Başvuru, cinsel saldırı suçunun işlendiği iddiasıyla Cumhuriyet Başsavcılığına yapılan şikâyet üzerine başlatılan soruşturma sonucu kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesi nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, cinsel saldırı suçunun işlendiği iddiasıyla Cumhuriyet Başsavcılığına yapılan şikâyet üzerine başlatılan soruşturma sonucu kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesi nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 19/12/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelere göre olaylar özetle şöyledir: Başvurucu 1988 yılında doğmuş olup Ankara'da yaşamaktadır. Mankenlik yaptığı iddia edilen başvurucu -kendi beyanına göre- olay tarihinde üniversite öğrencisidir. 28/4/2014 tarihinde başvurucu ve önceden tanıdığı avukat S.Ç., beş kişinin daha katıldığı yemekte bir araya gelmiş, yemeğin ardından başvurucunun eve bırakılması amacıyla restorandan birlikte ayrılmış, bir süre birlikte yürüdükten sonra S.Ç.nin yeğeni O.K.nın bürosuna gitmişlerdir. Başvurucu, S.Ç.nin ısrarıyla büroya çıktıklarını ileri sürmüş ancak S.Ç. aksini iddia etmiştir. Başvurucunun anlatımına göre eski erkek arkadaşıyla ayrılmaları hakkında konuşurlarken S.Ç. kıyafetlerini çıkararak aniden başvurucunun üzerine atlamış, bir yandan kıyafetlerini çıkarmaya çalışırken bir yandan da boynunu, omuzlarını ve göğüsleriniöpmüş, bu esnada başvurucu S.Ç.yi itmeyi başararak üzerinden atmış ve pantolununu çekerek çantasını da alıp hızla bürodan uzaklaşmıştır. Başvurucu; koşarken düştüğünü, burnunun kanadığını, yoldan geçen tanımadığı bir şahsın kendisini taksiye bindirdiğini ve eve gittiğini belirtmiştir. S.Ç. ise olay günü yemekten sonra başvurucuyla kendi yeğeninin bürosuna gittiklerini, oturup başvurucu ile konuştukları sırada yeğeni O.K. ve Ta.G.nin büroya gelmelerinin ardından başvurucunun bürodan ayrıldığını beyan etmiştir. Başvurucunun dile getirdiği olayların hiç yaşanmadığını, dokunma dahi olmadığını, bu olayın kendisinden para almak için tasarlandığını ifade etmiştir. Başvurucu, olayın ertesi günü öncelikle Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesine (Hastane) gitmiş; yapılan genel muayenesinin ardından aldığı raporla birlikte akşam saatlerinde Çankaya İlçe Emniyet Müdürlüğüne başvurarak S.Ç. hakkında cinsel saldırı ve kasten yaralama suçunu işlediği iddiasıyla şikâyetçi olmuştur. Soruşturma dosyasına delil olarak sunulan rapora göre başvurucunun göğsünde ve sol kolunda hiperemi (kanlanma), sağ bacağında abrazyon (sıyrık) bulunduğu, genel durumunun iyi ve bilincinin açık olduğu tespit edilmiştir. Başvurucunun şikâyeti üzerine başlatılan soruşturma kapsamında başvurucunun ayrıntılı ifadesi ve S.Ç.nin savunması alınmış; olay günü yemeğe katılan kişiler, başvurucu ile S.Ç.nin birlikte gittikleri büronun bulunduğu apartmanın görevlisi ve başvurucuyu taksiye bindiren şahıs tanık olarak dinlenmiştir. Olaydan sonra başvurucunun şikâyetini kayda geçen karakol amirive başvurucunun annesi dâhil olmak üzere olayla ilgili ismi geçen tanıkların bilgisine başvurulmuştur. Tanıklardan T.G. önceden tanımadığı başvurucuyu olay günü gece sokakta gördüğünü, başvurucunun yarı baygın vaziyette yolda bulunduğunu ve saçının başının dağınık olduğunu hatırladığını ifade etmiştir. Başvurucunun bir şeyler anlattığını ama anlamadığını, sonrasında başvurucuyu bir taksiye bindirip gönderdiğini beyan etmiştir. Olaydan yaklaşık üç ay sonra -17/7/2014 tarihinde- başvurucunun Hastanenin Psikiyatri Servisine bir kısım şikâyetle başvurması üzerine kendisine anksiyete (endişe ve kaygı) bozukluğu teşhisi konularak ilaç tedavisine başlanmıştır. 