Danıştay 6. Daire Başkanlığı 2020/10360 E. , 2024/2888 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ALTINCI DAİRE Esas No : 2020/10360 Karar No : 2024/2888 DAVACI : ... Harita İmar Planlama İnşaat Taahhüt ve Ticaret Limited Şirketi DAVALI : ... Bakanlığı/ANKARA VEKİLİ : Hukuk Müşaviri ... DAVANIN KONUSU : 1- 22/02/2020 tarihli ve 31047 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin; 6. maddesinin; "üçüncü bölüm-ifraz ve tevhit uygulamaları" başlığ
Danıştay 6. Daire Başkanlığı 2020/10360 E. , 2024/2888 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ALTINCI DAİRE Esas No : 2020/10360 Karar No : 2024/2888 DAVACI : ... Harita İmar Planlama İnşaat Taahhüt ve Ticaret Limited Şirketi DAVALI : ... Bakanlığı/ANKARA VEKİLİ : Hukuk Müşaviri ... DAVANIN KONUSU : 1- 22/02/2020 tarihli ve 31047 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin; 6. maddesinin; "üçüncü bölüm-ifraz ve tevhit uygulamaları" başlığı altındaki bölümde yer alan 7. ve 8. maddesinin; 10. maddesinin 1. fıkrasının; 14. maddesinin 2. fıkrasındaki "aşağıdaki öncelik sırasına göre", "b) kamuya ait kreş alanları", "e) Kent meydanı, kent parkı, spor alanı", "g) teknik altyapı alanı, kamuya ait trafo alanı","ı) Diğer umumi ve kamu hizmeti alanları.", "i) otogar alanı" ibarelerinin; 14. maddesinin 4.fıkrasının; 14. maddesinin 8.fıkrasının; 14. maddesinin 9. fıkrasının; 16. maddesinin 3. fıkrasının; 17. maddesinin 1.fıkrasının (a), (c) ve (ç) bendinin; 26. maddesinin; 31.maddesinin iptali ile, 2- Dava konusu yönetmeliğin hukuki dayanağını oluşturan 3194 sayılı İmar Kanununun; 18. maddesinin 3. fıkrasındaki "(...) gibi umumi hizmet alanları" ibaresinin; "Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması" başlıklı 8. maddesine 14/02/2020 tarihli ve 7221 sayılı Yasa ile eklenen "kesinleşen imar planları veya parselasyon planlarına karşı kesinleşme tarihinden itibaren her halde beş yıl içinde dava açılabilir." hükmünün; 18. maddesinin 4. fıkrasındaki; "üçüncü fıkrada belirtilen, bölgenin ihtiyacına ayrılan alanlardan belediye hizmetleri ile ilgili olanlar bu amaçlarla kullanılmak kaydıyla ilgili belediyesi adına, diğer alanlar ise imar planındaki kullanım amacı doğrultusunda bu amacı gerçekleştirecek olan idareye tahsisi edilmek üzere hazine adına tescil edilir." hükmünün; 18. maddesinin 10. fıkrasındaki "düzenlemenin gerçekleştirilebilmesi için yapılacak kamulaştırmada kullanılmak üzere" ibaresinin; 18. maddesinin 3. fıkrasında sayılan umumi hizmet alanları içindeki, "Milli Eğitim Bakanlığına bağlı öğretime yönelik eğitim tesis alanları, otoyol hariç erişme kontrolünün uygulandığı yol, su yolu, taşkın kontrol tesisi alanları, Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık tesis alanları, resmi kurum alanları, mezarlık, belediye hizmet alanı, sosyal ve kültürel tesis alanı, rekreasyon alanı olarak ayrılan parseller, mesire alanları ibarelerinin Anayasaya aykırı olduğu ileri sürülerek Anayasa Mahkemesine başvurulması istenilmektedir. DAVACININ İDDİALARI : Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin; 6. maddesinin, dava konusu Yönetmelik ile konu bakımından ilgisinin bulunmadığı, öte yandan 4.fıkrasında, Anayasanın 35.maddesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) Ek-1 Protokol hükmü, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları, 3194 sayılı Kanuna aykırı olarak kamuya geçmesi için tanınan sürenin uzatılmasının öngörüldüğü, "üçüncü bölüm-ifraz ve tevhit uygulamaları" başlığı altındaki bölümde yer alan 7. ve 8. maddesinin, ifraz ve tevhidin 3194 sayılı Kanunun 15. ve 16.maddesinde düzenlendiği ve Kanun'da bu hükümlerin yönetmelikte düzenleneceğine ilişkin bir atıf yapılmadığından idarenin bu maddeleri düzenleme yetkisinin bulunmadığı, 10. maddesinin 1. fıkrasının, Danıştay Altıncı Dairesinin 28/11/2008 tarihli, E:2007/5904, K:2008/8408 sayılı kararında, "parselasyon sınırının tespitinde belediye encümeni yetkili olduğundan belediye meclisince parselasyon sınırının tespitine ilişkin işlemde yetki yönünden hukuka uyarlık bulunmadığı"nın belirtildiği, imar planını onaylama yetkisinin belediye meclisine, parselasyonu onaylama yetkisinin ise belediye encümenine ait olduğu, bu yöndeki eski Yönetmelik hükmünün pek çok farklı uygulamaya sebebiyet verdiği, dava dosyalarında aynı parselasyon sınırının bir dosyada uygun bir dosyada uygun olmadığı yolundaki bilirkişi raporlarına sıklıkla rastlandığı görüldüğünden anılan hükmün yetki karmaşasına sebep olduğu, 14. maddesinin 2. fıkrasındaki "aşağıdaki öncelik sırasına göre", "b) kamuya ait kreş alanları", "e) Kent meydanı, kent parkı, spor alanı", "g) teknik altyapı alanı, kamuya ait trafo alanı","ı) Diğer umumi ve kamu hizmeti alanları.", "i) otogar alanı" ibarelerinin, öncelik sırasının neye göre ve nasıl belirleneceği noktasında belirsizlik bulunduğu, Kanun'da düzenlenmemesine rağmen düzenleme ortaklık payından (DOP) karşılanacak yerler arasında öncelik sırası belirlenmesinin hukuka aykırı olduğu, (ı) bendi ile DOP olarak sayılan yerlerin sayısının artırılabileceğinin ifade edildiği, Anayasa Mahkemesinin 29/12/1999 tarihli, E:1999/33, K:1999/51 sayılı kararıyla, 3194 sayılı Kanunun 13.maddesinin 1.fıkrasında geçen "ve benzeri umumi hizmetlere ayrılan alanlarda" ifadesi ile 1.maddede sayılan 12 adet kullanım kararının sayısının genel ifadelerle artırılamayacağının kabul edildiği, Anayasa Mahkemesinin sözü edilen maddeyi lafzi olarak değil amacına göre yorumladığı, taşınmaz türlerinin sınırlı olduğuna ve kapsamının genişletilemeyeceğine hükmedildiği, Yönetmeliğin 14.maddesinin 2.fıkrasında sayılan «kamuya ait kreş alanları, kent meydanı, kent parkı, spor alanı, teknik altyapı alanı, kamuya ait trafo alanı, otogar alanı» ibarelerinin 3194 sayılı Kanunun 18.maddesinde yer almadığı, Kanun'da yer almayan düzenleme getirilmesinin Anayasa'nın 104, 124, 137 maddeleri ile Geçici 21.maddesine aykırı olduğu, Anayasa Mahkemesinin 21/06/1990 tarihli, E:1990/7, K:1990/11; E:1990/8 K:1990/12; E:1990/9, K:1990/13 sayılı kararlarında değer artışı karşılığında düzenleme ortaklık payı alınmasının hukuka uygun bulunduğu ancak kanunla düzenlenen alanlar haricindeki umumi alanlar için kesinti yapılması durumunda Anayasa Mahkemesinin 22/11/1963 tarihli, E:1963/65, K:1963/278 sayılı iptal kararının uygulanmamış olacağı, diğer umumi ve kamu hizmet alanları denilerek belirsiz sayıda kamusal alanın bedelsiz olarak kamuya geçişinin sağlanmasının Anayasanın 35.maddesi ile korunan mülkiyet hakkına aykırı olduğu, kamulaştırma yoluyla malikten alınması gereken alanların bedelsiz olarak alınmasına sebebiyet verildiği, bunun da Anayasanın 46.maddesine aykırı bulunduğu, asıl olan idarenin yetkisizliği iken yetki kurallarını genişletici yoruma tabi tutmasının dava konusu Yönetmeliği Anayasaya aykırı hale getirdiği, (Anayasa Mahkemesinin 26/06/2019 tarihli, E:2018/70, K:2019/54 sayılı kararı), İmar Kanununda kamusal alanların tanımının bulunmadığı, tanımı belli olmayan alanlar yönetmelikler ile tanımlanmışsa da kamusal alanların DOP kapsamında kesilmesi için belirli olması gerektiği (örneğin mesire yerinin 3 tipinin olduğu, hangisinin DOP kapsamında kesileceğinin belli olmadığı) resmi kurum, belediye hizmet alanı gibi alanların ise içeriğinin yönetmeliklerle çok geniş olarak belirlendiği, 14. maddesinin 4.fıkrasının, yönetmelik hükmü ile Tapu Kanununun 21.maddesi hükmünü yürürlükten kaldıracak nitelikte düzenleme yapılamayacağı, 3194 sayılı Kanunun 11.maddesiyle kadastral yollara ilişkin düzenleme yapıldığı, kadastral yolların imar planının onayı ile birlikte bu niteliğini yitireceği, kadastral yolların imar planında düzenleme ortaklık payı (DOP) olarak kesilen genel hizmet alanlarına rastlayabileceği ve özel mülkiyete konu olamayacağı, konut, turizm, ticaret, sanayi ve benzeri imarlı alanlara da rastlayabileceği, bu durumda anılan kısımların «ihdas haritaları» düzenlenerek tapuya kaydedilmesi gerektiği, Tapu Kanunu ile Kadastro Kanununda, genel yol olarak fiilen kamu hizmetlerinde kullanılan yolların imar planı ile istikameti değiştirilerek kapanması durumunda yolların niteliği değişerek imar planı ile öngörülen kullanıma tabi olacakları ve bulundukları yere göre belediye veya köy tüzel kişiliği adına tespit ve tescil edilecekleri konusunda ortak hükümlere yer verildiği, dolayısıyla, yolların ve yol fazlalarının kapanması halinde hangi yasaya göre uygulama yapılacaksa, işlemlerin de ona göre gerçekleştirilmesi gerektiği, 3194 sayılı Kanunun 11, 17 ve 18.maddelerinde kapanan yolların farklı düzenlemelere tabi tutulduğu, kapanan yolların bağımsız inşaata uygun olup olmaması durumunda yapılacak işlemlerin 17.maddede düzenlendiği, 1994 yılına kadar (Danıştay Altıncı Dairesinin E:1994/1966 sayılı kararı; Yargıtay Ondördüncü Hukuk Dairesinin E:1993/4815 sayılı kararı) belediyelerin belediye encümeni kararlarıyla, valiliklerin ise il idare kurulu kararlarıyla yoldan ihdas adı altında kapanan yol fazlalarını DOP’u düşürmek veya kurumları adına parsel oluşturmak için keyfi olarak kendi istedikleri miktarlarda belirledikleri, müstakil alana elverişli olup olmamalarına göre farklı işlemlere konu olmaları gerektiği, bağımsız inşaata konu olmayan kapanan yolların bitişiğindeki parselin paydaşlarına payları oranında satılacağı, bağımsız inşaata uygun olan kapanan yolların yola terk eden parsel maliklerinin kabul etmeleri durumunda parsellerinin yola giden kısımlarından doğan alacaklarına karşılık olarak gerektiğinde denklik sağlanması kaydıyla değiştirmeye (takasa, trampaya) konu olabilecekleri, bu hükmün belediyelerin mali kaynak yaratması amacını taşıdığı, belediyelerin önceden beri kendi belirledikleri yüksek değerli bir imar parselinde kendi adlarına parsel oluşturarak üçüncü kişilere satış yaptıklarının bilindiği, Danıştayın bu nitelikteki işlemlerin iptaline karar verdiği, Anayasa Mahkemesinin 12/01/2012 tarihli, E:2011/23, K:2012/3 sayılı kararının kapanan yolların düzenleme öncesi tapuya tescil edilmeden DOP’tan düşüleceği yönünde olduğu, Anayasa Mahkemesi kararına ve Tapu Kanununa aykırı hüküm getirilerek Anayasa Mahkemesi iptal etmediği halde anılan Yönetmelik hükmüyle Tapu Kanununun 21.maddesinin zımnen geçersiz hale getirilmek istendiği, 14. maddesinin 8.fıkrasının, Anayasa'nın 10.maddesinde düzenlenen kanun önünde eşitlik ilkesine aykırı olduğu, 5000 m2 taşınmazı olan malikten 5000 x 0,45 = 2250 m2 DOP kesilecekken, malikin 1000 m2 bağış yapması durumunda 1800 m2 DOP kesileceğinden 4000m2-(4000 x 0.45)=2200 m2 tahsis yapılacağı, bu hükmün kişileri bağış yapmaya ittiği, kişilerin asıl amacının bağış değil, aslında imar hakkı elde etmek olduğu, anılan hükmün suistimallere sebebiyet vereceği, 14. maddesinin 9. fıkrasının, İmar Kanununda DOP'tan karşılanacak 23 adet umumi hizmet alanının sayıldığı, Kanun ile herhangi biri için özel bir düzenleme getirilmediği, ancak Yönetmeliğin 14.maddesinin 9.fıkrası ile rekreasyon alanı için özel bir düzenleme getirildiği, Yönetmeliğin 15.maddesinin 2.fıkrasının (a) bendinde umumi hizmet alanlarından rekreasyon alanı için özel mülkiyette kalması halinde belediye mücavir alan sınırları içerisinde belediyesi, dışında il özel idaresi tarafından kamulaştırılacağının belirtildiği, Danıştayın rekreasyon alanları için yapı ruhsatı verilemeyeceği görüşünde olduğu (Danıştay Altıncı Dairesinin 22/06/2000 tarihli, E:1998/6752, K:2000/4201 sayılı kararı), İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik gereği yerleşime kapalı olan mutlak koruma alanlarının dava konusu Yönetmelik maddesinin tersine hisse verilerek özel tesis yapılmasını değil, kamulaştırılmasını öngördüğü, 16. maddesinin 3. fıkrasının, Kanun ile Yönetmelik hükümlerinin farklı usuller öngördüğü, Kanun 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununa atıf yaparken Yönetmelik ile DOP alınamayan ya da hesaplandığı kadar alınmayan hallerde, DOP alınmayan parsel malikinden fazladan tahsis edilen miktarın tamamını uygulamaya giren diğer parsel maliklerinin ödemesinin öngörüldüğü, belediyenin ise «aracı finans kurumu» görevini üstlendiği, 2981 sayılı Kanunun 10/c hükmüne benzer bir düzenleme getirildiği, düzenleme sahasındaki diğer parsellerden fazladan kesinti yapılmış olacağı, hem DOP alındığı hem de DOP alınamayanın DOP payıyla orantılı olarak ikinci bir kesintiye katlanmasının gerektiği, DOP alınamayan parsellere ayrıcalık tanındığı, Anayasa'nın 35 ve 46. maddelerine aykırılık taşıdığı, 17. maddesinin 1.fıkrasının (a) bendinin, 3194 sayılı Kanunun 18.maddesinin 10.fıkrasında "Düzenleme sonucu taşınmaz maliklerine verilecek parseller, öncelikle düzenlemeye alınan taşınmazın bulunduğu yerden, mümkün olmuyor ise en yakınındaki eşdeğer alandan verilir." hükmü yer almakta iken bu hükme aykırı olarak Yönetmeliğin 17.maddesinin (a) bendi "en yakın ve tahsise uygun olabilecek imar parsellerine" şeklinde düzenlenmiş olup Kanun'da öngörülmeyen bir şart getirildiği 17. maddesinin 1.fıkrasının (c) bendinin, 3194 sayılı Kanunun 18.maddesinde yer almamasına rağmen Yönetmelik hükmüyle "asgari parsel büyüklüğünün sağlanamaması" halinde bedele dönüştürme yapılabileceğinin belirtildiği, Kanuna aykırı Yönetmelik hükmü getirilemeyeceği, 17. maddesinin 1.fıkrasının (ç) bendinin, paylı mülkiyette ferdileştirme yapılamayacağının pek çok yargı kararıyla ortaya konulduğu, kurumlara ayrıcalık tanıyan bir ferdileştirme getirilmiş olmasının da Anayasanın 10.maddesinde korunan eşitlik ilkesine aykırı olduğu, 26. maddesinin, Yönetmeliğin 26.maddesi ve İmar Kanununun 8.maddesine eklenen hüküm ile dava açma süresini kısıtlayan düzenlemelerin getirildiği, objektif nitelikte düzenleyici işlem olarak kabul edilen imar planlarından farklı olarak subjektif, kişisel ve uygulayıcı nitelikteki parselasyon işleminin yazılı olarak maliklere bildirilmesi gerektiği, arsa düzenlemesini düzenleyici işlem olarak gören ve ilana bağlı olarak dava açılmasını öngören bu hükmün Danıştayın yerleşik içtihatlarıyla birebir ters düştüğü, parselasyonu planla aynı kabul eden 3194 sayılı Kanunun 8.maddesi hükmünün Anayasanın 2, 10, 125 ve 138.maddelerine aykırı olduğu, Danıştay İçtihatı Birleştirme Kurulunun 12/02/1970 tarihli, E:1969/2, K:1970/1 sayılı kararında, 1956 tarihli, 6785 sayılı İmar Kanununun 45.maddesinde yer alan "... Bu maddeye göre yapılan ilan tebligat addedilir..." kuralına ilişkin olarak "..." İdarenin işlemlerinden dolayı açılacak davalarda süre aşımı yazılı bildirim tarihinden başlar..." kuralına göre yazılı bildirim tarihinin esas alınmak suretiyle sürenin hesaplanması gerektiği, "... Anayasanın temel hukuk kuralları dışında bir konuyu ayrıntılarıyla düzenlemesi ve bu hükmün daha önceki kanunlarda bulunup aynı konuyu düzenleyen hükümlere aykırı olması halinde, konuyu yeniden düzenleyen anayasa hükmünün uygulanması tabidir...." denilerek yazılı bildirim tarihini dava açma süresinin başlangıcı saydığı, Danıştay Altıncı Dairesinin kararlarının da "idarenin böyle bir işlemi bizzat davacıya ve 7201 sayılı Kanunun ilgili hükümleri uyarınca tebliğ etmesi gerekir." şeklinde olduğu, 31. maddesinin, bir düzenleme sahasındaki sorunlardan birinin tapu yüzölçümü ile kadastro parsellerinin köşe koordinatları ile hesaplanan yüzölçümü arasında farklılık oluşması olup bu farklılığın nasıl çözümleneceğinin düzenlendiği, bu maddede sıralanan çözümler adaleti sağlamaktan uzak olduğundan (Örneğin parsel tapu alanı F=1.000,0 m2 ölçek 2000 ise «diğer yerlerde» yanılma sınırı ±25,60; hesaplanan alan 1.025,59 m2 kabul edilirse alan düzelmesi yapılmayacak DOP %45 tahsis edilen alan 1000x 0,55=550 m2 hesaplanan alan 1025,61 m2 kabul edilirse alan düzelmesi yapılacak DOP %45 tahsis edilen alan 1025,61x0.55=564,04 m2 hesaplanan alan 974,41 m2 kabul edilirse alan düzelmesi yapılmayacak DOP %45 tahsis edilen alan 1000x0.55=550m2 hesaplanan alan 974,39 m2 kabul edilirse alan düzelmesi yapılacak DOP %45 tahsis edilen alan 974,39x0.55=535,91 m2 olacaktır.) «yanılma sınırı» içerisinde kalan ancak alanı bu sınır içinde kalmayan parsel sahipleri arasında tahsis miktarlarında eşitsizlik meydana geleceği, gerekçeleriyle hukuka aykırı olduğu iddiasıyla iptaline karar verilmesi gerektiği ileri sürülmektedir. DAVALININ SAVUNMASI : Davanın süresinde açılmadığı, davacının dava açma ehliyetinin bulunmadığı, Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin; 6. maddesinin, Yönetmeliğin 3194 sayılı Kanunun 13 ve 18. maddeleri ile 44. