Başvuru, uygulanan tutuklama tedbirinin hukuki olmaması, tutukluluğun makul süreyi aşması, soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması, tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapılması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru; uygulanan tutuklama tedbirinin hukuki olmaması, tutukluluğun makul süreyi aşması, soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması, tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapılması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 26/10/2016 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, Afyonkarahisar Aile Mahkemesi hâkimi olarak görev yapmakta iken 15 Temmuz 2016 tarihinde yapılan darbe teşebbüsünden sonra Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ağır cezalık suçüstü hâli bulunduğu değerlendirilerek Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasının (FETÖ/PDY) hiyerarşik yapılanmasında yer aldığı iddiasıyla hakkında soruşturma başlatılmıştır. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) İkinci Dairesi 16/7/2016 tarihinde başvurucunun görevden uzaklaştırılmasına, 24/8/2016 tarihinde de meslekten ihraç edilmesine karar vermiştir. Başvurucu, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının HSYK kararıyla görevden uzaklaştırılanlar hakkında soruşturma işlemlerinin yapılması yönündeki yazısı üzerine Afyonkarahisar Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 16/7/2016 tarihinde gözaltına alınmıştır. Afyonkarahisar Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Afyonkarahisar Sulh Ceza Hâkimliği 17/7/2016 tarihinde, başvurucu hakkında yürütülen soruşturmaya ilişkin olarak müdafiinin ve tarafların dosya içeriğini incelemesinin veya belgelerden örnek almasının soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebileceği gerekçesiyle 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun maddesi uyarınca kısıtlanmasına karar vermiştir. Başvurucu 17/7/2016 tarihinde Savcılıkta müdafiinin de hazır bulunmasıyla verdiği ifadesinde "Ben öncelikle atılı suçun maddi ve manevi unsurları ile fiil ile aramda kurulan uygun illiyet bağının nasıl olduğu hakkında bilgi almak istiyorum... Bu kapsamda atılı suçun benimle ilişkilendirilen delillerin ne olduğunu bilmek benim en doğal hakkımdır... Sırf örgüt üyesi olduğum iddia edilerek suçlu olduğumun kabul edilmesi mümkün değildir. Zira silahlı terör örgütü olarak adlandırılan yapıya ilişkin üyeliğimin somut olarak ortaya konması gerekir... 15/7/2016 olarak tarafıma gösterilen suç tarihinde izinli olup benim bu darbe teşebbüsündeki rolümün ne olduğunun bana söylenmesi gerekir... Hakkımdaki ve tarafıma savcılık makamınca verilen bilgi çerçevesinde TCK 314/2 maddesinde yazılı olan örgüte üye olma ile ilgili somut bir bilgi, belge ya da delil olmadığını anlamış durumdayım. Somut mahiyette bir delil ortaya konulmaksızın sadece oluşturulan bir liste çerçevesinde silahlı terör örgütü üyesi olduğum iddiasını asla ve kata kabul etmiyorum... Şahsım hakkında en ufak şüphe uyandıracak bir durum olmadığından tutuklanmaya sevk olmaksızın savcılık makamı tarafından serbest bırakılmayı talep ediyorum." şeklinde beyanda bulunmuştur. Başvurucu 17/7/2016 tarihinde tutuklanması istemiyle Afyonkarahisar Sulh Ceza Hâkimliğine sevk edilmiştir. Tutuklamaya sevk yazısında, başvurucunun üzerine atılı suçu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve tutuklama nedeninin bulunduğu belirtilmiştir. Başvurucu, sorgusunda "Hakkımdaki iddialar ile ilgili Afyonkarahisar Başsavcılığında ifade vermiştim, ifademi aynen tekrar ederim, Savcılığında da tarafıma isnat edilen fiille ilgili öncelikle şahsımı söz konusu fiille yada isnat edilen TCK'nın 314/2 maddesinde yer alan Terör Örgütüne üyeliğimi gösterir delillerin tarafıma sunulmasını istemiş isem de sadece bir isim listesinin yer aldığı belge yada üst yazıya istinaden yakalama ve arama işlemlerinin yapıldığına dair bilgi sahibi oldum... Öncelikle Anayasanın Maddesinin Fıkrasının yollamasıyla Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin Maddesinde