Başvuru, haksız fiilden kaynaklanan tazminat davasında dava konusu alacak talebinin ıslahla artırılan kısmının zamanaşımından reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının; yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, haksız fiilden kaynaklanan tazminat davasında dava konusu alacak talebinin ıslahla artırılan kısmının zamanaşımından reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının; yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 25/1/2017 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:A. Bireysel Başvuru Öncesine İlişkin Süreç Başvurucu, A. Elektrik Makine İnşaat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.nin taşeronu olan Y. Elektrik Ltd. Şti.nin işçisi iken Hidroelektrik Santralı-Konaktepe Hidroelektrik Santralı-Tunceli Trafo Merkezi arasında 154 KWA gücündeki yüksek gerilim enerji hattının yapılması sırasında 30/6/2002 tarihinde geçirdiği iş kazası sonucu yaralanmıştır. Başvurucu hakkında Sosyal Sigortalar Kurumu (SSK) Mersin Hastanesinde 14/12/2002 tarihinde geçici sağlık raporu düzenlenmiş, yine Türk Silahlı Kuvvetleri Rehabilatisyon ve Bakım Merkezinde gördüğü tedavi sonucunda başvurucuya 4/3/2003 tarihli geçici rapor verilmiştir. Başvurucuya SSK Mersin Hastanesinde düzenlenen 6/2/2004 tarihli sağlık kurulu raporu esas alınarak aynı tarihte sürekli iş göremezlik geliri bağlanmıştır. Başvurucu 1/8/2006 tarihinde Ankara İş Mahkemesinde (Mahkeme) açtığı davada 000 TL maddi, 000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Dosyada bulunan SSK müfettiş raporunda, olayın iş kazası olduğu belirtilmiştir. Mahkemece kusur tespiti ile ilgili alınan raporda, olayda asıl işverenin %30, alt işverenin %40, başvurucunun ise %30 oranında kusurlu olduğu tespit edilmiştir. Hesap bilirkişisi, başvurucunun kusuruna ve maluliyet oranına göre talep edebileceği tazminat miktarının 649,42 TL olduğunu belirtmiştir. Mahkeme 9/7/2008 tarihli kararı ile davalı Türkiye Elektrik İletim A.Ş. Genel Müdürlüğü (TEİAŞ) yönünden pasif dava ehliyeti bulunmaması ve anahtar teslimli ihale makamı olması nedeniyle davanın reddine, diğer davalılar Yiğit Elektrik Ltd. Şti. ve AK PE Elektrik Makine İnşaat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şirketine karşı açılan davanın kusur ve maluliyet durumu dikkate alınarak 000 TL maddi tazminat ile 000 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 30/6/2002 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müteselsilen alınıp başvurucuya verilmesine karar vermiştir. Temyiz üzerine karar Yargıtay Hukuk Dairesinin (Daire) 10/3/2011 tarihli kararıyla bozulmuştur. Karar gerekçesinde; enerji iletim hatlarının yapımı işinden davalı TEİAŞ'ın sorumlu olduğu, asıl işveren olarak taşeron şirketle birlikte müştereken ve müteselsilen sorumluluğunun devam ettiği, bu davalı açısından verilen ret kararının usul ve kanuna aykırı olduğu belirtilmiştir. Mahkeme 25/10/2011 tarihli kararıyla eski kararında direnmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 6/6/2012 tarihli karar ile TEİAŞ'ın (asıl işveren) iş kazasından doğan zararlardan davalılar ile birlikte işçiye karşı sorumlu olduğunu ve Dairenin bozma ilamına uyulması gerektiğini belirterek Mahkemenin direnme kararını bozmuştur. Başvurucu 25/6/2012 tarihinde Ankara İş Mahkemesine açtığı davada,000 TL maddi tazminatın davalı TEİAŞ'tan tahsilini talep etmiştir. Bu dosya Ankara İş Mahkemesinin başvuru konusu dava dosyası ile birleştirilmiştir. Mahkemece dosya kapsamına alınan 21/1/2013 tarihli hesap bilirkişi raporunda, başvurucunun karşılanmamış zararının 092,87 TL olduğu belirtilmiştir. Başvurucu 13/2/2013 tarihli ıslah dilekçesi ile davalı TEİAŞ bakımından maddi tazminat talebini 092,87 TL'ye yükseltmiş, davalı TEİAŞ ıslahla artırılan maddi tazminat için 11/3/2013 tarihinde zamanaşımı definde bulunmuştur. Mahkeme 2/4/2013 tarihli kararında 092,87 TL maddi tazminata hükmetmiştir. Temyiz üzerine karar, Dairenin 9/2/2015 tarihli kararıyla bozulmuştur. Daire bozma kararında; infaza elverişli ve ayrıca tüm talepleri karşılar mahiyette hüküm kurulmadığını, iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davalarındaki on yıllık zamanaşımı süresi ile davalının bu konudaki itirazının dikkate alınmadığını belirtmiştir. Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucu 3/11/2015 tarihinde verilen kararda 000 TL maddi, 000 TL manevi tazminata hükmedilmiş; birleşen dosyada 000 TL maddi tazminatın davalı TEİAŞ’tan tahsiline ve ıslaha konu talebin ise zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. Karar, Dairenin 12/12/2016 tarihli ilamı ile onanarak aynı tarihte kesinleşmiştir. Onama kararı 9/1/2017 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş ve 25/1/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.B. Bireysel Başvuru Sonrasına İlişkin Süreç Karar düzeltme talebi Dairenin 25/6/2018 tarihli kararıyla reddedilmiştir. A. Ulusal Hukuk Kanun Hükümleri 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu'nun dava tarihi itibarıyla yürürlükte olan ''On senelik müruru zaman'' kenar başlıklı maddesi şu şekildedir:''Bu kanunda başka suretle hüküm mevcut olmadığı takdirde, her dava on senelik müruru zamana tabidir.'' Karar tarihinde yürürlükte bulunan 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun ''On yıllık zamanaşımı'' kenar başlıklı maddesi şu şekildedir:''6- Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir....'' Yargıtay Kararları Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 4/5/2011 tarihli ve E.2011/13-161, K.2011/276 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:''Borçlar Kanunu, haksız fiilde ve sebepsiz zenginleşmede 10 yıllık ve 1 yıllık zamanaşımı süresini kabul etmiştir. Haksız fiilde 10 yıllık süre haksız fiilin vuku bulmasıyla sebepsiz zenginleşmede hakkın doğduğu tarihte başlar.'' Dairenin 25/12/2012 tarihli ve E.2012/2315, K.2012/24421 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:''Uygulama ve öğretide kabul edildiği üzere, zamanaşımı failin ve zararın öğrenildiği tarihten başlatılmalıdır. Zarar görenin zararı öğrenmesi demek, zararın varlığı, mahiyeti ve esaslı unsurları hakkında bir dava açma ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli bütün hal ve şartları öğrenmiş olması demektir. Vücut bütünlüğünün ihlalinden doğan zarar, ancak bakım ve tedavi sonucunda düzenlenen hekim raporuyla belirli bir açıklığa kavuşur. Bedensel zararın gelişim, gösterdiği durumlarda zamanaşımına başlangıç olarak hastalık seyrinin yani gelişimin tamamlandığı tarihin esas alınması gerekir. Somut olayda değişen ve gelişen bir durumun söz konusu olmadığı, yapılan tespitlerin 1997 tarihli kaza gününe ilişkin olduğu ortadadır.'' Dairenin 10/4/2017 tarihli ve E.2016/185, K.2017/2949 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:''Dosya kapsamındaki kayıt ve belgelerden; davacı sigortalı Ç.T.’nin 2001 tarihinde gerçekleşen iş kazası nedeniyle % 100 oranında malul olduğu, iş kazası nedeniyle sigortalının % 25 oranında müterafik kusurunun bulunduğunun kabul edildiği, davacı vekilinin 2004 tarihli dava dilekçesi ile, sigortalı için 000 TL maddi tazminat talep ettiği, hesap raporu sonrası davacı vekilinin sigortalı için maddi tazminat istemini 2015 tarihli dilekçesiyle 000,00 TL’ye arttırdığı, talep artırım dilekçesinin davalıya tebliğinden itibaren davalının 2015 tarihinde süresinde zamanaşımı def'inde bulunduğu anlaşılmaktadır.Uyuşmazlık bu tür davalarda T.B.K' nın maddesi (B.K.’nun md) gereğince uygulanmakta olan 10 yıllık zamanaşımı süresinin hangi tarihte başlatılması gerektiği noktasında toplanmaktadır.Uygulama ve öğretide kabul edildiği üzere, zamanaşımı failin ve zararın öğrenildiği tarihten başlatılmalıdır. Zarar görenin zararı öğrenmesi demek, zararın varlığı, mahiyeti ve esaslı unsurları hakkında bir dava açma ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli bütün hal ve şartları öğrenmiş olması demektir. Vücut bütünlüğünün ihlalinden doğan zarar, ancak bakım ve tedavi sonucunda düzenlenen hekim raporuyla belirli bir açıklığa kavuşur. Bedensel zararın gelişim gösterdiği durumlarda zamanaşımına başlangıç olarak hastalık seyrinin yani gelişimin tamamlandığı tarihin esas alınması gerekir. Davaya konu olayda davacının iş kazası neticesinde gerçekleşen maluliyetinde değişen durum olmadığı açıktır.Somut olayda maddi