Danıştay 8. Daire Başkanlığı 2024/3121 E. , 2024/5436 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y SEKİZİNCİ DAİRE Esas No : 2024/3121 Karar No : 2024/5436 TEMYİZ EDENLER: 1- (DAVACILAR) I- ... II- ... III- ... VEKİLİ : Av. ... 2- (DAVALI) ... Bakanlığı VEKİLİ : Hukuk Müşaviri ... İSTEMİN KONUSU: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının, taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dav
Danıştay 8. Daire Başkanlığı 2024/3121 E. , 2024/5436 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y SEKİZİNCİ DAİRE Esas No : 2024/3121 Karar No : 2024/5436 TEMYİZ EDENLER: 1- (DAVACILAR) I- ... II- ... III- ... VEKİLİ : Av. ... 2- (DAVALI) ... Bakanlığı VEKİLİ : Hukuk Müşaviri ... İSTEMİN KONUSU: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının, taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacılar vekili tarafından; ...İlkokulu öğrencisi olan ...'nın sınıf kapısının koluna çarpması sonucunda sağ gözünün görme yetisini kaybetmesinden dolayı, işgücü kaybı, ulaşım ve tedavi giderleri ile birlikte, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000,00 TL (ıslah sonucu 515.556,25-TL) maddi, ... için 100,000,00 TL, babası için 50.000,00 TL ve annesi için 50.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 715.556,25 TL zararın, olay tarihi olan 03/06/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tazmini istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile; davacılardan ...'nın gözüne sınıf kapı kolunun çarpması sonucu sağ gözünün görme yetisini kaybetmesine sebebiyet veren unsurların neler olduğu ve davalı idarenin kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen 08/06/2017 tarihli rapor ve 10/11/2017 tarihli ek bilirkişi raporu ile 08/06/2018 tarihli hesap bilirkişisi raporunda; zarar gören ......'nın hiperaktif bir yapıya sahip olduğu, tuvalet ihtiyacı gelmiş olabileceğinden bu ihtiyacını hızlı bir şekilde karşılayabilmek için koşarak gitme ihtiyacı duyduğu, okulların mimari projelerinin yapımında tehlike ve riski daha az olan kapı kollarının projelendirilip uygulamaya geçilmesi gerektiği, okul iç kapılarının hızlı bir şekilde açılmasını önlemek için hidrolik pompa ile kontrollü açılmasının sağlanabileceği, bu tür kazaların oluşumunu engelleyebilecek teknolojik dizaynı olan kapı kollarını kullanmayarak uzuv kaybına sebebiyet vermesi sebebiyle davalı idarenin asli kusurlu (% 70 oranında), mağdur...'nın ise geniş bir koridora sahip okulda dikkatli hareket etmeyerek kapı koluna çarpmasında tali kusurlu (% 30 oranında) olduğu, okulda meydana gelen kaza sonucu ...'nın % 39 oranında sürekli iş gücü kaybına uğradığı ve % 30 kusur indirimi yapılmak suretiyle iş gücü (efor) kaybından kaynaklanan maddi zararın 360.889,38 TL olarak hesaplandığı, bilirkişi raporlarına taraflarca itiraz edilmişse de, itirazların raporları kusurlandıracak nitelikte olmadığı, anılan raporların hükme esas alınabilecek nitelikte bulunduğu, bu durumda; davacıların ulaşım ve tedavi giderleri olduğu iddia edilmesine rağmen bu hususa ilişkin herhangi bir bilgi ve belgenin ibraz edilmediği, ...'nın %39 oranında işgücü kaybından dolayı %70 oranında davalı idarenin kusurlu olması nedeniyle uğranılan 360.889,38-TL maddi zararın; ıslah dilekçesi de dikkate alınarak davalı idarece davacılara ödenmesi gerekmekte olup, maddi tazminat isteminin bu kısmının kabulüne ve arta kalan kısmının ise reddine hükmetmek gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 515.556,25-TL maddi zararın, dava dilekçesindeki 10.000-TL'lik kısmı için idareye başvuru tarihi olan 23/06/2016 tarihinden itibaren; 350.889,38-TL için ıslah dilekçesinin idareye tebliğ tarihi olan 09/07/2018 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idareden alınarak davacıya ödenmesine; 200.000,00 TL manevi zararın ise, 130.000-TL'lik kısmının idareye başvuru tarihi olan 23/06/2016 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idareden alınarak davacıya ödenmesine, maddi zararın 154.666,87 TL'lik kısmı ile manevi zararın 70.000,00 TL'lik kısmının ise reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti:... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile, hükmedilen tazminat miktarları üzerinden hesaplanan nispi kararın davalıya yüklenmesi gerekirken bu kalemin toplam yargılama giderlerine dahil edilerek haklılık oranı dikkate alınarak yargılama giderlerinin taraflara tahmiline karar verilmesinin yerinde görülmediği, ayrıca dava kısmen kabul, kısmen ret ile sonuçlanmasına karşın davacı taraf lehine nispi vekalet ücretine hükmedilirken davalı lehine maktu vekalet ücretine hükmedilmesinin de ilgili tarifeye uygun düşmediği, maddi ve manevi tazminat kalemlerinin her biri için vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken aksi yönde karar verilmesinin de yerinde olmadığı ve kararın ilgili kısımlarının düzeltilmesi gerektiği gerekçesiyle; Mahkeme kararının sonuç kısmında yer alan; A- "..3- 6.325,00-TL yargılama giderinden davada haklılık oranına göre takdiren 4.500,00-TL yargılama gideri ile hüküm tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'ne göre hükmedilen maddi tazminat üzerinden hesaplanan 27.603,36-TL nispi vekalet ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, kalan 1.825,00-TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, 4-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen 1.090,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine..." şeklindeki hüküm kısımlarının karardan çıkarılarak; "..3- reddedilen maddi tazminat miktarı üzerinden hesaplanan 15.123,34-TL'nin ise davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, 4- Kabul edilen manevi tazminat miktarı üzerinden hesaplanan 13.150,00-TL nispi vekalet ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine; reddedilen manevi tazminat miktarı üzerinden hesaplanan 8.050,00-TL'nin ise davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine," şeklinde düzeltilmesine; B- "5- Peşin alınan kısım düşüldükten sonra kalan 2.391,00 TL karar harcının davacıya tamamlattırılmasına," ibaresinden sonra gelmek üzere, "...davacı tarafından karşılanan toplam 8.369,00-TL nisbi harcın davalı tarafından davacı tarafa ödenmesine" şeklindeki ibarelerin karara eklenmesine, C- Yargılama giderlerinin dökümünün yapıldığı kısımdan karar harcına ilişkin sütunun çıkarılmasına, toplam yargılama giderinin "347,00 TL" olarak belirlenmesine ve bu değişiklik uyarınca; "7-Davadaki haklılık oranına göre takdiren 117,00 TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, 230,00 TL yargılama giderinin davalı tarafından davacıya ödenmesine" şeklindeki ibarenin karara eklenmesine hükmetmek gerektiği gerekçesiyle davalı idarenin istinaf başvurusunun vekalet ücretine ilişkin kısmının kabulü ile kararın ilgili kısımlarının kaldırılarak yukarıda belirtilen şekilde kararın düzeltilmesine, davalı tarafın diğer iddiaları açısından istinaf isteminin reddine ve davacı tarafın istinaf istemi açısından talebin yukarıda açıklanan hususlar doğrultusunda düzeltilerek reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacılar vekili tarafından, mağdurun olay tarihinde küçük olduğu ve %30 kusur indirimi yapılmasının yerinde olmadığı, olayda idarenin kusursuz sorumluluğu olduğu ve bu nedenle maddi zararın tamamından sorumlu olduğu, olayın mağdurun eğitimini ve ileride evlenme şansını da olumsuz etkileyebileceği, mağdurun küçük yaşta bir gözünü kaybetmesinin ve belirtilen bu durumların hem kendi hem de anne babasının psikolojisini etkilediği ve etkileyeceği, bu nedenle hükmedilen tazminat