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendine dayanılarak hazırlandığı, İmar Kanununun 33.maddesinin plana göre kapanması gereken yol ve çıkmaz sokak üzerinde bulunan alanlar da dahil olmak üzere umumi ve kamu hizmet alanlarına ayrılmış alanlarda yapılacak muvakkat yapılara izin verdiği, 13.maddesinde imar planlarında kamu hizmetlerine ayrılan alanların öncelikle kamuya geçişi esas olmakla birlikte belirtilen yöntemlerle kamuya geçişi sağlanamayan kamu hizmet alanlarında mülkiyet sahibi özel şahısların müracaatı üzerine yapılabilecek ve idarece ileride kamulaştırılacak kalıcı yapılara ilişkin düzenlemeye yer verildiği, bu bağlamda Yönetmeliğin 6.maddesinin 4.fıkrasında 3194 sayılı Kanunun 13.maddesine açıklık getirildiği, anılan hükümle kamulaştırmasız el atma davalarının önüne geçilmesinin hedeflendiği, "üçüncü bölüm-ifraz ve tevhit uygulamaları" başlığı altındaki 7. ve 8. maddesinin, 3194 sayılı Kanunun 44.maddesinde arazi ve arsa düzenlemelerinin uygulanma şekli ve şartlarının yönetmelikle belirleneceğinin düzenlendiği, bu düzenlemenin tüm arazi ve arsa düzenlemelerini kapsadığı, 10. maddesinin 1. fıkrasının, iddia edilenin aksine, düzenleme sınırının imar planlarında belirlenmesinin hakkaniyete ve meri mevzuata uygun olacağı, ayrıca imar uygulamasında düzenleme sahasının yanlış belirlenmesinden dolayı ortaya çıkabilecek kamulaştırma ve kamu-kişi zararının önüne geçilebileceği, düzenleme sınırının tespitine ilişkin olarak 3194 sayılı Kanunda ve Belediye Kanununda hüküm bulunmadığı, Yönetmeliğin 9.maddesinde; «Belediye ve mücavir alan sınırları içinde belediyeler, belediye encümeni kararı ile; dışında ise valilikler, il idare kurulu kararı ile 5 yıllık imar programlarına öncelik tanımak ve beldenin inkişaf ve ihtiyaç durumuna göre, imar planları ile getirilen tüm kullanım alanlarını hazır bulunduracak şekilde düzenleme sahalarını tespit etmek ve kesinleşen uygulama imar planlarına göre parselasyon planlarını yaparak yeterli miktarda parseli oluşturmak mecburiyetindedir.» hükmü bulunduğundan yetkinin hangi idarede olduğunun açık olduğu, 14. maddesinin 2. fıkrasındaki "aşağıdaki öncelik sırasına göre", "b) kamuya ait kreş alanları", "e) Kent meydanı, kent parkı, spor alanı", "g) teknik altyapı alanı, kamuya ait trafo alanı","ı) Diğer umumi ve kamu hizmeti alanları.", "i) otogar alanı" ibarelerinin, söz konusu sıralamada genel bütçe veya yerel bütçeden karşılanacak alan ayrımı yapılmadığı, yerel donatı kapsamında kalan alanlar ile birlikte bölgenin öncelikli ihtiyacı olabilecek alanların göz önünde bulundurulduğu, 7181 sayılı Kanun değişikliği öncesindeki DOP'a konu alanlara öncelik verildiği, sonrasında da KOP hisselendirmesine konu hizmet alanlarının ihtiyaç önemine göre sıralandığı, Yönetmeliğin çıkarılış amacına göre bir düzenlenme yapılmış olup umumi ve kamu hizmet alanları tanımından da (Yönetmeliğin 4.maddesinin (p) bendi) anlaşılacağı üzere tek tek sayılan alanlar dışındaki kamusal ihtiyaca göre imar planı kararlarıyla belirlenen tüm kamusal alanların ifade edildiği, (ı) bendinin DOP tanıma istinaden eklendiği ve açıklayıcı nitelikte olduğu, 3194 sayılı Kanunun 18.maddesinde DOP'tan karşılanacak alanlara ilişkin düzenleme yapıldığı, devamında ise yönetmelikle düzenleme yapılacağının belirtildiği, bu doğrultuda çıkarılan Yönetmelik hükmünün 14.maddesinde DOP’a ilişkin düzenleme getirildiği, 3194 sayılı Kanunun 18.maddesine uygun olarak Yönetmelik hükmünde de «gibi umumi ve kamu hizmet alanı» ifadesinin kullanılmasının normlar hiyerarşisine uygun olduğu, yerelden bölgesele doğru sıralama yapılmaya çalışıldığı, kurumlardan alınan görüşlerin dikkate alındığı, KOP alanlarının canlandırılmadığı, ayrıca KOP'un zaten 3194 sayılı Kanunda hiçbir zaman düzenlenmediği, KOP ve DOP'un artık tek başlık altında birleştirilmiş olduğu, bölgenin öncelikli ihtiyaçları göz önünde bulundurularak sıralama yapıldığı, DOP'un %45'i aşması halinde kamulaştırma yoluna başvurulacağının Kanun'la düzenlendiği, önceden DOP'un yanı sıra KOP'un alındığı ve KOP ile çok sayıda malikin hissedar hale gelmesi sebebiyle kamulaştırma bakımından sorunlar ortaya çıktığı, bu sebeple DOP ve KOP'un birleştirildiği, bu alanların özel mülkiyete konu edilebilmesi için «özel» ibaresinin imar planında getirilmesi gerektiği, umumi ve kamu hizmeti alanlarının özel mülkiyetle yan yana getirmesinin mümkün olmadığı, günümüzde sadece mahalli ölçekteki kamusal alanların yanı sıra bölgesel ölçekteki kamusal alanlardan da yararlanılması mümkün hale geldiğinden çağa uygun hale getirmek için değişiklik yapıldığı, 14. maddesinin 4.fıkrasının, kadastro çalışmaları esnasında tescil edilen taşınmazların yanında, bir kısım taşınmazların tescil edilmediği, yalnızca tespit edildiği, Kadastro Kanununun "kamu malları" başlıklı 16.maddesinde, "yunak ile kapanmış olan yollar", "meydanlar", "pazar yerleri", "parklar ve bahçeler", "boşluklar ve benzeri hizmet malları"nın da sayıldığı, yolların aynı Kanun hükmü gereği özel mülkiyete konu olmayacak yerlerden olduğu, kadastro çalışmaları neticesinde tescile tabi tutulmadıkları, sadece kadastro haritasında gösterilmek suretiyle kamunun ortak kullanım alanı olarak kullanıldıkları, Türk Medeni Kanununda da yer alan 999.madde hükmüne göre kapanan imar ve kadastro yollarının özel mülkiyete ve tescile tabi olmadığı, Danıştay kararlarının genel olarak incelenmesinden, uygulama sahasındaki kapanan kadastral yolların öncelikle DOP'tan oluşturulan yerler için kullanılacağı kalan miktar olursa bu miktarın ihdas edilebileceğinin anlaşıldığı, yani kapanan yollar kullanılmak suretiyle DOP oranı sıfıra düşürüldüğü halde halen kalan bir miktar varsa bu miktarın, Tapu Kanununun 21.maddesi gereği ihdas edilmesinin mümkün olabileceği, Yönetmelik maddesinin 3194 sayılı Kanunun 18. maddesine uygun olarak getirildiği, 14. maddesinin 8.fıkrasının, maddenin zorlayıcı nitelikte olmadığı, yapılan bağışların uygulamada nasıl kullanılacağını gösteren bir hüküm olduğu, bu hükmün bulunmaması halinde bağışların ve tahsislerin uygulamada nasıl gösterileceğinin iddia sahibi tarafından açıklanamadığı, vatandaşların menfaatine bir düzenleme olduğu, vatandaşlar tarafından okul, hastane, karakol, cami gibi kamu alanlarına bağışlara sıkça rastlandığı, bu hükmün iptali halinde bağış ve tahsislerin nasıl kullanılacağı konusunda bilinmeyen bir durumun ortaya çıkacağı, 14. maddesinin 9. fıkrasının, imar mevzuatı gereği rekreasyon alanları DOP’tan karşılandığından, Yönetmelik hükmünde sayılan nedenlerden dolayı bu alanların DOP’tan karşılanmasının mümkün olmadığı, yani uygulama kabiliyeti kalmayan ve İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik hükümlerine uygun olarak imar planı kararıyla özel tesis yapılmasına imkan verilen alanlarda özel mülkiyetten tahsis yapılmasına imkan verildiği, içme suyu havzaları korunacak nitelikli alanlar olup İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik hükümlerine tabi oldukları, ilgili idarelerin plan yaparken bu hükümlere uygun olması için gerekli önlemleri ve kurum görüşlerini almakla yükümlü oldukları, 16. maddesinin 3. fıkrasının, imar mevzuatına uygun olarak inşa edilen yapıların bulunduğu alanda parselasyon yapılması halinde, DOP'un tamamen veya kısmen kesilemediği hallerde DOP'un bedele dönüştürülerek hem yapının yıkılmasının hem de idarelerin kamulaştırma yükü altına girmesinin önüne geçildiği, bedel ödenerek DOP kesilenlerin mağduriyetinin de giderildiği, bu hükmün yasalara uygun yapılan yapılar için getirildiği, 17. maddesinin 1.fıkrasının (a) bendinin, Kanun hükmünde "en yakınındaki eşdeğer" ibaresinin bulunmadığı, 3194 sayılı Kanunun 18.maddesinin 10.fıkrasında "Düzenleme sonucu taşınmaz maliklerine verilecek parseller, öncelikle düzenlemeye alınan taşınmazın bulunduğu yerden, mümkün olmuyor ise en yakınındaki eşdeğer alandan verilir." hükmünün yer aldığı, en yakınındaki ile eşdeğer ifadelerinin ayrı ayrı yerlerde kullanıldığı, birbirinin devamı gibi yorumlamanın doğru olmadığı, kadastro parseli vasfındaki değerleri ile uygulama sonucu oluşan arsa vasfındaki değerlerin aynı olmasının ve değerlerin eşleştirilmesinin mümkün olmadığı, Kanun'da en yakın ve en uygun yerden tahsis öngörüldüğü, Yönetmelik'teki "en uygun" ifadesi ile Kanundaki «eş değer» ifadesine açıklık getirildiği, 17. maddesinin 1.fıkrasının (c) bendinin, uygulama sahasındaki müstakil, kat irtifakı veya kat mülkiyeti kurulan yapıların imar uygulaması sonucunda parsel sınırlarına denk gelmemesi, çekme mesafeleri içinde kalmaması ve yapının bulunduğu parsel sahibi dışında başka hisselendirmeler yapılmaması için bu hükmün konulduğu, 3194 sayılı Kanunun 18.maddesinin 10.fıkrasında yer alan "Düzenleme sonucu taşınmaz maliklerine verilecek parseller, öncelikle düzenlemeye alınan taşınmazın bulunduğu yerden, mümkün olmuyor ise yakınındaki eşdeğer alandan verilir." hükmüne istinaden düzenleme yapıldığı, 17. maddesinin 1.fıkrasının (ç) bendinin, ferdileştirmenin yalnızca kamu kurumları için değil Yönetmeliğin 17.maddesinin 1.fıkrasının (d) bendi ile şartları sağlayan özel mülkiyet sahiplerine de uygulanmasının önünün açıldığı, çok hisseli parsellerdeki mülkiyet sorunlarının giderilmesi (özellikle hisseli satış veya miras) böylece tapu müdürlüğü, kamu kurumları ve mahkemelerin iş yükünün azaltılması amacıyla anılan düzenlemenin getirildiği, 26. maddesinin, 3194 sayılı Kanunun 18.maddesinde bir hükmün yer almadığı, imar uygulamalarının tescillerden uzun yıllar sonra iptal edilmesinden dolayı teknik sorunlarla ve fiili imkansızlıklarla karşılaşıldığı, dolayısıyla teknik olarak tebliğ edilmesi mümkün olmadığından Yönetmelik hükmünün, uzun yıllar sonra iptal edilmesinden doğan sorunların önüne geçebilmek için getirildiği, 31.maddesinin, bu hükümle yüzölçümü hatası bulunan, yani hata sınırı dışında tapu alanı ile kadastro parsel sınırlarına göre hesaplanan alanların farklı olması durumunda, parsellerin öncelikle alan düzeltmelerinin yapılması ve düzeltilmiş alanlar üzerinden uygulama yapılması gerektiğinin ifade edildiği, ayrıca bu düzeltmelerle parsel alanlarında azalma olabileceği gibi artışın da meydana gelmesi mümkün olduğundan Kadastro Kanunu gereğince taşınmaz maliklerine tebliğ edildiği ve kişilerin buna itiraz hakkı bulunduğundan bu hükmün Anayasa ve kanunlara aykırı olmadığı, ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ : Usule İlişkin Olarak; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın "Sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması" başlıklı 56.maddesinde; "Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir." ve "Konut hakkı" başlıklı 57.maddesinde; "Devlet, şehirlerin özelliklerini ve çevre şartlarını gözeten bir planlama çerçevesinde, konut ihtiyacını karşılayacak tedbirleri alır, ayrıca toplu konut teşebbüslerini destekler." hükümleri yer almaktadır. Anayasa'da Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler arasında yer verilen "Sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması" hususu, hem herkes için "sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama" hakkı, hem de "çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek" ödevi kapsamında Devlet ve tüm vatandaşlar için "hak ve ödev" olarak düzenlenmiş bulunmaktadır. Anayasanın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, her türlü işlem ve eylemi hukuka uygun, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurmayı amaçlayan ve bunu geliştirerek sürdüren, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren devlettir. Hukuk devletinin temel ilkelerinden biri olan hukuk güvenliği, normların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Bu bağlamda esasen çevre ve kültür varlıklarının korunması, kişilerin sağlıklı bir çevrede yaşamalarının sağlanması için idareye başvuruda bulunulması, hukuk düzenince korunması gerektiği belirlenen alanlara yönelik olarak idarelerce koruma tedbirlerinin alınmaması veya alınmış olan bu tedbirlere uyulmaması gibi durumların yargı yerlerine taşınması ve yargı yerlerince verilen kararlarının uygulanmasının istenilmesi kural olarak gerçek kişilerin ve amaçları doğrultusunda kurulan kamu ve özel hukuk tüzel kişilerinin hak ve ödevleri arasında bulunmaktadır. Davacının harita, imar, planlama ve inşaat ile ilgili faaliyet gösteren bir şirket olduğu, imar planı ile imar uygulama işlemleri gibi kamu yararını yakından ilgilendiren konularda doğrudan faaliyet gösterdiği dikkate alındığında, Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin uygulayıcısı olduğu, yetkili idarelerin onayına sunulan arazi ve arsa düzenlemesinin hazırlık işlemlerini yaptığı ve bu nedenle dava konusu Yönetmelik ile davacı arasında güncel bir menfaat ilişkisinin bulunduğu sonucuna ulaşıldığından, davalı idarenin ehliyet itirazı yerinde görülmemiştir. Davalının süre itirazı yerinde görülmemiştir. Uyuşmazlığın Esasına İlişkin Olarak; 1. Yönetmeliğin 6.maddesi yönünden, 3194 sayılı Yasa'nın 7181 sayılı Yasa ile değişik hâlinde "İmar planlarında umumi hizmetlere ve kamu hizmetlerine ayrılan yerler" başlıklı 13. maddesinde; "Özel hukuk kişilerinin mülkiyetinde olup uygulama imar planında düzenleme ortaklık payına konu kullanımlarda yer alan taşınmazlar; a) Bu kullanımlardan umumi hizmetlere ayrılan alanlar öncelikle 18 inci maddeye göre arazi ve arsa düzenlemesi yapılarak, b) 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu kapsamında sırasıyla, ilgisine göre Hazine veya ilgili idarelerin mülkiyetindeki taşınmazlar ile trampa yapılmak veya satın alınmak suretiyle, ilgili kamu kurum ve kuruluşunca kamulaştırılarak kamu mülkiyetine geçirilir. Düzenleme ortaklık payına konu kullanımlardan yol, meydan, ibadet yerleri, park ve çocuk bahçeleri hariç olmak üzere yapı yapılabilecek diğer alanlarda; alanların kamuya geçişi sağlanıncaya kadar maliklerinin talebi hâlinde ilgili kamu kuruluşunun uygun görüşü alınarak plandaki kullanım amacına uygun özel tesis yapılabilir. İlgili mevzuat uyarınca hiçbir şekilde yapı yapılamayacak alanlarda muvakkat da olsa yapı yapılmasına izin verilmez. Mevcut yapılar kamulaştırılıncaya kadar korunabilir. Bu alanlarda beş yıllık imar programı süresi içinde, birinci fıkranın (a) ve (b) bentlerine göre işlem tesis edilerek parsel, kamu mülkiyetine geçirilmek zorundadır. Bu süre en fazla bir yıl uzatılabilir. Parsel maliklerinin hisselerini idareye hibe etmeleri veya bedelsiz devretmeleri durumunda, idare devir işlemlerini bedel almaksızın gerçekleştirmekle yükümlüdür. Bu işlemler için parsel maliklerinden hiçbir vergi, resim, harç, döner sermaye ücreti ve herhangi bir ad altında bedel alınmaz. Kamu kullanımına ait sosyal, kültürel ve teknik altyapı alanlarının, Hazine veya kamu mülkiyetindeki alanlarla trampa yapılması hâlinde, şahıs veya özel hukuk kişilerinden hiçbir vergi, resim, harç, ücret, döner sermaye ücreti ve herhangi bir ad altında bedel alınmaz. