T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 16. HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I DOSYA NO: 2024/1615 Esas KARAR NO : 2026/470 İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 3. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ: 29/05/2024 NUMARASI : 2021/351 ESAS, 2024/89 KARAR DAVANIN KONUSU: Marka (Maddi Tazminat İstemli) KARAR TARİHİ: 26/03/2026 İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla, HMK 353. Maddesi gereğ…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 16. HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I DOSYA NO: 2024/1615 Esas KARAR NO : 2026/470 İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 3. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ: 29/05/2024 NUMARASI : 2021/351 ESAS, 2024/89 KARAR DAVANIN KONUSU: Marka (Maddi Tazminat İstemli) KARAR TARİHİ: 26/03/2026 İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla, HMK 353. Maddesi gereğince dosya içeriğine göre duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketine ait dünyaca ünlü ..., ... şekil, ..., ... şekil ve şekil markalarının Türkiye'de halihazırda ... ve şekil markaları için ... tescil numaraları ile tescilli markalarının bulunduğunu, bunun yanında söz konusu karakterlerin eser olarak dünyanın farklı ülkelerinde tescili söz konusu olduğunu, ayrıca müvekkiline ait ... tescil numaralı markanın tanınmış marka olduğuna dair Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından karar verilmiş ve bu yönde birçok Patent ve Marka kurumu ile yargı kararı da bulunmakta olduğunu, davalının "Beyazıt Mah. ... Sok. ... Fatih/İSTANBUL" adresinde müvekkiline ait markaları taşıyan ürünleri özellikle de kuyumculuk ürünleri (bilezik, küpe, yüzük vb.) üzerinde izinsiz olarak kullandığını, bu hususun İstanbul 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi 2020/140 Değişik İş numaralı dosyasında gerçekleştirilen tespit ile de sabit olduğunu, bu tespit öncesinde de davalının müvekkili şirkete ait markaları ihtiva eden orijinal olmayan ürünleri satış konusu haline getirdiğini ve davalıdan bir tane ürün alındığını, davalı tarafından müvekkiline ait markayı hukuka aykırı olarak kullanması, tanınmış marka olduğu TÜRKPATENT tarafından da tescilli olan müvekkili markasının tüketicilerde oluşturduğu kalite ve güven imajını zedelediği gibi davalı bu kullanımlar sebebiyle haksız kazanç da elde ettiğini, Ayrıca müvekkilinin markasının ayırt edici niteliği de davalının uygun olmayan kullanımı nedeniyle zedelendiğini ileri sürerek davalı eylemlerinin davacının marka haklarına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğinin işlediğinin tespitine, men'ine ve sona erdirilmesine, davanın niteliği itibariyle belirsiz alacak davası olması sebebiyle dosyanın duruma göre arttırılmak üzere müvekkili lehine dava tarihinden itibaren avans faiziyle 100 TL maddi tazminata hükmedilmesine, müvekkil markasının tanınmış marka olması ve bu hususun dava konusu olan ürünlere ilişkin talebin oluşmasında belirleyiciliği de dikkate alınarak maddi tazminat talebine hakkaniyete uygun bir pay eklenmesine, hukuka aykırı olarak kullanılma sebebiyle dava tarihinden itibaren yasal faiziyle müvekkil lehine 5000 TL (beşbin Türk Lirası) manevi tazminata, müvekkile ait markanın kötü ve uygun olmayan bir şekilde kullanılması sebebiyle dava tarihinden itibaren yasal faiziyle 5000 TL (beşbin Türk Lirası) itibar tazminatına, İstanbul 2.