miktarının da yeterli olmadığı ileri sürülmektedir. Davalı idare tarafından; idareleri aleyhine nispi harca hükmedilmesinin hukuka uygun olmadığı ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Taraflarca savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ DEMET...'NİN DÜŞÜNCESİ : Davacıların temyiz istemlerinin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY : Davacılar vekili tarafından; ... İlkokulu öğrencisi olan ...'nın sınıf kapısının koluna çarpması sonucunda sağ gözünün görme yetisini kaybetmesinden dolayı, işgücü kaybı, ulaşım ve tedavi giderleri ile birlikte, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000,00 TL (ıslah sonucu 515.556,25 TL) maddi,... için 100,000,00 TL, babası için 50.000,00 TL ve annesi için 50.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 715.556,25 TL zararın, olay tarihi olan 03/06/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle bakılan dava açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasamızın 'Yargı yolu' başlıklı 125. maddesinin 7. fıkrasında; "İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür." hükmüne yer verilmiş, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinde ise tam yargı davaları, idarenin eylem ve işlemlerinden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan davalar olarak tanımlanmıştır. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 20/11/1989 tarih ve 44/25 sayılı kararıyla kabul edilen ve ülkemiz tarafından 14/09/1990 tarihinde imzalanan, onaylanmasına ilişkin 23/12/1994 tarih ve 94/6423 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile resmi Türkçe çevirisi de 27/01/1995 tarih ve 22184 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan ve 4 Mayıs 1995 tarihinde yürürlüğe giren Çocuk Haklarına Dair Sözleşme'nin 1. maddesinde; "Bu Sözleşme uyarınca çocuğa uygulanabilecek olan kanuna göre daha erken yaşta reşit olma durumu hariç, onsekiz yaşına kadar her insan çocuk sayılır.", 3. maddesinde; "1.Kamusal ya da özel sosyal yardım kuruluşları, mahkemeler, idari makamlar veya yasama organları tarafından yapılan ve çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde, çocuğun yararı temel düşüncedir. 2.Taraf Devletler, çocuğun ana–babasının, vasilerinin ya da kendisinden hukuken sorumlu olan diğer kişilerin hak ve ödevlerini de gözönünde tutarak, esenliği için gerekli bakım ve korumayı sağlamayı üstlenirler ve bu amaçla tüm uygun yasal ve idari önlemleri alırlar. 3.Taraf Devletler, çocukların bakımı veya korunmasından sorumlu kurumların, hizmet ve faaliyetlerin özellikle güvenlik, sağlık, personel sayısı ve uygunluğu ve yönetimin yeterliliği açısından, yetkili makamlarca konulan ölçülere uymalarını taahhüt ederler." düzenlemesi bulunmaktadır. 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu'nun 2. maddesinde; "Türk Milli Eğitiminin genel amacı, Türk Milletinin bütün fertlerini, Atatürk inkılap ve ilkelerine ve Anayasada ifadesini bulan Atatürk milliyetçiliğine bağlı; Türk Milletinin milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren; ailesini, vatanını, milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan, insan haklarına ve Anayasanın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devleti olan Türkiye Cumhuriyetine karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış haline getirmiş yurttaşlar olarak yetiştirmek; beden, zihin, ahlak, ruh ve duygu bakımlarından dengeli ve sağlıklı şekilde gelişmiş bir kişiliğe ve karaktere, hür ve bilimsel düşünme gücüne, geniş bir dünya görüşüne sahip, insan haklarına saygılı, kişilik ve teşebbüse değer veren, topluma karşı sorumluluk duyan; yapıcı, yaratıcı ve verimli kişiler olarak yetiştirmek; ilgi, istidat ve kabiliyetlerini geliştirerek gerekli bilgi, beceri, davranışlar ve birlikte iş görme