzenleyip intikal ettirdikleri raporları inceleyerek, varsa şikâyet niteliğindeki konular hakkında karar vermek. Kanunlarla verilen diğer görevleri yapmak.Kanunlarda başka bir yargı merciine bırakılan konulara ilişkin hükümler saklıdır.” 4675 sayılı Kanun’un “İnfaz hâkimliğince şikâyet üzerine verilen kararlar” kenar başlıklı maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:“Şikayet başvurusu üzerine infaz hâkimi, duruşma yapmaksızın dosya üzerinden bir hafta içinde karar verir; ancak, gerek gördüğünde karar vermeden önce şikayet konusu işlem veya faaliyet hakkında resen araştırma yapabilir ve ilgililerden bilgi ve belge isteyebilir; ayrıca ceza infaz kurumu ve tutukevi ile ilgili Cumhuriyet savcısının da yazılı görüşünü alır. (Ek cümle: 22/7/2010-6008 S.K./md.) Disiplin cezasına karşı yapılan şikâyet üzerine infaz hâkimi, hükümlü veya tutuklunun savunmasını aldıktan ve talep edilen diğer delilleri toplayıp değerlendirdikten sonra kararını verir. (Ek cümle: 22/7/2010-6008 S.K./md.) Hükümlü veya tutuklu, savunmasını, hazır bulunmak ve vekaletnamesini ibraz etmek koşuluyla avukatıyla birlikte veya avukatı aracılığıyla yapabilir. (Ek cümle: 22/7/2010-6008 S.K./md.) İnfaz hâkimi gerekli görmesi durumunda hükümlü veya tutuklunun savunmasını ceza infaz kurumunda da alabilir.” 13/12/2004 tarih ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un “Süreli veya süresiz yayınlardan yararlanma hakkı” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“(1) Hükümlü, mahkemelerce yasaklanmamış olması koşuluyla süreli ve süresiz yayınlardan bedelini ödeyerek yararlanma hakkına sahiptir.(2) Resmî kurumlar, üniversiteler, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile mahkemelerce yasaklanmamış olması koşuluyla Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflar ve kamu yararına çalışan dernekler tarafından çıkartılan gazete, kitap ve basılı yayınlar, hükümlülere ücretsiz olarak ve serbestçe verilir. Eğitim ve öğretimine devam eden hükümlülerin ders kitapları denetime tâbi tutulamaz.(3) Kurum güvenliğini tehlikeye düşüren veya müstehcen haber, yazı, fotoğraf ve yorumları kapsayan hiçbir yayın hükümlüye verilmez.” 6/4/2006 tarih ve 26131 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi İle Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük’ün “Eğitim kurulunun görev ve yetkileri” kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fırkasının (ı) bendi şöyledir:“(1) Eğitim Kurulu aşağıda sayılan işleri yapmakla görevli ve yetkilidir;…ı) Kuruma gelen her türlü yayının, kurum güvenliğini tehlikeye düşüren veya müstehcen haber, yazı, fotoğraf ve yorumları kapsayan nitelikte olup olmadığına karar vermek,…” 12/7/2005 tarihli Adalet Bakanı oluru ile yürürlüğe giren Ceza İnfaz Kurumları Kütüphane ve Kitaplık Yönergesi’nin “Kuruma kabul edilmeyecek yayınlar” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“a) Mahkemelerce yasaklanmış olan, b) Mahkemelerce yasaklanmamış olsa bile, kurum güvenliğini tehlikeye düşürdüğü veya müstehcen haber, yazı, fotoğraf ve yorumları kapsadığı eğitim kurulu kararıyla tespit edilen, hiçbir yayın kuruma kabul edilmez.”