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi 2020/140 Değişik İş numaralı dosyasına ait yargılama giderlerinin ve kanuni arabuluculuk dosyasındaki giderlerin davalı tarafça karşılanmasına karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; açılan davanın haksız ve mesnetsiz olup hukuken korunmayan talep ve iddialarla açılan bir dava olduğunu, davacı tarafın, markaya tecavüzün men'i ile maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkin talepleri hukuka ve yasalara uygun olmadığını, müvekkilinin, davacıya ait olduğu iddia edilen ürünleri vitrinde bulundurmaktaki amacı satışını sağlamak amaçlı olmayıp çeşit bulundurma müşteriyi iş yerinde bulunan başkaca ürünlerin satışını sağlamak amacı taşımakta olduğunu, davalının müvekkilinin dava konusu iki parça değeri düşük olan ürünü iş yerinde dürüstçe kullanılması hukuka uygunluk sebebi olarak kabul edilmesi gerektiğini, bu sebeplerle açılan davanın reddine karar verilmesini ve vekalet ücreti ve yargılama giderinin davacıya yükletilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstanbul 3. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 29/05/2024 tarih ve 2021/351 Esas - 2024/89 Karar sayılı kararıyla; ''...Anılı yasal düzenlemeler ışığında somut olaya bakıldığında; değişik iş dosyası, ceza dosyası ve mahkememizce alınan bilirkişi raporları arasında davacı adına tescilli ve tanınmış marka yönünden davalının tecavüz teşkil eden eylemlerinin saptandığı ve bu yöndeki tespitlerde herhangi bir çelişkinin bulunmadığı, markasal incelemede davacının tescilli markasının birebir aynısının taklit edildiği ürünlerin davalının kuyumcu dükkanında satışa sunduğu ve bu eylemin kabulünde olduğu, tescilli markanın taklit edildiği ürünler üzerinde kullanılmasının tacir olmakla basiretli davranması gereken davalının bilmesi gerektiğinden SMK'nın 29/1-c hükmünün ihlali olması nedeni ile davacının marka hakkına tecavüzün mevcut olduğu saptanmıştır. Mahkememizce verilen süre içerisinde davacının maddi tazminat hesaplama yöntemi olarak 151/2-c bendinde yazılı ''Sınai mülkiyet hakkına tecavüz edenin bu hakkı bir lisans sözleşmesi ile hukuka uygun şekilde kullanmış olması halinde ödemesi gereken lisans bedeli'' gereğince yoksun kalınan kazancın hesaplanmasını talep ettiği, emsal lisans sözleşmesinin sunulmadığı, mahkememizce İTO'ya yazılan yazı cevabı içeriğinde; yapılan inceleme sonucu , bir işletme veya kuruluşun ; bir marka , tasarım veya patent işlemi ile ticaretin doğası gereği kâr elde ettiği, bir işletmenin yaptığı satışlardan elde edeceği kârın %15-%20 civarında olabileceği, davaya konu olan firma , eğer davaya konu marka ile tüm cirosunu elde etmiş ise , toplam cironun %15' i lisans bedeli belirlenmesinde uygun olacağı, davaya konu olan firma eğer birden fazla marka ile cirosunu elde etmiş ise tecavüze konu markadan elde ettiği ciroda belirlenerek, tecavüze konu olan markadan elde ettiği cironun % 15' inin lisans bedeli olarak belirlenmesinde uygun olacağı yönünde görüş oluşturulduğu tespit edilmiştir. Bu kapsamda yapılan mali hesaplama neticesinde işletmenin büyüklüğü, davalı cirosu, ürünlerin miktar ve adedi itibari ile TBK'nın 50. maddesi ışığında marka hakkına tecavüz yönünden 25.000-TL maddi tazminatın takdir edilmesinin hakkaniyete uygun olduğu kanaatine varılmıştır. Davacının markasının tescilli olduğu süre, markanın tanınmışlık derecesi, davalının markayı kullandığı ürün adedi dikkate alınarak davalının