Başvuru, temyiz başvurusunun kötü niyetle yapıldığı gerekçesiyle avukata disiplin para cezası uygulanmasının suçta ve cezada kanunilik ilkesini ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, temyiz başvurusunun kötü niyetle yapıldığı gerekçesiyle avukata disiplin para cezası uygulanmasının suçta ve cezada kanunilik ilkesini ihlal ettiği iddiasına ilişkindir. Başvurular 17/8/2018 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. 2018/26130 numaralı başvuru dosyasının hukuki ve fiilî irtibat nedeniyle 2018/26126 numaralı başvuru dosyası ile birleştirilmesine, incelemenin 2018/26126 numaralı dosya üzerinden yürütülmesine ve diğer dosyanın kapatılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Başvuru formları ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, İstanbul Barosuna kayıtlı avukat olarak görev yapmaktadır. Başvurucunun avukatı olduğu E.K.ya (müvekkil) ait Kocaeli ili Körfez ilçesi Yarımca Mahallesi, 43, 44 ve 46 numaralı adalarda yer alan taşınmazlar üzerine konulan ipotek nedeniyle bu taşınmazların satılarak paraya çevrilmesi amacıyla icra takibi başlatılmış ve bu kapsamda 28/5/2015 tarihli icra emirleri düzenlenmiştir. Anılan icra emirleri müvekkile 10/7/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu, müvekkil adına 14/7/2015 tarihinde icra emirlerine itiraz etmiştir. Dilekçesinde takip alacaklısı ile müvekkilin şahsi borç ilişkisinin bulunmadığı belirtilmiştir. Takipten önce alacak talebinin yöneltilmediği ifade edilmiştir. Yargıtay kararlarının da bu yönde olduğu vurgulanmıştır. İlam niteliğinde bir belge bulunmaksızın icra emri düzenlenemeyeceği dile getirilmiştir. Öte yandan takiplerin yetkisiz icra müdürlüğünde başlatıldığı ileri sürülmüştür. İstanbul İcra Hukuk Mahkemesi (Mahkeme) 9/10/2015 ve 12/10/2015 tarihinde davaları kısmen kabul ederek müvekkil hakkında başlatılan takiplerin iptaline karar vermiş, yetkiye ilişkin şikâyetleri ise reddetmiştir. Kararlarda ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla icra takibinin ilamlı takip niteliğinde olduğu belirtilerek alacaklının icra takibini Türkiye dâhilindeki herhangi bir icra dairesinde başlatabileceği vurgulanmıştır. Öte yandan yine kararda ihtarnamenin ipotek verene, ipotek resmî senedinde kayıtlı olan adresi dışında başka bir adrese çıkarıldığı belirtilmiştir. Ayrıca davacı yönünden muacceliyet şartı henüz oluşmadığı ifade edilerek takiplerin iptali yönünde karar verildiği açıklanmıştır. Başvurucu 20/3/2017 tarihinde kararları temyiz etmiştir. Dilekçelerinde müvekkilin ikametgâhının İstanbul Anadolu Yakası'nda bulunması nedeniyle icra takiplerinin İstanbul Anadolu icra müdürlüklerinde yapılması gerektiği belirtilmiştir. Müvekkilinin alacaklı arasında herhangi bir ilişkinin bulunmadığı vurgulanmıştır. Müvekkilin sadece borçlu üçüncü kişi lehine ipotek veren olduğu ifade edilmiştir. Öte yandan müvekkile takiplerden önce herhangi bir alacak talebi ya da hesap özeti gibi bir belgenin ihtar edilmediği dile getirmiştir. Davalı Ş.T. A.