düzenlenen Adil Yargılanma Hakkına dair maddenin lafzında yer alan şüpheliye yada sanığa isnat edilen fiillerle ilgili unsurların kendisine anlatılarak üzerine atılı suçu tüm yönleriyle bilgilendirilmesi buna göre savunma alınması yasal zorunluluktur. Bu husus gerek AİHM'nin yerleşmiş içtihatları ile de sabittir, kaldı ki Ulusal mahkemelerde anılan Sözleşmenin Maddesindeki hükümle bağlantılı olarak CMK'nun ilgili maddesinde de benzer düzenlenmeler olduğunu hâkimliğinizce de malumdur... Evleviyetle hukukun genel prensiplerinden olan daha doğrusu maddi ceza hukukunun ana unsurlarından olan bazı şartların mutlak suretle şüpheli yada sanık hakkında değerlendirilme yapılması gerekir, bu doğrultuda hukuk fakültelerinden itibaren maddi ceza hukukuna dair anlatılan suçun maddi unsuru, manevi unsuru, uygun illiyet bağı ve netice gibi şartların tüm yönleriyle ortaya konulması izahtan varestedir. Hal böyle iken iddia edilen FETÖ Terör Örgütünün üyesi olduğuma dair itham ile ilgili herhangi bir yukarıda da bahsedilen genel çerçeve ve şartlar kapsamında bir değerlendirme olmaksızın sadece talimata konu evraka iliştirilen isim listesinde adıma yer verilerek TCK'nun 314/2 maddesi kapsamında hakkımda isnat edilen terör örgütüne üyeliği kabul etmiyorum... Öte yandan hakkımda tanzim edilen yakalama kararında suç tarihi itibariyle 15/07/2016 tarihi olduğu anlaşılmaktadır, bahse konu tarihte şahsım izinli olup, darbe teşebbüsünü herkes gibi bizler de ulusal, görsel ve yazılı basından hayretle ve ibretle gecenin geç saatlerine kadar izlemiş bulunmaktayım, darbenin her türlüsüne bir hukukçu olarak, bunun da ötesinde 13 yıllık yargı mensubu olarak görev yapmış olduğum resmi kayıtlarda mevcuttur, dolayısıyla Anayasa'nın Maddesinde belirtilen hukuk devleti ilkesine gönülden inanmış, ve bu doğrultuda söz konusu görev sürem boyunca yine Anayasa'nın Maddesi ile tarafıma verilen yargı yetkisinin aklımın ve izanımın yettiği kadarıyla tüm samimi çalışmalarımla kullanmaya çalıştım, bu çalışmama konu tüm kayıtlar yada dosyalar devletin resmi arşivindedir, bu dosyalar şahsımın yaptığı görev ile ilgili en güçlü delillerdir, dolayısıyla darbenin her türlüsüne her zaman karşı oldum ve geçmişte yaşanan darbelere ve yapanlara her zaman lanetlemiş birisi olarak 15/07/2016 tarihinde ne olduğu belirsiz cunta tarafından yapılmak istenilen darbe teşebbüsünü aynı niyetlerle lanetlemiş bulunmaktayım ve lanetliyorum... Yine yargı yetkisinin Türk Milleti adına kullanan bir hâkim olarak şahsıma isnat edilen TCK'nın 314/2 maddesindeki terör örgütü üyesi şahsımı son derece rencide ettiği muhakkaktır, zira yapılmak istenilen darbenin emir komuta zinciri içerisinde görevimin gereği mümkün bulunmamaktadır, hakkımda TCK'nun 309 ve Maddelerindeki suçlara dair nasıl bir bağlantı kurulduğunu anlamakta zorlanıyorum, dosyada mahkemenizce ve Savcılığınca isnat edilen suç ile ilgili herhangi bir bilgi, belge, delil yada CMK'nun Maddesinde düzenlenen tutuklamayı gerektiren şartları gösteren bir şüphe dahi bulunmamaktadır... Darbe teşebbüsünün olduğu dönemde yıllık iznimi kullanmak üzere memleketim Gümüşhane ili, Kelkit ilçesinde yukarıda bahsettiğim üzere yazılı ve görsel basından takip ettim, sonrasında HSYK'nın yıllık izinleri iptal etmesi üzerine 13 saat yol alarak 000 Kmyi aşkın mesafeden ve hakkımdaki tasarrufu da yolda gelirken öğrenmiş olmama rağmen dün gece saat 00:00 'da evime geldim, 2 saatlik uykudan sonra görevlilerin gelerek arama, el koyma ve gözaltı kararlarına müteakiben şu an bugünden gecenin ilerleyen saatlerine hiçbir somut delile dayanmayan sadece bir listeye bağlı tutuklama talebinin mahkemenizin inandığım vicdanına havale ederek kaçma şüphesinin bulunmadığı, kaldı ki böyle bir niyetim olmuş olsa yolda güzergahımı farklı bir yere çevirmem mümkün iken buraya gelerek şu an huzurunuzdayım... CMK'nun Maddesinde düzenlenen tutuklama koşullarının makul şüphe de dahil herhangi bir en ufak bir şüphe uyandıracak durum olmadığından serbest bırakılma kararı verilmesini yüce mahkemenizden talep ediyorum, aksi