ticaret hacmine, kusur derecesine göre marka hakkına tecavüz yönünden 5.000-TL manevi tazminatın davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine ilişkin karar verilmesi gerekmiştir. Son olarak davacı yanın itibar tazminatı talebi incelenmiş olup SMK'nın 150/2. maddesinin; ''Sınai mülkiyet hakkına tecavüz edilmesi durumunda, hakka konu ürün veya hizmetlerin, tecavüz eden tarafından kötü şekilde kullanılması veya üretilmesi, bu şekilde üretilen ürünlerin temin edilmesi yahut uygun olmayan bir tarzda piyasaya sürülmesi sonucunda sınai mülkiyet hakkının itibarı zarara uğrarsa, bu nedenle ayrıca tazminat istenebilir." şeklinde ifade edildiği, maddede "kötü şekilde üretim" ifadesi yer almakta ise de ürünün ne şekilde kötü üretilebileceğinin açıklanmadığı, itibar tazminatına hükmedilebilmesi için tecavüzün varlığı ile birlikte aynı zamanda hakka konu ürünün tecavüz eden tarafından kötü şekilde kullanılması veya üretilmesi yahut uygun olmayan bir tarzda piyasaya sürülmesi şartlarının da mevcut olması gerektiği anlaşılmıştır. Bu kapsamda somut olaya bakıldığında anılı koşulların gerçekleştiğini gösterir ispata elverişli delillerin bulunmadığı anlaşılmakla, itibar tazminatı isteminin reddi gerektiği anlaşılmıştır. Davacı taraf SMK'nın birinci kitabında düzenlenen marka hakkına ilişkin hükümlerin yanı sıra ayrıca TTK'nın haksız rekabet hükümleri gereğince de istemde bulunmuş olup anılı düzenlemelerin kümülatif olarak somut olayda tatbikinin gerekip gerekmediği meselesinin aydınlatılması gerekmiştir. Bu noktada emsal alınan Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2019/5189 esas, 2022/1852 karar sayılı ilamı ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesinin 2021/439 esas, 2023/201 karar sayılı kararında vurgulandığı üzere; 6762 sayılı mülga TTK’nın 57/5.maddesinde yazılı “Başkasının emtiası, iş mahsulleri, faaliyeti veya ticaret işletmesiyle iltibaslar meydana getirmeye çalışmak veya buna müsait bulunan tedbirlere başvurmak, hususiyle başkasının haklı olarak kullandığı ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalariyle iltibasa meydan verebilecek surette, ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları kullanmak veyahut iltibasa meydan veren malları, durumu bilerek veya bilmiyerek, satışa arz etmek veya şahsi ihtiyaçtan başka her ne sebeple olursa olsun elinde bulundurmak” şeklindeki düzenlemeden yola çıkılarak, marka hakkına tecavüz eylemleri, hem özel yasa niteliğindeki 556 sayılı Marka KHK’nın 61 ve 9.maddeleri uyarınca, hem de anılı hüküm nedeniyle mülga 6762 sayılı TTK’nın 57/5.maddesi hükümleri doğrultusunda kümülatif olarak korunmakta iken mülga 6762 sayılı TTK’nın 57/5.maddesindeki hüküm, 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren mer’i 6102 sayılı TTK’nın 55/1-a-4 bendinde yer alan “Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak,” şeklinde düzenlenmiş olup, Kanunun gerekçesinde de ifade olunduğu üzere, Kanun Koyucu bilinçli bir şekilde, “ad, unvan ve marka” kavramlarına yeni düzenlemede yer vermemiş ve buna gerekçe olarak da bu kavramların kendi özel yasası niteliğindeki 556 sayılı Marka KHK, 554 sayılı End. Tasarım KHK ve 555 sayılı Coğrafi İş. KHK ve TTK’nın unvan ile ilgili düzenlemeleriyle korunması gösterilmiş ve bunların bir kez de TTK’nın haksız rekabet hükümleriyle korunmasının gereksiz olduğu ve yorum güçlüklerine yol açacağına vurgu yapılmıştır. Bu hâli ile markaların kendi özel