Başvuru, iptal davası üzerine açılan tam yargı davasının makul sürede sonuçlandırılmamasının ve davanın reddedilmesinin adil yargılanma hakkını ihlal ettiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, iptal davası üzerine açılan tam yargı davasının makul sürede sonuçlandırılmamasının ve davanın reddedilmesinin adil yargılanma hakkını ihlal ettiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 10/7/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 22/12/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 4/2/2016 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık tarafından süresi içindegörüş sunulmamıştır. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, 1998 yılında Başbakanlık Gümrük Müsteşarlığı tarafından Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezine (ÖSYM) yaptırılan Gümrük Komisyonculuğu ve Gümrük Komisyonculuğu Yardımcılığı sınavına girmiş ve sınavı kazanamamıştır. Başvurucu, söz konusu başarısız sayılma işleminin ve sınav sonucunun iptali istemiyle Ankara İdare Mahkemesinde dava açmıştır. Mahkemece 30/11/1999 tarihli kararla dava konusu işlem iptal edilmiştir. Karar, Danıştay Onuncu Dairesinin 25/5/2000 tarihli ilamıyla bozulmuştur. Yapılan yargılama sonucunda Ankara İdare Mahkemesinin 18/6/2008 tarihli kararıyla davanın kabulüne, dava konusu işlemin iptaline karar verilmiş ve karar Danıştay Onuncu Dairesinin 30/10/2008 tarihli ilamıyla onanmış, yapılan karar düzeltme talebi de aynı Dairenin 2/12/2009 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Başvurucu dava konusu işlemin iptal edilmesi üzerine,davalı idarenin hatalı ve hukuka aykırı işlemi nedeniyle on yıldan fazla bir süre gümrük komisyon yardımcılığı karnesini alamadığı için maddi ve manevi zarara uğradığından bahisle 11/2/2009 tarihinde tazminat davası açmıştır. Ankara İdare Mahkemesi 10/7/2009 tarihli ve E.2009/173, K.2009/934 sayılı kararıyla davayı reddetmiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:"Anayasanın maddesinin son fıkrasında; idarenin eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır. İdarenin kamu hizmetinin yürütülmesinden doğan zarardan sorumlu tutulmasını gerektiren nedenlerden birisi hizmet kusurudur. Genel olarak hizmet kusuru bir kamu hizmetinin kuruluş ve işleyişindeki aksaklık ve bozukluktur. İdarenin uygunsuz, iyi olmayan bir etkinliği, kusurlu bir davranışı hizmetin gereği gibi yapılmaması, idarenin yeterli olanaklara sahip olmaması, kullanmak zorunda olduğu yetkiyi kullanmamak ve harekete geçirmemek suretiyle zarara sebebiyet vermesi; kamu hizmetinin işlemesinde olağan sayılmayacak bir gecikme, işin gerektirdiği çabukluğun gösterilmemesi hallerinde idarenin hizmeti kusurlu işlettiği kabul edilmelidir.Öte yandan, idarenin, hizmet kusuru nedeniyle sorumlu tutulabilmesi için tek başına hizmet kusurunun varlığı yeterli olmayıp, bunun yanında idari işlem veya eylemden bir zarar doğmuş olması ve idari eylem veya işlemle zarar arasında bir illiyet bağının kurulabilmesi gerekmektedir. Başka bir anlatımla zarar ile idari işlem veya eylem arasında bir bağın varlığı şart olup, ancak zarar doğuran işlem veya eylemin idareyle ilişkisinin kurulmasından sonra zararın tazmini yoluna gidilmesi mümkündür.İdarenin tazminle yükümlü tutulabilmesi için sadece zararın varlığı yeterli olmayıp; bu zararın kesin olarak ortaya çıkmış, miktar olarak belirgin yani gerçek zarar olması zorunludur. Kişinin isteği dışında maddi varlığında meydana gelen kayıp ve eksiklikler ile çoğalma olanağından yoksunluk olarak tanımlanan maddi zarar, henüz kesin olarak ortaya çıkmamış, belirgin hale gelmemiş ise, idarenin tazmin yükümlülüğüne gidilmesine olanak bulunmamaktadır....Olayda, davacı tarafından hukuka aykırı bulunan işlem nedeniyle gümrük komisyonculuğu yardımcılığı mesleğini yapamadığı, bu işlemin tesis edilmemiş olması durumunda gümrük müşavir yardımcılığı mesleğini yürüteceği, bu süre zarfında gümrük müşavirliği sınavlarına girerek gümrük müşavirliği karnesini alması kuvvetle muhtemel olduğu, gümrük müşavirinin yanında onun adına iş takibi yapan gümrük müşavir yardımcılarının elde edeceği aylık ortalama gelir ve meslekten on yıl fazla süre uzak bırakılması hususları değerlendirildiğinde en az 000,00 TL maddi gelir elde edeceği belirtilerek tazminat talebinde bulunulduğu görülmekte ise de; idare yönünden tazmin borcunun doğabilmesi için sadece zararın varlığı yeterli olmayıp; bu zararın kesin olarak ortaya çıkmış, miktar olarak belirgin yani gerçek zarar olmasının zorunlu olduğu, oysa, davacı tarafından uğranıldığı iddia edilen zararın, varsayım ve tahmine dayalı olduğu anlaşıldığından maddi tazminat isteminin reddi gerekmektedir. Davacının manevi tazminat talebine gelince, manevi tazminat, doktorinde kabul edildiği üzere, malvarlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı olmayıp, manevi tatminaracıdır. Manevi tazminat idarenin mevzuata aykırı eylem ve işlemi sonucunda şeref ve haysiyetin rencide edilmesi veya maddi ve manevi elem ve ızdırap duyulması halinde söz konusu olur. Davacının başarısız sayılmasına ilişkin işlemin iptali istemiyle açtığı dava sürecinde, değişik bilirkişiler tarafından yapılan bilimsel değerlendirmeler sonucu düzenlenen raporların verilen kararlara esas alındığı, ancak bu kararların yargı süreci içerisinde Danıştay'ca bozulduğu hususları gözönünde bulundurulduğunda, dava konusu işlem nedeniyle davacının şeref ve haysiyetinin rencide edilmesi veya elem ve ızdıraba sevk edilmesi durumu oluşmadığından manevi tazminat isteminin reddi gerektiği sonucuna varılmıştır." Söz konusu kararının başvurucu tarafından temyiz edilmesi sonucu Danıştay Onbeşinci Dairesi 11/4/2012 tarihli ve E.2011/16038, K.2012/2100 sayılı ilamıyla kararı onamış, karar düzeltme talebini de 19/2/2013 tarihli ve E.2012/8749, K.2013/1343 sayılı ilamıyla reddetmiştir. Anılan kararın 12/6/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmesi üzerine 10/7/2013 tarihinde yapılan başvuruda süre aşımı olmadığı tespit edilmiştir.B. İlgili Hukuk 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "İptal ve tam yargı davaları" kenar başlıklı maddesi şöyledir;"İlgililer haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştaya ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilirler. Bu halde de ilgililerin 11 nci madde uyarınca idareye başvurma hakları saklıdır."