Başvuru, terör olaylarından dolayı köyü terk etmeye mecbur kalınması nedeniyle 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında yapılan başvurunun kabul edilmesi ve idare ile sulhname imzalanması akabinde sulhnamede belirtilen miktarın geç ödenmesi nedeniyle faiz alacağı için başlatılan ilamsız icra takibinde itirazın iptali davasının reddedilmesi sonucunda mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişk
Başvuru, terör olaylarından dolayı köyü terk etmeye mecbur kalınması nedeniyle 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında yapılan başvurunun kabul edilmesi ve idare ile sulhname imzalanması akabinde sulhnamede belirtilen miktarın geç ödenmesi nedeniyle faiz alacağı için başlatılan ilamsız icra takibinde itirazın iptali davasının reddedilmesi sonucunda mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 28/1/2013 tarihinde Diyarbakır Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 21/4/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 5/1/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, tanınan ek süre sonunda görüşünü 9/3/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş 17/3/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını 27/3/2015 tarihinde ibraz etmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, Diyarbakır ili Silvan ilçesi Bayrambaşımevkisinde ikamet etmekte iken terör olaylarından kaynaklanan güvenlik kaygısı nedeniyle köyünü terk etmek zorunda kaldığını iddia etmiştir. Başvurucu 16/2/2005 tarihinde 5233 sayılı Kanun kapsamına giren zararlarının faizi ile birlikte karşılanması talebiyle Diyarbakır Valiliği Zarar Tespit Komisyonuna (Komisyon) başvurmuştur. Komisyon 28/3/2008 tarihli ve 2008/3-5034 sayılı kararında mal varlığına ulaşamaması nedeniyle başvurucuya ev, değirmen, ahır, arazi, bağ ve meyve ağaçları için toplam 985,82 TL tazminat ödenmesine karar vermiştir. Komisyon kararı akabinde 5233 sayılı Kanun’un maddesi gereğince davet yazısı ile birlikte sulhname örneği başvurucu vekiline gönderilmiştir. “Yukarıda ayni/nakdi olarak belirtilen zararımın/zararlarımın karşılanması sonucunda Komisyonun tespitine esas olay ile ilgili olarak uğradığım zararımın tamamının karşılanmış olduğunu kabul ve taahhüt ederim.” beyanını içeren sulhname 24/6/2008 tarihinde başvurucu vekili tarafından imzalanmıştır. Sulhnameye 24/6/2008 tarihinde Vali tarafından onay verilmiştir. Belirlenen tazminat miktarı 7/10/2009 tarihinde başvurucu vekilinin hesabına aktarılmıştır. Başvurucu tarafından, Komisyon kararında hükmedilen tazminat miktarının geç ödendiğinden bahisle 120 TL faiz alacağı için Diyarbakır İcra Müdürlüğünde 18/11/2009 tarihinde ilamsız icra takibi başlatılmıştır. Diyarbakır Valiliğinin borca itiraz etmesi üzerine takip durmuştur. Başvurucu tarafından Diyarbakır Asliye Hukuk Mahkemesinde itirazın iptali davası açılmıştır. Diyarbakır Asliye Hukuk Mahkemesinin 31/1/2012 tarihli ve E.2010/561, K.2012/74 sayılı kararı ile davanın reddine hükmedilmiştir. İlgili gerekçe şöyledir:“...Diyarbakır Valiliği Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zarar Tespit 3 Nolu Komisyon Başkanlığı’ndan gelen yazı cevabı dosyamız arasına alınmış, dosyamız hukukçu bilirkişiye tevdii edilerek rapor tanzim edilmesi istenilmiş, bilirkişi Av.A.K.nın 2011 tarihli raporunda sonuç olarak, değerlendirme kısmında belirtilen kanaat ile davacının icra takibine konu faiz alacağı tutarının 241,69 TL olması gerektiğine, ödeme tarihi ile takip tarihi arasında faize faiz talep edilemeyeceğine ve hesaplanmış bulunan miktarın nitelik itibarıyla faiz olmasından vetakip öncesi tazminat ana para tutarı ödenmiş olmakla, takipten sonra tazminat anapara tutarına işleyecek faiz istenemeyeceğini bildirmiştir.Dosya kapsamı, davacı ve davalı tarafın beyanları, bilirkişi incelemesi göz önüne alındığında, davacı tarafın Diyarbakır Valiliği Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zarar Tespit İşlemi Komisyonu Başkanlığı’na başvuruda bulunduğu, başvuru