10. Hukuk Dairesi 2012/14359 E. , 2013/8643 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :İş Mahkemesi Dava, 07.07.1999 tarihinde geçirdiği iş kazası sonucu sürekli iş göremez hale gelen sigortalıya yapılan giderler nedeniyle uğranılan Kurum zararının rücuan ödetilmesi istemine ilişkindir. Mahkeme, ilâmında belirtildiği şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Hükmün, davacı Kurum avukatı ve davalılardan ... avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan
**10. Hukuk Dairesi 2012/14359 E. , 2013/8643 K.** **"İçtihat Metni"** Mahkemesi :İş Mahkemesi Dava, 07.07.1999 tarihinde geçirdiği iş kazası sonucu sürekli iş göremez hale gelen sigortalıya yapılan giderler nedeniyle uğranılan Kurum zararının rücuan ödetilmesi istemine ilişkindir. Mahkeme, ilâmında belirtildiği şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Hükmün, davacı Kurum avukatı ve davalılardan ... avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. 1-5510 sayılı Yasanın 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 21. maddesindeki; “İş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamı, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirilir. İşverenin sorumluluğunun tespitinde kaçınılmazlık ilkesi dikkate alınır….”; düzenlemesi getirilmiş ise de, söz konusu düzenlemenin, anılan Yasada, yürürlüğü öncesinde gerçekleşen olaylardan kaynaklanan rücuan tazminat davalarında uygulanmasına olanak veren bir hüküm bulunmadığı ve genel olarak Yasaların geriye yürümemesi (geçmişe etkili olmaması) kuralının sonucu olarak davanın yasal dayanağının 506 sayılı Yasanın 26. maddesi olduğu belirgindir. Davaya konu somut olayın; 07.07.1999 tarihinde sigortalının çalıştığı inşaat iskelesinden ayağının kayması sonucunda düşerek yaralandığı ve bu nedenle iş göremez hale gelmesi şeklinde gerçekleştiği anlaşılmıştır. Mahkemece aldırılan kusur raporunda sigortalının %75 kusurlu olduğu belirlenmiş iken, kesinleşmesi nedeniyle bu dava bakımından güçlü delil niteliği taşıyan ve sigortalının açtığı tazminat davasında sigortalının %30 kusurlu bulunduğunun tespiti karşısında karşısında, bu kusur raporları arasındaki belirgin çelişki; iş kazasının meydana geldiği iş kolunda işçi sağlığı ve iş güvenliği uzmanı olan bilirkişi kurulundan yöntemince düzenlenmiş kusur raporu ile giderildikten sonra, yapılacak değerlendirme sonucuna göre karar verilmesi gerekirken,eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme neticesi yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. 2-Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Kanunun 26.maddesindeki halefiyet ilkesi uyarınca, Kurumun rücu alacağı; hak sahiplerinin tazmin sorumlularından isteyebileceği maddi zarar (Tavan) miktarı ile sınırlı iken, ... Mahkemesi’nin, 21.03.2007 gün ve 26649 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 23.11.2006 gün ve E:2003/10, K:2006/106 sayılı kararı ile 26.maddedeki “…sigortalı veya hak sahibi kimselerin işverenden isteyebilecekleri miktarla sınırlı olmak üzere…” bölümünün Anayasaya aykırılık nedeniyle iptali sonrasında, 506 sayılı yasaya dayalı olarak işverenler aleyhine açılan rücuan tazminat davalarında; süregelen mevcut uygulama dışında, herhangi bir etkileşim ve değişim öngörülmediğinden, Borçlar Kanununun 332/I maddesinde belirtilen işçi-işveren arasındaki akde aykırılık eylemleri ve bu çevrede maddenin 2. fıkrası gereğince işverenin akde aykırı davranışları (işçi sağlığı ve iş güvenliğinin gerektirdiği önlemlerin alınmaması vs.) sonucu, 26/I maddeyle vaki ilişkilendirme, bir bakıma akde aykırı hareketten doğan tazminat davaları hakkındaki hükümlere tabii olmakla; zamanaşımının, işverenler açısından Borçlar Kanununun 125. maddesine göre belirlenmesi gerektiği gözetildiğinde on yıldır. Zararlandırıcı sigorta olayına neden olan 3. şahıslar yönünden; üçüncü kişi ile sigortalı arasında akdi bir ilişki söz konusu olmayıp 506 sayılı Kanununu 26/2 maddesi ile Borçlar Kanununa yollamada bulunulduğundan, Borçlar Kanunun 60. maddesinde öngörülen bir ve on yıllık haksız fiil zamanaşımı süresinin uygulaması gerekir. Maddedeki zamanaşımı süresi, zararın ve eylemi gerçekleştirenin (failin) öğrenildiği tarihten itibaren işlemeye başlamakta olup, Kurumca zararın öğrenilme tarihinin, giderlerin sarf ve ödeme günü olduğu açıktır. Tazminat