kanaatte ise yurt dışı çıkış yasağı ve adli kontrol kararı ile serbest bırakılmamı talep ediyorum. " şeklinde beyanda bulunmuştur. Başvurucu, Afyonkarahisar Sulh Ceza Hâkimliğinin 18/7/2016 tarihli kararıyla silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmıştır. Tutuklama kararının gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:"Şüphelilerin üzerlerine atılı Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçunun vasıf ve mahiyeti, mevut delil durumu, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ihbarı, HSYK Dairesi'nin şüpheliler hakkında düzenlemiş olduğu Fetullahçı Terör Örgütü üyesi olmaktan dolayı 16/07/2016 tarihli hâkimlikten açığa alınma kararı bulunduğu, soruşturmaya konu suçun CMK 100/3 maddesinde sayılan katalog suçlardan olduğu, suç için öngörülen cezanın alt ve üst haddi, verilmesi muhtemel ceza, dosya kapsamında şüphelilerin isnat edilen eylemleri işlediklerine dair kuvvetli suç şüphesi ve deliller altında olduğu kanaatine varılması, delillerin tam olarak toplanmamış olması, bu nedenle şüphelilerin kişiler üzerinde baskı girişiminde bulunması hususlarında ve bu kapsamda delillerin karartılma şüphesinin mevcudiyeti, soruşturma dosyasının bütün haliyle elde edilen bulgular bakımından mevcut deliller ile ilişkilendirilmiş olması, nazara alınarak şüpheliler; ...Adem TÜRKEL'in 2802 Sayılı hâkimler ve Savcılar Kanunun maddesi atfıyla CMK 100 ve devamı maddeleri gereğince ayrı ayrı tutuklanmalarına [karar verildi]." Afyonkarahisar Sulh Ceza Hâkimliği tutuklama kararındakine benzer gerekçelerle 8/9/2016 tarihinde tutukluluğun devamına karar vermiştir. Başvurucunun bu karara yaptığı itiraz, Bolvadin Sulh Ceza Hâkimliğinin 25/9/2016 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:"Şüphelilerin üzerlerine atılı 5271 sayılı 314/ Maddesinde yer alan örgüte üye olma suçunu işlediklerine dair, hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun Ve Dairesinin 16/07/2016 tarihli kararları, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 16/07/2016 tarihli yazıları ve soruşturma dosyası, birlikte değerlendirildiğinde şüphelilerin üzerine atılı suçu işlediği hususunda kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösterir olguların bulunması, atılı suçun 5271 sayılı CMK'nun 100/3- Maddesinde sayılan suçlardan olması, bu nedenle aynı kanunun 100/ Maddesi gereğince tutuklama nedeninin varlığının kabul edilebileceği, delillerin bu aşamada henüz tam olarak toplanmamış oluşu, atılı suç için kanunda görülen cezanın alt ve üst sınırı nedeniyle adli kontrol hüküm tedbirinin yetersiz kalacağı şüphelilerin üzerine atılı suçun niteliği gereğince henüz toplanmayan delillerin karartma şüphesinin bulunması ayrı ayrı dikkate alınarak itirazların reddine karar vermek gerekmiştir." Başvurucu itirazın reddi kararını 26/9/2016 tarihinde öğrenmiş ve 26/10/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Afyonkarahisar Cumhuriyet Başsavcılığı; darbeye teşebbüs eyleminin Türkiye Cumhuriyeti'nin başkentini, millî iradenin temsil yeri olan Türkiye Büyük Millet Meclisini ve Cumhurbaşkanlığı Külliyesi ile devletin istihbarat ve kolluk güçlerini hedef aldığını, terör eyleminin örgütün kamuda yapılanmış mensupları tarafından gerçekleştirildiğini, bu nedenlerle soruşturmanın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülmesi gerektiğini belirterek 18/10/2016 tarihinde yetkisizlik kararı vermiştir. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 6/1/2017 tarihli ve 29940 mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 680 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin maddesiyle 24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun maddesinde, hâkim ve savcıların kişisel suçları hakkında soruşturma yapma yetkisinin ilgilinin görev yaptığı yerin bağlı olduğu bölge adliye mahkemesinin bulunduğu yerdeki il Cumhuriyet başsavcılığına ait olduğu şeklinde değişiklik yapılmış olması gerekçesiyle 11/1/2017 tarihinde yetkisizlik kararı vererek dosyayı Antalya Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir. Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı 9/1/2018 tarihli iddianame ile başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması istemiyle Antalya Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açmıştır. İddianamede, başvurucunun FETÖ/PDY hiyerarşisi içinde yer aldığı ileri sürülmüştür. İddianamede bu suçlamaya esas alınan olgular şöyle özetlenebilir: - Antalya İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen 12/5/2017 tarihli Bylock Tespit Tutanağı'nda, ByLock abone listesinin 300'üncü satırında başvurucunun kaydının olduğu belirtilmiştir.- 2/8/2016 tarihinde kimliği belirsiz bir kişi tarafından yapılan ihbarda başvurucunun FETÖ ile bağlantısının olduğu bildirilmiştir.- Şüpheli sıfatıyla 22/8/2016 tarihinde ifadesi alınan A.B. adlı şahıs; mezun olduktan sonra başvurucunun da dâhil olduğu dönem arkadaşlarıyla grup oluşturduklarını, farklı yerlerde görev yaptıkları hâlde senede bir defa bir araya geldiklerini, bu görüşmelerde Fetullah Gülen'e ait kitapların okunduğunu, bu toplantıların görev yaptıkları yerde ve evlerinde yapıldığını, başvurucuyla 2009-2010 yıllarında Fetullah Gülen mensuplarının oluşturduğu kamplarda buluştuklarını ve başvurucunun o grubun abisi olduğunu ileri sürmüştür.- Aynı şahıs 17/8/2016 tarihinde alınan ifadesinde başvurucunun FETÖ/PDY üyesi olduğunu belirtmiştir.- Şüpheli sıfatıyla 18/1/2017 tarihinde ifadesi alınan H.A. ve tanık sıfatıyla 4/12/2016 tarihinde ifadesi alınan B.B., başvurucunun sohbet toplantılarına katıldığını ifade etmiştir.- Başvurucunun FETÖ/PDY soruşturmaları kapsamında kapatılan kurumlardan olan Yargıçlar ve Savcılar Birliği Derneğine üyelik kaydının bulunduğu ve üyeliğinin aktif olarak devam ettiği belirtilmiştir.-Şüpheli sıfatıyla 16/8/2016 tarihinde ifadesi alınan G.T. ve tanık sıfatıyla 19/8/2016 tarihinde ifadesi alınan Ş.S., başvurucunun HSYK seçimleri sırasında bağımsız aday olarak lanse edilen FETÖ/PDY'ye ait listeyi desteklemesi için kendisini aradığını ileri sürmüştür.- Hızlı Veri Toplama Sistemi (HTS) bilirkişi raporunda, hakkında FETÖ/PDY'ye üye olma suçu kapsamında işlem yapılan kişilerle başvurucunun görüşmeler yaptığı iddia edilmiştir. Antalya Ağır Ceza Mahkemesi 22/1/2018 tarihinde iddianamenin kabulüne karar vermiş ve başvurucu hakkındaki yargılama, E.2018/41 sayılı dosya üzerinden tutuklu olarak sürdürülmüştür. Yapılan yargılama sonucunda Antalya Ağır Ceza Mahkemesinin 20/9/2018 tarihli kararıyla başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:" Sanığın ByLock haberleşme programı kullanıcısı olduğuna dair 07/02/2017 tarihli araştırma tutanağı ,CGNAT bilgileri, tanık beyanları, araştırma tutanakları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, hakkında soruşturma başlamadan önce hâkim olarak görev yapan sanığın teknik özellikleri, indirme ve kullanma yöntemi, kullanıcıları ve muhtevası itibariyle münhasıran FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanması amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu suç örgüt mensupları tarafından kullanıldığı tespit edilen kriptolu iletişim ağı ByLock iletişim sistemini, adına kayıtlı .. nolu hattan kullandığının anlaşıldığı, sanığın bu programa CGNAT bilgilerine göre ....numaralı hedef IP ve 443numaralı hedef porttan 27/08/2014-04/10/2014 tarihleri arasında, farklı yerlerde bağlandığı ve toplam 100 kez telefonun sinyal verdiği , sanığın bylock bağlantı sinyal alınan yerlerin sanığın HTS kayıtlarıyla uyumlu olduğunun anlaşıldığı, sanığın savunmasında sinyal alınan yerlerden Gelibolu'da daha evvel çalıştığını, Gümüşhane'nin memleketi olan yer olduğunu, İstanbul'da kız kardeşinin yaşadığını, Konya ve Ödemiş'ten geçmişliği olduğunu beyan ettiği, bu şekilde sanığın Bylock programının FETÖ/PDY nin gizli haberleşme aracı olma özelliğini bilerek kullandığı, örgütün hiyerarşisine dahil olduğu , yine tanık B.B.nin beyanında kendisinin de sanığın dahâkimlik stajı sırasında cemaatin staj evlerinde kaldığını, T3 grubunda olduklarını, grup abilerinin N. olduğunu, 15 günde bir toplandıklarını, bu toplantılarda kendisinin de sanığın da himmet verdiğini, kendisiyle yaklaşk 1 yıl aynı grupta olduklarını, bu yapıdan olmayan birisinin bu gruplara katılmasının, evlerde kalmasının mümkün olmadığını belirttiği, tanık H.