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça hazırlanan yönetmelikle belirlenir. " hükmü yer almaktadır. 3194 sayılı Yasa'nın "İmar programları, kamulaştırma ve kısıtlılık hali" başlıklı 10.maddesinde "Belediyeler; imar planlarının yürürlüğe girmesinden en geç 3 ay içinde, bu planı tatbik etmek üzere 5 yıllık imar programlarını hazırlarlar. Beş yıllık imar programlarının görüşülmesi sırasında ilgili yatırımcı kamu kuruluşlarının temsilcileri görüşleri esas alınmak üzere Meclis toplantısına katılır. Bu programlar, belediye meclisinde kabul edildikten sonra kesinleşir. Bu program içinde bulunan kamu kuruluşlarına tahsis edilen alanlar, ilgili kamu kuruluşlarına bildirilir. Beş yıllık imar programları sınırları içinde kalan alanlardaki kamu hizmet tesislerine tahsis edilmiş olan yerleri ilgili kamu kuruluşları, bu program süresi içinde kamulaştırırlar. Bu amaçla gerekli ödenek, kamu kuruluşlarının yıllık bütçelerine konulur. İmar programlarında, umumi hizmetlere ayrılan yerler ile özel kanunları gereğince kısıtlama konulan gayrimenkuller kamulaştırılıncaya veya umumi hizmetlerle ilgili projeler gerçekleştirilinceye kadar bu yerlerle ilgili olarak diğer kanunlarla verilen haklar devam eder." hükmü yer almaktadır. Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmelik'in 6.maddesinin 4.fıkrasında "İmar planındaki kullanım amacına göre kamu hizmetini sağlamakla yükümlü idarenin yatırım programında olmaması halinde idarenin onayıyla, yine ilgili idarenin izin ve kontrolünde parsel maliki tarafından yapılacak özel tesis, 10 yıl süre ile özel tesisi yapan parsel maliki tarafından kullanılır. Bu süre idarenin onayıyla 5’er yıllık periyotlar halinde uzatılabilir. İlgili idare süre bitiminden 1 yıl öncesinde kamulaştıracağını parsel malikine 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanununa göre bildirir. Kullanım süresinin bitmesinden sonra kamu hizmetini sağlamakla yükümlü idare, parseli ve üzerindeki izin verilen muhdesatı, Kamulaştırma Kanununa göre kamulaştırmak suretiyle kamuya geçişini sağlar. İmar Kanununun 13 üncü maddesine göre işlem yürüten parsel malik/malikleri bu alanın üzerindeki yapıyı başka amaçla kullanmayacağını ve süre bitiminde muhdesatıyla beraber kamu kullanımına geçeceğini bilir, kabul ve taahhüt eder." düzenlemesine yer verilmektedir. Yukarıda yer verilen Yasa hükümlerinden, Belediyelerin imar planlarının yürürlüğe girmesinden en geç 3 ay içinde, bu planı tatbik etmek üzere 5 yıllık imar programlarını hazırlayacakları ve bu program süresi içinde kamulaştırmanın yapılması gerektiği ve düzenleme ortaklık payına konu kullanımlardan yol, meydan, ibadet yerleri, park ve çocuk bahçeleri hariç olmak üzere yapı yapılabilecek diğer alanlarda; alanların kamuya geçişi sağlanıncaya kadar belirtilen koşullarda özel tesis yapılabileceği anlaşılmaktadır. Yasa'ya göre özel tesis yapılabilecek alanların kamuya geçişi için öngörülen sürenin, imar planlarının yürürlüğe girmesinden en geç 3 ay içinde ve bu planı tatbik etmek üzere hazırlanacak 5 yıllık imar programı ile sınırlandırıldığı açıktır. Özel tesis yapılmasına olanak tanınan bu parsel alanlarının 5 yıl içinde kamulaştırılması gerekmektedir. Bu durumda, özel tesis yapılabilecek alanların kamulaştırılmasına ilişkin sürenin Yönetmelikte 10 yıla çıkarılması, hatta 10 yıllık sürenin de 5'er yıllık periyotlar halinde uzatılabileceğinin düzenlenmesi açıkça Yasa'ya aykırılık sonucunu ortaya çıkarmaktadır. Zira Yönetmelik ile özel tesis yapılmasına izin verilen parselin 10 yıl artı belirsiz bir zaman süreci boyunca özel tesis olarak kullanılması olanağı tanındığından imar planı yürürlüğe giren bir alanda kalan umumi hizmet alanının 5 yıl içinde parselasyon veya duruma göre kamulaştırma yapılmak suretiyle kamu eline geçirilmesi gerekirken bunun yapılamaması durumu söz konusu olmaktadır. Bunun bir sonucu olarak da, bölgenin parselasyona konu edilmesi halinde özel tesis izni verilen parselin ya parselasyon düzenleme sahası dışında bırakılması gerekecek ya da parselasyona dahil edilirse kamulaştırılması gerektiği halde kamulaştırılması belirsiz bir süreliğine yapılamayacaktır. Çünkü birinci durumda; alanda parselasyon yapılması halinde imar planında umumi hizmet alanında kalan parselin arzının DOP'a verilmesi gerekeceğinden ve DOP'a verilen bir alanın kamunun kullanımına özgülenmesi gerekmekte olup söz konusu özel tesisin korunması olanağı bulunamayacağından özel tesis yapılmak istenilen parselin, 18.maddeye aykırı şekilde parselasyon kapsamına alınamaması söz konusudur. Bu durumda parselin, içinde bulunduğu bölgede imar düzenlemeleri yapılırken ayrıksı bir şekilde düzenleme kapsamı dışında kalması gerekecek ve nihayet özel tesis izni bitip kamulaştırıldığında ise parselasyona tabi tutulmamış bir kadastral parsel olarak kalacaktır. Özel tesis izni verilen parsellerin nasıl düzenleme sahası dışında bırakılacağı, özel tesis izni bitince tekrar nasıl parselasyona konu edileceği ise ayrı bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. İkinci durumda ise; parselasyona dahil edilen özel tesis izni verilen parselin kamulaştırılması öteleneceğinden, kamunun kullanımına özgülenmesi gereken kamu alanı üzerinde özel kişi tarafından yapılan yapının kullanılması söz konusu olacaktır. Ayrıca her iki durum, parselasyonda DOP oranının parsel malikleri aleyhine olacak şekilde hatalı belirlenmesine de neden olacaktır. Sonuç olarak, parselasyon işleminin amacı ve kapsamı düşünüldüğünde özel tesis izni verilen parsellerin varlığının parselasyonu zorlaştırıcı ve olumsuz etkilerinin olacağı anlaşılmaktadır. Özel tesis konusu parselin parselasyona dahil edilip, DOP kapsamında arzı kamu eline geçirildiği halde özel tesise ilişkin muhdesatın kamulaştırılmasının sonraya bırakılması gibi hukuk dışı bir seçeneğin ise söz konusu olamaması gerekmektedir. Belirtilen nedenlerle dava konusu Yönetmeliğin 6.maddesinin 4.fıkrasında hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna ulaşılmış olup iptaline karar verilmesinin uygun olacağı düşünülmektedir. 2. Yönetmeliğin "Üçüncü bölüm" de yer alan "İfraz ve tevhit uygulamaları" başlığı altındaki 7. ve 8. maddeleri yönünden, 3194 sayılı Yasa'nın 44.maddesinde yönetmelik ile düzenlemesi yapılacak başlıklar belirlenmiş olup "I" fıkrasının (c) bendinde, arazi ve arsa düzenlemesinin uygulama şekil ve şartları hakkında yönetmelik hazırlama yetkisi idareye verilmiştir. Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmelik'in 3.maddesinde, 3194 sayılı İmar Yasası'nın 13. ve 18. maddelerine dayanılarak hazırlandığı ayrı ayrı maddelere atıf yapılarak ifade edilmişken, 3194 sayılı Yasa'da ifraz ve tevhit işlemlerinin düzenlendiği 15. ve 16.maddesine atıf yapılmaması yönetmelik yapım tekniği açısından bir eksiklik olarak kabul edilebilir. Ancak, ifraz ve tevhit işlemleri 3194 sayılı İmar Yasası'nın "Arazi ve arsa düzenleme esasları" başlıklı "üçüncü bölüm" altında 15. ve 16.maddesinde düzenlenmiştir. İfraz ve tevhit işlemlerine ilişkin olarak 3194 sayılı Yasa'nın 44.maddesinde açıkça bir atıf olmasa da bu işlemlerin arazi ve arsa düzenlemelerine ilişkin işlemler oldukları, Yönetmeliğin 3.maddesinde de Yasa'nın 44.maddesinin 1.fıkrasının (c) bendine atıf yapıldığı görülmektedir. Kaldı ki, ifraz ve tevhit işlemlerine ilişkin olarak mer'i mevzuat kadar ayrıntılı hükümler içermese de mülga İmar Kanununun 18 inci Maddesi Uyarınca Yapılacak Arazi ve Arsa Düzenlenmesi ile İlgili Esaslar Hakkında Yönetmelik hükümleri arasında da ifraz ve tevhide ilişkin düzenlemeler yer almaktaydı. Ayrıca ifraz ve tevhit işlemlerine ilişkin olarak Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinde de düzenlemeler getirilmiştir. Belirtilen gerekçelerle dava konusu Yönetmelik maddelerinin düzenlenmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşıldığından, belirtilen kısım yönünden davanın reddi gerektiği düşünülmektedir. 3. Yönetmeliğin 10.maddesinin 1.fıkrası yönünden, İmar planları hazırlanırken şehrin gelişme yönü de dikkate alınarak planlama alanının ihtiyacı olan yeteri kadar umumi ve kamu hizmet alanı ayrılmalıdır. Dolayısıyla ihtiyaca uygun umumi ve kamu hizmet alanlarının belirlenmesi imar planıyla olur. İmar planlarının onaylanmasından sonra parselasyon işlemi yapılabilir ki bu şekilde kadastro parsellerinin uygulama imar planında belirlenen yapı adaları içinde imar parseli haline dönüşmesi sağlanır. Parselasyon işlemi imar planı sınırları içinde etaplar halinde yapılabileceğinden, düzenleme sınırının eşitlik ilkesi gözetilerek mevzuata uygun şekilde belirlenmesi gerekmektedir. Bu belirleme yapılırken de planlı alanda ve düzenleme sınırı dışında kalan yerleşim alanları ile kamusal alanların dikkate alınması icap etmektedir. Böylece uygulama imar planı bulunan alana yönelik olarak yapılan parselasyon işlemlerinde hesaplanan ve kadastro parsellerinden kesilen düzenleme ortaklık payı oranında dengenin sağlanması olanaklı olabilmektedir. Bu bağlamda, uygulama imar planında parselasyon düzenleme sınırının gösterilmesi gibi bir zorunluluk bulunmamakla birlikte gösterilmesinin, idarece DOP'a ilişkin olarak gözetilmek istenilen dengenin kurulmasına yönelik belirlilik sağladığı ve hukuka ve hakkaniyete aykırı sonuçların ortaya çıkmasının önlenmesi bakımından önemli bir katkısının bulunduğu açıktır. Öte yandan, imar planlarının kabul ve onayına yönelik yetkinin belediye meclisinde bulunması nedeniyle parselasyon düzenleme sınırının imar planıyla belirlenmesinin belediye encümeninin parselasyon yapma yetkisine müdahalesi gibi ele alınmasının da yerinde bir yaklaşım olduğu söylenemez. Zira belediye meclisi sadece düzenleme sahasının belirlenmesi yönüyle işlem tesis etmekte ve parselasyona ilişkin mülkiyet esaslı diğer tüm hususlarda belediye encümeninin yetkisi devam etmektedir. Açıklanan nedenlerle, Yönetmeliğin dava konusu edilen kısmında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşıldığından davanın reddi gerektiği düşünülmektedir. 4. Yönetmeliğin 14. maddesinin 2. fıkrasındaki "aşağıdaki öncelik sırasına göre" ibaresi ile 2.fıkranın (b) bendindeki "kamuya ait kreş alanları", (e) bendindeki "Kent meydanı, kent parkı, spor alanı", (g) bendindeki "teknik altyapı alanı, kamuya ait trafo alanı", (ı) bendindeki "Diğer umumi ve kamu hizmeti alanları.", (i) bendindeki "otogar alanı" ibareleri yönünden, Yönetmeliğin 14.maddesinin 2.fıkrasının (ı) bendinde yer alan "Diğer umumi ve kamu hizmeti alanları." ibaresi yönünden; 3194 sayılı İmar Yasası'nın "İmar planlarında umumi hizmetlere ve kamu hizmetlerine ayrılan yerler" başlıklı 13.maddesinde (Başlığı ile Birlikte Değişik: 4/7/2019-7181/7 md.) : Özel hukuk kişilerinin mülkiyetinde olup uygulama imar planında düzenleme ortaklık payına konu kullanımlarda yer alan taşınmazlar; a) Bu kullanımlardan umumi hizmetlere ayrılan alanlar öncelikle 18 inci maddeye göre arazi ve arsa düzenlemesi yapılarak, b) 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu kapsamında sırasıyla, ilgisine göre Hazine veya ilgili idarelerin mülkiyetindeki taşınmazlar ile trampa yapılmak veya satın alınmak suretiyle, ilgili kamu kurum ve kuruluşunca kamulaştırılarak kamu mülkiyetine geçirilir." hükmüne yer verilmiştir. 3194 sayılı Kanunda "umumi hizmet alanı"nın tanımına yer verilmemiş olmakla birlikte anılan Kanun'un "Parselasyon planlarının hazırlanması" başlıklı 18.maddesinin 3.fıkrasında, "Düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan yerlerin ihtiyacı olan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ilk ve ortaöğretim kurumları, yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil saha, ibadet yeri ve karakol gibi umumi hizmetlerden ve bu hizmetlerle ilgili tesislerden başka maksatlarla kullanılamaz." şeklinde ifade edilmiş, 04/07/2019 tarihinde kabul edilen 7181 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonrasında, "Düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan yerler ile bölgenin ihtiyacı olan yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil saha, ibadet yeri ve karakol, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı öğretime yönelik eğitim tesis alanları, Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık tesis alanları, pazar yeri, semt spor alanı, toplu taşıma istasyonları ve durakları, otoyol hariç erişme kontrolünün uygulandığı yol, su yolu, resmî kurum alanı, mezarlık alanı, belediye hizmet alanı, sosyal ve kültürel tesis alanı, özel tesis yapılmasına konu olmayan ağaçlandırılacak alan, rekreasyonalanı olarak ayrılan parseller ve mesire alanları gibi umumi hizmet alanlarından oluşur ve bu hizmetlerle ilgili tesislerden başka maksatlarla kullanılamaz." halini almıştır. Yürürlükten kaldırılan İmar Kanununun 18.maddesi Uyarınca Yapılacak Arazi Ve Arsa Düzenlemesi İle İlgili Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 4.maddesinin 1.fıkrasının (h) bendinde de, "Umumi Hizmetlere Ayrılan Miktar: Bir düzenleme sahasında yol, meydan, park, genel otopark, yeşil saha gibi umumi hizmetlere ayrılan ve tescile tabi olmayan alanlar ile MEB’na bağlı ilk ve orta öğretim kurumları, ibadet yeri, karakol yeri ve ilgili tesisler için ayrılan alanların tümüdür." düzenlemesi yer almaktaydı. Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 4.maddesinin 1.fıkrasının (p) bendinde de, umumi ve kamu hizmet alanları "Yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi/parkı ve yeşil alan, ibadet yeri, karakol ve Milli Eğitim Bakanlığına bağlı öğretime yönelik eğitim tesis alanları, kamuya ait kreş alanları, pazar yeri, semt spor alanı ve şehir içi toplu taşıma istasyonları ve durakları, Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık tesis alanları, otoyol hariç erişme kontrolünün uygulandığı yol, su yolu, spor alanı, teknik altyapı alanı kamuya ait trafo alanı, belediye hizmet alanı, sosyal ve kültürel tesis alanı, kent meydanı, kent parkı, özel tesis yapılmasına konu olmayan ağaçlandırılacak alan, rekreasyon alanı ve mesire alanları, resmî kurum alanı, idari tesis alanı, mezarlık alanı, bunun dışında kamusal ihtiyaçlara göre ortaya çıkacak imar planı kararıyla belirlenen diğer umumi ve kamu hizmet alanları ile taşkın kontrol tesisidir." şeklinde tanımlanmıştır. Yasa'nın 13.maddesinde, 7181 sayılı Yasa ile yapılan değişiklik ile madde başlığında umumi hizmetler ve kamu hizmetleri ayrımına gidildiği, madde metninde de bunlardan umumi hizmetlere ayrılanların öncelikle parselasyon yapılarak kamu mülkiyetine geçirileceğinin kurala bağlandığı görülmektedir. Aynı ayrıma Yasa'nın 18.maddesinde de devam edildiği, DOP'tan karşılanacak alanların tek tek sayıldığı ve "gibi umumi hizmet alanları" denilerek sayılanlar dışındaki umumi hizmet alanlarının sayısının artırılabileceğinin hükme bağlandığı anlaşılmaktadır. Yasa'da umumi hizmetler ve kamu hizmetleri ayrımına gidildiğinden, umumi hizmetlere ve kamu hizmetlerine ayrılan alanlar kavramı ile ne ifade edilmek istenildiğinin açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Ancak Yasa'da, ifade edilen bu kavramlara ilişkin herhangi bir tanımlama yapılmadığı görülmektedir. 7181 sayılı Yasanın gerekçesinde 13.maddeye ilişkin olarak; "3194 sayılı İmar Kanununun 13 üncü maddesinde yapılan değişiklik ile; uygulama imar planlarında umumi hizmet alanına ayrılan veya kamulaştırılması gereken alanların kamu eline geçmesini sağlama, kamulaştırma yükünü ve kamulaştırmasız el atmadan kaynaklanan sorunları azaltma, nüfusun ihtiyaç duyduğu açık ve yeşil alanların elde edilmesini sağlama yönünde kanuni düzenlemelerin hayata geçirilmesi amaçlanmaktadır. Ayrıca düzenleme ortaklık payına konu kullanımlardan, yol, meydan, ibadet yerleri, park ve çocuk bahçeleri hariç olmak üzere yapı yapılabilecek diğer alanlarda; alanların kamuya geçişi sağlanıncaya kadar maliklerinin talebi halinde ilgili kamu kuruluşunun uygun görüşü alınarak plandaki kullanım amacına uygun özel tesis yapılabilmesine imkan sağlanması öngörülmektedir." ifadelerine yer verilmiştir. Yine 3194 sayılı Yasanın 18.maddesinin gerekçesinde; "Madde ile; arsa ve arazi düzenlemesi uygulanacak alanlarda umumi hizmet alanına konu kullanımlar netleştirilmekte ve uygulamada birlik sağlanması öngörülmektedir. Buna mukabil düzenleme ortaklık pay oranı da artırılmakta ve düzenleme ortaklık payına ilişkin usul ve esaslar belirlenerek yaşanan tereddütlerin önüne geçilmesi amaçlanmaktadır. Yapılan düzenleme ile; - Kadastro ve imar yollarının zaten kamunun kullanımındaki yollar olduğu, yani bir nevi plan öncesi umumi hizmet alanı olduğu değerlendirildiğinden bu alanların ihdasa konu edilmeden, öncelikle imar planıyla belirlenen umumi hizmet alanlarından düşülmesi ve sonrasında düzenleme ortaklık payının hesaplanması öngörülmektedir. - Sağlıklı ve güvenli yaşam alanları oluşturulurken yapılan imar uygulamalarında kamuya yük getirmeden hareket alanının genişletilmesi, daha hızlı hareket edilmesi ve yasal çerçeve içerisinde kamulaştırma yükünün azaltılması, yıllarca süren kamulaştırma ve mülkiyet problemlerinin önüne geçilmesi ile vatandaşlarımızın mağduriyet yaşamamaları amaçlanmaktadır. - Mevcut yapılar nedeniyle uygulamada düzenleme ortaklık payının alınamadığı durumlarda, eşitlik ilkesinden hareketle düzenleme ortaklık payı miktarının bedele dönüştürülerek alınması öngörülmektedir. - Çok hisseli parsellerdeki mülkiyet probleminin, parsel sahiplerinin muvafakatleri olması halinde imar uygulamasıyla çözülmesi ve bu suretle müstakil parsel oluşması sağlanmaktadır. - Uygulama imar planında hüküm bulunmaması halinde yönetmelikte belirlenen asgari parsel büyüklüklerinin altında parsel oluşturulmasının engellenmesi amaçlanmaktadır." ifadeleri ile açıklama yapıldığı görülmektedir. Yasa'nın 13. ve 18.madde gerekçelerinden de parselasyon yapılırken DOP'tan karşılanması gereken "umumi hizmet alanları" ile kamulaştırılması gereken ve "kamu hizmetine ayrılan yerler" olarak ifade edilen "kamu hizmet alanları" ayrımının yapıldığı açıktır. Yasa metni ile gerekçede, herhangi bir tanım verilmiş olmasa da umumi ve kamu hizmet alanlarının farkını ortaya koymaya elverişli verilerin bulunduğu görülmektedir. Eldeki verilerden: Umumi hizmet alanının; arazi ve arsa düzenlemesi (parselasyon) uygulanarak kamunun eline geçirilmesi gereken alanlardan; yol, meydan, park ve çocuk bahçesi gibi üzerinde yapılaşılamayan alanlar ile üzerinde yapı yapılabilecek olup Yasa'da sayma suretiyle tek tek belirlenerek netleştirilen diğer alanların ifade edildiği anlaşılmaktadır. Kamu hizmet alanının ise; umumi hizmet alanlarının dışında kalan ve üzerinde yapılaşmanın olacağı kamulaştırılması gereken alanlar olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır. Açıklandığı üzere Yasa'da açık bir şekilde umumi hizmet alanları ile kamu hizmet alanları ayrımına gidilmiş ve ayrıca üzerinde yapı yapılabilecek olan umumi hizmet alanları sayma suretiyle netleştirilmiştir. Yasa'da DOP'tan karşılanacak umumi hizmet alanları sayma suretiyle belirtildikten sonra "gibi umumi hizmet alanları" ifadesine yer verilmek suretiyle zamana, mekana, koşul ve ihtiyaçlara göre güncelleme olanağı bırakıldığından Yönetmeliğin dava konusu edilen ibaresinde yer alan " ... bunun dışında kamusal ihtiyaçlara göre ortaya çıkacak imar planı kararıyla belirlenen diğer umumi... hizmet alanları..." kısmının Yasa'ya uygun olarak düzenlendiği ve bu kısmın hukuka aykırılığından söz edilemeyeceği açık olup belirtilen kısım yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir. Öte yandan, Yasa'da sadece umumi hizmet alanları için "gibi" ifadesi kullanılarak imar planı kararıyla belirlenen umumi hizmet alanlarına ekleme yapılabileceği hükme bağlandığı halde Yönetmelikte "diğer umumi ve kamu hizmet alanları" düzenlemesine yer verilmek suretiyle umumi hizmet alanı dışında kalan kamu hizmet alanlarının da DOP'tan karşılanması olanağı tanınmış ve "gibi" ifadesi kapsamında artırılabileceği düzenlenmiştir. Buna göre, Yönetmeliğin dava konusu edilen ibaresinde yer alan "kamu hizmet alanları" kısmının Yasa'daki DOP'un sadece umumi hizmet alanlarından karşılanacağına ilişkin hükmü genişleterek kamu hizmet alanlarının da DOP'tan karşılanmasına olanak tanıdığı görülmektedir. İdarelerin, yönetmeliklerle yapacakları düzenlemelerin normlar hiyerarşisi gereği üst hukuk normlarına uygun olması, düzenlemenin kanunlarla idarelere tanınan yetkiler çerçevesinde ve kanunla belirlenen sınırlara bağlı olarak, tamamlayıcı, açıklayıcı ve üst normların uygulanmasına yönelik olması gerekmektedir. Yönetmelik hükümleri ile idareye Yasayla düzenlenmemiş bir yetkinin verilmesi veya verilen yetkinin sınırlarının genişletilmesi mümkün değildir. Bu itibarla, dayanağı Yasa'ya uygunluk göstermeyen dava konusu ibarenin belirtilen kısmının iptaline karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir. Ancak, iptali istenilen Yönetmelik ibaresinin "Diğer umumi ... hizmeti alanları." kısmının dayanağı Yasa'ya uygun olarak düzenlendiği anlaşıldığından bu kısmın hukuka aykırılığında söz edilememekte olup bu kısım yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir. Yönetmeliğin 14. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "aşağıdaki öncelik sırasına göre" ibaresi yönünden; 3194 sayılı İmar Yasası'nın 7181 sayılı Yasa ile değişik 18.maddesinin 3.fıkrasında; "Düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan yerler ile bölgenin ihtiyacı olan yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil saha, ibadet yeri ve karakol, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı öğretime yönelik eğitim tesis alanları, Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık tesis alanları, pazar yeri, semt spor alanı, toplu taşıma istasyonları ve durakları, otoyol hariç erişme kontrolünün uygulandığı yol, su yolu, resmî kurum alanı, mezarlık alanı, belediye hizmet alanı, sosyal ve kültürel tesis alanı, özel tesis yapılmasına konu olmayan ağaçlandırılacak alan, rekreasyonalanı olarak ayrılan parseller ve mesire alanları gibi umumi hizmet alanlarından oluşur ve bu hizmetlerle ilgili tesislerden başka maksatlarla kullanılamaz. Düzenlemeye tabi tutulan alan içerisinde bulunan taşkın kontrol tesisi alanlarının, bu fıkrada belirtilen kullanımlar için düzenleme ortaklık payı düşülmesini müteakip kalan Hazine mülkiyetindeki alanlardan karşılanması esastır. Ancak taşkın kontrol tesisi için yeterli alanın ayrılamaması durumunda, düzenleme ortaklık payının ikinci fıkrada belirtilen oranı aşmaması şartıyla, düzenlemeye tabi diğer arazi ve arsaların yüz ölçümlerinden bu fıkradaki kullanımlar için öncelikle düzenleme ortaklık payı ayrıldıktan sonra ikinci fıkrada belirtilen orana kadar taşkın kontrol tesisi için de ayrıca pay ayrılır. Kapanan imar ve kadastro yollarının öncelikle düzenleme ortaklık payına ayrılan toplam alandan düşülmesi esastır. " hükmüne, aynı maddenin 5.fıkrasında; "Düzenleme ortaklık paylarının toplamı, üçüncü fıkrada sözü geçen umumi hizmetler için, yeniden ayrılması gereken yerlerin alanları toplamından az olduğu takdirde, eksik kalan miktar, tescil harici alanlardan veya muvafakat alınmak kaydıyla; kamuya ait taşınmazlardan ya da Hazine mülkiyetindeki alanlardan karşılanır. Bu yöntemlerle karşılanamaması hâlinde belediye veya valilikçe kamulaştırma yoluyla tamamlanır." hükmüne ve 6.fıkrasında; "Herhangi bir parselden bir miktar sahanın kamulaştırılmasının gerekmesi halinde düzenleme ortaklık payı, kamulaştırmadan arta kalan saha üzerinden ayrılır." hükmüne yer verilmiştir. Yukarıda yer verilen 3.fıkrada, DOP alınacak alanlar için bir sıralama yapılmadığı, yani Yasa'da "sırasıyla" ibaresinin kullanılmadığı görülmektedir. Bu bağlamda, Yasa'da DOP'tan karşılanacak alanlar arasında bir sıralama bulunmamakla beraber eğer bir sıralama olacaksa Yasa'daki sıralamaya uyulması gerekmekte olup DOP oranının %45'ten fazla çıkması halinde de Yasa'daki sıraya göre %45'e denk gelen kamu alanının ayrılması ve fazla gelen kamu alanının kamulaştırılması suretiyle DOP oranının %45'e düşürülmesinin sağlanması gerekmektedir. Bu itibarla, sıralama sadece parselasyon işlemi sırasında yapılacak olan kamulaştırma için önemli olup kamulaştırmanın parselasyonu yapacak idare tarafından ve parselasyon işlemi tamamlanmadan yapılması ve parselasyon işlemi yapıldıktan sonra özel mülkiyette kamulaştırılması gereken herhangi bir kamu alanının kalmaması gerekmektedir. Bu husus Yasa'nın 18.maddesinin 5.fıkrası gereği olmasının yanı sıra anılan 18.madde hükümleri ile amaçlanan parselasyon işlemi sonucunda kamu alanlarının kamunun eline geçmiş olmasının ve imar planına göre yapılaşılabilecek düzgün imar parsellerinin elde edilmiş olmasının da bir gereğidir. Zira parselasyon işleminin tamamlanmasından sonra kamulaştırılacak kamu alanının kalması parselasyonu hukuka aykırı hale getirir. Öte yandan, parselasyon işlemi yapılırken parselasyonu yapan idare, görev alanına giren kamu alanlarını kamulaştırabilir. Diğer kamu alanlarını da DOP'tan elde etmesi gerekir. Bu durumda, Yasa'da yer almamasına rağmen DOP oranının %45'e düşürülmesi için hangi alanların DOP'tan hangi alanların kamulaştırma suretiyle elde edileceğine ilişkin idarenin takdir yetkisinin kaldırılarak sıralama suretiyle Yönetmelikte bunun belirlenmesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Diğer yandan, dayanağı imar planında yer alan umumi hizmet alanlarının hangilerinin parselasyona ilişkin düzenleme sahası kapsamında kalacağı her parselasyon planında farklılık gösterebilmektedir. İdarelerin parselasyona ilişkin düzenleme sınırının geçirilmesinde mevzuatta DOP kapsamında sayılan kullanımların oransal olarak dengeli şekilde dağıtılmasına yönelik etaplama yapması, uygulamada adaletli davranılması için bir gerekliliktir. Diğer bir deyişle DOP, imar planının hangi kısmının parselasyon düzenleme sahası olarak belirleneceğine (düzenleme sınırının geçirilmesine) etki eden önemli bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Başlı başına ayrıntılı bir teknik çalışma gerektiren bu durumun, DOP kullanımları arasında öncelik sıralaması getirildiğinde ve özellikle kamulaştırma da yapılması gerekmesi durumunda iyice zorlaşacağı açıktır. Kaldı ki, DOP'a konu alanlarının %45'den fazla olması durumunda uyulması gereken usul, 3194 sayılı Yasa'nın 18.maddesinin 5.fıkrasında belirtilmiştir. 