Başvuru, askerlik hizmetinin yerine getirilmesi sırasında meydana gelen patlamada yaralanma sebebiyle uğranılan zararın tazmini istemiyle açılan davanın süre aşımı nedeniyle reddedilmesi sonucu Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, askerlik hizmetinin yerine getirilmesi sırasında meydana gelen patlamada yaralanma sebebiyle uğranılan zararın tazmini istemiyle açılan davanın süre aşımı nedeniyle reddedilmesi sonucu Anayasa’nın maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 14/06/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 30/4/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 11/7/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 8/9/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş 24/9/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını 9/10/2014 tarihinde ibraz etmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu olan yargılama dosyasından tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, Silvan Jandarma Komando Taktik Alay Tabur Komutanlığında askerlik görevini yapmakta iken 17/3/2009 tarihinde roketatar intibak atış eğitimi yapıldığı sırada başka bir erin atış yaptığı roketin namlu içinde patlaması sonucu yaralanmıştır. Bir dizi tedavi, hava değişimi ve ameliyatın ardından Kasımpaşa Asker Hastanesinin 26/3/2010 tarihli raporu ile başvurucunun askerliğe elverişli olmadığına karar verilmiş ve başvurucu 5/4/2010 tarihinde terhis edilmiştir. Anılan sağlık raporu ise 25/6/2010 tarihinde onaylanmış ve 8/12/2010 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucunun söz konusu raporu ibraz ederek yaptığı müracaat üzerine Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığının 7/3/2011 tarihli kararıyla malul olduğuna karar verilmiştir. 12/01/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun maddesinde, idari işlemler ve idari eylemler ile idarenin sorumlu tutulabildiği diğer durumlarda vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine yahut kişinin ölümüne bağlı maddi ve manevi zararların tazminine ilişkin davalarda asliye hukuk mahkemelerinin görevli olduğu kurala bağlanmıştır. Başvurucu, 31/10/2011 tarihinde Ankara Asliye Hukuk Mahkemesinde uğradığı zararlardan dolayı maddi ve manevi tazminat istemiyle dava açmıştır. Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi 19/6/2012 tarihli ve E.2011/ K.2012/282 sayılı karar ile yargılamanın devamı sırasında Anayasa Mahkemesinin 16/2/2012 tarihli ve E.2011/35, K.2012/23 sayılı kararıyla, 6100 sayılı Kanun’un maddesinde öngörülen kuralın iptaline karar verildiği gerekçesiyle görevli olmadığından bahisle davayı usulden reddetmiştir. Anılan karar 11/9/2012 tarihinde kesinleşmiştir. Başvurucu bu karar üzerine 000 TL manevi tazminat ödenmesi istemiyle Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde (AYİM) dava açmıştır. AYİM Dairesi 10/10/2012 tarihli ve E.2012/846, K.2012/905 sayılı kararında "idari eylemler nedeniyle zarara uğrayanların zarar doğuran eylemi öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl içinde ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde idareye başvurarak zararlarının karşılanmasını istemeleri, idarece bu konuda verilecek cevabın yazılı bildirim tarihinden itibaren altmış gün içinde, şayet altmış gün içinde cevap verilmez ise bu sürenin bittiği tarihten başlayarak ikinci altmış gün içinde dava açmaları gerekmektedir. Davacının, atış yapıldığı sırada, roketin namlu içerisinde patlaması sonucu yaralandığı, olayın ardından bir dizi tedavi, 5, 3, 6 ay hava değişimi ve ameliyatın ardından Kasımpaşa Asker Hastanesi Sağlık Kurulunun 2010 tarihinde onaylanan 2010 tarih ve 1712 sayılı raporu ile “Mandibula Kırığı-Arif Ameliyatlısı, Sağ Median Sinir Lezyon” tanısıyla davacının askerliğe elverişli olmadığına karar verildiği, dava konusu olay nedeniyle meydana gelen yaralanmasına ilişkin zararı tedavi süreci sonucunda düzenlenen Kasımpaşa Asker Hastanesi Sağlık Kurulunun 2010 tarihinde onaylanan 2010 tarih ve 1712 sayılı raporu ile öğrendiği, bu durumda davacının rapor tarihinde veya lehine bir