22/7/2014 tarihinde de aynı rahatsızlık sebebiyle başvurucuya beş günlük iş göremez raporu verilmiştir. Anılan raporların dosyaya sunulmasının ardından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca (Savcılık), başvurucunun ruhsal durumunun tespitinin talep edilmesi üzerine düzenlenen 4/8/2014 tarihli rapora göre başvurucunun endişe ve kaygı bozukluğu geçirdiği veuğradığını iddia ettiği cinsel saldırı sonucu ruhsal bütünlüğünün bozulduğu belirtilmiştir. Başvurucunun olaydan sonraki fiziki muayenesini içeren ilk raporla (bkz. § 12) ruhsal durumunu tespit eden diğer raporların (bkz. §§ 15, 16) değerlendirilmesi için adli tıp uzmanı, dosyaya bilirkişi olarak atanmış ve kendisinin görüşüne başvurulmuştur. 7/9/2014 tarihli bilirkişi raporunda; olayın hemen sonrasında başvurucunun fiziki muayenesinin yanı sıra psikiyatri konsültasyonunun yapılmadığı, başvurucunun boynunda emmeye bağlı ekimozun (morarma) oluştuğuna dair beyanlarının raporla tespit edilmediği, kanlanmaların herhangi bir travmaya bağlı oluşabileceği, psikiyatri raporlarının da olaydan iki ay geçtikten sonra alındığı gözönünde bulundurularak başvurucuya konulan teşhis (anksiyete bozukluğu) ile yaşandığı iddia edilen olay arasındaki illiyet bağının kurulmasının dosyadaki bilgiler ışığında zor olduğu görüşüne yer verilmiştir. Olay yerine ait kamera görüntülerinin mevcut olup olmadığına dair araştırma yapılması Savcılık tarafından istenmiş, herhangi bir kamera sisteminin bulunmadığı kolluk tarafından tespit edilerektutanak altına alınmıştır. Soruşturma devam ederken S.Ç.; başvurucu, başvurucunun avukatı ve annesinin de yer aldığı bir kısım kişiden bu olayla ilgili olarak şantaj ve iftira suçlarını işledikleri iddiasıyla ayrıca şikâyetçi olmuştur. Toplanan deliller doğrultusunda oluşturulan soruşturma dosyası, cinsel saldırı soruşturmasından daha önce Savcılığa gönderilerek soruşturma numarası alınmıştır. Savcılıkça yapılan soruşturma sonucu iddianame düzenlenerek kamu davası açılmıştır. Davanın akıbeti hakkında başvuru dosyasında herhangi bir bilgi yer almamaktadır. Söz konusu soruşturma dosyası, Savcılık tarafından incelenerek deliller bu soruşturma dosyasına da alınmıştır. Şantaj ve iftira ile ilgili soruşturmada tanık olarak dinlenen E.Y. ve O.K., başvurucunun annesiyle görüştüklerini ifade etmişlerdir. S.Ç.nin başvurucuyu darbederek cinsel tacizde bulunduğunu kendilerine başvurucunun annesinin söylediğini, daha sonra S.Ç. ve başvurucunun annesiyle bir araya geldiklerini anlatmışlardır. S.Ç.nin ise olayı kabul etmediğini, başvurucunun avukatının bu olayı planladığını iddia ettiğini belirtmişlerdir. Başvurucunun annesinin başvurucuya inandığını ve S.Ç.den para talep etmediğini, sadece görev yaptığı okulda ihtiyacı olan öğrencilere S.Ç.nin yardım etmesi hâlinde başvurucuyla görüşüp şikâyeti geri alacaklarını dile getirdiğini ancak başvurucunun babasının şehir dışından döndükten sonrabu anlaşmanın bozulduğunu beyan etmişlerdir. Başvurucunun annesi aynı soruşturma kapsamında verdiği ifadede, tanıklar E.Y. ve O.K. ile buluştuklarında kızının şikâyetçi olduğu S.Ç.nin elinde başvurucunun İstanbul'da bir otelde kaldığı zamana ait gizli kamera görüntülerinin bulunduğunu belirterek şikâyetten vazgeçmemeleri hâlinde başvurucunun zarar göreceğini ima ederek kendilerini üstü kapalı tehdit ettiklerini ileri sürmüştür. Savcılık tarafından başvurucunun telefonu incelenmiş ve buna ilişkin mesaj (SMS) görüntüleri soruşturma dosyasına alınmıştır. Başvuru dosyasına aktarıldığı kadarıyla başvurucunun tanık K.Y. ile arasındaki mesajlarda; K.Y.nin S.