Başvurucu, Rize Cumhuriyet Başsavcısı olarak görev yaptığı döneme ilişkin şikâyetler üzerine hakkında başlatılan idari soruşturmada özel hayatı ihlal edilerek deliller toplandığını, görevi kötüye kullanma suçundan yargılandığı davada ise tanık beyanlarındaki çelişkiler giderilmeden, tanıklarla yüzleştirilmeden ve savunma hakkı kısıtlanarak mahkûmiyetine karar verildiğini belirterek, Anayasa’nın 20. ve 36. maddelerinde belirtilen özel hayatın gizliliği ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiği
Başvurucu, Rize Cumhuriyet Başsavcısı olarak görev yaptığı döneme ilişkin şikâyetler üzerine hakkında başlatılan idari soruşturmada özel hayatı ihlal edilerek deliller toplandığını, görevi kötüye kullanma suçundan yargılandığı davada ise tanık beyanlarındaki çelişkiler giderilmeden, tanıklarla yüzleştirilmeden ve savunma hakkı kısıtlanarak mahkûmiyetine karar verildiğini belirterek, Anayasa’nın ve maddelerinde belirtilen özel hayatın gizliliği ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş, ihlalin tespitiyle, yeniden yargılama yapılmasına ve uğradığı manevi zararın tazminine karar verilmesini talep etmiştir. Başvuru, 7/10/2013 tarihinde Gebze Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde belirlenen eksiklikler tamamlatılmış ve Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca, 26/5/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 19/6/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmesine karar verilmiştir. Başvuru konusu olay ve olgular 19/6/2014 tarihinde Bakanlığa bildirilmiştir. Bakanlığın yazılı görüşü 19/8/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunulmuştur. Bakanlık görüş yazısı, başvurucuya 1/9/2014 tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu Bakanlık görüşüne beyanlarını 15/9/2014 tarihinde sunmuştur. A. Olaylar Başvuru dilekçesi ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UYAP sisteminden temin edilen ek bilgilere göre olaylar özetle şöyledir: Disiplin Soruşturması Süreci Başvurucunun Rize Cumhuriyet Başsavcısı olarak görev yaptığı dönemde hakkında yapılan şikayetler üzerine, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) Üçüncü Dairesinin 17/3/2011 tarih ve 2011/1212 sayılı teklifi ve 30/3/2011 HSYK Başkanının oluru ile şikayetlerin müfettiş marifetiyle incelenmesine karar verilmiştir. Görevlendirilen başmüfettiş 9/6/2011 tarihinde topladığı delilleri değerlendirerek başvurucu hakkındaki iddiaların soruşturulmasına geçmiştir. HSYK İkinci Dairesi, 19/6/2012 tarih ve E.2012/61, K.2012/438 sayılı kararı ile soruşturma sonucunda hazırlanan rapor kapsamında başvurucu hakkındaki görevi kötüye kullanma iddialarına ilişkin olarak kovuşturma yapılması gerektiğine karar vererek dosyayı Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir. Aynı kararda, kovuşturma izni verilen eylemin disiplin hukuku boyutunun kovuşturma sonucunda verilecek karar sonrasına ertelendiği de belirtilmiştir. HSYK İkinci Dairesi, 19/2/2013 tarih ve E.2012/61, K.2013/137 sayılı kararı ile disiplin soruşturmasına konu bazı eylemler yönünden kınama, bazı eylemler yönünden ceza tayinine yer olmadığına ve bazı eylemler yönünden ise zamanaşımının dolması nedeniyle ortadan kaldırma kararı vermiştir. Yargılama Süreci Kovuşturma izni üzerine Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığı, 2/10/2012 tarih ve E.2012/10374 iddianame ile Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde başvurucu hakkında görevi kötüye kullanma suçundan son soruşturmanın açılmasını talep etmiştir. İddianamenin ilgili kısmı şöyledir:“…. İsmet Özkorul’un; Rize Devlet Hastanesinde yapılan bir ihaleye ilişkin Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen 2008/197 sayılı soruşturma kapsamında, bir kısım şüpheliler ile birlikte Y. Y. ve oğlu T. Y’nin 06/11/2008 tarihinde tutuklanarak, 25/11/2008 tarihinde Cumhuriyet Savcısının talebi ile tahliye edildikleri, şüphelilerin cezaevinde kaldıkları süre içinde, tahliye edilmeleri karşılığında şahsına ve adliyeye dağıtılmak üzere arkadaşı olduğu ileri sürülen Z. Y.’nin A. K.’den 000 $ karşılığı 000 TL bedelli senet aldığı, tahliyeyi müteakip senedin Rize İcra Dairesinde 2009/210 sayılı alınarak takibe konulduğu, iddialar ile ilgili bilgilendirilmesi üzerine, Z. Y.’nin, ismini kullanarak böyle bir iş yapmış olabileceğini, kendisi ile görüşeceğini söylediği, sonrasında ise icra takibinin alacaklı Z. Y. tarafından durdurulduğu, isminin geçtiği bu iddialar ile ilgili hiçbir soruşturma yapmadığı gibi Z. Y. ile olan münasebetini devam ettirmek suretiyle görevini kötüye kullandığı anlaşılmıştır…” Mahkeme, 6/11/2012 tarih ve E.2012/173, K.2012/195 sayılı kararı ile başvurucu hakkında son soruşturma açılmasına ve Cumhuriyet savcısı olan başvurucunun birinci sınıfa ayrıldığı gözetilerek dosyanın Yargıtaya gönderilmesine itirazı kabil olmak üzere karar vermiştir. Anılan karar, itiraz edilmeden kesinleşmiştir. İlk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay Ceza Dairesi, 30/1/2013 tarihinde, konutları yargı çevresi dışında bulunan ve olayla ilgili bilgileri bulunduğunu değerlendirdiği tanıklar H. , G. Y., Ö. S., A. K., N. Y., N. K., A. K., P. K., Z. Y.’nin olayla ilgili bilgi ve görgülerinin istinabe yoluyla alınmasına tensiben karar vermiştir. Yargıtay Ceza Dairesi, 29/5/2013 tarih ve E.2013/1 , K.2013/6 sayılı kararı ile başvurucuyu 5 ay hapis cezasına mahkum etmiş ve verilen hükmün açıklanmasının geriye bırakılmasına karar vermiştir. Mahkeme; sanığın kovuşturma evresindeki savunmasına, tanık beyanlarına, soruşturma raporuna, Rize İcra Dairesinden temin edilen belgelere, tutuklama ve tahliye kararlarına ilişkin belge örneklerine, HSYK İkinci Dairesinin 19/6/2012 tarih ve E.2012/61, K.2012/438 sayılı kovuşturma izni verilmesine dair kararına dayanarak söz konusu kararı vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir: “…Sanıkla aralarında herhangi bir husumet ve geçimsizlik bulunmayan H. ve A. K.’nin birbirleriyle uyumlu biçimde sanığa iftira edip bunu sürdürmeleri hayatın olağan akışına aykırıdır. Esasen G. Y. dlı kişi A. K.’nin akrabası, H. 'nin ise müvekkilidir. Bu konumda olan bu kişinin tahliyesinden sonra dahi bu iki tanığın olayları yukarıda belirtildiği gibi anlatmaları ve beyanlarının gerek görüşme izinleri, gerek tahliye tarihi, gerekse senedin tanzim ve vade tarihi ile icra takibine ilişkin işlemlerle desteklenmesi karşısında bu beyanlara itibar edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Buna bağlı olarak sanık tarafından verilen cezaevinde görüşme yapılmasına dair izinler, G. Y.’nin tahliyesi için alındığı belirtilen senet, icra takibine ilişkin bilgi ve belgeler karşısında sanığın savunmaları çürütülmüş, mahkumiyetine yeter maddi deliller elde edilmiş ve bu yönde tam bir vicdani kanaate varılmıştır. Bu olayların yaşandığı tarihlerde