yasası niteliğindeki 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu hükümleriyle korunması ve 6102 sayılı TTK’nın 55/1-a-4 maddesindeki düzenleme karşısında, dairenin eski içtihatlarını sürdürme imkanının kalmadığı belirtilmiştir. Nitekim Türk Borçlar Kanunu'nun sebeplerin yarışması başlıklı 60. maddesi gereğince de bir kişinin sorumluluğu, birden çok sebebe dayandırılabiliyorsa hâkimin, zarar gören aksini istemiş olmadıkça veya kanunda aksi öngörülmedikçe, zarar görene en iyi giderim imkânı sağlayan sorumluluk sebebine göre karar vereceği ifade edilmiştir. Bu gerekçeler ışığında somut olaya bakıldığında; davacı yana en iyi giderim imkanı sağlayan SMK hükümleri kapsamında hukuki koruma sağlanmış olup aynı zamanda haksız rekabete ilişkin hükümlerin kümülatif olarak uygulanmasına yer olmadığı sonucuna varılması gerekmiştir. Bu açıklamalar doğrultusunda haksız rekabet hükümlerine yönelik davacı istemlerinin reddine karar verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davanın KISMEN KABULÜ ile, A- Davacının ... tescil numaraları ile tescilli markaları ihtiva eden orijinal olmayan ürünleri satış konusu haline getirmek sureti ile davalının eylemlerinin davacının marka hakkına tecavüz teşkil ettiğinin tespitine, men'ine ve durdurulmasına, B- SMK'nın marka hakkına yönelik hükümleri ile TTK'da düzenlenen haksız rekabete ilişkin düzenlemelerin kümülatif olarak tatbiki TBK'nın 60. maddesi ışığında yerinde görülmediğinden davacıların haksız rekabete yönelik istemlerinin reddine, C- Davacı yararına 25.000TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, işbu tazminata hakkaniyete uygun bir pay eklenmesine yer olmadığına, D- Davacı yararına 5.000TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren yasal faiziyle davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, E- İtibar tazminatı talebinin reddine,... '' karar verilmiştir. İSTİNAF İSTEMİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde; Haksız rekabetin tespiti, meni ve refi yönündeki talebin reddine gerekçe olarak gösterilen Yargıtay kararı, uygulama ile çeliştiğini, Davalının müvekkil markalarını izinsiz taşıyan ürünleri dürüstlük kuralına aykırı reklam ve satış yönteminin öznesi haline getirdiğini, davalı kullanımları birer “kötü kullanım", "kötü üretim" ve "uygun olmayan bir tarzda piyasaya sürülme" örneği olup müvekkili kullanımları ile ilgisi bulunmadığını, bu husus sadece dosya kapsamında yer alan görsellerin karşılaştırılması ile tespit edilebileceğini, hal bu şekildeyken Yerel Mahkemenin gerekli şartların ispat edilemediğinden bahisle itibar tazminatı talebini reddetmesinin kabul edilemez olduğunu beyanla ilk derece mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde; Müvekkili davalının değersiz olan üç-dört adet davaya konu adreste davacıya ait markaları taşıyan ürünlerin (bilezik,küpe,yüzük,vb.) izinsiz kullanıldığından bahisle malın değerinin kat ve kat üstü maddi ,manevi tazminat ve her bir talebe de yüksek oranda avukatlık ücreti takdir edilmesinin hukuka ve somut gerçeklere aykırı olduğunu, mahkeme hükmü incelendiğinde 30.000,00 TL maddi ve manevi tazminat, aynı hükümde 3 ayrı vekalet ücreti toplamı 55.000, TL vekalet ücreti ve de 12.000,00 TL yargılama gideri olmak üzere toplamda icraya konulması halinde 120.000,00 TL ye yakın bir ödeme ile karşı karşıya kalındığını, Müvekkilin 1 metre karelik alanda her ne kadar adı kuyumculuk geçse de gerçekte bir milyoncu olarak