alışkanlığı kazandırmak suretiyle hayata hazırlamak ve onların, kendilerini mutlu kılacak ve toplumun mutluluğuna katkıda bulunacak bir meslek sahibi olmalarını sağlamak; böylece bir yandan Türk vatandaşlarının ve Türk toplumunun refah ve mutluluğunu artırmak; öte yandan milli birlik ve bütünlük içinde iktisadi, sosyal ve kültürel kalkınmayı desteklemek ve hızlandırmak ve nihayet Türk Milletini çağdaş uygarlığın yapıcı, yaratıcı, seçkin bir ortağı yapmaktır. " hükmü, 56. maddesinde; "Eğitim ve öğretim hizmetinin, bu kanun hükümlerine göre Devlet adına yürütülmesinden, gözetim ve denetiminden Milli Eğitim Bakanlığı sorumludur." kuralı yer almaktadır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Kararın sorumluluk yönünden incelenmesi: İdare, kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup, idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri uyarınca tazmin edilmektedir. Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir. İdarenin sorumluluğuna ilişkin kusursuz sorumluluk ilkesi, kusurlu yürütülen bir kamu hizmeti bulunmasa dahi ortaya çıkan özel ve olağan dışı zarar ile idarenin faaliyeti arasında neden sonuç ilişkisi (illiyet bağı) bulunması, diğer bir ifade ile zararın yürütülen kamu hizmetinin neden ve etkisi ile ortaya çıkması halinde söz konusu zarardan idarenin sorumlu tutulmasını öngörmektedir. Hakkaniyet, nesafet, kamu külfetleri karşısında eşitlik, idareye güven, fırsat ve imkan eşitliği ilkeleriyle açıklanan kusursuz sorumluluk ilkesi hukuk devletinde vatandaşların idari işlem ve eylemler nedeniyle uğradıkları zararların tazmini bakımından kusura dayalı sorumluluk ilkesinin yeterli güvenceyi sağlamaması nedeniyle yargısal içtihatlarla geliştirlmiş ve bu ilke gereğince zarara sebep olma hali sorumluluk için gerekli ve yeterli görülmüştür. Dolayısıyla kusursuz sorumlulukta idari faaliyet ile uğranılan zarar arasında illiyet bağının kanıtlanması yeterlidir. Kusursuz sorumluluk, genellikle risk ilkesi ve fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesi çerçevesinde değerlendirilmektedir. Risk ilkesi, idarenin yürüttüğü bazı faaliyetlerin, kullandığı eşyaların veya uyguladığı yöntemlerin bünyesinde yer alan riskin idarenin kusuru olmaksızın ortaya çıkması nedeniyle bireylerin uğramış olduğu zararın idarece karşılanmasını öngörür. Bu ilke uygulanırken kamusal faaliyetin, eşyanın ya da yöntemin bünyesinde barındırdığı riskin gerçekleşme olasılığının bireylerin öznel niteliklerine göre farklılaşacağı açıktır. Bazen yetişkin bireyler için risk barındırmayan bir kamusal faaliyet çocuklar için risk taşıyabilir ya da bir meslek erbabı için olağan ve sıradan sayılan kimi işlemler bu meslek dışında olanlar için tehlike barındırabilir. Bu nedenle risk ilkesinin somut olaylara uygulanmasında bir taraftan faaliyete, eşyaya ve yönteme öte yandan bu alandan etkilenen bireyin öznel durumuna bakmak gerekir. Fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesinin temelinde ise, idarenin toplum yararına yürütmüş olduğu bayındırlık hizmetleri gibi bir faaliyet nedeniyle yine toplumdan bazı kişilerin uğramış olduğu özel ve olağan dışı zararların topluma paylaştırılması düşüncesi yatmaktadır. Bu ilke uygulanırken yürütülen kamu hizmetinin bünyesinde risk taşıması yani riskli kamusal faaliyet olarak nitelendirilmesi ön koşul olarak görülmez. İlk ve orta dereceli okullarda okuyan küçüklerin eğitim hizmetinin yürütülmesi sırasında idareye doğrudan atfedilebilecek bir kusur bulunmadığı halde gerek küçüğün kendi dikkatsizliği, gerek diğer öğrencilerin bilinçsiz ve çocukça davranmaları veyahut nedeni açıklanamayacak şekilde gördükleri zararlar bakımından hizmet kusuru ilkesinin uygulanması mümkün olmadığı gibi bünyesinde risk taşıyan kamusal faaliyet olmaması ve kamu