neticesinde 5233 Sayılı Kanun kapsamı değerlendirilerek, tazminata hükmedildiği, alınan bilirkişi raporu doğrultusunda söz konusu tazminatın 2009 tarihinde asıl alacak miktarının ödemesinin yapıldığı, ödeme yapıldığı tarihte davacı tarafça her hangi bir şekilde faiz alacağı yönünden hakkını saklı tutmadığı gibi sulhnamede de bu yönde her hangi bir beyanda bulunmadan söz konusu parayı almış olduğu görülmektedir.Davacı taraf paranın teslim tarihinden sonra faiz alacağı için 2009 tarihinde yani paranın teslim alındığından yaklaşık 1,5 ay sonra faiz alacağına yönelik icra takibine başlamış olduğu görülmektedir. Diyarbakır ilinde terörle mücadele kapsamında benzer mahiyette bir çok dosyanın oluştuğu ödemelerden sonra faiz taleplerinde bulunulduğu faiz taleplerine yönelik icra taleplerini makul süre içerisinde talep edildiği görülmektedir. Dosya kapsamı itibariyle davacı tarafın faiz talebine ilişkin icraya konulduğu tarih ile ödemenin yapıldığı tarih arasındaki yaklaşık 1,5 aylık sürenin makul süre içerisinde olmadığı, değerlendirilmesi gerekmektedir.Mahkememizce yapılan değerlendirme ile ilimizde benzer mahiyette bir çok dosyanın bulunuyor olması sebebiyle ve gerek sulhnamede gerekse paranın teslimi sırasında faiz talebinde bulunmadan sulhnameyi imzalayıp para alınmış olması sebebiyle kapanmış olan bir alacak konusunda sonradan talep edilen faiz isteminin makul süre içerisinde olmadığı...” Başvurucunun temyizi üzerine Yargıtay Hukuk Dairesinin 27/6/2012 tarihli ve E.2012/13954, K.2012/16760 sayılı ilamı ile kararın dayanağı olan delillerde, kanunun gerektirdiği nedenlerde ve delillerin taktirinde isabetsizlik bulunmadığı; dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin yerinde olmadığı ve reddi gerektiği, yerel Mahkeme kararının usul ve kanuna uygun olduğu belirtilerek hükmün onanmasına karar verilmiştir. Başvurucunun kara düzeltme istemi, Yargıtay Hukuk Dairesinin 12/11/2012 tarihli ve E.2012/24370, K.2012/25367 sayılı ilamı reddedilmiştir. Ret kararı başvurucuya 8/1/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 28/1/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. B. İlgili Hukuk 5233 sayılı Kanun’un , , , , , , geçici , geçici maddeleri. 5233 sayılı Kanun’un maddesinin bir ila üçüncü fıkraları şöyledir: “Komisyon, doğrudan doğruya veya bilirkişi aracılığı ile yaptığı tespitten sonra 8 inci maddeye göre belirlenen zararı, 9 uncu maddeye göre hesaplanan yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerindeki nakdî ödeme tutarını, 10 uncu maddeye göre ifa tarzını ve 11 inci maddeye göre mahsup edilecek miktarları dikkate alarak, uğranılan zararı sulh yoluyla karşılayacak safi miktarı belirler. Komisyonca, bu esaslara göre hazırlanan sulhname tasarısının örneği davet yazısı ile birlikte hak sahibine tebliğ edilir. Davet yazısında hak sahibinin sulhname tasarısını imzalamak üzere otuz gün içinde gelmesi veya yetkili bir temsilcisini göndermesi gerektiği, aksi takdirde sulhname tasarısını kabul etmemiş sayılacağı ve yargı yoluna başvurarak zararının tazmin edilmesini talep etme hakkının saklı olduğu belirtilir. Davet üzerine gelen hak sahibi veya yetkili temsilcisi sulhname tasarısını kabul ettiği takdirde, bu tasarı kendisi veya yetkili temsilcisi ve komisyon başkanı tarafından imzalanır.” 5233 sayılı Kanun’un maddesinin birinci fıkrası şöyledir: “Sulhnamede belirlenen zararlar, sulhnamenin imzalanmasından sonra valinin onayı üzerine ifa tarzına göre Bakanlık bütçesine bu amaçla konulan ödenekten üç ay içerisinde karşılanır.” 20/10/2004 tarihli ve 25619 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Yönetmelik’in maddesi şöyledir: “Sulhname tasarıları hak sahibi veya yetkili temsilcisi ile komisyon başkanı tarafından imzalandıktan sonra Vali veya Bakan tarafından onaylanır.