tabir edilen esnaf gibi faaliyet gösterdiği gözetilmeden sözde davacı şirkete ait mali değeri 2000 TL civarında olan 3 adet üründen dolayı hukuken kabul edilemez şekilde karar vermesi hukuka ve yasalara aykırılık oluşturduğunu, ayrıca müvekkili hakkında ceza davası açıldığını, ceza davası neticesinde de 25.500,00 TL vekalet ücreti ile para cezasına hükmedildiğini, yerinde keşif yapılması halinde müvekkilin 1 metre kare iş yerinde satılan ürünlerin boncuk, tespih ve değeri iki yüz ile 1000 TL arasında değişen ürünler olduğunun ortaya çıkacağını, müvekkilinin davacıya ait olduğu iddia edilen ürünleri vitrininde bulundurmaktaki amacı satış amaçlı olmayıp çeşit bulundurma müşteriyi iş yerinde bulunan başkaca ürünlerin satışını sağlamak amacı taşıdığını, davalı müvekkilinin, dava konusu iki parça değeri düşük olan ürünü iş yerinde dürüstçe kullanılmasının hukuka uygunluk sebebi olarak kabul edilmesi gerektiğini beyanla ilk derece mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. GEREKÇE: Dava, markaya tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, men'i, maddi ve manevi tazminat ile itibar tazminatı istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince, yukarıda özetlendiği şekilde markaya tecavüzün tespiti, men'i, maddi ve manevi tazminat taleplerinin kabulüne, haksız rekabet ve itibar tazminatı taleplerinin ise reddine karar verilmiştir. Karara karşı, taraf vekillerince yasal süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi gereğince, ileri sürülen istinaf başvuru nedenleri ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Dava, SMK 25/1. Madde atfı ile aynı kanun 6. Maddesinde nispi red nedenleri arasında sayılan tanınmışlık ve itibas iddiasına dayalı olarak açılmıştır. Celp edilen müzekkere cevaplarından; Davacı adına tescilli ... Başvuru numaralı ve 23.03.2018 Koruma tarihli şekil markasının ... sınıflarda, ... Başvuru numaralı ve 23.03.2018 Koruma tarihli şekil markasının ... sınıflarda, ... Başvuru numaralı ve 31.12.2013 Koruma tarihi şekil markasının... sınıflarda, ... Başvuru numaralı ve 19.06.2015 Koruma tarihli "...+şekil" markasının ... sınıflarda tescilli olduğu anlaşılmıştır. İstanbul 2. Fikri Sınai Haklar Ceza Mahkemesinin 2022/37 Esas 2023/71 Karar 11/04/2023 tarihli kararından; katılanın ... ve sanık ... olduğu, "Başkasına ait marka hakkına iktibas veya iltibas suretiyle satışa arzetmek veya satmak" suçlamasıyla yapılan yargılamada mahkemesince;"...Mahkememizde yapılan yargılamada, sanığın olay tarihinde iddianamede bahsi geçen iş yerinde müdahil şirketin taklit ürünlerini sattığı, sanığın savunmasının oluşa dosya kapsamına ve hayatın olağan akışına uygun olmadığı, sanığın iştigal sahası, göz önüne alındığında, ürünlerin marka ihlali oluşturmayacağı şeklindeki savunmasının oluşa ve dosya kapsamına uygun olmadığı; İstanbul 2. FSHH Mahkemesinin 2020/140 değişik iş sayılı dosyasına sunulan bilirkişi raporu içeriğindeki tespitler, ürünlerin ikinci el olmadığının belirtilmiş olması, TPK'dan gelen müzekkere cevapları, emanet makbuzları, yukarıda izah olunan hukuki ve ilmi verilere uygun görülen bilirkişi raporundaki tespitler ve tüm dosya kapsamına göre, sanığın olay tarihinde müdahilin tescilli markalarını taklit ederek sattığı ürünlerin sıradan tüketiciler tarafından orjinallerinden ayrıt edilemeyeceği bu şekilde iltibasa yol açıldığı anlaşıldığından..." gerekçesiyle neticeten "Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılmasına" karar