külfetleri karşısında eşitlik ilkesinin uygulanmasına imkan verecek kamu hizmeti veya yatırım mahiyetinde bulunmaması nedeniyle bu alanda yeni bir yaklaşımın ortaya konulması zorunlu hale gelmiştir. İlköğretim çağındaki çocuklar ebeveynleri tarafından okula bırakıldıklarında çocuk üzerindeki gözetim ve denetim yükümlülüğü ile çocuğun güvenliği ve eğitim hizmetinin güven içinde yürütülmesi yükümlülüğü ebeveynden okul idaresine geçmektedir. Diğer bir ifadeyle çocuk, kamu idaresine nesnel bir şekilde emanet bırakılmış olmaktadır. Çocuğun emanet edildiği zaman dilimi içerisinde göreceği zararlar, eğer hizmetin kusurlu işletilmesi sonucu meydana gelmemiş ise artık bir kusursuz sorumluluk ilkesi olarak emanet (güven) sorumluluğunu gündeme getirecek ve bu ilkeye göre tazminata hükmedilecektir. Bununla birlikte her somut olaya ve olayın meydana geliş şekline göre ebeveynlerin çocuğun himayesi, bakımı ve gözetimi, okula devamı gibi konulardaki yükümlülüğünü yerine getirmediği durumlarda “müterafik kusur” değerlendirmesi yapılabileceği de tabidir. Emanet kelimesi “Güvenmek, korku ve endişeden uzak olmak, güvenilir bir kimseye koruması için geçici olarak verilen şey” anlamına gelmektedir. Türk Dil Kurumu’na göre “emanet” kelimesinin sözlük anlamı ise; “birine, geri alınmak üzere, geçici olarak bırakılan, teslim alan kişice korunması gereken eşya, kimse vb.” olarak tanımlanmıştır. Emanet sorumluluğu, emanet alan tarafın emanet aldığı şeyi veya kimseyi, bizzat emanetin veya emanet sahibinin çıkarını en iyi şekilde koruyacak şekilde hareket etmekle yükümlü olmasını anlatır. Emanet görevi, emanet alan kişinin yasal olarak gerekli olandan daha fazla bir etik standarda göre hareket etmesini gerektirir. Bu, koşullar ne olursa olsun, ahlaki olarak doğru olanı yapma zorunluluğudur. Özünde, emanet sorumluluğu kendisine güvenilerek emanet bırakılan kişilerin emanet aldıklarının çıkarlarını kendi kişisel çıkarlarının üstünde görmesidir. Öğrenci velisi öğrenciyi okula bırakmakla okul idaresinin eğitim ve öğretim görevini yerine getirirken küçüğün güven içinde olmasını umar ve bekler. Böylece küçük bir zarar görürse idare, kusurunun bulunmadığını ileri sürerek sorumluluktan kurtulamaz. Zira okulda geçirilen zaman boyunca okul görevlileri veliler gibi davranmak, velilerin yaptığı gibi çocukların (güvenlik gibi) ihtiyaçlarını karşılamak zorundadırlar. Uyuşmazlıkta, tazminat istemine konu olan olaya ilişkin olarak hizmet kusurunun bulunmadığı ve olayda müterafik kusurdan söz edilemeyeceği anlaşılmış olup; velisi tarafından, eğitim öğretim hizmetinin yürütülmesi için, öğrencinin okul idaresinin gözetim ve denetimine bırakıldığı, okul idaresine güven duyarak okula emanet edildiği ve bu güvenin korunmasının da hukuk devletinin gereği olduğu açıktır. Bu durumda, okulda öğrencinin güvenliğinin idare tarafından sağlanması gerekmekle birlikte, meydana gelen zararlardan idarenin kusursuz sorumluluk hali kapsamında emanet sorumluluğu ilkesi uyarınca sorumlu tutularak zararın tazmin edilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır. Temyize konu kararın, davacıların maddi tazminat istemlerinin kısmen kabulü ile kabul edilen kısma ilişkin faiz başlangıç tarihi açısından yapılan inceleme: Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen kararın maddi tazminat isteminin kısmen kabulüne ilişkin kısmı usul ve hukuka uygun olup, dilekçelerde ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. Yine, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Temyiz incelemesi üzerine verilecek kararlar" başlıklı 49. maddesinin birinci fıkrasının b bendinde "temyiz incelemesi sonunda kararda yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmayan maddi hatalar ile düzeltilmesi mümkün eksiklik veya yanlışlıklar varsa