kabulle en geç rapor onay tarihi olan 2010 tarihinde zarar doğuran eylemi öğrendiğinin kabul edilmesi gerektiği, Sosyal Güvenlik Kurumunun yukarıda belirtilen 2011 tarihli kararının veya raporun tebliğ tarihinin zararın öğrenilme tarihini etkileyen bir niteliği olmadığı, buna göre, bu tarihlerden itibaren bir yıl içerisinde, bu tarihte sonradan Anayasa Mahkemesince 2012 tarihinde iptal edilen Hukuk Muhakemeleri Kanununun maddesi yürürlüğe girmediği için, zararın karşılanması için idareye müracaat etmesi, idarece isteğinin kısmen veya tamamen reddi halinde bu konudaki işlemin yazılı bildirim tarihinden itibaren altmış gün içinde, şayet altmış gün içerisinde cevap verilmez ise bu sürenin bittiği tarihten başlayarak ikinci altmış gün içinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesine dava açması gerekirken, bir yıllık sürenin geçmesinden sonra, 2011 tarihinde, idari başvuru yapılmadan doğrudan Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan davada süre aşımı bulunduğu" gerekçesiyle davayı reddetmiştir. Karar düzeltme istemi de aynı Dairenin 8/5/2013 tarihli ve E.2012/1183, K.2013/555 sayılı kararıyla reddedilmiştir. Karar, başvurucuya 20/5/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 14/6/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.B. İlgili Hukuk Anayasa’nın maddesinin son fıkrası şöyledir:“İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.” 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun “İhtiyari müracaat” başlıklı maddesinin (a) bendi şöyledir: “Kesin işlem yapmaya yetkili makamlarca tesis edilen idari işlemlerin geri alınması, kaldırılması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması; üst makamdan, yoksa işlemi yapmış olan makamdan idari dava açmak için belli olan süre içinde istenebilir. Bu müracaat işlemeye başlamış olan dava açma süresini durdurur. Altmış gün içinde cevap verilmez ise, istek reddedilmiş sayılır. İsteğin reddi üzerine dava açma süresi başlar ve müracaat tarihine kadar geçmiş olan süre de hesaba katılır.” Anılan Kanun’un “Dava açma süresi” başlıklı maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi şöyledir: “Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açma süresi her çeşit işlemlerde yazılı bildirim tarihinden itibaren kanunlarda ayrı süre gösterilmeyen hallerde altmış gündür.” Anılan Kanun’un “Doğrudan doğruya tam yargı davası açılması” başlıklı maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi şöyledir: “İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açmadan önce, bu eylemlerin yazılı bildirimi üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde yetkili makama başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri lazımdır. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde bu konudaki işlemin tebliği tarihinden ve altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren altmış gün içinde tam yargı davası açabilirler.” 6100 sayılı Kanun’un Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen “Ölüm veya vücut bütünlüğünün yitirilmesinden doğan zararların tazmini davalarında görev” başlıklı maddesi şöyledir: “Her türlü idarî eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine yahut kişinin ölümüne bağlı maddî ve manevî zararların tazminine ilişkin davalara asliye hukuk mahkemeleri bakar. İdarenin sorumluluğu dışında kalan sebeplerden doğan aynı tür zararların tazminine ilişkin davalarda dahi bu hüküm uygulanır. 30/1/1950 tarihli ve 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu hükümleri saklıdır.” 6100 sayılı Kanun’un geçici maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir: “Bu Kanunun yargı yolu ve göreve ilişkin hükümleri, Kanunun yürürlüğe girmesinden önceki tarihte açılmış olan davalarda uygulanmaz.” 6100 sayılı Kanun’un “Yürürlük” başlıklı maddesi şöyledir: “Bu Kanun 1/10/2011 tarihinde yürürlüğe girer.” 1/7/2012 tarihi itibarıyla yürürlükten kaldırılan 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun “Müruru Zaman” başlıklı maddesi şöyledir:“Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir meblağ tediyesine müteallik dava, mutazarrır olan tarafın zarara ve failine ittılaı tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz.