22. Hukuk Dairesi 2013/7209 E. , 2013/28326 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul 11. İş Mahkemesi TARİHİ : 29/01/2013 DAVA : Davacı, haksız ve kötü niyetli itirazın iptaline ve takibin devamına, müvekkili lehine % 40'tan az olmamak üzere icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir. Mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır. Hüküm süresi içinde taraflar avukatlarınca temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya ince
**22. Hukuk Dairesi 2013/7209 E. , 2013/28326 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : İstanbul 11. İş Mahkemesi TARİHİ : 29/01/2013 DAVA : Davacı, haksız ve kötü niyetli itirazın iptaline ve takibin devamına, müvekkili lehine % 40'tan az olmamak üzere icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir. Mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır. Hüküm süresi içinde taraflar avukatlarınca temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Davacı İsteminin Özeti: Davacı vekili; davalının Beyoğlu 5. İcra Müdürlüğünün 2009/12710 esas sayılı dosyası ile aleyhine yürütülen 52.843,76 TL miktarındaki icra takibi nedeniyle düzenlenen ödeme emrine itiraz ettiğini, bu itirazın haksız ve kötü niyetli olduğunu, müvekkilin iş sözleşmesinin 20.04.2009 tarihinde 4857 sayılı İş Kanunu’nun 17. maddesi uyarınca davalı işverence feshedildiğini, fesihten doğan alacakları ile ücret alacaklarının ödeneceğinin söylenmesine rağmen ödenmeyince genel haciz yolu ile icra takibi başlatıldığını ancak işverenin itiraz ettiğini beyan ederek, haksız ve kötü niyetli itirazın iptaline ve takibin devamına, müvekkili lehine %40'tan az olmamak üzere icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabının Özeti: Davalı vekili; davalının merkez yönetim kurulunun mahkeme kararı ile değiştiğini, bu dönemde yaşanan yönetim kargaşası sebebiyle görevden düşen eski yönetimin bu davaya cevap dahi veremediğini, davacının OLEYİS’in Ege Bölge Şube Başkanı olduğunu, 2006 yılında seçildiği bu görevi profesyonel sendika yöneticisi olarak yaptığını, 20.04.2009 tarihinde yapılan seçimle Bölge Şube Başkanlığı görevinin sona erdiğini, davacının OLEYİS Sendikasının çalışanı değil, profesyonel yöneticisi olduğunu, o tarihte Ege Bölge Şube Başkanı sıfatı yanında Genel Başkan Yardımcısı sıfatıyla merkez yönetim kurulu (MYK) üyesi olduğunu, MYK üyelerinin seçimle göreve geldiklerini, bir MYK üyesinin görevinin istifa ya da yeniden seçilmeme ile sona erebileceğini, bu nedenle kıdem tazminatı istenemeyeceğini, aylık ücret hesaplamasının da gerçeğe aykırı bulunduğunu, ekonomik kriz nedeniyle çalışanlara zam uygulanmadığını, davacının sendikanın yöneticisi olarak işçi değil işveren konumunda olduğunu, davacının iddia ettiği ücreti almadığını, Sendikalar Kanunu ve emsal Yargıtay kararlarına göre işveren konumunda olan sendika yöneticilerinin izin hakkının bulunmadığını, amatör yöneticilerin ise görevlerini işlerinden ayrılmadan sürdürdüklerinden izinlerinin çalıştıkları yerlerce düzenlendiğini savunarak davanın reddine karar verilerek haksız icra takibi sebebiyle % 40 kötüniyet tazminatının hüküm altına alınmasını istemiştir. Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, icra dosyasındaki takip alacaklarının mevcut olduğu ve özellikle davalı tarafın aynı rakamları içeren hesap pusulası vermesine rağmen icra takibine itiraz ettiği böylece alacağın likit alacak olduğu icra takip ve itiraz tarihi dikkate alınarak % 40 oranında icra inkar tazminatına karar vermek gerektiği gerekçesiyle itirazın iptali ile takibin devamına ve takip miktarı üzerinden % 40 icra inkar tazminatına karar verilmiştir. Temyiz: Kararı davacı ile davalı vekili temyiz etmiştir. Gerekçe: 1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin ise aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir. 2-Taraflar arasında sendika yöneticisi olan davacının ücret, ikramiye ve hizmet ödeneği, izin ücreti ve iletişim yardımı alacağı olup olmadığı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır. Konu hakkında değerlendirme yapılmadan önce kanuni altyapının ortaya konulması gereklidir. Dava ve karar tarihinde yürürlükte bulunan 2821 sayılı Sendikalar Kanunu’nun 44. maddesinde, “Sendikalar gelirlerini Sendikalar Kanunu ve tüzüklerinde gösterilen faaliyetler dışında kullanamazlar ve bağışlayamazlar.” denilmiştir. Yine aynı Kanun’un 45. maddesinde ise, “Konfederasyonlar ile sendikaların ve şubelerinin yönetim kurulu üyeleri ile başkanlarına verilecek ücretler, her türlü ödenek, yolluk ve tazminatlar genel kurul tarafından tespit olunur. Bunlar da yönetim kurulunca faaliyet raporunda gösterilir.” hükmüne yer verilmiştir. Sendika Tüzüğünün 15. maddesinin “n” bendinde yöneticilere verilecek ücretler, yolluk, ikramiye ve tazminatları belirlemek genel kurulun yetkisi içinde sayılmıştır. Tüzüğün 19. maddesinin “d” bendinde ise genel kurulca kabul