Danıştay'ın kararı düzelterek onayacağı" hükme bağlanmıştır. Temyize konu Mahkeme kararı taraflarca temyiz edilmiş olup; uyuşmazlıkta, talep edilen tazminatın miktar artırım dilekçesiyle artırılan kısmına yürütülecek faizin başlangıç tarihi yönünden değerlendirme yapılmıştır. Davacının dava açarken yüksek oranlı yargılama harçları vb. nedenlerden dolayı tazmini isteminde bulundukları bedel dava dilekçesinde düşük belirtilmiş ise de, davacının tazminine karar verilmesi konusunda gerçek iradelerini yansıtan miktarın, ıslah ile arttırılan gerçek zararları olduğunun, bu gerçek zararın esasen idarelere başvuru tarihinde bir başka deyişle idarelerin temerrüde düşürüldüğü tarihte ortaya çıktığı, ancak davacı tarafından miktarı tam olarak bilinemediğinden ve tespit edilemediğinden dava açılırken talep edilemeyen bir zarar olduğunun kabulü, bu kabul doğrultusunda da ıslahla arttırılan dava değerinin tamamına davalı idarenin temerrüde düştükleri idareye başvurma tarihinden itibaren yasal faiz yürütülmesinin hukuka ve hakkaniyete uygun olduğunun kabulü gerekmektedir. Nitekim; Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 09/06/2020 tarih ve E:2019/53, K:2020/853 sayılı kararı da bu yöndedir. Bu durumda; İdare Mahkemesince verilen ve istinaf tarafından istinaf istemlerinin reddine dair verilen kararın hüküm fıkrasının; "10.000-TL'lik kısmı için idareye başvuru tarihi olan 23/06/2016 tarihinden itibaren; 350.889,38-TL için ıslah dilekçesinin idareye tebliğ tarihi olan 09/07/2018 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idareden alınarak davacıya ödenmesine" ilişkin kısmının; "360.889,38-TL maddi tazminatın idarenin temerrüde düşürüldüğü tarih olan 23/06/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idarece davacıya ödenmesine" şeklinde düzeltilmesi gerekmektedir. Temyize konu kararın, davacıların maddi tazminat istemlerinin kısmen reddine ilişkin kısmı hakkında yapılan inceleme: Bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen 08/06/2017 tarihli rapor ve 10/11/2017 tarihli ek bilirkişi raporu ile 08/06/2018 tarihli hesap bilirkişisi raporunda; zarar gören ...'nın hiperaktif bir yapıya sahip olduğu, tuvalet ihtiyacı gelmiş olabileceğinden bu ihtiyacını hızlı bir şekilde karşılayabilmek için koşarak gitme ihtiyacı duyduğu, okulların mimari projelerinin yapımında tehlike ve riski daha az olan kapı kollarının projelendirilip uygulamaya geçilmesi gerektiği, okul iç kapılarının hızlı bir şekilde açılmasını önlemek için hidrolik pompa ile kontrollü açılmasının sağlanabileceği, bu tür kazaların oluşumunu engelleyebilecek teknolojik dizaynı olan kapı kollarını kullanmayarak uzuv kaybına sebebiyet vermesi sebebiyle davalı idarenin asli kusurlu (% 70 oranında), mağdur ...'nın ise geniş bir koridora sahip okulda dikkatli hareket etmeyerek kapı koluna çarpmasında tali kusurlu (% 30 oranında) tali kusurlu olduğu, okulda meydana gelen kaza sonucu...'nın % 39 oranında sürekli iş gücü kaybına uğradığı ve 515.556,25-TL zararı olduğu, % 30 kusur indirimi yapılmak suretiyle iş gücü (efor) kaybından kaynaklanan maddi zararın 360.889,38 TL olarak hesaplandığı yönünde görüş belirtilmiştir. Mahkeme tarafından her ne kadar anılan bilirkişi raporu esas alınarak karar verilmiş ise de; olay tarihinde mağdur ...'nın 7 yaşında olduğu, sınıf kapısının başka bir öğrenci tarafından bir anda açıldığı, yaşı küçük olan mağdurun bunu öngöremeyebileceği hususları değerlendirildiğinde, mağdura verilen %30 oranındaki müterafik kusur oranı hukuka uygun bulunmamış olup, okulda öğrencinin güvenliğinin idare tarafından sağlanması gerekmekle birlikte, meydana gelen zararlardan idarenin kusursuz sorumluluk hali kapsamında emanet (güven) sorumluluğu gereğince sorumlu tutularak zararın tazmin edilmesi gerekmektedir. Bu