Ç.den bir miktar para istediği hususundan başvurucunun bilgisinin olmadığının yazılı olduğu ve K.Y.nin başvurucuya ait görüntüleri içeren kamera kayıtlarının S.Ç.de bulunduğunu başvurucuya ilettiği anlaşılmaktadır. Başvurucu; şikâyetinin kolluk tarafından bekletilerek Savcılığa gönderilmediğini, buna rağmen bu olaydan sonra gerçekleşen kendisiyle ilgilişantaj ve iftira şikâyetinin Savcılığa derhâl gönderilerek delillerin karartıldığını iddia etmiş ve kolluk görevlileri hakkında görevi kötüye kullanma suçunu işledikleri iddiasıyla şikâyetçi olmuştur. Savcılıkça 24/6/2014 tarihinde, verilen talimat gereği tahkikat evrakının tamamlanarak Savcılığa gönderildiği ve şikâyetin sürüncemede bırakıldığına dair yeterli delil olmadığı gerekçesine istinaden kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmiştir. Anılan kararın akıbeti başvuru dosyasından anlaşılamamaktadır. Cinsel saldırı suçu ile ilgili yapılan soruşturma sonucu toplanan deliller değerlendirilerek dava açmak için yeterli şüphe oluşmadığı gerekçesine istinaden 11/9/2014 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca, kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar verilmiştir. Kararda, Yargıtayın yerleşik uygulamasına gönderme yapılarak ilkesel olarak cinsel saldırı suçlarında olayın görgü tanığı bulunmuyorsa mağdurun iddiasına karşı şüphelinin kendini suçtan kurtarmaya yönelik ifade verebileceği vurgulanmıştır. Bu şekilde gelişen olaylar incelenirken mağdurenin saptanabilen başka bir amacının bulunmadığı ve ifadelerinin çelişkili olmadığı durumlarda kendi iffetine zarar verecek şekilde yalan söylemeyeceği de değerlendirilerek ifadesine itibar edileceği belirtilmiştir. Somut olayın değerlendirme kısmında ise mağdurenin ifadelerinde çelişki olduğu ve şüpheliden intikam alma düşüncesiyle hareket ettiği ortaya konularak karar gerekçesi açıklanmıştır. Altı sayfadan oluşan kararın ilgili kısmı şöyledir:'' ...Dosyanın bir bütün olarak değerlendirilmesi sonucu müştekinin aşamalardaki ifadeleri arasında bariz çelişkiler olduğu, kendi tanığı ve diğer tanık beyanları ile ifadeleri arasında büyük çelişkiler olduğu tespit edildiğinden mağdurenin ifadesi, samimi, tutarlı ve inandırıcı bulunmamıştır. Ayrıca mağdurenin şüpheliye karşı intikam alma düşünceside mağdure ile şüpheli arasında bir husumet olduğunu göstermektedir. Şüphelinin ise karakolda alınan ifadesi iledaha sonra Savcılığında verdiği ifadeleri arasında bir mübayenet olmadığı gibi şüpheli ifadeleri tanıklarca da doğrulanmıştır. Şüpheli leh ve aleyhine toplanan delillerin değerlendirilmesi sonucu atılı suçla ilgili CMK 170 maddesinde belirtilen dava açmak için yeterli şüphenin oluşmadığı anlaşılmıştır Yeterli şüphe oluşmadan açılacak dava sonucu, Şüphelinin evli 3 çocuk sahibi olması, eski parlamenter olarak hala siyasete devam etmesi ve avukat olduğu göz önüne alındığı zaman uğrayacağı zararın büyüklüğü mağdureden çok fazla olacak vetelafisi mümkün olmayan zararlar meydana getirecektir.....'' Belirtilen karara karşı başvurucu tarafından yapılan itiraz, Ankara Sulh Ceza Hâkimliğinin 17/10/2014 tarihli kararı ile kesin olarak reddedilmiştir. Karar, başvurucu vekiline 19/11/2014 tarihinde tebliğ edilmiş olup 19/12/2014 tarihinde yapılan bireysel başvuruda süre aşımı olmadığı tespit edilmiştir. A. Ulusal Hukuk 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun başvuruya konu suçun işlendiği iddia edilen tarihte yürürlükte olan maddesi şöyledir:'' Madde 102 - Cinsel saldırı (1) Cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığını ihlâl eden kişi, mağdurun şikâyeti üzerine, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.