4. Hukuk Dairesi 2010/9172 E. , 2011/12026 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı ... ve ... vekili Avukat ... tarafından, davalı İleri Gazetecilik ve Yay. A.Ş. adına ... ve ... aleyhine 05/03/2009 gününde verilen dilekçe ile yayın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 02/12/2009 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacılar vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz
**4. Hukuk Dairesi 2010/9172 E. , 2011/12026 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı ... ve ... vekili Avukat ... tarafından, davalı İleri Gazetecilik ve Yay. A.Ş. adına ... ve ... aleyhine 05/03/2009 gününde verilen dilekçe ile yayın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 02/12/2009 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacılar vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. Dava, yayın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir. Mahkemece dava reddedilmiş, kararı davacılar temyiz etmişlerdir. Davacılar, 12/02/2009 tarihli Ortadoğu Gazetesinde yer alan “Durmak yok, yolmaya devam” başlıklı yazı ile kişilik haklarına saldırıldığını yayının kasıtlı ve kötü niyetle yapıldığını belirterek manevi tazminat istemişlerdir. Davalılar, yazının belli kişilere yönelik olmadığını, isim belirtilmediğini, davacıların eylemlerinin kamuoyunda algılanış biçimi ile yazıldığını, davacıların iktidar dönemindeki krizi yönetememeleri, partililerin büyük ticari şirketlere sahip olmaları, üniter devlet yapısının tartışmalı hale gelmesi ve terörün artmasının eleştirilmesinde kamu yararı olduğunu ve yayının eleştiri sınırında kaldığını savunmuşlardır. Yerel mahkeme, yayının tüm olarak değerlendirildiğinde davacıların kişilik haklarına saldırı niteliğinde olmadığı, davalıların kendi görüş ve düşüncelerini eleştiri olarak yazdıklarını belirterek davayı reddetmiştir. Basın özgürlüğü, Anayasanın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasasının 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanununun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur. Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır. Dava konusu yayında, davacıların seçim sloganı olan "Durmak yok yola devam" hakkında genel bir girişten sonra “Ancak bu kadar isabetli ve AKP gerçeğini anlatan bir slogan bulunabilirdi. Gerçekten de durmadan yola devam ediyorlar. Hangi yola devam ettiklerini sloganın aslını anlatalım: Durmak yok, yalana devam. Durmak, yok talana devam. Durmak yok, çalmaya devam. Durmak yok, iftiraya devam. Durmak yok, peşkeşe devam. Durmak yok, hortuma devam. Durmak yok, ... ’ya devam. Durmak yok, Deniz Fenerine devam. Durmak yok, ... vurgunlarına devam. Durmak yok, istismara devam. Durmak yok, "lan ananı da al git buradan" kabadayılığına devam. Durmak yok, bölücü başı ile aynı frekansta olmaya devam" denilmiştir. Bu sözlerin ve nitelendirmelerin davacıların kişilik haklarına saldırı niteliğinde olduğu ve eleştiri sınırının aşıldığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle davacılar yararına uygun miktarlarda manevi tazminatlara hükmolunmak gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın tümden reddi usul ve yasaya aykırı olduğundan kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle davacılar yararına BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 17/11/2011 gününde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY YAZISI Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün onanması görüşünde olduğumuzdan sayın çoğunluğun bozma kararına katılmıyoruz. 17/11/2011