Ç. beyanında 1996-2000 yılları arasında üniversiteyi okuduğu dönemde FETÖ'ye ait Herkül yurdunda kaldığını, yurtta kalan öğrencilere Hilal Apartmanında bir dairede sohbet verildiğini, bu sohbette dini sohbetler yapıldığını, Fetullah Gülen kitapları okunduğunu, sanığı da bu sohbetlerde gördüğünü ve teşhis ettiğini belirttiği, tanık Ş.S. beyanında sanığın HSYK seçim sürecinde o dönem bağımsız adaylar olarak lanse edilen paralel yapıya ait listeyi desteklediğini söylediğini, kendisinin YBP yi desteklediğini söyleyince o zaman seninle uğraşmak lazım şeklinde cevap verdiğini, daha sonra tekrar arayarak görüşünü değiştirmeyecek misin şeklinde sorduğunu belirttiği, tanık A.B. beyanında sanığı 2003 staj döneminden beri tanıdığını, staj döneminde cemaat içerisinde abi olarak faaliyet yürüttüğünü, kendi kaldığı cemaat evinde toplantılar yaptığını, ayrıca kendi dönem grubunun da abiliğini yaptığını, sanığın da katıldığı dönem toplantıları yapıldığını, en son 2010 Mayısta bu toplantıya katıldğın, sanığın cematçiler sayesinde Amerika'ya da gittiğini, kendisinin 2014 yılında bu yapıyla bağını kopardığını, daha sonradan sanığın kendisiyle görüşmek istediğinde bulunduğunu belirttiği, tanık G.T. beyanında 2014 HSYK seçimleri öncesinde adliyeye ziyaretine geldiğini, sözü HSYK seçimlerine getirip hükümetin yargıyı ele geçirmeye çalıştığından bahsettiğini, bağımsız adaylara oy vermenin daha doğru olacağını söylediğini belirttiği, mahkememizce beyanı alınamayan ancak müdaifinin hazır olduğu kolluk ifadesi bulunan Halil Iışklar mahkememizce itibar edilen kolluk beyanında sanığın FETÖ' de grup başkanı olduğunu belirttiği, sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne müzahir olduğu gerekçesiyle kapatılan Yarsav derneğine üye olduğu, bu husuların da sanığın örgüt üyeliğini destekler mahiyette olduğu, sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile öğrencilik yıllarında tanıştığı, öğrenci evlerinde ve gizli staj evlerinde abilik yaptığı, mesleğe başladıktan sonra örgütün toplantılarına katılıp himmet verdiği, grup sorumluluğu yaptığı, HSYK seçimleri sırasında sözde bağımsız, gerçekte FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyelerinin adayları için destek toplama faaliyeti yürüttüğü, T3 grubuna dahil olduğu, örgütün gizli kriptolu haberleşme programı bylocku kullandığı, bu şekilde örgütün hiyerarşisine dahil olup örgütle organik bağ kurduğu, eylemlerinin süreklilik ve devamlılık arzettiği anlaşılmış[tır]." Dosya, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla istinaf kanun yolunda derdesttir. 5271 sayılı Kanun'un "Tanımlar" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"Bu Kanunun uygulanmasında;a) Şüpheli: Soruşturma evresinde, suç şüphesi altında bulunan kişiyi,b) Sanık: Kovuşturmanın başlamasından itibaren hükmün kesinleşmesine kadar, suç şüphesi altında bulunan kişiyi,...e) Soruşturma: Kanuna göre yetkili mercilerce suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin kabulüne kadar geçen evreyi,f) Kovuşturma: İddianamenin kabulüyle başlayıp, hükmün kesinleşmesine kadar geçen evreyi,g) İfade alma: Şüphelinin kolluk görevlileri veya Cumhuriyet savcısı tarafından soruşturma konusu suçla ilgili olarak dinlenmesini,h) Sorgu: Şüpheli veya sanığın hâkim veya mahkeme tarafından soruşturma veya kovuşturma konusu suçla ilgili olarak dinlenmesini,...j) Suçüstü: İşlenmekte olan suçu, Henüz işlenmiş olan fiil ile fiilin işlenmesinden hemen sonra kolluk, suçtan zarar gören veya başkaları tarafından takip edilerek yakalanan kişinin işlediği suçu, Fiilin pek az önce işlendiğini gösteren eşya veya delille yakalanan kimsenin işlediği suçu,...İfade eder." 