Başvuru, yargı kararının gereği gibi uygulanmaması nedeniyle kararın icrası hakkının ve yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, yargı kararının gereği gibi uygulanmaması nedeniyle kararın icrası hakkının ve yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 28/2/2018 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, Vakıflar Genel Müdürlüğü Ankara Bölge Müdürlüğünde araştırmacı olarak görev yapmaktayken 16/8/2009 tarihinde yapılan vakıf uzmanlığı yazılı sınavından 70 puan alarak başarılı olmuş ve mülakata girmeye hak kazanmıştır. 12/11/2009 tarihinde yapılan mülakat sınavında başarısız olması üzerine 11/12/2009 tarihinde Vakıflar Genel Müdürlüğüne (idare) karşı işlemin iptali istemiyle dava açmıştır. Başvurucu dava devam ederken 5/1/2010 tarihinde emekli olmuştur. Ankara İdare Mahkemesi (Mahkeme) 10/12/2010 tarihinde davayı reddetmiştir. Kararda, başvurucuya önceden hazırlanan sınav soruları arasından kendisine sorulacak soruları seçme imkânının verildiği ve başvurucu tarafından verilen yanıtların baştan sona sesli ve görüntülü olarak kayıt altına alındığı belirtilmiştir. Mülakat Komisyonu tarafından bu şekilde yapılan değerlendirmede hukuka aykırılık bulunmadığı ifade edilmiştir. Başvurucu, karara karşı 2/2/2011 tarihinde temyiz yoluna başvurmuştur. Danıştay Beşinci Dairesi 15/4/2014 tarihinde mahkeme kararını bozmuştur. Kararda, mülakat sınavının görüntü ve ses kaydının dosyaya sunulması nedeniyle sınavda en düşük not alarak başarılı olan ile başvurucunun birlikte değerlendirilmesi ve gerek görülmesi takdirde bu konuda bilirkişi incelemesi yaptırılması gerektiği ifade edilmiştir. Davalı idarenin 10/7/2014 tarihli karar düzeltme talebi aynı Dairenin 18/12/2014 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Mahkeme 4/3/2016 tarihinde bozma kararına uyarak işlemi iptal etmiştir. Kararın ilgili kısmı şu şekildedir:"Bu durumda; davacının sözlü sınavda başarısız sayılmasına ilişkin işlemde, sınav komisyonu tarafından davacıya sorulan soruların ve davacının verdiği yanıtlara komisyon başkan ve üyelerince verilen notların ayrı ayrı tutanağa geçirilmemesi nedeniyle bu yönüyle hukuka uygunluk bulunmamaktadır....Öte yandan; söz konusu işlemin hukuka aykırı olması nedeniyle Mahkememizce iptal edilmesinin, davacının doğrudan başarılı olduğu anlamına gelmeyeceği de açıktır.Davacının dava konusu işlem nedeniyle uğradığı maddi kayıpların yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemine gelince; davacının başarısız sayılmasına ilişkin işlemin hukuka uygun olmadığı açık ise de, davacının durumu davalı idare tarafından yeniden değerlendirileceğinden ve davacının başarılı olup olamayacağı, dolayısıyla vakıf uzmanlığına atanıp atanamayacağı veya hangi tarihte atanacağı belirsiz olduğundan tazminat istemi hakkında bu aşamada karar verilmesine olanak bulunmamaktadır." Davalı idare karara karşı 24/8/2016 tarihinde temyiz yoluna başvurmuştur. Danıştay İkinci Dairesi (Daire) 21/6/2017 tarihinde temyiz talebini reddederek mahkeme kararını onamıştır. Başvurucu 20/10/2017 tarihinde idareye başvurarak mahkeme kararının uygulanmasını talep etmiştir. İdare başvuruyu 26/10/2017 tarihinde Sosyal Güvenlik Kurumuna (SGK) göndermiştir. SGK 12/1/2018 tarihli yazısında, talep hakkında kendileri tarafından yapabilecek bir şey olmadığını ve gereğinin idare tarafından yapılması gerektiğini belirtmiştir. İdare tarafından herhangi bir işlem yapılmaması üzerine başvurucu 28/2/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Anayasa Mahkemesince başvurucunun uygulanmadığını ileri sürdüğü kararın gereklerinin yerine getirilip getirilmediği ve başvurucu hakkında konuya ilişkin olarak bir işlem yapılıp yapılmadığı hususlarında idareden bilgi istenmiştir. İdare tarafından gönderilen 29/12/2020 tarihli yazıda başvurucunun 15/12/2009 tarihinde kendi isteği ile emeklilik talebinde bulunduğu, söz konusu talebin 18/12/2009 tarihli olur ile uygun görülerek başvurucunun emekliye sevk edildiği ve 5/1/2010 tarihinde görevinden ayrıldığı belirtilmiştir. Başvurucunun 5/1/2010 tarihinde kendi isteği ile emekliye ayrılmasına bağlı olarak Mahkemenin 4/3/2016 tarihli kararı doğrultusunda herhangi bir işlem yapılamadığı, ayrıca başvurucunun emekliliğinin iptali ile ilgili bir karar da bulunmadığı ifade edilmiştir. A. Ulusal Hukuk 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Kararların sonuçları" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:" Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez.... Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemeleri kararlarına göre işlem tesis edilmeyen veya eylemde bulunulmayan hallerde idare aleyhine Danıştay ve ilgili idari mahkemede maddi ve manevi tazminat davası açılabilir." 