Başvurucular, babaları olan İslam Dağcı’nın 7/7/2012 tarihinde aracıyla geçirmiş olduğu trafik kazası sonucu yaşamını yitirdiğini, olayla ilgili olarak diğer aracı kullanan şüpheli M. Y. hakkında Cumhuriyet Savcılığınca etkili bir soruşturma yürütülmeden “kovuşturmaya yer olmadığı” kararı verildiğini belirterek Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama hürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
Başvurucular, babaları olan İslam Dağcı’nın 7/7/2012 tarihinde aracıyla geçirmiş olduğu trafik kazası sonucu yaşamını yitirdiğini, olayla ilgili olarak diğer aracı kullanan şüpheli Y. hakkında Cumhuriyet Savcılığınca etkili bir soruşturma yürütülmeden “kovuşturmaya yer olmadığı” kararı verildiğini belirterek Anayasa’nın maddesinde güvence altına alınan hak arama hürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir. Başvuru, 15/5/2013 tarihinde Antalya Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca, 30/4/2014 tarihinde başvurunun Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. OLAYLAR VE OLGULARA. Olaylar Başvuru formunda ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucuların babası olan İslam Dağcı, 7/7/2012 tarihinde sevk ve idaresindeki aracıyla Manavgat istikametinden Akseki istikametine doğru ilerlerken karşı yönden gelmekte olan Y.’nin sürücülüğünü yaptığı araçla çarpışması sonucu yaralanmış ve Akseki Devlet Hastanesinde tedavi görmekte iken hayatını kaybetmiştir. Akseki Cumhuriyet Başsavcılığınca olayla ilgili olarak aynı gün başlatılan soruşturma kapsamında Antalya Adli Tıp Grup Başkanlığında yapılan klasik otopsi işlemi sonucunda ölümün trafik kazası sonucu genel vücut travmasına bağlı sternum, yaygın kaburga ve etraf kırıkları ile birlikte göğüs içi kalp ve çoklu büyük damar yaralanması, batın içi organ harabiyeti ve iç kanama sonucu meydana geldiği anlaşılmıştır. 7/7/2012 tarihli trafik kazası tespit tutanağında, başvurucuların babası olan İslam Dağcı’nın sevk ve idaresindeki aracın karşı yönden gelen aracın kullandığı yol şeridine girmesi sonucu kazanın meydana geldiği ve ‘şeride tecavüz etme’ kuralını ihlal ettiği belirtilerek ölenin kazada asli kusurlu olduğu saptanmıştır. Y. 7/7/2012 tarihinde alınan ifadesinde, ‘Konya istikametinden Alanya istikametine doğru aracıyla gitmekte iken Akseki yol ayırımını yaklaşık 10 km geçtikten sonra karşı yönden gelmekte olan bir aracın kendi şeridine geçerek üzerine doğru geldiğini ve kafa kafaya çarpıştıklarını, gözünü açtığında hastanede olduğunu’ söylemiştir. Başvurucular Akseki Cumhuriyet Başsavcılığında verdikleri ifadelerinde, kaza tespit tutanağında sadece babalarına kusur verilmesi nedeniyle kusur tespitini kabul etmediklerini, Adli Tıptan rapor alınması gerektiğini beyan etmişlerdir. Olay yerinde yapılan keşif sonucu hazırlanan bilirkişi raporunda ve Ankara Adli Tıp Grup Başkanlığı Trafik İhtisas Dairesince hazırlanan raporda İslam Dağcı’nın şerit ihlali yaparak karşı yönden gelen aracın şeridinde kazaya neden olması nedeniyle asli kusurlu olduğu, Y.’nin ise meydana gelen olayda kusurunun bulunmadığı belirtilmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığınca 2012/458 sayılı dosya üzerinden yürütülen soruşturma sonucunda verilen 24/9/2012 tarih ve 2012/366 sayılı kararda ‘Kaza tespit tutanağı, mahallinde yapılan keşfe esas bilirkişi raporu, Ankara Adli Tıp Grup Başkanlığı Trafik İhtisas Dairesince düzenlenen rapor ve tüm evrak kapsamı dikkate alındığında şüpheli Y’ye atılı taksirle ölüme neden olma suçu yönünden kusur yokluğu, trafik güvenliğini tehlikeye sokmak suçu yönünden suçun işlendiğine dair delil bulunmadığı, alkol veya uyuşturucu maddenin etkisi altındayken araç kullanma suçu yönünden ise şüphelinin alkollü olmadığının doktor raporu ile tespit edilmesi ve uyuşturucu madde etkisi altında olduğuna ilişkin delil bulunmaması’ gerekçe gösterilerek, kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Başvurucular tarafından bu karara itiraz edilmesi üzerine, Alanya Ağır Ceza Mahkemesinin 13/11/2012 tarih ve 2012/947 Değişik İş sayılı kararında ‘Dosyadaki bilgi ve belgelere göre verilen kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararda yasa ve yönteme aykırı bir yön görülmediği’ gerekçesine dayanılarak itiraz reddedilmiş ve bu karar başvuruculara 16/4/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucular, 15/5/2013 tarihli dilekçeleri ile 30 gün içinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.B. İlgili Hukuk 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar” kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:“(1) Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir. Bu karar, suçtan zarar gören ile önceden ifadesi alınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliye bildirilir. Kararda itiraz hakkı, süresi ve mercii gösterilir.” 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Taksirle öldürme” kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:“Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” 5237 sayılı Kanun’un ‘Trafik güvenliğini tehlikeye sokma’ kenar başlıklı maddesi şöyledir: “(1) Kara, deniz, hava veya demiryolu ulaşımının güven içinde akışını sağlamak için konulmuş her türlü işareti değiştirerek, kullanılamaz hale getirerek, konuldukları yerden kaldırarak, yanlış işaretler vererek, geçiş, varış, kalkış veya iniş yolları üzerine bir şey koyarak ya da teknik işletim sistemine müdahale ederek, başkalarının hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından bir tehlikeye neden olan kişiye bir yıldan altı yıla kadar hapis cezası verilir.(2) Kara, deniz, hava veya demiryolu ulaşım araçlarını kişilerin hayat, sağlık veya malvarlığı açısından tehlikeli olabilecek şekilde sevk ve idare eden kişi, iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.(3) Alkol veya uyuşturucu madde etkisiyle ya da başka bir nedenle emniyetli bir şekilde araç sevk ve idare edemeyecek halde olmasına rağmen araç kullanan kişi yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır.”