(2) Fiilin vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle işlenmesi durumunda, yedi yıldan oniki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Bu fiilin eşe karşı işlenmesi halinde, soruşturma ve kovuşturmanın yapılması mağdurun şikayetine bağlıdır.(3) Suçun;a) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,b) Kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,c) Üçüncü derece dahil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı,d) Silahla veya birden fazla kişi tarafından birlikte,İşlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilen cezalar yarı oranında artırılır.(4) Suçun işlenmesi sırasında mağdurun direncinin kırılmasını sağlayacak ölçünün ötesinde cebir kullanılması durumunda kişi ayrıca kasten yaralama suçundan dolayı cezalandırılır.(5) Suçun sonucunda mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulması halinde, on yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur.(6) Suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü halinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur.'' B. Uluslararası Hukuk Uluslararası Mevzuat Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “İşkence yasağı” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muamelelere tabi tutulamaz.” 18/6/2003 tarihli ve 25142 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 16/12/1966 tarihliBirleşmiş Milletler (BM) Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi'nin maddesi şöyledir:"Hiç kimse işkenceye ya da zalimane, insanlık dışı ya da küçük düşürücü muamele ya da cezalandırmaya maruz bırakılamaz. Özellikle, hiç kimse kendi özgür rızası olmadan tıbbi ya da bilimsel deneylere tabi tutulamaz." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı Bir muamele veya cezanın kötü muamele olduğunu söyleyebilmek için eylemin "minimum ağırlık eşiği"ni aşması beklenir (Raninen/Finlandiya, B. No: 20972/92, 16/12/1997, § 55; Erdoğan Yağız/Türkiye, B. No: 27473/02, 6/3/2007, §§ 35-37; Gafgen/Almanya [BD], B. No: 22978/05, 1/6/2010, §§ 88-90; Costello-Roberts/Birleşik Krallık, B. No: 13134/87, 25/3/1993, § 30). Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), devletin pozitif yükümlülüklerinin özel kişilerin eylemlerini de içerdiğini belirtmiştir. Devlet, kamu görevlilerinde olduğu gibi özel kişiler tarafından gerçekleşebilecek kötü muamelelere karşı da yeterli korumayı ve yasal çerçeveyi sağlamakla yükümlüdür (Denis Vasilyev/Rusya, B. No: 32704/04, 17/12/2009, § 98; Yehovanın Şahitleri Gldani Cemaatinin 97 üyesi ve diğer 4 kişi/Gürcistan, B. No: 71156/01, 3/5/2007, § 96; Costello-Roberts/Birleşik Krallık, §§ 26-28; A/Birleşik Krallık, B. No: 100/1997/884/1096, 23/9/1998, §§ 22-24; X ve Y/Hollanda, B. No: 8978/80, 26/3/1985, § 27). AİHM, devletin pozitif yükümlülüklerinin kapsamının Sözleşme'nin maddesine aykırı muamelelerde bulunanların devlet memuru olması veya şiddetin özel kişiler tarafından uygulanmış olmasına göre farklılık gösterdiğini kabul etmektedir (Beganoviç/Hırvatistan, B. No: 46423/06, 25/6/2009, § 69). AİHM, Sözleşme'nin maddesinin “tartışılabilir” ve “makul şüphe uyandıran” kötü muamele iddialarının etkin biçimde soruşturma yükümlülüğü getirdiğine dikkat çekmektedir (Labita/İtalya, § 131). AİHM’in içtihadında tanımlanan etkinlik için minimum standartlar soruşturmanın bağımsız, tarafsız, kamu denetimine açık olmasını ve yetkili makamların titizlikle ve çabuklukla çalışmasını gerektirmektedir (Mammadov/Azerbaycan, B. No: 34445/04, 11/1/2007,§ 73; Çelik ve İmret/Türkiye, B. No: 44093/98, 26/10/2004, § 55).