edilen bütçe hükümleri çerçevesinde genel merkez, Bölge Şube ve Şube yönetim kurullarında görev alanlardan bu yerlerdeki aidat ödeyen üye sayısını baz alarak kimlerin ücret karşılığında profesyonel yönetici olarak veya yarı profesyonel yönetici olarak ya da huzur hakkı veya ücret karşılığında amatör yönetici olarak görev alacakları belirlemek, aldığı bu kararları gerektiğinde iptal edip yeni kararlar almak yönetim kurulunun yetkileri arasında sayılmıştır. Tüzüğün 80. maddesinin “a” bendinde “Sendikada ücretle çalışacak yönetici ve personele ödenecek ücret ve diğer ödemeler bütçe ile belirlenir” hükmü yer alırken “b” bendinde sendika yöneticilerinin aday olmama, seçilmeme çekilme ya da ölüm nedeniyle görevlerinin sona ermesi durumunda her tam hizmet yılı için ek ödemelerde dikkate alınarak 1 günlük ücret ve diğer hakların 45 katı tutarında her tam yıl için hizmet ödeneceğinin net olarak ödeneceğinin yer aldığı, aynı dönem için birden fazla hizmet ödeneğinin ödenemeyeceği, tam hizmet yılından artanların da oranlanarak dikkate alınacağı düzenlenmiştir. Aynı maddenin “i” bendinde de, “Sendika, yönetici ve çalışanlarının sosyal güvenlik, sigorta ve dinlenme haklarını garanti eder. Yönetici ve personelin yıllık izin saatleri personel yönetmeliğinde belirtilir” denilmiştir. Sendika ile sendika yöneticileri arasındaki ilişkinin kural olarak vekalet ilişkisi olduğu kabul edilmelidir. Sendika yöneticisine emeği karşılığı düzenli olarak dönemsel ödeme yapılması, çalışmasının kuruma bildirilmesi ve ücret bordrosu düzenlenmesi iş ilişkisinin varlığını göstermez. Ücret, vekalet sözleşmesinin zorunlu unsuru değildir. Buradan hareketle sendikalarda profesyonel sendika yöneticisi ve amatör sendika yöneticisi olmak üzere iki tip yöneticinin ./.. söz konusu olduğunu söylemek gerekir. Sendika yöneticilerine verilecek ücretler ile sağlanacak diğer menfaatleri belirleme yetkisi münhasıran genel kuruldadır. Somut olayda tüzüğün 80. maddesine göre bu belirlemenin bütçeye göre yapılacağı ifade edilmiştir. Somut olayda davacı tarafından izin bordrosu, tazminat bordrosu ve ücret bordrosu adı altında bir kısım belgeler sunulduğu görülmektedir. Söz konusu belgeler davacının yöneticisi olduğu dönemde davalı sendikanın yönetim kurulu tarafından hazırlanmıştır. Bu belgelerde yazılı olan ücret ve diğer hakların sendikanın içinde bulunduğu ekonomik duruma uygun olmadığı ve davacının ücretinin kuruma asgari ücret düzeyinde bildirildiği görülmektedir. Diğer taraftan davacının ücretinin tespitinde belirleyici olan genel kurul kararları, sendika bütçesi ve genel kurul kararlarının sınırları içinde yönetim kurulu kararlarıdır. Bu itibarla davacının bu belgeleri hazırlama yetkisine sahip olan yönetim kurulunda yer aldığı da dikkate alındığında başkaca somut ve inandırıcı delillerle desteklenmedikçe davacı tarafından ibraz edilen ve hükme esas alınan izin bordrosu, tazminat bordrosu ve ücret bordrosu belgelerine itibar edilemeyeceğinde kuşku duyulmamalıdır. Sırf bu belgelere göre davacının alacakları olduğunun kabulü ise hatalıdır. Ayrıca belirtmek gerekir ki, davacı işçi niteliği taşımadığından 4857 sayılı Kanun’da öngörülen yıllık izin ücretine hak kazanamaz. Dolayısıyla vekalet ilişkisinin sona ermesi halinde sendika yöneticilerine haklı bir neden yokken kullandırılmayan yıllık izinlerinin karşılığı olarak ücret ödenmesi kural olarak mümkün değildir. Ancak sendika tüzüklerinde bu yönde hükümler konulmuşsa bu hükümlere itibar edilmelidir. Somut olayda davalı sendika tüzüğünde bu yönde bir hüküm bulunmamaktadır. Ancak sendika tüzüğünde yıllık izinle ilgili yönetmeliğe atıfta bulunulduğu görüldüğünden söz konusu yönetmeliğin incelenerek konu hakkında bir değerlendirme yapılması zorunludur. Bütün bunlara ek olarak mahkemece izin bordrosu, tazminat bordrosu ve ücret bordrosu belgelerine itibar edildiğinden davacı tarafından ödeme itirazı ve buna ilişkin belgelerin dikkate alınmadığı anlaşılmaktadır. Oysa belgelerle desteklenen ödeme itirazının değerlendirilmesi zorunludur. Mahkemece yapılacak iş öncelikle izin yönetmeliği ve davacının statüsüne ilişkin genel kurul ve yönetim kurulu kararları, davacının mali haklarına ilişkin bütçe hükümleriyle genel kurul ve yönetim kurulu kararlarının dosya kapsamına dahil edilmesi ve akabinde yukarıdaki esaslara göre davacının taleplerinin değerlendirilmesidir. Bunun yapılmayarak eksik inceleme ve hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi bozma sebebidir. Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 06.12.2013 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi. KARŞI OY Yerel mahkeme kararının yöntem ve yasaya aykırı olduğu, mahkemece çalışma gün ve sürelerine ilişkin yeterli ve somut araştırma yapılmadığı, soyut ifadelere dayanılarak karar verilmesinin isabetli olmadığı farklı gerekçesi ile sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.06.12.2013