yükümlüsünün öğrenilme tarihine ilişkin olarak ise, Kurumun yetkili organının faili öğrendiği tarih esas alınmalıdır. Bu kapsamda; ceza mahkemesince yargılanıp hakkında cezalandırma kararı verilen üçüncü kişi yönünden, Kurumun, ceza kararının kesinleştiği tarihte faili öğrendiği kabul edilmeli, cezalandırma kararının söz konusu olmadığı durumlarda ise yöntemince yapılacak araştırma sonunda tazminat yükümlüsünün kim olduğunun öğrenilme tarihi açıklıkla saptanmalıdır. Önemle belirtilmelidir ki, zamanaşımı süresinin, hem zararın, hem de tazminat yükümlüsünün öğrenildiği tarihten itibaren, bir başka anlatımla, ancak, her iki olgu gerçekleştikten sonra işlemeye başlayacağı dikkate alınmalıdır. Bu durumlar dışında da 3. Kişi bakımından zamanaşımı süresinin her halde olay tarihinden itibaren on yıl olduğu belirgindir. Eldeki davada ise; Mahkemece davalı ...’ın tedavi giderleri ve geçici iş göremezlik ödemeleri yönünden kurumun rücu hakkının zamanaşımına uğradığının kabulü yerinde ise de, davalılardan ... hakkında ... 4. Asliye Ceza Mahkemesinde açılan dava sonucunda mahkumiyetine ilişkin verilen 1999/1009E.,2002/261K. ve 18.04.2002 tarihli kararın 19.06.2004 tarihinde kesinleştiği belirgin olmasına ve davalı ...’ın davaya 28.03.2012 tarihinde dahil edilmesine göre, ceza davasının kesinleşme tarihi itibariyle kurumun rücu hakkının peşin değerli gelirler yönünden de zamanaşımına uğradığı hususunun gözetilmemesi isabetsizdir. 3-506 sayılı Yasanın 92. maddesi, “malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları ile iş kazalarıyla meslek hastalıkları sigortasından hak kazanılan aylık ve gelirler birleşirse, sigortalıya veya hak sahibine bu aylık ve gelirlerden yüksek olanın tümü, eksik olanın da yarısı bağlanır. Bu aylık ve gelirler eşitse, iş kazalarıyla meslek hastalıkları sigortasından bağlanan gelirin tümü, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarından bağlanan aylığın da yarısı verilir.” düzenlemesini içermektedir. Kurumun, sigortalı veya haksahiplerine bağladığı ilk peşin sermaye değerli gelirden fazlasını isteme hakkı bulunmadığı gibi; bağlanan gelirin kesildiği veya kesilmesi gereğinin, yargılama sürecinde ortaya çıktığı durumlarda; Kurumun ödemediği veya ödemeyecek olduğu gelir kesimini rücuan isteyemeyeceği yönü de, tazmine yönelik davada gözetilmesi gereken genel ilkeler arasında bulunmaktadır. Eldeki davada da, sürekli iş göremez hale gelen sigortalıya bağlanan peşin değerli gelirlerde, 14.06.2001 tarihinden itibaren gelire girdiği, 01.01.2002 tarihten itibaren 506 sayılı Yasanın 92. maddesi gözetilerek bir mahsup işleminin yapılmış olduğu görülmektedir. İş kazası nedeniyle gelire giren sigortalıya bağlanan gelirlerin ilk peşin değerinin tespiti kapsamında; bağlanan gelirlerin Peşin Sermaye Değeri Hesap Tablosunda 506 sayılı Yasanın 92.maddesi gereğince mahsup işlemi yapıldığı, mahsubu yapılan bu gelirin içerisinde artışlarda bulunduğundan; anılan madde gereği davalının tazminle sorumlu olduğu ilk peşin sermaye değerli gelir miktarının; gelirin başladığı tarih itibariyle 506 sayılı Yasanın 92. maddesi uyarınca indirilmiş hali üzerinden hesaplanan ilk peşin sermaye değerli gelir miktarına,indirme tarihine kadar yapılan fark fiili ödeme miktarının da eklenmesi suretiyle belirlenerek varılacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve araştırmayla yazılı şekilde karar tesisi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. Mahkemece açıklanan maddi ve hukuki esaslr çerçevesinde sigortalının açtığı tazminat dosyası getirtilerek ve bu dosyada alınan kusur raporu da gözetilerek iş güvenliği konusunda uzman bilirkişi kurulundan yeni bir kusur raporu alındıktan sonra 506 sayılı Yasanın 92.maddesi ve zamanaşımı gözönünde tutularak karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme neticesi yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O halde, davacı Kurum ve davalılardan ... avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve kararı temyiz etmeyen davalı ... İnşaat Turizm Gıda San. Tic. .... Şti. yönünden davacı Kurum lehine oluşan usuli kazanılmış hak durumu da gözetilerek karar verilmek üzere hüküm bozulmalıdır. SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalı ... ...'ya iadesine, 29.04.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.