Ödemeler sulhname tasarılarının onay tarih ve sıraları dikkate alınarak yapılır. Nakdi ödemeler hak sahibi veya sahiplerinin banka hesaplarına yapılır.” Başvuru konusu olay tarihinde yürürlükte olan 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun maddesi şöyledir:“Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtariyle, mütemerrit olur.Borcun ifa edileceği gün müttefikan tayin edilmiş veya muhafaza edilen bir hakka istinaden iki taraftan birisi bunu usulen bir ihbarda bulunmak suretiyle tesbit etmiş ise, mücerret bugünün hitamı ile borçlu mütemerrit olur.” Danıştay Onbeşinci Dairesinin 11/12/2014 tarihli ve E.2011/9361, K.2014/9507 sayılı kararının gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:“... terör eylemeleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler sonucunda salt toplumun bir bireyi olmaları nedeniyle maddi zarara uğrayan kişilerin, bu zararlarının sosyal risk ilkesi gereğince sulhen karşılanması amacıyla çıkarılan 5233 sayılı Kanun kapsamında bulunan maddi zararların sulhen karşılanması için 2577 sayılı Kanun’un maddesinden ayrı, özel bir usul öngörmektedir... Ayrıca, 5233 sayılı Kanun’un Geçici maddesiyle Kanun’un uygulamasını geriye yürüterek, 19/7/1987 - 27/7/2004 tarihleri arasında meydana gelen olaylar nedeniyle zarara uğrayanların, Kanun’un yürürlüğe girmesinden itibaren 1 yıl içinde ilgili mercilere başvurması halinde, bu zararlarının tazmin olacağını getirmekte, böylece 2577 sayılı Kanun’un maddesinde öngörülen sürelerde dava açma hakkını kullanamayan kişilerin zararlarının da sulhen karşılanmasını amaçlamaktadır...” Yargıtay Hukuk Dairesinin 16/2/2015 tarihli ve E.2014/47629, K.2015/4445 sayılı kararının gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:“Davacı, 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadelenden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun uyarınca zararlarının karşılanması için davalı idareye başvurduğunu, başvuru neticesinde 045,76 TL ödenmesine karar verildiğini, bu kapsamda davalı idare ile sulhname imzaladıklarını, davalı idarenin geç ödeme yapması nedeniyle gecikilen döneme ilişkin faiz alacağının tahsili için icra takibi başlattığını, .........5233 sayılı Kanun’un maddesinde sulhnamede belirtilen zararlar, sulhnamenin imzalanmasında sonra valinin onayı üzerine ifa tarzına göre Bakanlık bütçesinden bu amaçla konulan ödenekten üç ay içerisinde karşılanacağı düzenlenmiştir. 5233 sayılı Kanun’un maddesinde belirtilen bu süre düzenleyici bir süre olup alacağı muaccel hale getirir. Ancak davalının temerrüde düşmesi için BK maddesi gereğince ayrıca temerrüt ihtarı gerekir. Davacı, BK’nın maddesine göre davalıyı temerrüde düşürmemiştir. Davacı, usulünce davalıyı temerrüde düşürmediğinden işlemiş faiz yönünden icra takibinde bulunması yerinde değildir... ” Yargıtay Hukuk Dairesinin 31/5/2012 tarihli ve E.2012/12143, K.2012/14197 sayılı kararının gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir: “Davacı, 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadelenden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun uyarınca zararlarının karşılanması için davalı idareye başvurduğunu, başvuru neticesinde 088,00 TL ödenmesine karar verildiğini ancak davalı idarenin süresinde ödeme yapmadığı için hakkında icra takibi yaptıklarını, ......... 5233 sayılı Kanun’un Maddesinde sulhnamede belirtilen zararlar, sulhnamenin imzalanmasında sonra valinin onayı üzerine ifa tarzına göre Bakanlık bütçesinden bu amaçla konulan ödenekten üç ay içerisinde karşılanacağı düzenlenmiştir. 5233 sayılı Kanun’un maddesinde belirtilen bu süre düzenleyici bir süre olup alacağı muaccel hale getirir. Ancak davalının temerrüde düşmesi için BK maddesi gereğince ayrıca temerrüt ihtarı gerekir. Buna göre BK’nın maddesi hükmüne muaccel bir borcun borçlusu alacaklının ihtarı ile mütemerrit olur. Davalı bu hükme göre davalıyı temerrüde düşürmediğinden icra takibinde işlemiş faiz talebi yerinde değildir. O halde takibe konu asıl alacağa takip tarihinden itibaren yasal faiz yürütülmesi gerekirken, yazılı şekilde işlemiş faiz alacağı ile birlikte takibin devamına karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir...”