3194 sayılı Yasanın 18.maddesinin 4.fıkrasında "Üçüncü fıkrada belirtilen, bölgenin ihtiyacına ayrılan alanlardan belediye hizmetleri ile ilgili olanlar bu amaçlarla kullanılmak kaydıyla ilgili belediyesi adına, diğer alanlar ise imar planındaki kullanım amacı doğrultusunda bu amacı gerçekleştirecek olan idareye tahsis edilmek üzere Hazine adına tescil edilir.", 5.fıkrasında "Düzenleme ortaklık paylarının toplamı, üçüncü fıkrada sözü geçen umumi hizmetler için, yeniden ayrılması gereken yerlerin alanları toplamından az olduğu takdirde, eksik kalan miktar, tescil harici alanlardan veya muvafakat alınmak kaydıyla; kamuya ait taşınmazlardan ya da Hazine mülkiyetindeki alanlardan karşılanır. Bu yöntemlerle karşılanamaması hâlinde belediye veya valilikçe kamulaştırma yoluyla tamamlanır.", 6.fıkrasında "Herhangi bir parselden bir miktar sahanın kamulaştırılmasının gerekmesi halinde düzenleme ortaklık payı, kamulaştırmadan arta kalan saha üzerinden ayrılır." hükümlerine yer verilmiştir. Yönetmelik'in 15.maddesinin 2.fıkrasında ise, Yasa hükmünden farklı bir düzenlemeye gidilmiş ve DOP kullanımlarından hangileri olduğu ayrıntılı olarak belirtilen bir bölümünün valilikçe veya ilgili kamu hizmetini yürütmekle görevli kamu kurumunca, bir bölümünün, belediye veya il özel idaresince, bir bölümünün ise hem belediyece hem de hizmeti verecek idarece kamulaştırılacağı öngörülmüştür. Yönetmelikte yapılan düzenlemenin Yasa'da yer alan kamulaştırmanın belediye veya valilikçe yapılacağına ilişkin hükümle uyumsuz olduğu görülmektedir. Bu itibarla, parselasyon düzenleme sahası kapsamında kalan umumi hizmet alanlarının toplamının %45'ten fazla olması ve fazla olan kısmın bulunuyor ise, tescil harici alanlardan veya muvafakat alınmak kaydıyla kamuya ait taşınmazlardan ya da Hazine mülkiyetindeki alanlardan karşılanmasına rağmen bu alanların da yeterli gelmemesi durumunda kamulaştırma yapılması gerekmekte olup DOP alanlarının bir sıralama esas alınarak belirlenmesi halinde kamulaştırmanın nasıl ve hangi suretle yapılacağı ayrı bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Zira DOP'un kamulaştırmadan arta kalan saha üzerinden ayrılması gerektiğinden, önce umumi hizmet alanları toplamının düzenleme sahasının toplam alanına oranının hesaplanması, bulunan oranın %45'i aşması halinde, Yasa'nın izin verdiği alanlardan karşılanmak suretiyle oranın %45'e düşürülmeye çalışılması ve bu sağlanamadı ise kalan %45'e kadarki kısmın kamulaştırılacak alan olarak belirlenmesi gerekmektedir. Söz konusu belirleme yapılırken DOP'un kamulaştırmadan arta kalan saha üzerinden alınması Yasa'nın açık hükmü gereğidir. Yönetmelikte düzenlenen sıralamaya ilişkin bir diğer konu ise; sıralamada yer alan kullanımların parselasyon sahasında yer aldığı ölçüde DOP'a ve kamulaştırmaya konu edileceği düşünülürse, Yönetmelikte belirtilen sıralamada yer alan kullanımlardan bir kısmının düzenleme sahasında bulunmaması veya düzenleme sahasında bulunup da sıralamada alt sıralarda yer alması durumunda ne yapılacağının belirtilmemesidir. Bu durumda sıralamada yer alan bir alt kullanıma geçileceği düşüncesi ise yorumdan öteye bir anlam ifade etmemekte olup belirtilen hususa ilişkin teknik eksiklik bulunduğu gerçeğini değiştirmemektedir. Ayrıca, Yasa'da sadece belediye ve valilikçe kamulaştırma yapılacağı kurala bağlandığından Yönetmelikte diğer idarelerin sorumluluğunda kamulaştırma yapılması gereken alanlar yönünden yetki ve sorumluluk hususunda Yasayla uyumsuzluk oluştuğu, öte yandan kamulaştırmayı yapacak idareler imar planındaki kullanım kararına göre farklılık göstereceği için parselasyon sahasında kalan kullanımlar bakımından bir idarenin sorumluluğunun ağır basması halinde kamulaştırma külfetinin tamamının/tamamına yakının o idarede kalması sorununun da çözümsüz bırakıldığı görülmektedir. Özellikle sıralamanın ilk sıralarında belediyelerin hizmet alanına giren kullanımların yer alması nedeniyle bu alanların DOP'tan karşılanması gerekeceğinden kamulaştırma külfetinin büyük ölçüde belediyeler dışındaki idarelerde kalacağı anlaşılmaktadır. Parselasyon işlemlerinin özellikleri ve tekniği gereği, her düzenleme sahasına denk gelecek olan umumi ve kamu hizmeti alanları değişiklik gösterecek olmakla birlikte, bu alanların nitelikleri ve büyüklükleri ile düzenleme ortaklık payına olan etkileri de değişkenlik gösterebilir. Bu halde düzenlemeyi yapacak idarenin yapması gereken, her bir düzenleme sahası özelinde; düzenleme sahasının büyüklüğü, imar planı kararlarında öngörülen umumi ve kamu hizmet alanlarından hangilerinin arazi ve arsa düzenlemesi yapılacak olan sahaya denk geldiği, bu şekilde DOP'tan karşılanacak olan kullanımların düzenleme sahasındaki konumu ve büyüklüğü gibi değişkenlik gösterecek tüm unsurları bir arada değerlendirerek kamu yararına en uygun olacak ve bireysel menfaatleri de ölçüsüz zedelemeyecek şekilde belirleyeceği sıra üzerinden kamulaştırma yapmaktır. Bunun aksi bir tutumla, DOP'tan karşılanacak olan alanlar arasında belirli bir önem ve öncelik sırası gözetilerek, uygulamayı yapacak olan idarenin bağlı yetkiye tâbi tutulması uygulamada yukarıda belirtildiği şekilde kamu yararına uygun olmayan sonuçlara sebep olacağından dayanak Yasa'da bulunmayan bir sıralamanın Yönetmelik ile öngörülmesinde hukuka ve kamu yararına uyarlık bulunmadığı anlaşılmakta olup anılan ibarelerin iptali gerektiği düşünülmektedir. Yönetmeliğin 14. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendindeki "kamuya ait kreş alanları", (e) bendindeki "Kent meydanı, kent parkı, spor alanı", (g) bendindeki "teknik altyapı alanı, kamuya ait trafo alanı", (i) bendindeki "otogar alanı" ibareleri yönünden; Dava konusu Yönetmeliğin 14. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "Düzenleme ortaklık paylarının aşağıdaki öncelik sırasına göre alınması esastır." ibaresi yönünden, böyle bir öncelik sırası yapılmasının 3194 sayılı Kanun'a aykırı olduğu belirlenmiş olduğundan; anılan sıralama içerisinde öngörülen (b) bendindeki "kamuya ait kreş alanları", (e) bendindeki "kent meydanı, kent parkı, spor alanı", (g) bendindeki "teknik altyapı alanı, kamuya ait trafo alanı" ve (i) bendindeki "otogar alanı" ibarelerinde de hukuka uyarlık görülmemekte olup iptallerinin gerektiği düşünülmektedir. 5. Yönetmeliğin 14.maddesinin 4.fıkrası yönünden, Danıştay Altıncı Dairesinin yerleşik kararlarında; parselasyon işlemi yapılırken düzenleme alanında kapanan kadastral yolların bulunması durumunda, kamu alanlarına ayrılan yerlerden bu kapanan kadastral yollar düşülerek düzenleme ortaklık payının hesaplanması ve düzenlemeye giren parsel maliklerinden bu miktarın alınması suretiyle şahıs arazilerinden daha fazla oranda DOP kesilmesinin engellenmesinin amaçlandığı görülmektedir. Nitekim 3194 sayılı Yasa'nın 18.maddesinin 3.fıkrasına eklenen hükümden önce Anayasa Mahkemesi'nin 12/01/2012 tarih ve E:2011/23, K:2012/3 sayılı kararında, kapanan ya da açığa çıkan yol veya yol parçalarının kamu malı niteliğini kaybederek idarenin özel malı haline geleceği ve kamu mallarına ilişkin korumanın ortadan kalkacağı, bu nedenle 21.maddede açığa çıkan bu taşınmazların tapu sicilinin sağladığı güvenceden yararlanabilmesi için tapu siciline tescilinin öngörüldüğü, idarenin, İmar Yasası'nın 18.maddesi gereği parsellerin yeniden düzenlenmesinde, eski yol parçalarını özel kişilerin arsaları ile birleştirebileceği, eğer yeniden kamu yararına tahsis edilmezse, idarenin özel hukuk rejimi çerçevesinde bu malları tasarruf edebileceği, gerekirse satabileceği, Anayasa'nın 125. maddesine göre, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu, idarenin keyfi uygulamalara sapması halinde buna karşı adlî ve idarî yargıda dava açılabileceği, sonuç olarak Tapu Yasası'nın 21.maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığı, ancak idarenin yeni bir kararla bu taşınmazları kamu yararına tahsis ederek kamu malına da dönüştürebileceği vurgulanmıştır. Dolayısıyla, Tapu Yasası'nın 21. maddesine göre belediye adına tescil edilen kadastral yolun özel hukuk rejimine tâbi olabilmesi için anılan kadastral yolun bulunduğu alanda yapılacak parselasyona ilişkin düzenleme sınırı içinde umumi hizmetlere ayrılan alanın bulunmaması gerekmektedir. Öte yandan, parselasyon işleminin yasal amacı ve düzenlenişi dikkate alınarak konu ele alındığında, parselasyona ilişkin düzenleme sınırı içinde umumi hizmetlere ayrılan alanın bulunmaması gibi bir ihtimalin, pek de olasılık dahilinde bulunmadığı açıktır. Bu nedenle, normal koşullarda DOP'tan düşülmesi gereken bu alanların DOP'tan düşülmeyerek imar parseli oluşturulması suretiyle ilgili idareler adına tescil edilmesi hususunun titizlikle irdelenmesi gerekmektedir. Bu kapsamda düzenleme sınırının, hatalı şekilde belirlenip belirlenmediği ayrıntılı olarak incelenmeli ve söz konusu alanların DOP'ta kullanılmasına olanak tanınacak şekilde düzenleme sınırı belirlenmesinin öncelenmesi gerektiği yönüyle değerlendirme yapılmalıdır. Yönetmeliğin 14.maddesinin 5.fıkrasında da bu husus düzenlenmiş "Ancak kapanan kadastro ve imar yollarının toplam alanının, düzenleme sahasındaki düzenleme ortaklık payına konu olan umumi ve kamu hizmet alanlarından fazla olması durumunda; artan miktar Tapu Kanununun 21 inci maddesi hükümlerine göre köy tüzel kişiliği, belediye veya Hazine adına tescil edilir. Büyükşehir belediyesi olan yerlerde; Büyükşehir Belediyesi Kanununda belirtilen belediyelerin görev dağılımına göre ilgili belediye adına tescil edilir" düzenlemesine yer verilmiştir. Aksine bir yaklaşım, kadastral karşılığı olmadan düzenleme alanında belediyenin taşınmaz edinmesi sonucunu doğurur ki bu durum mülk sahiplerinin aleyhine olduğu gibi 3194 sayılı Yasa'nın 18. maddesinin amacına da aykırıdır. Bu durumda, dava konusu Yönetmelik kuralıyla Tapu Yasası'nın 21.maddesinde yer alan düzenleme kapsamında kapanan yolların tapuya kaydedilmesinin değil, 3194 sayılı Yasa'nın 18.maddesinin 3.fıkrasına eklenen hükümle aynı olacak şekilde parselasyon işlemiyle imar planında kapanan yolların, parselasyon sırasında veya yapılmadan önce idareler tarafından ihdas edilmesinin engellendiği, bu alanların düzenleme ortaklık payına ayrılan alandan düşülmesinin öngörüldüğü, dolayısıyla anılan Tapu Yasası'na aykırılık bulunmadığı, parselasyon yapılmıyorsa bu alanların boşta kalmaması için Tapu Yasası'nın 21.maddesi uyarınca idare adına tescil edilebileceği, ancak sonradan parselasyon işlemi yapıldığında bu alanların miktarının yine kamu alanları miktarından düşülmesi gerektiği, Yönetmelik maddesinde hukuka aykırılık olmadığı kanaatine ulaşılmıştır. Belirtilen nedenlerle Yönetmelik'in anılan kısmı yönünden davanın reddine karar verilmesinin uygun olacağı düşünülmektedir. 6. Yönetmeliğin 14.maddesinin 8.fıkrası yönünden, 3194 sayılı Yasa'nın 18.maddesinin 8.fıkrasında "Parselasyon planı yapılmadan ifraz ve tevhit edilerek tescil edilen parsellerden, imar planında umumi hizmet alanlarına rastladığı için terk edilen veya bağışlanan alanların toplam parsel alanına oranı, yeni yapılacak parselasyon planındaki düzenleme ortaklık payı oranına tamamlayan farkı kadar düzenleme ortaklık payı alınabilir. " kuralı yer almaktadır. Dava konusu Yönetmeliğin 14.maddesinin 8.fıkrasında "Düzenleme sahasındaki taşınmazlardan bir kısmının umumi ve kamu hizmet alanlarında kullanılmak üzere bağışlanması ya da belediye veya hazine arazilerinin tahsis edilmesi durumunda; bağışlanan ya da tahsis edilen miktar, toplam umumi ve kamu hizmet alanlarından düşülmek suretiyle düzenleme ortaklık payı hesaplanır. Parselasyon planı yapılmadan ifraz, tevhit ve terk yoluyla; düzenleme ortaklık payına konu alanlara terk edilen ya da bağışlanan alanlar hariç olmak üzere, bağış ve tahsis yapılan taşınmazdan, bağış ve tahsis miktarı düşüldükten sonra geri kalan alandan düzenleme ortaklık payı alınır." düzenlemesi yer almaktadır. Anılan fıkra metni incelendiğinde, parselasyon işlemine konu edilen alanda bulunan parsellerden "umumi ve kamu hizmet alanlarında kullanılmak üzere bağışlanan ya da belediye veya hazine arazilerinin tahsis edildiği taşınmazlar" ile "parselasyon planı yapılmadan ifraz, tevhit ve terk yoluyla; düzenleme ortaklık payına konu alanlara terk edilen ya da bağışlanan alanlar" arasında bir ayrıma gidildiği görülmektedir. Parselasyon yapılırken umumi ve kamu hizmet alanlarının elde edilmesinde kullanılmak üzere tamamen bedelsiz olarak bağışlanan taşınmazlar ile kadastral parsel iken "parselasyon planı yapılmadan ifraz, tevhit ve terk yoluyla" parselin bir kısmının kamunun kullanımına bırakılması suretiyle imar parseli niteliğine kavuşan parsellerin birbirinden ayrılarak hakkaniyete uygun bir uygulama yapılması için Yönetmelikte ayrıma gidilmesinin gerekli olduğu açıktır. Çünkü ilkinde parsel malikinin herhangi bir karşılık elde etmeden tasarrufundan çıkan parsel alanı söz konusu iken, ikinci durumda malik tarafından terk edilen kısmın karşılığı, üzerinde yapı yapmaya elverişli imar parseli elde edilmesi suretiyle alınmaktadır. İkinci durum, parselasyondaki taşınmazın değer artışı karşılığında alınan DOP kesintisine benzer bir özellik gösterdiğinden her iki duruma aynı sonucun bağlanması beklenemez. Yine ilk durumda, malikinin herhangi bir karşılık elde etmeden tasarrufundan çıkan parsel alanının sanki hâlâ mülkiyetindeymiş gibi parselasyona tâbi tutulması durumunda, bağışlanan kısımdan da DOP kesintisi yapılmasının eşitliğe aykırı hukuksuz bir uygulama olacağı ortadadır. Açıklanan nedenlerle dayanağı Yasa ile uyumlu olan düzenlemenin Danıştay'ın yerleşik kararlarına da uygun olduğu ve herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından Yönetmelik'in dava konusu edilen kısmı yönünden davanın reddine karar verilmesinin uygun olacağı düşünülmektedir. 7. Yönetmeliğin 14.maddesinin 9.fıkrası yönünden, Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği ve Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinde yer alan tanımlamalara göre rekreasyon alanlarının kente hizmet eden yeşil alan statüsünde sosyal donatı alanı niteliğinde bulunduğu, rekreasyon alanında yapılacak yapıların kente hizmet için belediyelerce yapılacak yapılar olduğu ve anılan yapılar için getirilen yapılaşma oranının da düşük olduğu görülmektedir. İçme-Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelikle de anılan kısıtlamaların yanı sıra bazı düzenlemeler ve kısıtlamalar getirildiği görülmektedir. Belirtilen nedenlerle, içme suyu havzasında kalsa da kente hizmet eden yeşil alan statüsündeki rekreasyon alanlarının düzenleme ortaklık payından karşılanmaması ve diğer kullanım haklarına göre çok daha kısıtlı ve az yapılaşma hakkına sahip olduğu anlaşılan bu alanların parselasyon sonucunda taşınmaz maliklerine tahsis edilmesi durumunda mülkiyet hakkına ölçüsüz müdahale edilmiş olacağı sonucuna ulaşılmıştır. Öte yandan, Yasa'nın 18.maddesinde rekreasyon alanlarının DOP'tan karşılanacağı açıkça belirtildiğinden Yönetmelik kuralıyla içme-kullanma suyu havzasında kalan rekreasyon alanları için bir istisna getirilerek bu alanların parsel maliklerine tahsis edilebileceğinin öngörülmesinde Yasa'ya uygunluk bulunmamaktadır. Bu nedenle anılan Yönetmelik kuralının iptaline karar verilmesinin uygun olacağı düşünülmektedir. 8. Yönetmeliğin 16.maddesinin 3.fıkrası yönünden, Uyuşmazlıkta, dava konusu Yönetmelik fıkrasının dayanağını oluşturan 3194 sayılı Yasa'nın 18.maddesinin 10.fıkrasının Anayasa'ya aykırılık yönünden incelenmesi gerekmektedir: T.C. Anayası'nın "Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi; "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz." hükmünü kurala bağlamıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (AİHS) ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi; "Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir. Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez." kuralına yer vermiştir. Anayasa Mahkemesi'ne göre; Anayasa'nın 35.maddesinde bir temel hak olarak güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla, sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, ürünlerinden yararlanma ve tasarruf etme (başkasına devretme, biçimini değiştirme, harcama ve tüketme hatta yok etme) olanağı veren bir haktır. Yukarıda mülkiyet hakkına yönelik olarak Anayasa hükümleri ve AİHS ile Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararları çerçevesinde yapılan açıklamalar dikkate alındığında, Yasa'da ve uygulama Yönetmeliğinde "gibi umumi hizmet alanları" ibaresine yer verilmesi ile yasa koyucu tarafından sınırları net bir şekilde belirlenmesi gereken çerçeve ile sınırlı olmaksızın DOP kapsamında mülkiyet hakkına müdahale edilmesinin olanaklı hale getirildiği açıktır. 3194 sayılı Yasa'nın 7181 sayılı Yasa'nın 9.maddesi ile değiştirilen 18.maddesinin 10.fıkrasında, "Mevcut yapılar nedeniyle parsellerden düzenleme ortaklık payı alınamadığı hâllerde bu payın miktarı, düzenlemenin gerçekleştirilebilmesi için yapılacak kamulaştırmada kullanılmak üzere bedele dönüştürülebilir." hükmüne yer verilmiştir. Yasa değişikliğinin gerekçesi, "Madde ile; arsa ve arazi düzenlemesi uygulanacak alanlarda umumi hizmet alanına konu kullanımlar netleştirilmekte ve uygulamada birlik sağlanması öngörülmektedir. Buna mukabil düzenleme ortaklık pay oranı da artırılmakta ve düzenleme ortaklık payına ilişkin usul ve esaslar belirlenerek yaşanan tereddütlerin önüne geçilmesi amaçlanmaktadır. Yapılan düzenleme ile; - Kadastro ve imar yollarının zaten kamunun kullanımındaki yollar olduğu, yani bir nevi plan öncesi umumi hizmet alanı olduğu değerlendirildiğinden bu alanların ihdasa konu edilmeden, öncelikle imar planıyla belirlenen umumi hizmet alanlarından düşülmesi ve sonrasında düzenleme ortaklık payının hesaplanması öngörülmektedir. - Sağlıklı ve güvenli yaşam alanları oluşturulurken yapılan imar uygulamalarında kamuya yük getirmeden hareket alanının genişletilmesi, daha hızlı hareket edilmesi ve yasal çerçeve içerisinde kamulaştırma yükünün azaltılması, yıllarca süren kamulaştırma ve mülkiyet problemlerinin önüne geçilmesi ile vatandaşlarımızın mağduriyet yaşamamaları amaçlanmaktadır. - Mevcut yapılar nedeniyle uygulamada düzenleme ortaklık payının alınamadığı durumlarda, eşitlik ilkesinden hareketle düzenleme ortaklık payı miktarının bedele dönüştürülerek alınması öngörülmektedir. - Çok hisseli parsellerdeki mülkiyet probleminin, parsel sahiplerinin muvafakatleri olması halinde imar uygulamasıyla çözülmesi ve bu suretle müstakil parsel oluşması sağlanmaktadır. - Uygulama imar planında hüküm bulunmaması halinde yönetmelikte belirlenen asgari parsel büyüklüklerinin altında parsel oluşturulmasının engellenmesi amaçlanmaktadır." şeklinde ifade edilmiştir. 3194 sayılı Yasa'nın 18.maddesinin 2.fıkrasında "...Ancak, bu maddeye göre alınacak düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların düzenlemeden önceki yüzölçümlerinin yüzde kırk beşini geçemez." kuralına yer verilmiştir. Anayasa Mahkemesi'ne göre; Anayasa'nın 35.maddesinde bir temel hak olarak güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla, sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, ürünlerinden yararlanma ve tasarruf etme (başkasına devretme, biçimini değiştirme, harcama ve tüketme hatta yok etme) olanağı veren bir haktır. Mülkiyet hakkı kişinin şahsında mündemiç olmayıp Anayasa'nın 35.maddesi kapsamında hukuki korumadan istifade edilebilmesi açısından, öncelikle mülkiyet hakkının var olması aranır. Anayasa'nın 35.maddesi ile 1 No'lu Protokol'ün 1.maddesi (P1-1) mülk edinme talebini değil, kişinin var olan mülkiyet hakkını güvence altına almaktadır. Bu durum hakkın kazanılmış olması veya mevcut olması şeklinde de ifade edilebilir. (Anayasa Mahkemesi, Zekiye Şanlı Başvurusu, No. 2012/931, 26/6/2014, para. 33; Korkut Bahadır Başvurusu, No. 2014/4025, 11/12/2014, para. 27) 'Mülkiyet hakkının normatif bünyesinde üç kural ihtiva ettiği kabul edilmektedir. Bu kuralların hangisinin somut olaya tatbik edileceğinin belirlenmesi, Devletin yükümlülükleri ve sınırlandırma rejimi bakımından önemli rol oynamaktadır. Zira mülkiyet hakkının üç kuralı, aynı zamanda müdahale türünün tespit edilmesini sağlamaktadır. Mülkiyet hakkına müdahalenin türü bir kez saptandıktan sonra, bu müdahalenin sınırlama rejimine uygunluğu incelenmektedir. Bu inceleme ise, ana hatlarıyla, üç aşamadan müteşekkildir: a) Birinci aşama, söz konusu müdahalenin kanunla/hukukla öngörülüp öngörülmediği; b) İkinci aşama, yapılan müdahalenin sınırlama ölçütlerine ya da bir başka deyişle meşru amaçlara uygun olup olmadığı veya hakkın özüne dokunup dokunmadığıdır. Sıınırlamanın ölçülülüğü aşamasında kamunun yararı/ihtiyaçları ile malikin/bireyin hakkı/çıkarı arasında "adil bir denge" kurulup kurulmadığı araştırılır. ' (Gemalmaz, Mülkiyet Hakkı, sf: 99 vd.) 'Bir müdahale hukukilik/kanunilik ve meşru amaç testlerini geçtiğinde, sınırlama rejiminin son evresine geçilir ve söz konusu müdahalenin ölçülü olup olmadığı incelenir. Bu aynı zamanda sınırlamanın nereye kadar yapılabileceğini ifade eden "sınırlamanın sınırı" incelemesidir. AİHS ve Anayasa'da yer alan temel hakların sınırlandırılmasının sınırı "ölçülülük" ilkesidir. Anayasanın 10. maddesinde herkesin; dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğu belirtilmiştir. Maddenin son fıkrasında ise Devlet organları ve idare makamlarının bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorunda oldukları kuralı getirilmiştir. İdari işlemler, “İdarenin idare işlevine ilişkin olarak, kamu gücü kullanmak suretiyle yaptığı tek yanlı irade açıklamaları” şeklinde tanımlanır. İptal davalarına konu olduğunda yetki, şekil, sebep, konu ve maksat unsurları yönünden denetlenecek olacak idari işlemler doğurdukları hukuki sonuca göre düzenleyici işlemler ve birel işlemler olarak ikiye ayrılır. İdarenin düzenleyici işlemleri; genel, soyut ve objektif hukuki sonuçlar meydana getiren normatif işlemlerdir. Birel işlemler ise kişi ya da nesnelerin hukuki durumunu değiştiren somut ve subjektif sonuçları olan işlemlerdir. Çeşitli yasal düzenlemelere konu olan ve kamu hizmetlerine ilişkin temel ilkelerden olan eşitlik ilkesi, aynı hukuki durumda bulunanlara aynı kuralların uygulanması, fırsat eşitliğinin sağlanması, kamu hizmetine girmede eşitlik, ayrımcılık yasağı ve pozitif ayrımcılık gibi farklı şekillerde tezahür eder. Devlet yönetimine ilişkin hukukun temel ilkelerinden biri sayılan eşitlik, kanunların Anayasa'ya uygunluğunda ve idari işlemin yargısal denetiminde kullanılan bir ölçüttür. Anayasamızın 10.maddesinde yer alan eşitlik ilkesinin görünümlerinden biri olan düzenli idare ilkesi, idarenin düzenleme yapma yetkisine sahip olduğu alanlarda, bu alanları tüzük, yönetmelik gibi idari metinlerle objektif bir şekilde düzenlemesi ve uygulamalarında hukuki istikrarı tesis ederek buna uyması olarak ifade edilmektedir. Dolayısıyla, idarenin düzenleme yetkisine sahip olduğu alanlarda, hukuka uygun olan uygulamayı sağlamak için objektif düzenlemeler yapması ve istikrarlı uygulamalarda bulunması gerekmektedir. İdarenin yetki sahibi olduğu alanlarda yapacağı düzenlemelerde, haklı bir neden olmadan yerleşik, istikrar kazanmış uygulamalarından ayrılması sahip olduğu serbestiyi düzenli idare ilkesine ve bu ilkenin bağlı olduğu eşitlik ilkesine aykırı kullanması anlamına gelecektir. Anayasa Mahkemesi’nin yerleşmiş kararlarına göre yasa önünde eşitlik, herkesin, her yönden aynı kurallara bağlı olacağı anlamına gelmemektedir. Anayasa’nın öngördüğü eşitlik, mutlak anlamda bir eşitlik olmayıp, haklı nedenlerin bulunması durumunda gerekli uygulamalara olanak veren bir ilkedir. Ancak, aynı durumda olanlar için ayrı düzenleme, Anayasa’nın 10. maddesinde düzenlenen eşitlik ilkelerine aykırılık oluşturur. 3194 sayılı Yasa'nın 18.maddesinin 2.fıkrası ile 10.fıkrası birlikte ele alındığında, 2.fıkrada DOP'un üst sınırının %45 olarak belirlendiği, 10.fıkrada ise, mevcut yapılar nedeniyle parsellerden DOP alınamadığı hallerde, alınamayan DOP payı miktarının bedele dönüştürüleceğinin kurala bağlandığı görülmektedir. Haliyle DOP kesilemeyen alan miktarının, parselasyon düzenleme sahası kapsamında kalan diğer parsel maliklerinin parsel alanlarından yapılacak kesintilerle karşılanması suretiyle imar planında umumi hizmet alanına denk gelen alanların kamu eline geçirilmesinin sağlanması gerekecektir. Yasa'ya göre bu alanların, DOP kesintisi yapılamayan parsel malikinden bedeli karşılanmak suretiyle kamulaştırılması gerekmektedir. Dolayısıyla aynı parselasyon düzenleme sahası kapsamında kalan kimi parsellerden üzerindeki yapılar nedeniyle DOP ve kamulaştırma adı altında hiçbir kesinti yapılamazken veya DOP oranının altında kesinti yapılırken, kimi parsellerden o düzenleme sahasına ilişkin olarak belirlenen DOP oranı uygulanmak ve ek olarak da parsel alanından kamulaştırma yapılmak suretiyle iki ayrı kesinti yapılabilecektir. Yukarıda "mülkiyet hakkı"na ve "yasa önünde eşitlik ilkesi"ne yönelik olarak Anayasa hükümleri ve AİHS ile Anayasa Mahkemesi kararları çerçevesinde yapılan açıklamalar dikkate alındığında, Yasa'nın 18.maddesinin 10.fıkrası hükmü ile, idarelerin mülkiyet hakkına doğrudan müdahale edilmesine olanak tanınan parselasyon işlemini tesis ederken mülkiyet hakkına ve eşitlik ilkesine uygun olmayan işlemler gerçekleştirebilmesinin yolunun açılacağı anlaşılmaktadır. Anılan Yasa hükmünün uygulanması durumunda, mülkiyet hakkına ölçüsüz bir müdahale mahiyetinde ve eşitlik ilkesine aykırı şekilde, DOP payı bedele dönüştürülen kişiler lehine, bedele dönüştürülen paylar nedeniyle taşınmazından olması gerekenden daha fazla kesinti yapılan kişiler aleyhine sonuçlar ortaya çıkacağı açıktır. Açıklanan nedenlerle, Anayasa'nın 2., 10. ve 35.maddelerine aykırı olması nedeniyle 3194 sayılı İmar Yasasının 18.maddesinin 10.fıkrasının iptali istemiyle Anayasa Mahkemesi'ne başvurulması gerektiği düşünülmektedir. Anılan hükmün Anayasa Mahkemesi'ne gönderilmesine karar verilmemesi halinde uyuşmazlığın esasına gelince; Yasa'nın 18.maddesinin 10.fıkrasında "Mevcut yapılar nedeniyle parsellerden düzenleme ortaklık payı alınamadığı hâllerde bu payın miktarı, düzenlemenin gerçekleştirilebilmesi için yapılacak kamulaştırmada kullanılmak üzere bedele dönüştürülebilir." hükmü yer almakta iken, Yönetmelikte kamulaştırmada kullanılmak üzere alınan bedelin parselasyon düzenleme sahasında bulunan diğer parsellerden her birine yansıtılacağı yolunda bir ayrıntılandırmaya gidilmiştir. Yasa'da, DOP alınamayan hallerde bu payın miktarının, düzenlemenin gerçekleştirilebilmesi için yapılacak kamulaştırmada kullanılmak üzere bedele dönüştürülebileceği hükmü yer aldığından, anılan hüküm uyarınca bu bedellerin kamulaştırmada kullanılması zorunluluğu bulunmaktadır. Yasa'nın 18.maddesine göre kamulaştırmanın tek bir durumda söz konusu olduğu görülmektedir; DOP'un %45'den fazla çıkması ve fazla çıkan kısma karşılık oranın %45'e düşürülmesi için tescil harici alanlardan veya muvafakat alınmak kaydıyla; kamuya ait taşınmazlardan ya da Hazine mülkiyetindeki alanlardan karşılanamaması gerekmektedir. Dolayısıyla mevcut yapılar nedeniyle DOP'un bedele çevrilmesi ancak kamulaştırma zorunluluğunun bulunması durumunda yapılabilir. Kamulaştırma zorunluluğunun olması durumunda da dava konusu Yönetmelik maddesinde olduğu gibi diğer parsel maliklerinin taşınmazlarının belirli bir oranda alınarak karşılığında bir bedel ödenmesi ve böylece Yönetmelik kuralıyla malikin mülkiyet hakkının elinden alınması olanaklı değildir. Böyle bir uygulamanın yasal dayanağı bulunmamaktadır. Söz konusu duruma ilişkin Yönetmelik düzenlemesinde hukuka uyarlık bulunmadığı açık olmakla birlikte, mutlaka uygulanacak ise âdil bir dağıtım yapılabilmesi için DOP payı bedele dönüştürülen parsel maliklerinin aynı parselasyon düzenleme sınırı içerisinde başka parsellerinin bulunup bulunmadığı araştırılarak varsa öncelikle DOP kesintisinin bu parsellerden yapılması uygun olacaktır. Dolayısıyla, dava konusu Yönetmelik fıkrasında hukuka ve dayanağı Yasa'ya uyarlık bulunmadığı sonucuna ulaşıldığından anılan fıkranın iptali gerektiği düşünülmektedir. 9. Yönetmeliğin 17.maddesinin 1.fıkrasının (a) bendi yönünden, 3194 sayılı Yasa'nın 7181 sayılı Yasa'nın 9.maddesi ile değiştirilen 18.maddesinin 12.fıkrasında "Düzenleme sonucu taşınmaz maliklerine verilecek parseller, öncelikle düzenlemeye alınan taşınmazın bulunduğu yerden, mümkün olmuyor ise en yakınındaki eşdeğer alandan verilir." kuralı yer almaktadır. Dava konusu Yönetmelik bendinin dayanağı Yasa maddesine ve yerleşik Danıştay kararlarına uygun olduğu anlaşıldığından, anılan kısım yönünden davanın reddine karar verilmesinin uygun olacağı düşünülmektedir. 10. Yönetmeliğin 17.maddesinin 1.fıkrasının (c) bendi yönünden, 3194 sayılı Yasa'nın 7181 sayılı Yasa'nın 9.maddesi ile değiştirilen 18.maddesinin 12.fıkrasında "Düzenleme sonucu taşınmaz maliklerine verilecek parseller, öncelikle düzenlemeye alınan taşınmazın bulunduğu yerden, mümkün olmuyor ise en yakınındaki eşdeğer alandan verilir." kuralı yer almaktadır. Dava konusu Yönetmelik bendinin "İmar plânı ve mevzuata göre korunması mümkün olan yapıların, asgari parsel büyüklüğünü sağlaması kaydıyla, tam ve hissesiz bir imar parseline denk gelmesi sağlanır." kısmında, dayanağı Yasa maddesine ve yerleşik Danıştay kararlarına aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, anılan kısım yönünden davanın reddine karar verilmesinin uygun olacağı düşünülmektedir. Dava konusu Yönetmelik bendinin "Asgari parsel büyüklüğünün sağlanamaması halinde, 16 ncı maddede belirtilen hükümlere göre tahsis ve bedele dönüştürme işlemleri yapılabilir." kısmı yönünden ise, Yönetmeliğin 16.maddesinin 3.fıkrasına ilişkin olarak yapılan açıklamalar geçerli olduğundan bu kısmın iptaline karar verilmesinin uygun olacağı düşünülmektedir. 11. Yönetmeliğin 17.maddesinin 1.fıkrasının (ç) bendi yönünden, Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 17.maddesinin 1.fıkrasının (ç) bendinde, "Kamu yatırımlarının yürütülmesi amacıyla, kamu kurumlarına ait taşınmazdaki hisseler müstakil bir imar parselinde toplanabilir." kuralı yer almaktadır. 