verildiği, kararın "itirazın reddi" ile kesinleştiği anlaşılmıştır. İstanbul 1. FSHHM 2020/140 Değişik İş sayılı dosyasından alınan delil tespiti raporu, yargılamada alınan bilirkişi raporu ve olay nedeniyle yapılan ceza yargılaması kapsamından ; Davacının "..." markasının tanınan bir marka olduğu, davalının “Beyazıt Mah. ... Sok. ... Fatih/İstanbul” adresindeki işyerinde bulunan ürünlerin davacının 14. Sınıfta tescilli markaları ile ayırt edilemeyecek kadar benzer olduğu, bu suretle ortalama tüketiciler nezdinde karışıklığa, iltibasa neden olacağı anlaşılmakla ilk derece mahkemesince markaya tecavüz yönünden davanın kabulüne karar verilmesi yerinde olup, bu hususa ilişkin davalı tarafından ileri sürülen istinaf taleplerinin reddi gerekmiştir. Davacı tarafından SMK'nun 151/2-c maddesi uyarınca lisans bedeline göre maddi tazminat hesaplanması talep edilmiş ise de örnek lisans bedeline dair sözleşme sunulmadığı ve bu hususta İTO' na müzekkere yazıldığı, davalı ticari defterlerinin bilirkişi marifetiyle incelendiği ve ancak davacı zararının tam olarak tespit edilemediğinin anlaşılması karşısında TBK'nın 50. maddesi kapsamında maddi tazminatın takdir edilmesi yerinde olduğu gibi takdir edilen tazminatın hakkaniyete uygun olduğu, yine ihlal edilen hakkın niteliği, davalının markayı kullandığı ürün adedi ve ticaret hacmine, kusur derecesine göre marka hakkına tecavüz yönünden takdir edilen manevi tazminatın da yerinde olduğu görülmekle, maddi ve manevi tazminat talepleri yönünden ileri sürülen istinaf sebeplerinin reddi gerekmiştir. Davacı tarafından ürün görselleri üzerinden inceleme yapılarak itibar tazminatı talepleri yönünden değerlendirme yapılması talep edilmiş ise de; Dosya kapsamında "tecavüz eden tarafından kötü şekilde kullanılması veya üretilmesi, bu şekilde üretilen ürünlerin temin edilmesi yahut uygun olmayan bir tarzda piyasaya sürülmesi sonucunda sınai mülkiyet hakkının itibarının zarara uğradığına dair" somut delil bulunmadığı, yalnızca ürün görselleri üzerinden inceleme yapılarak SMK 150/2 madde koşullarının değerlendirilmesinin mümkün bulunmadığı anlaşılmakla itibar tazminatı taleplerinin reddine karar verilmesi ve SMK hükümleri kapsamında değerlendirme yapıldığından haksız rekabete ilişkin hükümlerin kümülatif olarak uygulanmasına yer olmadığı sonucuna varılarak haksız rekabet yönünden talebin reddine karar verilmesi yerinde olup, davacı vekilince ileri sürülen istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Taraf vekillerinin istinaf taleplerinin HMK'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı yandan alınması gereken 732,00 TL harçtan, peşin alınan 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 304,40 TL harcın davacıdan alınarak hazineye irat kaydına, 3-Davalı yandan alınması gereken 2.049,30 TL nispi harçtan, peşin alınan 512,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 1.536,90 TL harcın davalıdan alınarak hazineye irat kaydına, 4-Taraflar tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 5-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 6- Artan gider avanslarının karar kesinleştiğinde ve talep halinde ilk derece mahkemesince ilgili tarafa iadesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK'nun 361.maddesi uyarınca tebliğden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay ilgili hukuk dairesinde temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.26/03/2026