10. Hukuk Dairesi 2012/20822 E. , 2012/19138 K. Mahkemesi :İş Mahkemesi No :582-572 Davacı, sigortalılık başlangıç tarihinin 06.05.1982 olduğunun tespitini istemiştir. Mahkeme, ilâmında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir. Hükmün, davalı Kurum avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edild…
**10. Hukuk Dairesi 2012/20822 E. , 2012/19138 K.** **"İçtihat Metni"** Mahkemesi :İş Mahkemesi No :582-572 Davacı, sigortalılık başlangıç tarihinin 06.05.1982 olduğunun tespitini istemiştir. Mahkeme, ilâmında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir. Hükmün, davalı Kurum avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Yasanın geçici 7/1. maddesi hükmünde “Bu Kanunun yürürlük tarihine kadar 17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı, 02.09.1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17.10.1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunla mülga 17.10.1983 tarihli ve 2926 sayılı, 08.06.1949 tarihli ve 5434 sayılı kanunlar ile 17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı Kanunun geçici 20'nci maddesine göre sandıklara tâbi sigortalılık başlangıçları ile hizmet süreleri, fiilî hizmet süresi zammı, itibarî hizmet süreleri, borçlandırılan ve ihya edilen süreler ve sigortalılık süreleri tabi oldukları Kanun hükümlerine göre değerlendirilirler” düzenlemesinin yer alması ve genel olarak Kanunların geriye yürümemesi (geçmişe etkili olmaması) kuralı karşısında davanın yasal dayanağının 506 sayılı Kanun, giderek 79/10 ve 108. maddeleri olduğu kabul edilmelidir. Dava, sigortalılık başlangıç tarihinin tespiti istemine ilişkin olup, işe giriş bildirgesinin üzerinde “Çıraktır” ifadesi yazılmış olduğu halde mahkemece davacının çırak olarak çalışıp çalışmadığı konusunda inceleme ve araştırma yapılmadığı anlaşılmıştır. Davanın kanuni dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasa'nın 3/II (B) bendine göre özel kanunda nitelikleri belirtilen çırakların, çıraklık devresi sayılan süre içinde malullük, yaşlılık, ölüm sigortalan hükümlerine tabi olamayacakları ve bu hükmün sonucu belirtilen sürelerin sözü edilen Yasa'nın 108. maddesinde de gösterilen sigortalılık başlangıcı olarak kabul edilemeyeceği hükme bağlanmıştır. Davada tesbiti istenen dönemde yürürlükte bulunan 2089 sayılı Çırak, Kalfa ve Ustalık Yasası'nın 4. maddesinde, bu Yasaya tabi bir sanatı o sanat için düzenlenen gün ve pratik öğrenim programına göre o işyerinde öğrenmek amacıyla bir çıraklık sözleşmesi ile bir iş yeri sahibinin hizmetine giren kimseye çırak deneceği, 5. maddesinde çırak olabilmek için 18 yaşından büyük olmamak gerektiği, 16. maddesinde ise işyeri sahibi veya temsilcisinin çırak adayın çalıştırmaya başlamadan önce velisi veya yasal mümessili ile üç örnek yazılı bir çıraklık sözleşmesi yapmaya mecbur olduğu, 20. maddesinde sözleşmenin bir örneğinin mahalli Çıraklık Eğitimi Komitesine, derneğe kayıtlı ise ilgili derneğe veya odaya vermek ve sicil numarasını alarak sözleşmeye yazmak zorunda olduğu bildirilmiştir. Somut olayda, çırak olduğu işe giriş bildirgesinde belirtilen davacının velisinin ve işverenin imzasını içeren çıraklık sözleşmesinin bulunup bulunmadığı, okul, kurum kayıtları ve işyeri dosyasından araştırılmalı, aradaki ilişkinin hizmet aktine dayanıp dayanmadığı açıkça ortaya konulmalıdır. Öncelikle bir kimseye çırak denebilmesi için, o kimsenin durumunun bu özel Kanunda çıraklar hakkında yapılan tanıma ve nitelendirmeye uyması gerekir. Çıraklıkta, akdi ilişkinin üstün niteliği çalışma değil, sigortalıya bir meslek ve sanatın öğretilmesidir. O halde, Mahkemece; davacının çıraklık sözleşmesinin bulunup bulunmadığı, çalışmasının üretime yönelik mi yoksa bir mesleğin öğrenilmesine yönelik mi olduğu araştırılarak, sigortalılık başlangıcının tespitine ilişkin YHGK’nun 21.09.2011 günlü 2011/527 E-2011/552 K. sayılı kararı da gözetilerek, yapılacak iş; davacının çalıştığını ileri sürdüğü iş yerinde tutulması gerekli dosyalardan, belge ve kanıtlardan yararlanılması; Kurum nezdindeki çalışma dönemine ilişkin kayıtlar celp edilemediğinden işe giriş bildirgesindeki kimlik bilgilerinin, imzanın davacıya ait olup olmadığı, müfettiş raporlarının bulunup bulunmadığının tespit edilmesi; işe giriş bildirgesi üzerinde yaptırılacak grafolojik inceleme sonucuna göre bildirgedeki imza ve varsa fotoğrafın davacıya ait olup olmadığı, davacıya verilen sigorta sicil numarasının hangi yılın serilerinden olduğu ve daha sonraki yıllarda gerçekleşen hizmetlerinde kullanılıp kullanılmadığının belirlenmesi; ücret bordrolarının sağlıklı biçimde temin edilmesi; sigortalının hangi işte hangi süre ile çalıştığının; aynı dönemde iş yerinde çalışanların bulunup bulunmadığının saptanması; gerektiğinde komşu işyerlerinden o tarihte faaliyette bulunanlar ile bunların çalışanlarının, davacının birlikte çalıştığı kişilerin tanık sıfatıyla bilgilerine başvurulması; böylece gerçek çalışma olgusunun somut ve inandırıcı bilgilere dayalı biçimde ortaya konulması ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek varılacak uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması isabetsizdir. Açıklanan bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O halde, davalı SGK Başkanlığı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ : Hükmün yukarıda açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, 16.10.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.