Başvuru, tıbbi ihmal sonucu zarara uğranılması nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının, yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru; tıbbi ihmal sonucu zarara uğranılması nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının, yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvurucuya 1/1/2002 tarihinde Özel İ. Hastanesindeki varikosel ameliyatı sonrasında enjeksiyonla ağrı kesici ilaç verilmiş, bu işlemden sonra başvurucunun sağ bacağında uyuşma ve hissizlik meydana gelmiştir. Bu şikâyetlerinin artarak devam etmesi üzerine hastanede yapılan muayene ve tetkiklere göre anılan şikâyetlerin enjeksiyon işlemine bağlı olduğu değerlendirilerek fizik tedaviye gitmesi önerilmiştir. Tedavi sürecinin sonunda başvurucunun şikâyetlerinde bir azalma olmadığı ve sağ ayakta düşme oluştuğu belirlenmiştir. Başvurucu 3/12/2002 tarihinde Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) tazminat davası açmıştır. Dava dilekçesinde; hastane çalışanı hemşirenin hatalı müdahalesi sonucunda sağ ayağını tam olarak kullanamadığını, bu sebeple işgücü kaybına uğradığı gibi manevi olarak çöküntü yaşadığını belirten başvurucu fazlaya dair hakları saklı kalmak üzere 000 TL maddi ve 000 TL manevi tazminatın ödenmesini talep etmiştir. Mahkeme dosyayı bilirkişi incelemesi için Adli Tıp Kurumuna (ATK) göndermiştir. ATK İhtisas Kurulunun 27/10/2004 tarihli raporunda; enjeksiyonu yapan hastane personelinin 4/8 oranında kusurlu olduğu, başvurucunun iş gücünden %28 kayıp yaşadığı belirtilmiştir. Başvurucu bu rapora itiraz ederek kalan 4/8 kusurun kime ait olduğunun belirlenmesi gerektiğini ileri sürmüş, Mahkemece dosyanın Yüksek Sağlık Şurasına (Sağlık Şurası) gönderilmesine karar verilmiştir. Sağlık Şurasının 14/12/2007 tarihli kararına göre enjeksiyon sağlık personeli tarafından yapılmış ise ortaya çıkan sonucun komplikasyon olması nedeniyle ilgili kişinin kusursuz olduğu, aksi hâlde somut olayın Sağlık Şurasının görev alanında olmadığı belirtilmiştir. Mahkeme, raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi amacıyla ATK Genel Kurulundan bilirkişi raporu almıştır. Bu raporda; başvurucuya 1/1/2002 tarihli ameliyatından sonra yapılan enjeksiyon işleminin düşük ayak oluşumuna yol açtığı iddia edilmekte ise de başvurucunun 2/1/2002 tarihli EMG sonucuna göre sağ siyatik sinirinde lezyon tespit edildiği oysa enjeksiyona bağlı siyatik sinir hasarlarında EMG bulgusunun 15-20 günden önce ortaya çıkmasının beklenmediği belirtilmiştir. Bu sebeple başvurucudaki rahatsızlık ile 1/1/2002 tarihli enjeksiyon arasında illiyet kurulamadığı ve kusur tayininin gerekli olmadığı bildirilmiştir. Mahkeme 23/2/2008 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Gerekçede; ATK Genel Kurulundan alınan bilirkişi raporunda yer verilen somut bulguların diğer raporlar ile çelişmediği belirtilerek enjeksiyon ile düşük ayak oluşumu arasında illiyet bağı bulunmadığından maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddinin gerektiği ifade edilmiştir. Başvurucu tarafından temyiz yoluna başvurulmuştur. Başvurucu temyiz dilekçesinde; olay tarihinde 19 yaşında olan başvurucunun sağ ayağında meydana gelen sakatlığın, davalının eylemi dışında hangi nedenlere bağlı olarak meydana gelebileceğinin tespit edilmesine ilişkin ATK raporu alınması taleplerinin reddedilerek eksik incelemeye dayalı karar verildiğini ileri sürmüştür. Yargıtay Hukuk Dairesi (Daire) tarafından yapılan değerlendirmede; Sağlık Şurasının kararının gerekçeden yoksun olduğu, ATK İhtisas Kurulu raporunda imzası bulunan Kurul üyelerinin ATK Genel Kurulu raporuna da iştirak ettikleri ancak bu iki rapor arasında çelişki bulunduğu dikkate alındığında ATK Genel Kurulu raporunun da hükme esas alınamayacağı belirtilmiştir. Anılan sebeplerle Mahkemece üniversite hastanelerinde görev yapan ve alanında uzman kişilerden oluşturulacak bilirkişi kurulundan rapor alınması gerektiği bildirilerek bozma kararı verilmiştir. Mahkemece yeniden yapılan yargılamada ATK İhtisas Dairesinden, üniversitelerin nöroloji, fizik tedavi ve rehabilitasyon, ortopedi ana bilim dallarında görevli öğretim üyelerinden oluşan üç ayrı kurul raporu alınmıştır. Mahkemeye sunulan 16/6/2015 tarihli kurul raporunda; enjeksiyon işlemi ile siyatik sinir hasarı arasında illiyet bağı bulunduğu, bu sonucun iki nedenle oluşabileceği ilk ihtimalin enjeksiyon iğnesinin sinire temas etmesi, diğer ihtimalin ise verilen ilacın enjeksiyon yerinde göllenerek sinir kılıfına sızması olduğu belirtilerek her iki ihtimalin de komplikasyon olarak nitelendirildiği vurgulanmıştır. Mahkeme 24/11/2015 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Gerekçede; ATK aracılığıyla temin edilen bilirkişi raporları ile üniversitelerde görevli öğretim üyelerinden oluşan kurullarca hazırlanan raporlarda enjeksiyon ve sonuç arasındaki illiyet bağı yönünden farklı görüşler olsa da tüm raporların durumun komplikasyon olduğu konusunda birleştiği belirtilmiştir. Ayrıca illiyet bağının varlığı hâlinde de sonucun iki ayrı nedene dayandırıldığı bu sebeplerden birisinin enjeksiyon uygulayan sağlık görevlisinin hatalı uygulaması, diğerinin ise verilen ilacın enjeksiyon yerinde göllenmesi ve sinir kılıfına sızması ile oluşan kimyasal etkiye bağlı olarak komplikasyon oluşması şeklinde açıklanması nedeniyle sonucun tıbbi uygulama esnasındaki hatadan kaynaklandığının kabul edilemeyeceği vurgulanmıştır. Dairece 6/12/2017 tarihinde onanan karar, 17/2/2020 tarihli karar düzeltme kararı sonucunda kesinleşmiştir. Başvurucu, nihai kararı 10/3/2020 tarihinde tebliğ aldıktan sonra 4/6/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Komisyonca başvurucunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.