nedenle müterafik kusurun indirilerek maddi tazminatın belirlenmesinde hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır. Temyize konu kararın manevi tazminata ilişkin kısmına ilişkin kısmı hakkında yapılan inceleme: Manevi tazminat, patrimuanda meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği manevi tazminatın zenginleşmeye yol açmayacak şekilde belirlenmesi gerekmekte ise de, tam yargı davalarının niteliği gereği takdir edilecek miktarın aynı zamanda duyulan elem ve ızdırabı giderecek bir tutarda olması gerekmektedir. Uyuşmazlıkta, Mahkemece 200.000,00 TL manevi zararın, 130.000-TL'lik kısmının idareye başvuru tarihi olan 23/06/2016 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idareden alınarak davacılara ödenmesine karar verilmişse de; meydana gelen olayda davalı idarenin kusursuz sorumluluğunun bulunduğu açık olup, olayın gerçekleşme şekli, zararın niteliği ve kalıcılığı dikkate alındığında, okulda meydana gelen kaza sonucu...'nın % 39 oranında sürekli iş gücü kaybına uğradığı, Mahkemece takdir edilen manevi tazminat miktarlarının uğranılan zarara göre orantısız ve düşük kaldığı, olay tarihi itibariyle 7 yaşında olan davacının bir gözünü kaybetmesi nedeni ile duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa giderecek düzeyde olmadığı anlaşıldığından manevi tazminatın amaç ve niteliği dikkate alınmak suretiyle manevi tazminat miktarlarının yeniden belirlenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır. Vekalet ücreti ve Yargılama Giderlerine İlişkin olarak yapılan inceleme: Temyize konu kararın, maddi ve manevi tazminat istemlerinin kabulüne dair kısımları iş bu kararımız ile onanmış olup, redde dair kısımlarının bozulmasına karar verildiğinden, maddi ve manevi tazminat davalarının reddedilen kısımları için davalı idare lehine hükmedilen vekalet ücreti ve yargılama giderleri yönünden de bozulması gerekmektedir. Bu itibarla, davanın kısmen kabulü kısmen reddi yönündeki ... İdare Mahkemesi kararına yönelik tarafların istinaf istemlerinin düzeltilerek reddine ilişkin temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi kararının yukarıda açıklanan kısımlarında hukuki isabet bulunmamaktadır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle, 1. 2577 sayılı Kanun'un 49. maddesine uygun bulunan davacıların temyiz istemlerinin kabulüne, davalının temyiz isteminin ise reddine, 2. ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesinin... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının; a) Dava konusu kararın, maddi zararın ... TL'lik kısmı ile manevi zararın ... TL'lik kısmının reddine dair kısmının ve maddi ve manevi tazminat davalarının reddedilen kısımları için davalı idare lehine hükmedilen vekalet ücreti ve yargılama giderlerine ilişkin kısmının BOZULMASINA, b) Dava konusu kararın, maddi tazminat isteminin kısmen kabulü ile...-TL maddi zararın, "dava dilekçesindeki ...-TL'lik kısmı için idareye başvuru tarihi olan 23/06/2016 tarihinden itibaren; ...-TL için ıslah dilekçesinin idareye tebliğ tarihi olan 09/07/2018 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idareden alınarak davacıya ödenmesi"ne ilişkin kısmının "...-TL için idareye başvuru tarihi olan 23/06/2016 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idareden alınarak davacıya ödenmesi"ne şeklinde DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 3. Dava konusu kararın, manevi zararın ... TL'lik kısmının kabulü ile maddi ve manevi tazminat davalarının kabul edilen kısımları için davacı lehine hükmedilen vekalet ücreti ve yargılama giderlerine ilişkin kısmının ONANMASINA, 3. Bozulan kısımlar hakkında yeniden karar verilmek üzere dosyanın anılan Bölge İdare Mahkemesine gönderilmesine, 4. Kesin olarak, 18/10/2024 tarihinde oybirliği ile karar verildi.