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama nedenleri" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez. (2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.b) Şüpheli veya sanığın davranışları; Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma,Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa. (3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:a) 2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;... Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),..." 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama kararı" kenar başlıklı maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir. Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir. (2) Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda;a) Kuvvetli suç şüphesini,b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir." 5271 sayılı Kanun'un "Cumhuriyet savcısının görev ve yetkileri" kenar başlıklı maddesinin (8) numaralı fıkrası şöyledir:"Türk Ceza Kanununun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316 ncı maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. 1/11/1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26 ncı maddesi hükmü saklıdır." 6/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Silâhlı örgüt" kenar başlıklı maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:"(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir." 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun "Terör tanımı" kenar başlıklı maddesi şöyledir: "Terör; cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir." 3713 sayılı Kanun'un "Terör suçlusu" kenar başlıklı maddesi şöyledir: "Birinci maddede belirlenen amaçlara ulaşmak için meydana getirilmiş örgütlerin mensubu olup da, bu amaçlar doğrultusunda diğerleri ile beraber veya tek başına suç işleyen veya amaçlanan suçu işlemese dahi örgütlerin mensubu olan kişi terör suçlusudur.Terör örgütüne mensup olmasa dahi örgüt adına suç işleyenler de terör suçlusu sayılır." 3713 sayılı Kanun'un "Terör suçları" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 302, 307, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 320 nci maddeleri ile 310 uncu maddesinin birinci fıkrasında yazılı suçlar, terör suçlarıdır." 3713 sayılı Kanun'un "Cezaların artırılması" kenar başlıklı maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi şöyledir: "3 ve 4 üncü maddelerde yazılı suçları işleyenler hakkında ilgili kanunlara göre tayin edilecek hapis cezaları veya adlî para cezaları yarı oranında artırılarak hükmolunur." 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un "Sulh ceza hâkimliği" kenar başlıklı maddesinin birinci fıkrası şöyledir: "Kanunların ayrıca görevli kıldığı hâller saklı kalmak üzere, yürütülen soruşturmalarda hâkim tarafından verilmesi gerekli kararları almak, işleri yapmak ve bunlara karşı yapılan itirazları incelemek amacıyla sulh ceza hâkimliği kurulmuştur." 5235 sayılı Kanun'un "Ağır ceza mahkemesinin görevi" kenar başlıklı maddesinin birinci cümlesi şöyledir: "Kanunların ayrıca görevli kıldığı hâller saklı kalmak üzere, Türk Ceza Kanununda yer alan yağma (m. 148), irtikâp (m. 250/1 ve 2), resmî belgede sahtecilik (m. 204/2), nitelikli dolandırıcılık (m. 158), hileli iflâs (m. 161) suçları, Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısmının Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar (318, 319, 324, 325 ve 332 nci maddeler hariç) ve 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun kapsamına giren suçlar dolayısıyla açılan davalar ile ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis ve on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren suçlarla ilgili dava ve işlere bakmakla ağır ceza mahkemeleri görevlidir." 24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun "Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâlleri" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâllerinde hazırlık soruşturması genel hükümlere göre yapılır. Hazırlık soruşturması yetkili Cumhuriyet savcıları tarafından bizzat yürütülür.Bu halde durumun hemen Adalet Bakanlığına bildirilmesi zorunludur. " Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10/10/2017 tarihli ve E.2017/YYB-997, K.2017/404 sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir: "...Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken konu, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi ile Yargıtay Ceza Dairesi arasında oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesine ilişkindir....Uyuşmazlığın isabetli bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi için, öncelikle konuyla ilgili kavramlar ve bu kavramlara ilişkin yasal düzenlemelerin üzerinde durulması gerekmektedir.5271 sayılı CMK'nun maddesinde tanımlanan 'soruşturma' ve 'kovuşturma'nın yürütülmesine ilişkin usul ve esasları içeren genel hükümler aynı Kanunda düzenlenmiş, suçun niteliği ile failin sıfatından kaynaklanan özel soruşturma usulleri ile kovuşturma makamlarının belirlenmesine ilişkin hükümler ise Anayasa ve ilgili kanunlarda ayrıca hüküm altına alınmıştır. Buna göre ana kural, soruşturma işlemlerinin yürütülmesi ve kovuşturma makamlarının belirlenmesi açısından genel hükümlerin uygulanması olup, bu husustaki özel hükümler ise; failin sıfatı ve/veya suçun niteliğine bağlı olarak, belirli ilkeler doğrultusunda ve mevzuatta açıkça belirtilen istisnai hallerde uygulanmaktadır. ...Hâkimler ve Savcılar Kanununda, hâkim ve Cumhuriyet savcılarının işledikleri suçlara ilişkin; 82 ila maddeleri arasında 'görevden doğan veya görev sırasında işlenen suçlar', maddesinde 'kişisel suçlar' ve maddesinde 'ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâlleri' olmak üzere üç farklı hâl öngörülmüştür....Suçun 'ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli' kapsamında işlenmesi durumunda uygulanacak soruşturma usulü ise aynı Kanunun maddesinde hüküm altına alınmış olup, bu maddeye göre 'Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâllerinde hazırlık soruşturması genel hükümlere göre yapılır. Hazırlık soruşturması yetkili Cumhuriyet savcıları tarafından bizzat yürütülür ...' ...Hâkimler ve Savcılar Kanununun maddesinin uygulanma koşulları açısından ayrıca, ağır ceza mahkemesinin görevi ve suçüstü kavramının da değerlendirilmesi gerekmektedir....... Yargıtayın istikrar bulan ve süregelen kararlarında açıklandığı üzere; mütemadi suçlardan olan silahlı terör örgütüne üye olma suçunda, daha önce örgütün kendisini feshetmesi, kişinin örgütten ayrılması gibi bazı özel durumlar hariç olmak üzere kural olarak temadinin yakalanma ile kesileceği, dolayısıyla suçun işlendiği yer ve zaman diliminin buna göre belirlenmesi gerektiği, bu nedenle silahlı terör örgütüne üye olma suçundan şüpheli konumunda bulunan hâkim ve Cumhuriyet savcıları yakalandıkları anda 'ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli'nin mevcut olduğu ve 2802 sayılı Kanunun maddesi gereğince soruşturmanın genel hükümlere göre yapılacağı anlaşılmaktadır. ...... millet iradesine dayalı demokratik rejimi koruma amacıyla düzenlenen dava konusu suçların, herhangi bir kamu göreviyle bağlantılı ve görevden yararlanılarak işlenmesi zorunlu olmadığı gibi, 'özgü suç' niteliği taşımayan bu suçlar açısından failin memur olmasının kurucu unsur da olmadığı, sanık hakkındaki iddianamede ... sanığın kişisel irade ve eylemleriyle FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olduğu, Cumhuriyet savcılığı sıfatından bağımsız olarak, özünde anılan örgütün üyesi sıfatıyla ve örgüt üyeliğinden kaynaklanan hiyerarşi içerisinde hareket ederek örgütün Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik herhangi bir kamu göreviyle bağdaşmayan nihâi amacına ulaşmak için bir süreç ve basamak olarak gördüğü yargısal mekanizmalara egemen olma faaliyetleri kapsamında özel yetkili Cumhuriyet savcılığına yerleştirildiği, örgütsel amaçların gerçekleştirilmesine yönelik örgütsel motivasyon ile hareket ederek örgüt adına çalışmalar yaptığı, böylece örgüt faaliyeti kapsamında işlendiği belirtilen dava konusu suçlara iştirak ettiğine dair nitelendirme ile kamu davası açıldığı, bu nedenle sanığın eylemlerinin kişisel suç olarak kabulü gerektiği ... dikkate alınarak açıklanan sebeplerle Yargıtay Ceza Dairesinin görevsizlik kararının usul ve yasaya uygun olduğu kabul