7181 sayılı Yasa ile 3194 sayılı Yasa'nın 18. maddesine eklenen 13. fıkrada "Düzenleme alanında bulunan imar adalarında, asgari parsel büyüklüğünü karşılamak kaydıyla, imar uygulama alanında kalan hisseli arsa ve araziler; hisse sahiplerinin muvafakati hâlinde veya fiilî kullanım esasına göre müstakil hâle getirilebilir. " hükmüne yer verilerek ilgili idareye ferdileştirme yapma ve hissedar malike müstakil imar parseli tahsis etme yetkisi verilmiştir. Böylece uygulama imar planı olan yerlerde yapılacak parselasyonda 2981 sayılı Yasa'nın Ek-1 maddesinde belirtilen koşulların bulunması halinde ferdileştirme yapılması mümkün iken 3194 sayılı Yasa'nın 18. maddesinin 13. fıkrasıyla, 2981 sayılı Yasa'nın Ek-1 maddesinde belirtilen koşullar aranmaksızın hisse sahiplerinin muvafakatı ile ya da idarece re'sen ferdileştirme yapılarak müstakil imar parseli verilmesinin önü açılmıştır. Türk Medeni Yasasının (TMY) 688.maddesinde "Paylı mülkiyet", birden çok kimsenin, maddi olarak bölünmüş olmayan bir şeyin tamamına belirli paylarla malik olduğu, bir birlikte mülkiyet şekli olarak tanımlanmıştır. Dolayısıyla paylı mülkiyette, aksi kararlaştırılmadığı sürece paylar arasında tam bir eşitlik söz konusudur. İmar Yasası uyarınca yapılan parselasyon işlemi sonucunda paylar ayrıştırıldığında ise birlikte mülkiyet durumu son bulacak, paylar arasında bulunan eşitlik hâlinin sürdürülmesi olanağı kalmayacak ve bireyselleşen mülkiyet hakkının ilk halinden bağımsız olarak farklı bir düzlemde, diğer bir deyişle farklı taşınmazlar üzerinde ileri sürülmesi gerekliliği ortaya çıkacaktır. TMY'nin 698. vd. maddelerinde "Paylı mülkiyetin sona erdirilmesi" düzenlemiş olup paylaşımın ya malın aynen veya bedelinin bölüşülmesi suretiyle yapılacağı öngörülmüştür. Bu nedenle paylı mülkiyete ilişkin herhangi bir düzenleyici hükme yer verilmeyen 3194 sayılı Yasa'da, paylı mülkiyetin sona erdirilmesine yönelik hükme yer verildiği, ancak bu hüküm ile de konuya ilişkin esasları kurala bağlayan TMY'den oldukça farklı sonuçlar öngörülerek çelişkili bir durum oluşturulduğu anlaşılmaktadır. Diğer bir deyişle, 3194 sayılı Yasa'ya göre paylı mülkiyetin sona erdirilmesi, paylaşımın, paylı mülkiyet konusu taşınmazdan başka taşınmazlar üzerinde yapılması suretiyle olacaktır ki bu durum TMY'yedeki hükümle uyuşmamaktadır. Bu itibarla, mülkiyet hakkının görünümlerinden birinin sona erdirilmesine ilişkin olarak 3194 sayılı Yasa'da yer alan düzenlemenin, konunun öneminin gerektirdiği ayrıntıda ve mevzuat hükümleri birbirleri ile uyumlu olacak şekilde düzenlenmesi gerektiği açıktır. Örneğin, 3194 sayılı Yasa'da "hisse sahiplerinin muvafakati hâli"nin nasıl ve ne şekilde sağlanacağına veya "fiilî kullanım esası"nın nasıl ve ne şekilde belirleneceğine ilişkin herhangi bir hüküm yer almamakta olup mülkiyet hakkını ilgilendiren bu konuların mutlaka Yasa ile açıklığa kavuşturulmasının Anayasal bir gereklilik olduğu izahtan varestedir. Konuya ilişkin olarak Yönetmelikteki düzenlemelere gelince, Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmelik'in 17.maddesinin 1.fıkrasının (d) bendinde; "Düzenleme sahasında kalan hisseli arazi ve arsalar, hisse sahiplerinin muvafakatı halinde veya ilgili idarece arazideki fiili kullanım durumunun tespit edilmesi halinde muvafakat aranmaksızın; imar planında aksine bir hüküm yoksa imar mevzuatında belirtilen asgari parsel büyüklüğünü sağlamak kaydıyla müstakil hale getirilebilir..." düzenlemesine yer verilmiştir. Anılan düzenlemenin Yasanın 18. maddesinin 13. fıkrası ile uyumlu olduğu anlaşılmaktadır. Ancak uyuşmazlığa konu Yönetmelik bendinde yer alan düzenlemenin ise dayanağı Yasada bir karşılığının bulunmadığı görülmektedir. Zira Yönetmelik'in 17.maddesinin 1.fıkrasının (d) bendi ile (ç) bendi farklı düzenlemeler içermekte olup (d) bendinde özel kişilere ait taşınmazlar ile kamu kurumlarına ait taşınmazlar arasında herhangi bir ayrıma gidilmeksizin ferdileştirme yapılmasına olanak tanınmaktadır. (ç) bendinde ise, kamu kurumlarına ait taşınmazdaki hisselerin müstakil bir imar parselinde toplanmasına olanak tanınarak bir tür toplulaştırma yapılması söz konusudur. Yani, (d) bendinde düzenlenen ferdileştirmede, mülkiyet durumu hisseli olan bir parseldeki hisselerin ayrıştırılarak farklı imar parsellerine tahsis yapılmak suretiyle müstakil mülkiyet haline getirilmesi söz konusu iken, (ç) bendindeki düzenlemede, kamu kurumlarına ait ve hisseli mülkiyet yapısına sahip birden çok taşınmazdaki hisselerin bulundukları farklı konumlardan toplanarak parselasyon sonucunda oluşturulan yeni bir imar parselinde kamu kurumu adına müstakil tahsisin sağlanması söz konusu olmaktadır. Bu itibarla dayanağı Yasa'da bu konuda herhangi bir hüküm bulunmadığı halde, kamu yararı amacıyla bile olsa parselasyonda eşitliğe aykırı şekilde özel kişilere nazaran kamu kurumlarına ayrıcalıklı haklar tanımasına yönelik yapılan düzenlemenin hukuka uygunluğundan söz etme olanağı bulunmamaktadır. Bu durumun, Yasa'nın 18.maddesi hükmü uyarınca, parselasyon işlemi sonucunda imar parseli tahsislerinin öncelikle düzenlemeye alınan parselin bulunduğu yerden, mümkün olmuyor ise en yakınındaki eşdeğer alandan yapılması gerektiği halde, anılan hükme aykırı olarak özel kişilere ait kadastral taşınmazlarda oluşturulan imar parsellerinin, kamu kurumlarına ait hisselerin burada toplanması suretiyle kamu kurumu adına tahsis edilmesine neden olacağı da açıktır. Açıklanan nedenlerle, anılan Yönetmelik maddesinin iptalinin gerektiği düşünülmektedir. 12. Yönetmeliğin 26.maddesi yönünden, 3194 sayılı İmar Yasası'nın 18. maddesi uyarınca yapılan parselasyon işlemlerinde, parsellerin konumu, dağıtım cetvellerinde; düzenlemeye giren her taşınmaz mala karşılık sahiplerine verilecek bağımsız veya hisseli imar parsellerinin büyüklükleri, hisse miktarı, alınan düzenleme ortaklık payı oranı gibi hususlar ayrı ayrı gösterildiğinden, bu işlemlerin düzenlemeye tabi tutulan her bir taşınmaz maliki ve her bir hissedar için ayrı ayrı sonuçlar doğuran bireysel ve subjektif işlemler oldukları kuşkusuzdur. 2577 sayılı Yasa'da bireysel işlemlerin yazılı olarak tebliğ edileceği kurala bağlanmıştır. 7201 sayılı Tebligat Yasasında da yazılı olarak yapılacak tebligatın usulü düzenlenmiştir. Yazılı tebligatın yapılmadığı durumlarda ise muhatabın işlemi öğrenmesi üzerine öğrenme tarihinden itibaren dava açılabileceği Danıştay'ın yerleşik kararları ile kabul edilmektedir. Bu nedenle, doğrudan mülkiyet hakkına yönelik sübjektif nitelikte bir idari işlem olan parselasyon işleminin ilgililere yazılı olarak tebliğ edilmesi gerektiğinden ilanın yeterli görülmesine ilişkin dava konusu Yönetmelik maddesinde 2577 sayılı Yasa ile 7201 sayılı Yasa'ya ve hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Belirtilen nedenlerle anılan madde yönünden dava konusu düzenlemenin iptaline karar verilmesinin uygun olacağı düşünülmektedir. 13. Yönetmeliğin 31.maddesi yönünden, Yönetmelik maddesinin değerlendirilmesi teknik bilgi gerektirdiğinden konunun uzmanı olan bilirkişilerden rapor alındıktan sonra karar verilmesinin uygun olacağı düşünülmektedir. DANIŞTAY SAVCISI ...'IN DÜŞÜNCESİ : Dava, 22/02/2020 günlü, 31047 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin; 6. maddesinin, 7. ve 8. maddesinin, 10. maddesinin 1. fıkrasının, 14. maddesinin 2. fıkrasındaki "aşağıdaki öncelik sırasına göre", "b) kamuya ait kreş alanları", "e) kent meydanı, kent parkı, spor alanı", "f) teknik altyapı alanı, kamuya ait trafo alanı","ı) diğer umumi ve kamu hizmeti alanları.", "i) otogar alanı" ibarelerinin, 14. maddesinin 4.fıkrasının, 14. maddesinin 8.fıkrasının, 14. maddesinin 9. fıkrasının, 16. maddesinin 3. fıkrasının, 17. maddesinin 1.fıkrasının (a), (c) ve (ç) bendinin, 26. maddesinin ve 31.maddesinin iptali ile dava konusu yönetmeliğin dayanağı olan 3194 sayılı İmar Kanununun; 8. maddesine 14/02/2020 günlü, 7221 sayılı Yasa ile eklenen "kesinleşen imar planları veya parselasyon planlarına karşı kesinleşme tarihinden itibaren her halde beş yıl içinde dava açılabilir." hükmünün, 18. maddesinin 3. fıkrasında sayılan umumi hizmet alanlarından, "Milli Eğitim Bakanlığına bağlı öğretime yönelik eğitim tesis alanları, otoyol hariç erişme kontrolünün uygulandığı yol, su yolu, taşkın kontrol tesisi alanları, Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık tesis alanları, resmi kurum alanları, mezarlık, belediye hizmet alanı, sosyal ve kültürel tesis alanı, rekreasyon alanı olarak ayrılan parseller, mesire alanları ibareleri ile aynı fıkrada yer alan "(...) gibi umumi hizmet alanları.." ibaresinin, 18. maddesinin 4. fıkrasının, 18. maddesinin 10. fıkrasında yer alan "...düzenlemenin gerçekleştirilebilmesi için yapılacak kamulaştırmada kullanılmak üzere..." ibaresinin, Anayasaya aykırı olduğundan bahisle iptalleri için Anayasa Mahkemesine başvurulması istemiyle açılmıştır. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2. maddesinin 1/a fıkrasında iptal davaları, idari işlemlerin yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalar olarak tanımlanmıştır. İptal davası açılabilmesi için gerekli olan menfaat ilişkisi kişisel, meşru, güncel bir menfaatin bulunması halinde gerçekleşecektir. Başka bir anlatımla, iptal davasına konu olan işlemin davacının menfaatini ihlal ettiğinden söz edilebilmesi için, davacının kişisel menfaatini ihlal etmesi, işlem ile davacı arasında ciddi ve makul bir ilişkinin bulunması gerekmektedir. Aksi halde, kişilerin kendisine etkisi bulunmayan, menfaatlerini ihlal etmeyen idari işlemler hakkında da iptal davası açma hakkı doğar ve bu durum idarenin işleyişini olumsuz etkiler. İdari işlemlerin hukuka uygunluğunun yargı yoluyla denetimini amaçlayan iptal davasının görüşülebilmesi için ön koşullardan olan "dava açma ehliyeti" iptal davasına konu kararın niteliğine göre idari yargı yerince değerlendirilmektedir. Uyuşmazlıkta davacı tarafından, faaliyetleri kapsamında 3194 sayılı İmar Kanunu ve dava konusu yönetmelik hükümlerine göre uygulamalar gerçekleştirdiği ve bu nedenle uygulamalara esas alınan dava konusu düzenlemeler nedeniyle faaliyetlerinin doğrudan etkilendiği, şirketin ekonomik çıkarlarının da halel gördüğü iddialarıyla dava konusu Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin çeşitli maddelerinin ve bazı ibarelerinin iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır. Dosyanın incelenmesinden, davacının her ölçekte harita hizmetlerini, etüt, aplikasyon, parselasyon işlerini ve imar planı uygulamalarını yapmak amacıyla kurulmuş bir limited şirket olduğu, dolayısıyla dava konusu yönetmelik kapsamında yapılacak düzenlemelerin davacının faaliyetleri kapsamında olduğu anlaşılmaktadır. Dava konusu Yönetmeliğin 8.maddesinde düzenlenen ifraz ve tevhit işlemleri için istenen bilgi ve belgelerin temini hususu davacının faaliyet alanını etkilediğinden bu madde yönünden davacının subjektif dava açma ehliyeti bulunmaktadır. Yönetmeliğin iptali istenilen diğer maddelerinin ise İmar Kanununa göre yapılacak arazi ve arsa düzenlemelerine ilişkin olarak uygulama esasları, tanım ve kavramların açıklanmasına yönelik olması nedeniyle uygulama alanı içerisinde kalan taşınmaz maliklerini veya hak sahiplerini etkilediği, davacının genel olarak madde hükümlerine yönelik itirazlarının da bireysel işlemden etkilenecek olan taşınmazlara ilişkin olduğu, bu hükümler yönünden davacının menfaatinin ne şekilde etkilendiğinin ortaya konulamadığı, uygulama işlemlerinin hazırlanması aşamasında görev alabilecek olan davacının doğrudan veya dolaylı olarak faaliyetinin nasıl etkileneceği veya kısıtlanacağının açıklanamadığı, diğer taraftan, dava konusu yönetmeliğe dayalı olarak tesis edilmiş olan bireysel bir işlem üzerine dava açıldığı yolunda da herhangi bir bilgi bulunmadığı anlaşıldığından, davacının yönetmeliğin 8. maddesi dışındaki hükümler yönünden subjektif dava açma ehliyetinin bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Davacının dava konusu yönetmeliğin 8. madde hükmü dışındaki hükümler yönünden dava açma ehliyeti bulunmaması nedeniyle yönetmeliğin dayanağı olan 3194 sayılı Yasanın 8. ve 18.maddeleri yönünden Anayasaya aykırılık itirazının da değerlendirilmesine olanak bulunmamaktadır. Davalı idarenin süre itirazı yerinde görülmemiştir. Yönetmeliğin 8. maddesinin incelenmesine gelince; 3194 sayılı İmar Kanununun "Yönetmelik" başlıklı 44. maddesinde, yönetmelikle düzenlenecek konular sayılmış, maddenin 1.fıkrasının (c) bendinde arazi ve arsa düzenlemesinin uygulanma şekil ve şartlarının Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirleneceği hükme bağlanmıştır. Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin "İfraz ve tevhit işleminde istenilen bilgi ve belgeler" başlıklı 8.maddesinde, "(1) İfraz ve tevhit için; a) Değişiklik haritaları yapım ve kontrol bilgileri formu, b) 1/1000 ölçekli aslı gibidir onaylı uygulama imar planı ve sayısal verileri, c) Son 6 ay içinde alınmış takyidatlı tapu kayıtları, ç) İlgili kadastro müdürlüğünden 11 inci maddeye göre alınan onaylı mülkiyet raporu ve ekleri, d) Uygulamanın talep üzerine yapılması durumunda; 1) Özel ve tüzel hukuk kişileri tarafından talep ediliyorsa, taşınmaz sahipleri tarafından uygulamayı yapan harita mühendisine verilmiş vekâletname/sözleşme, 2) Kamu kurumları tarafından yüklenici firmalara yaptırılıyorsa, yüklenici yetkilendirme yazısı veya aralarındaki sözleşme, e) Alan hesapları ve dengelemeleri, f) Ölçü krokisi ve koordinatları, g) Durum haritası, ğ) İmar planında hüküm bulunması veya sit alanları, orman, mera, su koruma havzaları ve benzeri özel kanunlarla korunacak alanların bulunması durumunda, ilgili kurum/kurulun uygunluk görüşü, h) Tapu ve kadastro mevzuatı uyarınca istenen diğer belgeler, istenir. (2) İfraz ve tevhit işlemini onaylamaya yetkili idare, yukarıda belirtilen dokümanlar dışında başka açıklayıcı bilgi ve belge isteyebilir." hükmü yer almaktadır. Davacı tarafından, ifraz ve tevhit işlemlerinin 3194 sayılı Kanunun 15. ve 16.maddelerinde düzenlendiği, kanunda bu hükümlerin yönetmelikle düzenleneceği yolunda bir atıf bulunmadığından bu konularda düzenleme yapmaya davalı idarenin yetkili olmadığı iddiasıyla maddenin iptali istenilmektedir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 124. maddesinde; "Cumhurbaşkanı, bakanlıklar ve kamu tüzelkişileri, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabilirler. Hangi yönetmeliklerin Resmî Gazetede yayımlanacağı kanunda belirtilir." hükmüne yer verilmiştir. Anayasanın anılan hükmü ile idarelere kendi görev alanlarını ilgilendiren konularda yönetmelik çıkarma ve bu yönetmeliklerde değişiklikler yapabilme yetkisi verilmiş olup, bu yönetmeliklerin normlar hiyerarşisi gereği Anayasa ve yasaya aykırı hükümler içermemesi şartıyla, yapılacak düzenlemelerle yasa hükümlerine açıklık getirilmesi ve uygulanmasının sağlanması amaçlanmaktadır. Dava konusu Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 3.maddesinde, yönetmeliğin 3194 sayılı İmar Kanununun 13. ve 18. maddeleri ile 44.maddesinin 1.fıkrasının (c) bendine dayanılarak hazırlandığı belirtilmiştir. 