27/9/2008 tarihli ve 27010 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Vakıflar Yönetmeliği'nin "Uzman yardımcılığı" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"Vakıf Uzmanlığına uzman yardımcısı olarak girilir. Uzman yardımcılığına atanabilmek için; KPSS’de (A) grubu kadrolar için yapılan sınavda Genel Müdürlükçe belirlenen puan türünde tespit edilen asgari puanı almış olanlar arasında yapılan yarışma sınavında başarılı olmak şarttır." Aynı Yönetmelik'in "Aranılan şartlar" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"Yarışma sınavına katılabilmek için,a) Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesinde sayılan şartları taşımak,b) KPSS puan türlerinden yarışma sınavı duyurusunda ilan edilen asgari puanı almak,c) KPDS seviye tespit sınavında Genel Müdürlükçe belirlenen dillerin birinden en az (B) düzeyinde başarılı olmak,ç) Sınavın yapıldığı tarihte otuz yaşını doldurmamış olmak,d) En az dört yıllık eğitim veren yurt içi veya bunlara denkliği Yükseköğretim Kurulu tarafından onaylanmış yurt dışındaki fakülte veya yüksek okullardan mezun olmak,şartları aranır." Aynı Yönetmelik'in "Uzmanlığa atama" kenar başlıklı maddesi şu şekildedir:"Yeterlik sınavında başarılı bulunan Uzman Yardımcısı, uzmanlık için aranan diğer şartları da taşıması kaydıyla Genel Müdürlük tarafından Vakıf Uzmanı olarak atanır. Ataması yapılanlar birden fazla ise aralarındaki başarı sıralaması, uzman yardımcılığı dönemindeki çalışmaları ve tez değerlendirme sonuçları birlikte değerlendirilerek Genel Müdürlükçe belirlenir. "B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:"Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde, görülmesini isteme hakkına sahiptir." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı Sözleşme'nin adil yargılanma hakkını düzenleyen maddesinde kararların icrasından açıkça bahsedilmemekle birlikte Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) mahkemeye erişim hakkından yola çıkarak yargı kararlarının icra edilmesi hakkını adil yargılanma hakkının unsurlarından biri olarak kabul etmektedir. AİHM'e göre mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne götürme ve aynı zamanda mahkemece verilen kararın uygulanmasını isteme haklarını da kapsar. Mahkeme kararlarının uygulanması, yargılama sürecini tamamlayan ve yargılamanın sonuç doğurmasını sağlayan bir unsurdur. Karar uygulanmazsa yargılamanın da bir anlamı olmayacaktır (Hornsby/Yunanistan, B. No: 18357/91, 19/3/1997, § 40). AİHM'e göre herhangi bir mahkeme tarafından verilen bir kararın icrası, maddenin amaçları bağlamında davanın ayrılmaz bir parçası olarak düşünülmelidir (Hornsby/Yunanistan, § 40; Scordino/İtalya (No. 1) [BD], B. No: 36813/97, 29/3/2006, § 196). Kamu otoriteleri, nihai yargı kararına uymak için gerekli önlemleri almada başarısız olduğu takdirde 6/ maddenin hükümlerini tüm yararlı etkilerinden mahrum bırakmış olur (Burdov/Rusya, B. No: 59498/00, 7/5/2002, § 37). AİHM, yukarıdaki prensiplerin -sonuçları davacının medeni hakları üzerinde belirleyici olan idari uyuşmazlıklara ilişkin yargılamalar bağlamında- daha büyük bir önemi olduğunu ifade etmektedir. Gerçekte davacı, devletin en üst idari mahkemesi önünde iptal başvurusunda bulunmak suretiyle yalnızca hakkında itirazda bulunulan kararın iptalini değil aynı zamanda ve her şeyden önce söz konusu kararın neticelerinin ortadan kaldırılmasını talep etmektedir. Dolayısıyla davacının etkili bir şekilde korunması ve hukuka uygunluğun yeniden sağlanması idari makamların kararı icra etme yükümlülüğünün olmasını gerektirir (Hornsby/Yunanistan, § 41; Kyrtatos/Yunanistan, B. No: 41666/98, 22/5/2003, §§ 31, 32). AİHM, kesinleşmiş ve bağlayıcı bir yargı kararının lehine karar verilen tarafın zarar görmesine rağmen infaz edilmemesi durumunda Sözleşme'nin maddesinin teminat altına aldığı mahkemeye erişim hakkının bir anlam ifade etmeyeceğini vurgulamaktadır. Hangi yargı makamı verirse versin bir yargı kararının veya hükmünün infaz edilmesi madde anlamında davanın tamamlayıcı unsuru olarak değerlendirilmelidir (Burdov/Rusya, § 34). AİHM, Sözleşme'nin maddesi kapsamında bir yargı yerine ulaşma hakkının sadece teorik olarak bu hakkın tanınmasını değil aynı zamanda o yargı yerinden alınan nihai kararın icrasına yönelik meşru bir beklentiyi de koruduğunu kabul etmiştir (Apostol/Gürcistan, B. No: 40765/02, 28/2/2007, § 54). Reisner/Türkiye (B. No: 46815/09, 21/7/2015, §§ 48-50) kararına konu olayda ise bir bankaya elkonulması işleminin yargı kararıyla iptal edilmesine rağmen bu bankanın üçüncü bir kişiye satışı nedeniyle ilgili yargı kararının uygulanmaması söz konusudur. AİHM, başvurucunun dava açabilmekle birlikte iptal kararının icrasının mümkün olamadığına dikkati çekmiştir. AİHM'e göre yerel icra usulünün karmaşıklığı veya devletin bütçe sistemi, Sözleşme uyarınca bağlayıcı ve icra edilebilir yargısal kararların makul bir süre içinde icra edilmesini herkes için sağlama yükümlülüğünden devleti muaf tutamaz.