edilmelidir...." Yargıtay Ceza Dairesinin 20/4/2015 tarihli ve E.2015/1069, K.2015/840 sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir: "Silahlı örgüt üyeliği suçu; silahlı bir örgütün kuruluş amaçlarını, faaliyet ve eylemlerini benimseyerek gönüllü olarak örgüt hiyerarşisine dahil olmayı tercih etmek suretiyle işlenmektedir. Bu bakımdan eylemin iradi olması ve örgüte iştirak bilinç ve iradesiyle hareket edilmiş olması gerekir. Suç, örgüte üye olma fiilinin gerçekleştiği anda tamamlanmakla birlikte, üyelik süresince eylem temadi etmektedir ..." Yargıtay Ceza Dairesinin 6/4/2016 tarihli ve E.2015/7367, K.2016/2130 sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir: "Mütemadi suçlardan olan silahlı terör örgütüne üye olma suçunda temadinin yakalanma ile kesileceği, örgüte katılma tarihi ile yakalanma tarihi arasında silahlı terör örgütünün amaçladığı suçu gerçekleştirmeye elverişli olan ve vahamet arz eden eylemlerin gerçekleşmesi halinde tüm eylemlerin geçitli suça ilişkin kurallar ile fikri içtima hükümleri de nazara alınıp hukuken birlikte değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğu [anlaşılmıştır] ..." Yargıtay Ceza Dairesinin 18/7/2017 tarihli ve E.2016/7162, K.2017/4786 sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir: "Örgüt Üyeliği:TCK 220/2 maddede düzenlenmiştir....Örgüt üyesi, örgüt amacını benimseyen, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir. Örgüt üyeliği, örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hâkim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi örgütle organik bağ kurup faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ, canlı, geçişken, etkin, faili emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup, üyeliğin en önemli unsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adına suç işlemede de, örgüt yöneticileri veya diğer mensuplarının emir ya da talimatları vardır. Ancak örgüt üyeliğini belirlemede ayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dahilinde verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesidir. ...Örgüt üyesinin bu suçtan cezalandırılması için örgüt faaliyeti kapsamında ve amacı doğrultusunda bir suç işlemesi gerekmez ise de örgütün varlığına veya güçlendirilmesine nedensel bir bağ taşıyan maddi ya da manevi somut bir katkısının bulunması gerekir. Üyelik mütemadi bir suç olması nedeniyle de eylemlerde bir süre devam eden yoğunluk aranır. ...Temadi eden suçlardan olan örgüt üyeliği, hukuki veya fiili kesinti gerçekleşinceye kadar tek suç sayılır. Örgüt üyeliği, yakalanma, örgütün dağılması, örgütten ihraç ya da kendiliğinden örgütten ayrılma gibi sebeplerden sona erer. Yakalanmayan sanık hakkında düzenlenen iddianame temadi eden suç için hukuki kesinti oluşturmaz ......Örgüt üyesinin, örgüte bilerek ve isteyerek katılması, katıldığı örgütün niteliğini ve amaçlarını bilmesi, onun bir parçası olmayı istemesi, katılma iradesinin devamlılık arz etmesi gerekir. Örgüte üye olan kimse, bir örgüte girerken örgütün kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla kurulan bir örgüt olduğunu bilerek üye olmak kastı ve iradesiyle hareket etmelidir ...Tüm faillerin kastının suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgüte katılmak olması gerekirken hepsinin de aynı suçları işlemek amacında olması gerekmez. Bir oluşuma dahil olan kişinin bu oluşumun suç işlemek amacında olduğunun bilincinde olması aranır. ...Terör Örgütü Kurma Yönetme ve Üye Olma Suçları:TCK'nın maddesi bakımından; bir oluşumun, bir yapılanmanın silahlı terör örgütü sayılabilmesi için, TCK'nın maddesinde düzenlenen suç işlemek için örgüt kurma suçunda örgütün varlığı için gerekli koşullar yanında, Türk Ceza Kanununun ikinci kitap, dördüncü kısım, dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları 'amaç suç' olarak işlemek üzere kurulmuş ve amaca matuf bir eylem gerçekleştirmeye yeterli derecede silahlı olması ya da bu silahları kullanabilme imkanına sahip bulunması gerekir. Bu suçu, TCK'nın maddesinde düzenlenen suçtan ayıran en önemli ölçüt budur...."