3194 sayılı Kanunun ifraz ve tevhit işlemlerinin düzenlendiği 15. ve 16.maddesinde uygulamaya yönelik usul ve esasların yönetmelikle düzenleneceğine ilişkin bir hüküm yer almamakla birlikte, 3194 sayılı yasanın 15 ve 16. maddelerinin kanunun "arazi ve arsa düzenleme esasları" başlıklı üçüncü bölümünde yer aldığı, yasanın 44. maddesinin 1.fıkrasının (c) bendinde de arazi ve arsa düzenlemesinin uygulanma şekil ve şartlarının Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirleneceği hükme bağlanmış olduğundan, yönetmeliğin 8.maddesinin de bu hükme dayanılarak düzenlenmiş olduğu açık olup, davacının bu yöndeki iddiası yerinde görülmemiştir. Dava konusu Yönetmelik maddesinde ifraz ve tevhit işlemlerinin gerçekleştirilmesi aşamasında işlemi onaylayacak olan idareye verilmesi gereken bilgi ve belgeler örnekleme yoluyla sayılmış, maddenin ikinci fıkrasında da idarenin, ilk fıkrada sayılan belgelerin dışında başka açıklayıcı bilgi ve belge isteyebileceği düzenlenmiş olup, işlemlerin aksatılmadan sonuçlandırılabilmesi amacıyla getirilen düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, davanın, 22/02/2020 günlü, 31047 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 8. maddesine ilişkin kısmının esastan reddine, yönetmeliğin iptali istenilen diğer hükümlerine yönelik olarak ise davanın ehliyet yönünden reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY: 02/11/1985 tarihli ve 18916 mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İmar Kanununun 18 inci Maddesi Uyarınca Yapılacak Arazi ve Arsa Düzenlenmesi ile İlgili Esaslar Hakkında Yönetmeliği yürürlükten kaldıran Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 22/02/2020 tarihli ve 31047 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanması üzerine bakılmakta olan dava açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: 3194 sayılı İmar Kanununun "Yönetmelik" başlıklı 44. maddesinde, " I - a) Enerji, sulama, tabii kaynaklar, ulaştırma ve benzeri hizmetlerle ilgili tesisler ve müştemilatından hangileri için ruhsat alınmayacağı, b) İmar planlarında okul, ibadet yeri, sağlık, spor, sosyal ve kültürel tesisler ile kamu kuruluşlarının yapıları için ayrılacak yerler ve bu konu ile ilgili diğer hususlar, c) Arazi ve arsa düzenlemesinin uygulanma şekil ve şartları, d) Ruhsata tabi olmayan yapılarda uyulacak esaslar, e) (Değişik: 9/12/2009-5940/3 md.) Her türlü inşaat ve tesisat dahil yapım işlerine dair yapı müteahhitlerinin yetki belgelendirilmesi işlemlerine; yapı müteahhitlerinin iş gruplarına, ihtisaslaşmalarına ve yüklenilecek işin büyüklüğüne göre sınıflandırılmasına ve bunların sahip olmaları gereken asgari eğitim, iş tecrübesi, teknik donanımı ve kapasitesi, mali durumu, idari yapısı ve personel şartları ile niteliklerine; yapı müteahhitlerinin faaliyetlerinin denetlenmesine, kayıtlarının tutulmasına ve değerlendirilmesine; mimar ve mühendis unvanlı şantiye şefi çalıştırılması mecburi ve yapı müteahhidi olmaksızın da yapılması mümkün olan yapılara; şantiye şeflerine, yapım ve denetim işlerinde istihdam edilecek fen adamlarına ve yetki belgeli ustalara ilişkin usul ve esaslar ile diğer hususlar, Milli Eğitim Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Mesleki Yeterlilik Kurumu, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Konfederasyonu, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliğinin görüşleri alınarak, f) İmar planı yapımı ve değişiklikleriyle ilgili kriterlerin tespiti ve imarla ilgili diğer hususlar, g) İmar planlarında parsel cepheleri tayin edilmeyen yerlerde yapılacak ifrazların asgari cephe genişlikleri ve büyüklükleri, h) (İptal : Ana. Mah. 11/12/1986 tarih ve E. 1985/11, K. 1986/29 sayılı Kararı ile.) i) Yerleşme alanlarıyla ilgili genel esaslar, j) Halihazır harita alımı ve imar planlarının yapımını yükümlenecek müellif ve müellif kuruluşların ehliyet durumlarının yeniden düzenlenmesine ait esaslar, Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir." hükmü yer almaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyetinin Hukuk Devleti olduğu belirtilmektedir. Hukuk Devletinin öğesi olan idarece tesis edilen işlemlerin hukuka uygunluğu ve sonuçta idarenin hukuka bağlılığının yargısal denetimi iptal davaları yoluyla sağlanmaktadır. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 8/6/2000 tarih ve 4577 sayılı Kanunla değişik 2. maddesinde belirtildiği üzere, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalar iptal davaları olarak tanımlanmıştır. 2577 sayılı Kanunun 3. maddesinde; dilekçelerde gösterilmesi gerekli hususlar belirlenmiş, 14'üncü maddesinin 3'üncü fıkrasında; dilekçelerin sırayla a) görev ve yetki, b) idari merci tecavüzü, c) ehliyet, d) idari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem olup olmadığı, e) süre aşımı, f) husumet, g) 3. ve 5. maddelere uygun olup olmadıkları yönlerinden inceleneceği belirtilmiş, 15. maddenin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, dilekçelerde 14. maddenin 3/c bendine aykırılık görülmesi halinde davanın reddine karar verileceği, hükme bağlanmıştır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Usul Yönünden; Davalı idarenin davanın süresinde açılmadığı iddiası bakımından; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 7.maddesinde, ilanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresinin ilan tarihini izleyen günden itibaren başlayacağı hükmü yer almaktadır. 26/03/2020 tarihli ve 31080 mükerrer sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7226 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un Geçici 1. maddesi uyarınca, Covid-19 salgın hastalığının ülkemizde görülmüş olması sebebiyle yargı alanındaki hak kayıplarının önlenmesi amacıyla; dava açma, icra takibi başlatma, başvuru, şikâyet, itiraz, ihtar, bildirim, ibraz ve zamanaşımı süreleri, hak düşürücü süreler ve zorunlu idari başvuru süreleri de dâhil olmak üzere bir hakkın doğumu, kullanımı veya sona ermesine ilişkin tüm sürelerin; 06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, 04/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve 12/01/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile usul hükmü içeren diğer kanunlarda taraflar bakımından belirlenen süreler ve bu kapsamda hâkim tarafından tayin edilen süreler ile arabuluculuk ve uzlaştırma kurumlarındaki sürelerin 13/03/2020 (bu tarih dâhil) tarihinden itibaren 30/04/2020 (bu tarih dâhil) tarihine kadar durduğu, bu sürelerin, durma süresinin sona erdiği günü takip eden günden itibaren işlemeye başlayacağı, durma süresinin başladığı tarih itibarıyla, bitimine on beş gün ve daha az kalmış olan sürelerin, durma süresinin sona erdiği günü takip eden günden başlamak üzere on beş gün uzamış sayılacağı, salgının devam etmesi halinde Cumhurbaşkanının durma süresini altı ayı geçmemek üzere bir kez uzatabileceği ve bu döneme ilişkin kapsamı daraltabileceği kabul edilmiş; 30/04/2020 tarih ve 31114 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 2480 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı uyarınca, 7226 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun Geçici 1. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenen durma süresi 01/05/2020 (bu tarih dahil) tarihinden, 15/06/2020 (bu tarih dahil) tarihine kadar uzatılmıştır. Davacı tarafından 22/02/2020 tarihli, 31047 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin ilgili maddelerinin iptalinin, 2577 sayılı Kanunun 7.maddesinin düzenleyici işlemin ilanını takip eden dava süresi içinde istenebileceği, ilanı takip eden altmış günlük dava açma süresinin normal koşullarda 22/04/2020 tarihinde dolduğu ancak yukarıda yer verilen mevzuat gereği dava açma süresinin 13/03/2020 tarihinden itibaren durduğu ve durma süresinin 15/06/2020 tarihine kadar uzatıldığı dikkate alındığında 06/05/2020 tarihinde açılan davada süre aşımı bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır Davacının Anayasaya aykırılık iddiaları ciddi görülmemiştir. Arazi Ve Arsa Düzenlenmeleri Hakkında Yönetmeliğin 8.maddesi dışında kalan hükümleri yönünden yapılan değerlendirmede; İdari işlemlerin hukuka uygunluğunun yargı yoluyla denetimini amaçlayan iptal davasının görüşülebilmesinin ön koşullardan biri olan "dava açma ehliyeti", her idari işleme karşı herkes tarafından iptal davası açılmasının idare ile işlemlerinde istikrarsızlığa neden olmaması ve idarenin işleyişinin buna bağlı olarak olumsuz etkilenmemesi amacıyla dava konusu edilecek işlem ile dava açacak kişi arasında belli ölçütler içinde menfaat ilişkisinin varlığını ifade etmektedir. Taraf ilişkisinin kurulması için gerekli olan kişisel, meşru ve güncel menfaat ilişkisinin varlığı ise, davanın niteliğine ve özelliğine göre idari yargı yerlerince belirlenmekte, davacının idari işlemle ciddi ve makul, maddi ve manevi bir ilişkisinin bulunduğunun anlaşılması dava açma ehliyeti için yeterli sayılmaktadır. Ayrıca, iptal davaları ile idari işlemlerin hukuka uygun olup olmadığının saptanmasına, hukukun üstünlüğünün sağlanmasına, böylece de idarenin hukuka bağlılığının belirlenmesine, sonuçta hukuk devleti ilkesinin gerçekleştirilmesine olanak sağlandığından, bu davalarda menfaat ilişkisinin bu amaç doğrultusunda da yorumlanması gerekmektedir. Faaliyet alanı, harita, imar, planlama, inşaat üzerine olan davacı tarafından düzenleyici işlem niteliğinde bulunan Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin, belirtilen maddeleri yönünden iptali istemiyle anılan Yönetmeliğin Resmi Gazetede yayımlanması üzerine dava açılmış ise de, sözü edilen maddeler yönünden davacı açısından tesis edilen bir uygulama işleminin bulunmaması nedeniyle inceleme ve hukuki değerlendirme davacının faaliyet alanı ve getirilen düzenlemelerin davacının faaliyet alanında yürüttüğü iş ve işlemleri ne şekilde etkiyeceği yönünden yapılmış olup Yönetmeliğin 8.maddesi dışında kalan hükümler bakımından davacı yönünden koşulların gerçekleşmediği ve dolayısıyla belirtilen kısımlar bakımından bakılan davayı açma ehliyetinin bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Arazi Ve Arsa Düzenlenmeleri Hakkında Yönetmeliğin 8.maddesi bakımından yapılan değerlendirmede; Dava konusu Yönetmeliğin 8.maddesinde düzenlenen ifraz ve tevhit işlemleri için istenen belgelerin temininde ve ifraz ve tevhit işleminin hazırlanması hususunda doğrudan görev alabilecek olması sebebiyle bu madde yönünden davacının faaliyet alanının etkilendiğinden bahisle anılan maddenin iptalini talep edebileceği sonucuna ulaşılmıştır. Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin uyuşmazlığa konu "İfraz ve tevhit işleminde istenilen bilgi ve belgeler" başlıklı 8.maddesinde, "(1) İfraz ve tevhit için; a) Değişiklik haritaları yapım ve kontrol bilgileri formu, b) 1/1000 ölçekli aslı gibidir onaylı uygulama imar planı ve sayısal verileri, c) Son 6 ay içinde alınmış takyidatlı tapu kayıtları, ç) İlgili kadastro müdürlüğünden 11 inci maddeye göre alınan onaylı mülkiyet raporu ve ekleri, d) Uygulamanın talep üzerine yapılması durumunda; 1) Özel ve tüzel hukuk kişileri tarafından talep ediliyorsa, taşınmaz sahipleri tarafından uygulamayı yapan harita mühendisine verilmiş vekâletname/sözleşme, 2) Kamu kurumları tarafından yüklenici firmalara yaptırılıyorsa, yüklenici yetkilendirme yazısı veya aralarındaki sözleşme, e) Alan hesapları ve dengelemeleri, f) Ölçü krokisi ve koordinatları, g) Durum haritası, ğ) İmar planında hüküm bulunması veya sit alanları, orman, mera, su koruma havzaları ve benzeri özel kanunlarla korunacak alanların bulunması durumunda, ilgili kurum/kurulun uygunluk görüşü, h) Tapu ve kadastro mevzuatı uyarınca istenen diğer belgeler, istenir. (2) İfraz ve tevhit işlemini onaylamaya yetkili idare, yukarıda belirtilen dokümanlar dışında başka açıklayıcı bilgi ve belge isteyebilir." hükmü yer almaktadır. Davacı tarafından, dava konusu Yönetmelikle 3194 sayılı Kanunun 15. ve 16.maddelerinde yer alan ifraz ve tevhit işlemlerine ilişkin düzenleme yapmaya davalı idarenin yetkili olmadığından bahisle yukarıda içeriği yazılı maddenin iptali talep edilmekteyse de 3194 sayılı Kanunun yukarıda anılan 44.maddesin (I) fıkrasının (c) bendinde arazi ve arsa düzenlemesinin uygulama şekil ve şartları hakkında yönetmelik hazırlama yetkisi davalı idareye verilmiştir. Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 3.maddesinde 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununun 13. ve 18.maddeleri ile 44.maddesinin 1.fıkrasının (c) bendine dayanılarak hazırlandığı ayrı ayrı maddelere atıf yapılarak ifade edilmişken 3194 sayılı Kanunda ifraz ve tevhit işlemlerinin düzenlendiği 15. ve 16.maddesinde anılan yönde bir fıkra bulunmaması ve Yönetmelik hükmünün dayanak maddesinde 3194 sayılı Kanunun 15 ve/veya 16.maddelerine atıf yapılmamış olması Yönetmelik yapım tekniği açısından bir eksiklik olarak kabul edilebilir. Ancak ifraz ve tevhit işlemleri, 3194 sayılı İmar Kanununun "arazi ve arsa düzenleme esasları" başlıklı üçüncü bölümü altında, 15. ve 16.maddelerde düzenlenmiştir. Anılan maddelerde 3194 sayılı Kanunun 44.maddesine açıkça bir atıf olmasa da ifraz ve tevhit işlemlerinin arazi ve arsa düzenlemelerine ilişkin işlemler oldukları açıktır. Öte yandan yürürlükten kaldırılan İmar Kanununun 18 inci Maddesi Uyarınca Yapılacak Arazi ve Arsa Düzenlemesi ile İlgili Esaslar Hakkında Yönetmelik hükümleri arasında da ifraz ve tevhite ilişkin düzenlemeler yer almaktaydı. Ayrıca ifraz ve tevhit işlemlerine ilişkin olarak Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinde de düzenlemeler getirilmiştir. Dava konusu Yönetmelik maddesinde idarenin uygulamayı gerçekleştirebilmesi ve yapabilmesi için gerekli belgelerin örnekleme yoluyla sayılarak çerçevesinin çizilmesinden sonra ilgili maddenin 2.fıkrasında idarenin birinci fıkrada belirtilen dokümanlar dışında başka açıklayıcı bilgi ve belge istebileceği düzenlenmiş olup işlemlerin aksatılmadan sonuçlandırılması amacıyla düzenlemenin getirildiği sonucuna ulaşılmıştır. Bu durumda, uyuşmazlığa konu maddede hukuka aykırılık bulunmamaktadır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Arazi Ve Arsa Düzenlenmeleri Hakkında Yönetmeliğin 8.maddesi yönünden DAVANIN REDDİNE, 2. Arazi Ve Arsa Düzenlenmeleri Hakkında Yönetmeliğin 8.maddesi dışında kalan hükümleri bakımından DAVANIN EHLİYET YÖNÜNDEN REDDİNE, 3. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ...-TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, 4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ...-TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, 5. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine, 6. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 13/05/2024 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.