tazminatın 2004 tarihli dava dilekçesinde fazlaya ilişkin talep hakları saklı tutularak kısmi dava olarak talep edildiği ortadadır. Bu duruma göre zamanaşımı süresi dava dilekçesi ile talep edilen maddi tazminat yönünden dava tarihi itibariyle kesilerek, bakiye alacak miktarı yönünden işlemeye devam edecektir.Hal böyle olunca, davacı vekilince sunulan 2015 tarihli ıslah dilekçesi niteliğindeki talep artırım dilekçesine karşı davalı vekilince süresi içinde sunulan zamanaşımı def'inin değerlendirilerek, maddi tazminat istemine ilişkin dava dilekçesinde talep edilen miktarla sınırlı olarak bir karar verilmesi gerekirken; ıslah edilen kısmı dakapsayacak şekilde maddi tazminat isteminin kabulüne karar verilmesi doğru olmamıştır.'' ..."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:"Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ... konusunda karar verecek olan,... bir mahkeme tarafından davasının ... görülmesini istemek hakkına sahiptir..." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin maddesinin fıkrasında açık bir biçimde mahkeme veya yargı merciine erişim hakkından söz edilmese de maddede kullanılan terimler bir bütün olarak dikkate alındığında mahkemeye erişim hakkının da garanti altına alındığı sonucuna ulaşıldığını belirtmiştir (Golder/Birleşik Krallık [GK], B. No: 4451/70, 21/2/1975, §§ 28-36). AİHM'e göre mahkemeye erişim hakkı Sözleşme'nin maddesinin birinci fıkrasında mündemiçtir. Bu çıkarsama, Sözleşmeci devletlere yeni yükümlülük yükleyen genişletici bir yorum olmayıp maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesinin lafzının Sözleşme'nin amaç ve hedefleri ile hukukun genel prensiplerinin gözetilerek birlikte okunmasına dayanmaktadır. Sonuç olarak Sözleşme'nin maddesinin birinci fıkrası, herkesin medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili iddialarını mahkeme önüne getirme hakkına sahip olmasını kapsamaktadır (Golder/Birleşik Krallık, § 36). AİHM; adil yargılanmanın bir unsurunu teşkil eden mahkemeye erişim hakkının mutlak olmadığını, doğası gereği devletin düzenleme yapmasını gerektiren bu hakkın belli ölçüde sınırlanabileceğini kabul etmektedir. Ancak AİHM; bu sınırlamaların kişinin mahkemeye erişimini hakkın özünü zedeleyecek şekilde ve genişlikte kısıtlamaması, zayıflatmaması gerektiğini ifade etmektedir. AİHM'e göre meşru bir amaç taşımayan ya da uygulanan araç ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisi kurmayan sınırlamalar Sözleşme'nin maddenin birinci fıkrasıyla uyumlu olmaz (Sefer Yılmaz ve Meryem Yılmaz/Türkiye, B. No: 611/12, 17/11/2015, § 59; Eşim/Türkiye, B. No: 59601/09, 17/9/2013, § 19; Edificaciones March Gallego S.A./İspanya, B. No: 28028/95, 19/2/1998, § 34). AİHM, dava hakkını süre sınırına bağlayan iç hukuk hükümlerinin yorumlanmasının öncelikli olarak kamu otoritelerinin ve özellikle mahkemelerin görevi olduğunu belirtmekte; rolünün bu yorumun etkilerinin Sözleşme'yle uyumlu olup olmadığının tespitiyle sınırlı olduğunu ifade etmektedir. Süre sınırı getiren kuralların uygun adalet yönetiminin güvence altına alınması amacına dayandığına işaret eden AİHM, bu kuralların veya bunların uygulanmasının ilgililerin ulaşılabilir başvuru yollarına müracaatlarını engelleyecek mahiyette olmaması gerektiğini değerlendirmektedir. AİHM, bu bağlamda her bir olayın somut başvuru yolunun özellikleri ışığında ve Sözleşme'nin maddesinin birinci fıkrasının amaç ve hedefleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizmektedir (Eşim/Türkiye, § 20). AİHM, bu ilkeler uyarınca mahkemelerin dava açılabilmesi için öngörülen yasal yükümlülükleri uygularken hem yargılama adaletinin zayıflamasına yol açacak düzeyde aşırı şekilcilikten hem de kanunlarda öngörülen usule ilişkin gereklilikleri abes hâle getirecek seviyede aşırı esneklikten kaçınması gerektiğini belirtmektedir. AİHM, kuralların belirliliği ve iyi adalet yönetimini sağlama amacına hizmet etme işlevlerini yitirmesi hâlinde ve davaların esasının yetkili mahkeme tarafından karara bağlanmasını önleyecek birtakım bariyerler oluşturma fonksiyonu görmeleri durumunda mahkemeye erişim hakkının zedeleneceğini ifade etmektedir (Eşim/Türkiye, § 21).