Rize Cumhuriyet Başsavcısı olarak görev yapan sanık, Baro Başkanı olan tanık H. ’nin kendisine bu olayları iki kez anlatmasına ve Z. Y. adlı kişinin adı ile aralarındaki samimiyeti kullanarak iş gördürme vaadinde bulunarak aldığı senet bedelinin bir kısmını adliyede dağıtacağını söylediğini iletmesine rağmen, Z. Y. adlı kişi yönünden hiçbir hukuki işlem ve girişimde bulunmamış, bu olayları duymazlıktan gelmiş önceden var olan samimiyetini hiçbir şey olmamış gibi sürdürdüğü saptanmıştır. Sanığın Z. Y. adlı kişi hakkında adli soruşturma başlatmamak suretiyle şüpheli konumuna gelmesi, ifade vermesi ve hakkında işlem yapılması gereken bu kişiyi bu konuma düşmekten kurtararak, ayrıca hak etmediği bir statü temin edip kullanmasına imkan sağladığı ve bu hususlara bağlı olarak Z. Y.’den menfaat temin etmesine zemin oluşturduğu, A. K.’nin geçerli bir hukuki ilişkiye dayanmayan senet nedeniyle icra takibi tehdidi altına alınması sonrasında bu kişinin mağduriyetine yol açtığı, böylece görevi kötüye kullanma suçu için aranan ve birinin varlığı yeterli olan üç seçimlik unsurdan ikisinin olayda gerçekleştiği anlaşılmıştır. Eylemin başka bir suç oluşturduğu yönünde somut bilgi ve belge bulunmadığı, ancak sanığın görevinin gereklerine aykırı hareket ettiği bunun sonucunda Z. Y.’nin haksız menfaat temin etmesine ve A. K.’nin mağduriyetine yol açtığı sabit bulunmuş, bu itibarla sanığın suç ve cezadan kurtulmaya yönelik savunmaları, dosya kapsamı, toplanan deliller, alınan beyanlar, yukarıda belirtilen gerekçelerle çürütülmüş, TCK'nın 257/ maddesinde yer alan icrai davranışla görevi kötüye kullanma suçunun tüm unsurlarıyla oluştuğu saptanmıştır…” Anılan karara karşı başvurucunun yaptığı itiraz, Yargıtay Ceza Dairesinin 19/8/2013 tarih ve 2013/9 İş sayılı kararı ile reddedilmiştir. Ret gerekçesi şu şekildedir:“….2008 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 5728 sayılı ve 2010 gün ve 6008 sayılı Yasanın maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK'nun maddesinde; Sanığın yargılama sonunda hükmolunan ceza 2 yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezası ise; Sanığın daha önceden kasıtlı suçtan mahkum olmamış, Mahkemece sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği yönünde kanaate varılırsa, Suçun işlenmesi ile zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tamamını gidermesi, Sanığın kabulü halinde; Anayasanın maddesinde düzenlenen suçlar haricinde anılan yasada öngörülen objektif ve sübjektif koşulların tamamının bir bütün halinde mevcut olup, olmadığı saptanıp değerlendirilerek sonucuna göre hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebileceği ve 2006 tarihli Resmi Gazete ile yayınlanarak yürürlüğe giren 5560 sayılı Yasanın maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK'nun maddesinin fıkrasına göre de anılan karar itiraz kanun yolunun açık olduğu yasa normu olarak düzenlenmiştir. Hal böyle olunca; Yargıtay Ceza Dairesinin 2013 günlü hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararı usul ve yasaya uygun olduğu, diğer itirazların bu aşamada incelenmesinin mümkün olmadığı görülmekle aşağıdaki hüküm kurulmuştur.” Başvurucuya itirazın reddi kararı 9/9/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. Bireysel başvuru, 7/10/2013 tarihinde yapılmıştır.B. İlgili Hukuk 11/12/2010 tarihli ve 6087 sayılı Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu'nun "Kurulun görevleri" kenar başlıklı maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi şöyledir: "Aşağıdaki alt bentlerde belirtilen hâkim ve savcılar hariç olmak üzere, hâkim ve savcıların görevlerini; kanun, tüzük, yönetmelik ve genelgelere (hâkimler için idarî nitelikteki genelgelere) uygun olarak yapıp yapmadıklarını denetlemek; görevlerinden dolayı veya görevleri sırasında suç işleyip işlemediklerini, hâl ve eylemlerinin sıfat ve görevleri icaplarına uyup uymadığını araştırmak ve gerektiğinde haklarında inceleme ve soruşturma işlemlerini yürütmek. 1) Bakanlık merkez, bağlı ve ilgili kuruluşları ile uluslararası mahkemeler veya kuruluşlarda görev yapan hâkim ve savcılar. 2) Geçici yetki veya görevlendirme ile başka bir kurum, kurul veya kuruluşta çalışan hâkim ve savcılar. 3) İdarî görevleri yönünden savcılar. 4) Komisyon işlerine yönelik görevleri yönünden adalet komisyonu başkan ve üyeleri.” 24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun maddesi şöyledir: "Hakim ve savcılar hakkında görevden doğan veya görev sırasında işledikleri suçlar nedeniyle kovuşturma yapılması gerekli görüldüğü takdirde evrak, Adalet Bakanlığınca ilgilinin yargı çevresinde bulunduğu ağır ceza mahkemesine en yakın ağır ceza mahkemesi Cumhuriyet savcılığına, Adalet Bakanlığı merkez, bağlı ve ilgili kuruluşlarında görevli hakim ve savcılar hakkındaki evrak ise Ankara Cumhuriyet Savcılığına gönderilir. Cumhuriyet savcısı beş gün içinde iddianamesini düzenleyerek evrakı, son soruşturmanın açılmasına veya son soruşturmanın açılmasına yer olmadığına karar verilmek üzere ağır ceza mahkemesine verir. İddianamenin bir örneği Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince, hakkında kovuşturma yapılana tebliğ olunur. Bu tebliğ üzerine ilgili, Kanunda yazılı süre içinde delil toplanmasını ister veya kabul edilebilir istekte bulunursa bu husus göz önünde tutulur ve gerekirse soruşturma başkan tarafından derinleştirilir." 2802 sayılı Kanun'un maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir: "Haklarında son soruşturma açılmasına karar verilenlerden;, birinci sınıfa ayrılmış olanlarla ağır ceza mahkemeleri heyetine dahil bulunan hakim ve Cumhuriyet savcılarının, son soruşturmaları Yargıtayın görevli ceza dairesinde görülür." 2802 sayılı Kanun'un maddesi şöyledir: “Hâkim ve savcılar hakkında; a) Belli bir konuyu içermeyen veya somut delile dayanmayan, b) Başvuru sahibinin adı, soyadı, imzası ile iş veya yerleşim yeri adresi ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları için Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası bulunmayan, c) Daha önceden şikâyet konusu yapılıp sonuçlanan hususlarda yeni delil içermeyen, d) Kanun yollarına başvuru sebebi olarak ileri sürülebilecek veya hâkimlerin yargı yetkisi ve takdiri kapsamında kalan hususlara ilişkin bulunan, e) Akıl hastalığı sebebiyle vesayet altına alınanlar ile henüz vesayet altına alınmamış olmakla birlikte bu hastalığa duçar oldukları sağlık kurulu raporu ile belirlenenlerce verilmiş olan, İhbar ve şikâyetler işleme konulmaz. Ancak (b) bendinde yazılı şartları taşımayan ihbar ve şikâyetlerin somut delillere dayanması durumunda, konu hakkında gerekli araştırma ve inceleme yapılır.” 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun , ve maddeleri ile 267 ila maddeleri, 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun maddesinin (1) numaralı fıkrası.