Şukadar ki zarar ve ziyan davası, ceza kanunları mucibince müddeti daha uzun müruru zamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsi davaya da o müruru zaman tatbik olunur.Eğer haksız bir fiil, mutazarrır olan taraf aleyhinde bir alacak tevlit etmiş olursa, mutazarrır kendisinin tazminat talebi müruru zaman ile sakıt olsa bile o alacağı vermekten imtina edebilir.” Anayasa Mahkemesinin 16/2/2012 tarihli ve E.2011/35, K.2012/23 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:“Dava konusu kuralla, sadece kişinin vücut bütünlüğüne verilen maddi zararlar ile buna bağlı manevi zararların ve ölüm nedeniyle oluşan maddi ve manevi zararların tazmini konusu kapsama alınmakta ve bu tazminat davalarına bakma görevi asliye hukuk mahkemelerine verilmektedir. Buna göre, aynı idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerden kaynaklanan zararlar kapsama alınmadığından, sorumluluk sebebi aynı olsa da bu zararların tazmini davaları idari yargıda görülmeye devam edecek, bu durumda, idarenin aynı yapı içinde aldığı kararın bir bölümünün idarî yargıda bir bölümünün adlî yargıda görülmesi yargılamanın bütünlüğünü bozacaktır. Ayrıca iki ayrı yargı kolunda görülen davalarda, idarenin sorumluluğu, bu sorumluluğun kapsamı, idarenin tazmin yükümlülüğü konularında farklı sonuçlara ulaşılabilecektir. Esasen idare hukukunda var olan hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluk kavramları, kişilerin gördüğü zararların tazmininde kullanılan ve kişilerin idare karşısında korunma kapsamını genişleten kavramlardır. İdare hukukunda, idarenin hiçbir kusuru olmasa da sosyal risk, terör eylemleri, fedakârlığın denkleştirilmesi gibi kusursuz sorumluluğa ilişkin kavramlara dayanılarak kişilerin uğradığı zararların tazmin edilmesi mümkündür. Özel hukuk alanındaki kusursuz sorumluluk halleri ise belirli konular için düzenlenmiş olup sınırlıdır. İdarenin idare hukuku esaslarına dayanarak tesis ettiği tartışmasız bulunan eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerden kaynaklanan zararlara ilişkin davaların idarî yargı yerlerinde görülmesi gerektiği kuşkusuzdur. Bu nedenle, yukarıda belirtildiği gibi aynı idari eylem, işlem veya sorumluluk sebebinden kaynaklanan zararların tazminine ilişkin davaların farklı yargı yerlerinde görülmesinde kamu yararı ve haklı neden olduğu söylenemez.Öte yandan, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un maddesine göre, Mahkemenin, kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasaya aykırılığı hususunda ileri sürülen gerekçelere dayanma zorunluluğu yoktur. Mahkeme, taleple bağlı kalmak şartıyla başka gerekçeyle de Anayasaya aykırılık kararı verebilir. Bu nedenle iptali istenen kural Anayasa'nın maddesi yönünden de incelenmiştir. Anayasa'nın maddesinin birinci fıkrasında, 'Askerî Yüksek İdare Mahkemesi, askerî olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askerî hizmete ilişkin idarî işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesidir. Ancak, askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi olması şartı aranmaz.' hükmü yer almaktadır. Anayasa'nın maddesi gereğince asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin olan eylemlerden ve işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıklar, adli yargının değil; askeri idari yargının yani Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'nin görev alanına girmektedir. İptal konusu kural ile, vücut bütünlüğünün kısmen ya da tamamen yitirilmesine yol açan eylem veya işlem, bir askeri hizmete ilişkin olsa ve bir asker kişiyi ilgilendirse bile, bundan kaynaklanan uyuşmazlıklar asliye hukuk mahkemesinin görev alanı kapsamına alınmaktadır. Asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin olan eylemlerden ve işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların kanunla adli yargının görev alanına sokulması Anayasa'nın maddesine de aykırılık oluşturur.”