Ş. 7/4/2017 tarihinde temyiz dilekçelerine cevap vermiştir. Cevap dilekçelerinde davacı hakkında açılan takiplerin iptal edilmesine karşın davacının temyize başvurduğu belirtilmiştir. Yapılan temyiz başvurularının kötü niyetli olduğu ileri sürülmüş ve başvurucunun disiplin para cezası ile cezalandırılması talep edilmiştir. Yargıtay Hukuk Dairesi (Daire) 25/6/2018 tarihinde temyiz taleplerini reddederek Mahkeme kararlarını onamıştır. Bununla birlikte başvurucunun temyiz taleplerinin kötü niyetle olması nedeniyle, 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici maddesinin ikinci fıkrasına göre uygulanması gereken 18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun ve maddeleri uyarınca 000 TL disiplin para cezası ile ayrı ayrı cezalandırılmasına karar verilmiştir. Dairenin kararları başvurucuya 30/7/2018 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 5/8/2018 tarihinde kararların düzeltilmesini talep etmiştir. Dilekçelerinde yetkisizlik itirazlarının reddedilmesinin hukuka aykırı olduğu ifade edilmiştir. Davaların reddedilen kısmı yönünden temyiz başvurusu yapıldığı belirtilmiştir. Bu nedenle kötü niyetle temyizden bahsedilemeyeceği vurgulanmıştır. Öte yandan karar tarihi itibariyle yürürlükte olmayan 1086 sayılı Kanun hükümleri uyarınca disiplin para cezalarının verildiği dile getirilmiştir. Başvurucu 17/8/2018 tarihinde bireysel başvurularda bulunmuştur. Daire 14/2/2019 tarihinde karar düzeltme taleplerini reddetmiştir. Kararlarda disiplin para cezasına karşı kanun yolu bulunmadığı için karar düzeltme talebinde bulunulamayacağı ifade edilmiştir. A. Ulusal Hukuk 6100 sayılı Kanun'un geçici maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:"(2) Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 444 üncü madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunur. (Ek cümle: 1/7/2016 6723/34 md.) Bu kararlara ilişkin dosyalar bölge adliye mahkemelerine gönderilemez." 1086 sayılı Kanun'un "Kötü niyetle temyiz" kenar başlıklı maddesi şu şekildedir:"Temyiz isteminin kötüniyetle yapıldığı anlaşılırsa Yargıtayca 422 nci madde hükümleri uygulanır." 1086 sayılı Kanun'un "Kötü niyetle temyiz" kenar başlıklı maddesinin ikinci fıkrası şu şekildedir:"Kötüniyet sahibi davalı veya hiçbir hakkı olmadığı hâlde dava açan tarafa ayrıca mahkemece beşyüz Türk Lirasından beş bin Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir. Bu hâllere vekil sebebiyet vermiş ise idarî para cezası vekil hakkında uygulanır. "B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir: " Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir... Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır." Sözleşme'nin maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:" Hiç kimse, işlendiği zaman ulusal veya uluslararası hukuka göre suç oluşturmayan bir eylem veya ihmalden dolayı suçlu bulunamaz. Aynı biçimde, suçun işlendiği sırada uygulanabilir olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin maddesinde yer alan "suç oluşturmayan eylem" ifadesinden ne anlaşılması gerektiğini, Sözleşme'nin maddesinde yer alan "suç ile itham edilme" kavramına ilişkin ortaya koyduğu üç kıstas ile açıklamaktadır (Engel ve diğerleri/Hollanda [GK], B. No: 5100/71, 5101/71, 5102/71, 5354/72, 5370/72, 8/6/1976, §§ 82, 83). AİHM, Engel ve diğerleri/Hollanda kararında belirtilen ve bir suçun madde kapsamında “cezai suç” olup olmadığının değerlendirilmesinde dikkate alınacak üç kriterin (yakın tarihli (Jussila/Finlandiya [BD], B. No: 73053/01, 23/11/2006, § 30) kararında da yeniden teyit edildiği üzere), madde yönünden de uygulanması gerektiğini söylemiştir. AİHM, Sözleşme'nin maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer bulan "suç ile itham edilme" kavramının taraf devletlerin iç hukuklarındaki karşılıklarından bağımsız, otonom bir yapıya sahip olduğunu vurgulamaktadır (Adolf/Avusturya, B. No: 8269/78, 26/3/1982, § 30). Yine AİHM'e göre tek başına "itham" kavramı da Sözleşme'nin anlamı dâhilinde anlaşılmalıdır. Bu kapsamda "itham" kavramı yetkili makamlarca bir kişiye suç işlediği iddiasının resmî olarak bildirimi şeklinde açıklanabilir. Böyle bir tanım aynı zamanda şüpheli kişilerin sonuçlarından büyük ölçüde etkilendikleri durumları da içine alır (Deweer/Belçika, B. No: 6903/75, 27/2/1980, §§ 42-46; Eckle/Almanya, B. No: 8130/78, 15/7/1982, § 73). AİHM, maddenin cezai boyutunun Engel kriterleri olan üç kritere dayandırmaktadır. İlk kriter suçun ulusal hukuktaki nitelendirilmesi, ikinci kriter suçun niteliği ve üçüncü kriter ise ilgili kişiye verilebilecek olan cezanın ağırlığıdır (Ramos Nunes de Carvalho e Sá/Portekiz [BD], B. No: 55391/13, 6/11/2018, § 122). Mahkeme ayrıca, cezanın niteliğini de değerlendirmiştir (Öztürk/Almanya [GK], B. No: 8544/79, 21/2/1984, § 50). AİHM'e göre birinci kriterin diğer kriterlere göre göreceli olarak ağırlığı olsa da değerlendirme için birinci kriter ancak bir başlangıç noktası oluşturur. Şöyle ki eğer taraf devletin iç hukuku bir eylemi suç olarak nitelendirmiş ise bu, maddenin kapsamının uygulanması bakımından belirleyicidir. Ancak eğer ulusal hukukta böyle bir nitelendirme yok ise AİHM yine de başvuru konusu edilen cezai sürecin ulusal sınıflandırmasının ötesine bakacak ve maddi gerçeği inceleyecektir (Engel ve diğerleri/Hollanda, § 81). Sözleşme'nin maddesinin kapsamının uygulanmasını belirleyecek daha önemli bir kriter olarak değerlendirilen (Jussila/Finlandiya [BD]) suçun türü kriteri ise şu faktörlerin hesaba katılmasını gerektirmektedir:i. Başvuruya konu cezai sürecin doğrudan -örneğin bir meslek grubu gibi- belirli bir gruba mı yönelik olduğu yoksa herkes için bağlayıcılığı olan genel bir etki mi yarattığı (Bendenoun/Fransa, B. No: 12547/86, 24/2/1994, § 47)ii. Cezai sürecin kamu gücünü kullanan bir kamu otoritesi tarafından yürütülüp yürütülmediği (Benham/Birleşik Krallık [BD], B. No: 19380/92, 10/6/1996, § 56)iii. Cezai sürecin cezalandırıcı ya da caydırıcı bir amacının bulunup bulunmadığı (Öztürk/Almanya, § 53; Bendenoun/Fransa, § 47)iv. Cezai sürecin sonunda öngörülen cezanın uygulanmasının bir suç tespitine bağlı olup olmadığı (Benham/Birleşik Krallık, § 56)v. Benzer cezai süreçlerin diğer taraf devletlerin hukuklarında nasıl sınıflandırıldığı (Öztürk/Almanya, § 53) Üçüncü ve son kriter cezanın türü ve ağırlığı ise maddenin uygulanma kapsamının belirlenmesinde cezai sürecin sonunda öngörülen cezanın olası en yüksek miktarının da dikkate alındığını ortaya koymaktadır (Campbell ve Fell/Birleşik Krallık, B. No: 7819/77, 7878/77, 28/6/1984, § 72; Demicoli/Malta, B. No: 13057/87, 27/8/1991, § 34). AİHM'e göre Sözleşme'nin maddesinin cezai süreçler bakımından kapsamının belirlenmesinde Engel ve diğerleri/Hollanda başvurusuna ilişkin kararda altı çizilen ikinci ve üçüncü kriterlerin birlikte uygulanması gerekli değildir. Yine de her bir kriterin ayrı ayrı analizi üzerinden sonuca varılamayan durumlarda kriterlerin kümülatif olarak değerlendirilmesine ilişkin bir yaklaşım da benimsenebilir (Bendenoun/Fransa, § 47). AİHM, söz konusu üç kriteri uygulayarak sonuca ulaştığı disiplin işlemine karşı yapılan bir başvuruda (Çelikateş ve diğerleri/Türkiye (k.k.), B. No: 45824/99, 7/11/2000), kamu görevine giriş ile kamu görevine son verilmesi şartlarına karşı yapılan bir başvuruda (Sidabras ve Džiautas/Litvanya (k.k.), B. No: 55480/00 ve 59330/00, 1/7/2003) ve anayasa ihlalleri nedeniyle cumhurbaşkanı aleyhine başlatılan itham sürecine karşı yapılan bir başvuruda (Paksas/Litvanya [BD], B. No: 34932/04, 6/1/2011, §§ 64-69) şikâyetlerin Sözleşme'nin ve maddelerinin kapsamı dışında kaldığı sonucuna varmıştır. AİHM, Gestur Jonsson ve Hagnar Halldor Hall/İzlanda ([BD], B. No: 68271/14, 68273/14, 22/12/2020) kararında; AİHM'in çeşitli davalarda maddenin ceza boyutunun hukukçuların mahkemeye saygısızlık veya suistimallerine ilişkin davalarına uygulanabilirliğini incelediğini ve her olayın gerçeklerine bağlı olarak bu üç farklı kritere ağırlık verdiğini belirtmiştir. Bu davaların bazılarında AİHM, Engel kriterlerinin yerine getirilmediği gerekçesiyle maddenin cezai boyutunun uygulanmadığını tespit etmiştir. Özellikle ilk Engel kriteri gözönüne alındığında AİHM, örneğin Ceza Kanunu'nun herhangi bir hükmünden ziyade Medeni Usul Kanunu ile birlikte kabul edilen ulusal Ceza Muhakemesi Kanunu veya Mahkemeler Kanunu'nun belirli hükümlerinde belirtilen para cezasına ağırlık vermiştir. İkinci kriterin yerine getirilmediğine karar verirken AİHM suçun “kendi yargılamalarının düzgün ve düzenli bir şekilde işleyişini sağlamak için mahkemenin vazgeçilmez yetkisine" giren disiplin niteliği taşıdığına dair bulgularına özel bir ağırlık vermiştir (Gestur Jonsson ve Hagnar Halldor Hall/İzlanda, §§ 79-81). Aynı kararda AİHM üçüncü kriterin konuyu cezai alana taşımadığını değerlendirirken şu etkenleri dikkate almıştır (Gestur Jonsson ve Hagnar Halldor Hall/İzlanda, § 82):i. Para cezasının esaslı bir miktarda olup olmadığı veya ulusal hukukta öngörülen asgari miktara tekabül edip etmediği,ii. Potansiyel para cezasının ağırlığının cezalandırıcı bir etki yapmış olarak değerlendirilmesine rağmen bu yaptırımın ağırlığı sorununun cezai alana taşınıp taşınmadığı,iii. Ulusal hukuk tarafından bir tavan belirlenip belirlenmediği,iv. Para cezalarının sabıka kaydına girip girmediği ve mahkemenin sadece ödememe hâlinde bunları hapis cezasına çevrilip çevrilmediği, ayrıca bu kararlara karşı itiraz edilip edilemediği veya cezanın sadece belirli koşullarda hapis cezasına çevrilebilir olup olmadığı ve ayrı yargılamalarda davalının duruşma için mahkemeye davet edilip edilmediği, AİHM, mahkemeye saygısızlık ettiği gerekçesiyle verilen 5 günlük hapis cezasının alternatif bir tedbir olmadığını ve temel cezalandırma yöntemini oluşturduğunu tespit etmiştir. Azami cezanın on beş gün hapis cezası olmasına rağmen başvurana 5 gün hapis cezası verildiğini, bu durum yaptırımı cezai alana taşımak için yeterince ağır olduğunu ifade etmiştir. Öte yandan yine mahkemeye saygısızlık nedeniyle verilen 000 Avusturya şilingi tutarındaki para cezasının cezalandırıcı niteliği ve yüksek miktarını ve bunun duruşma güvencesi olmaksızın hapis cezasına çevrilebileceğini dikkate alarak 6/ madde bağlamında ceza olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir (Gestur Jonsson ve Hagnar Halldor Hall/İzlanda, § 83).