12. Ceza Dairesi 2012/32328 E. , 2013/23857 K. Mahkemesi :Sulh Ceza Mahkemesi Suç : Kişisel verilerin kaydedilmesi Hüküm : TCK'nın 135/1, 50/1-a, 52/2-4. maddeleri gereğince mahkumiyet. Kişisel verilerin kaydedilmesi suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm, sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü: 1- Mahkemece sanığın suçunun 5237 sayılı TCK'nın 135/1. maddesi kapsamında kaldığı kanaatine varılarak sanığın mahkumiyeti yönünde hüküm k…
**12. Ceza Dairesi 2012/32328 E. , 2013/23857 K.** **"İçtihat Metni"** Mahkemesi :Sulh Ceza Mahkemesi Suç : Kişisel verilerin kaydedilmesi Hüküm : TCK'nın 135/1, 50/1-a, 52/2-4. maddeleri gereğince mahkumiyet. Kişisel verilerin kaydedilmesi suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm, sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü: 1- Mahkemece sanığın suçunun 5237 sayılı TCK'nın 135/1. maddesi kapsamında kaldığı kanaatine varılarak sanığın mahkumiyeti yönünde hüküm kurulmuş ise de, TCK'nın 135/1. maddesindeki suçun üst sınırı 3 yıl olduğundan davaya bakma görevinin Asliye Ceza Mahkemesi'nde olduğu halde, görevsizlik kararı verilmesi yerine yazılı şekilde hüküm kurulması, Kabul ve uygulamaya göre de; 2- TCK'nın 135. maddesinde düzenlenen “Kişisel verilerin kaydedilmesi” suçunun oluşabilmesi için, belirli veya belirlenebilir bir kişiye ait her türlü bilginin, hukuka aykırı olarak kaydedilmesi gerekmekte olup, suçun maddi konusunu oluşturan “kişisel veri” kavramından, kişinin, yetkisiz üçüncü kişilerin bilgisine sunmadığı, istediğinde başka kişilere açıklayarak ancak sınırlı bir çevre ile paylaştığı, herkes tarafından bilinmeyen ve/veya kolaylıkla ulaşılması ve bilinmesi mümkün olmayan, kişinin kimliğini belirleyen veya belirlenebilir kılan, kişiyi toplumda yer alan diğer bireylerden ayıran ve onun niteliklerini ortaya koymaya elverişli, gerçek kişiye ait her türlü bilginin anlaşılması gerekir. Bir özel hayat görüntüsü ya da sesinin, “kişisel veri” olduğunda kuşku bulunmamakta ise de, kişinin özel hayatına ilişkin görüntüsü ya da sesinin, bilgisi dışında, resim çekme veya kaydetme özelliğine sahip aletle belli bir elektronik, dijital, manyetik yere sabitlenmesi, TCK'nın 134/1. maddesinin 2. cümlesinde; rızası dışında ifşa edilmesi, yani; yayılması, açığa vurulması, afişe edilmesi, ilan edilmesi, kamuoyuna duyurulması, aleniyet kazandırılması, özetle; içeriğini öğrenme yetkisi bulunmayan kişi veya kişilerin bilgisine sunulması, TCK'nın 134/2. maddesinde özel hayatın gizliliğini ihlal suçu kapsamında düzenlendiğinden, kişinin özel hayatına ilişkin görüntüsü, fotoğrafı ya da sesi, yasal anlamda, TCK'nın 135. maddesi kapsamında kişisel veri olarak değerlendirilemez. Özel hayat kavramı; kişinin sadece gözlerden uzakta, başkalarıyla paylaşmadığı, kapalı kapılar ardında, dört duvar arasındaki yaşantısı ve mahremiyetinden ibaret değil, herkesin bilmediği veya bilmemesi gereken, istenildiğinde başka kişilere açıklanabilen, tamamen kişiye özel hayat olayları ve bilgilerin tamamını içerir. Bu nedenle, kamuya açık alanda bulunulması, bu alandaki her görüntü veya sesin dinlenilmesine, izlenilmesine, kaydedilmesine, sürekli ve izinsiz olarak elde bulundurulmasına rıza gösterildiği anlamına gelmez. Kamuya açık alanda bulunulduğunda dahi, “kalabalığın içinde dikkat çekmezlik, tanınmazlık, bilinmezlik” prensibi geçerli olup, kamuya açık alandaki kişinin, gün içerisinde yapıkları, gittiği yerler, kiminle niçin, nasıl, nerede ve ne zaman görüştüğü gibi hususları tespit etmek amacıyla sürekli denetim ve gözetim altına alınması sonucu elde edilmiş bilgileri ya da onun başkalarınca görülmesi ve bilinmesini istemeyeceği, özel yaşam alanına girdiğinde şüphe bulunmayan faaliyetleri özel hayat kavramı kapsamına dahildir; ancak, süreklilik içermeyen ve özel yaşam alanına dahil olmayan olay ve bilgiler ise bu kapsamda değerlendirilemez. Sonuç olarak, bir olay ya da bilginin, özel hayat kavramı kapsamına girip girmediği belirlenirken, sadece içinde bulunulan fiziki çevrenin özelliklerine bakılmamalı, kişinin toplum içindeki konumu, mesleği, görevi, kamuoyu tarafından tanınıp tanınmadığı, dışa yansıyan davranışları, rıza ve öngörüleri, sosyal ilişkileri, müdahalenin derecesi gibi ölçütler de göz önüne alınmalıdır. Bu açıklamalar ışığında incelenen dosya kapsamına göre; müştekiler ... ve ...'nun İzmir Mavişehir'de özel güvenlik görevlileri ile korunan sitenin sakinleri oldukları, mağdur ...'nın ise, müşteki ...'in kız kardeşi olup Amerika'da yaşayan eşi ile aralarında mevcut boşanma davası nedeniyle, kızı ile beraber müştekilerin evinde misafir olarak kaldığı, mağdur Nilufour'un ABD vatandaşı olan eşinin orada bulunan bir Türk vatandaşı aracılığıyla İzmir'de yaşayan sanığa ulaştığı, sanığa e-posta yolu ile, müştekilerin ve mağdurun fotoğraflarını göndererek sanıktan eşinin fotoğrafını çekip kendisine göndermesini istediği, sanığın ilk önce yanına eşi Filiz Okan'ı da alarak müştekilerin oturduğu mağdurenin de kaldığı Mavişehir'e giderek site güvenlik görevlilerine emekli polis kartını göstererek müştekiler ve mağdure hakkında bilgi toplamaya kalkıştığı, ayrıca resim çekmek istediği, site güvenlik görevlilerinin bu talebi reddettiği, ertesi gün sanığın yanına emekli polis memuru olan ve beraat eden ...'yu alarak müşteki ve mağdurenin oturduğu Mavişehir'e giderek mağdurenin ve müştekilerin bulunduğu yerin fotoğraflarını çekmek istedikleri, site güvenlik görevlisinin haberdar olarak sanıklara müdahale ettiği, sanıkların güvenlik görevlisi ile tartıştıkları, diğer güvenlik görevlisinin müdahalesi üzerine tartışmanın sonlandığı, yapılan soruşturma sonucunda sanığın fotoğraf makinesinde mağdura ve müştekilere ait çekilmiş fotoğrafa rastlanmadığının tespit edilmesi karşısında, dosya kapsamı itibariyle sanığın üzerine atılı özel hayatın gizliliğini ihlal etme veya kişisel verilerin kaydedilmesi suçlarının unsurları itibariyle oluşmadığı gözetilerek sanığın atılı suçtan beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi, Kanuna aykırı olup, sanık müdafinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA, 30.10.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.