T.C. ADANA BAM 17. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/1541 - 2025/1723 T.C. ADANA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2024/1541 KARAR NO : 2025/1723 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I BAŞKAN : ÜYE : ÜYE : KATİP : İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 10/10/2023 NUMARASI : 2021/384 Esas ve 2023/549 Karar DAVACI : ... ÇİMENTO SANAYİ VE TİCARET ANONİM ŞİRKETİ VEKİLİ : Av. DAVALI : ... …
T.C. ADANA BAM 17. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/1541 - 2025/1723 T.C. ADANA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2024/1541 KARAR NO : 2025/1723 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I BAŞKAN : ÜYE : ÜYE : KATİP : İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 10/10/2023 NUMARASI : 2021/384 Esas ve 2023/549 Karar DAVACI : ... ÇİMENTO SANAYİ VE TİCARET ANONİM ŞİRKETİ VEKİLİ : Av. DAVALI : ... ELEKTRİK DAĞITIM ANONİM ŞİRKETİ VEKİLLERİ : Av. FERİ MÜDAHİL : ... ... ELEKTRİK PERAKENDE SATIŞ A.Ş. VEKİLİ : Av. DAVANIN KONUSU : Alacak (PSH VE Sayaç Okuma Bedelinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ : 20/11/2025 KARAR YAZIM TARİHİ : 20/11/2025 .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 10.10.2023 Tarih, 2021/384 Esas ve 2023/549 Karar sayılı kararı aleyhine istinaf başvurusunda bulunulmuş ve mahkemece dosya Dairemize gönderilmiş olmakla; HMK'nın 352. maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: DAVACI VEKİLİ DAVA DİLEKÇESİNDE ÖZETLE: Müvekkilinin davalıdan elektrik enerjisi satın aldığını, davalının elektrik faturaları düzenlediğini, düzenlenen faturalarda, sayaç okuma ve faturalama hizmetlerine karşılık olarak perakende satış hizmet bedelinin tüketilen enerji miktarı üzerinden nispi ücret olarak tahsil edildiğini, müvekkili ile yapılan sözleşme gereğince davalı tarafça düzenlenen elektrik faturalarında sabit PSH faturalama bedelinin hesaplamayı gerektirecek olması sebebiyle 2011 Ocak döneminden itibaren davalı ile devam eden sözleşme süresi boyunca ... Çimento Fabrikası'ndaki ... nolu aboneliğinden ve varsa diğer tüm aboneliklerinden kaynaklı olarak düzenlenen faturalarda fazladan alınan PSH bedelinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi akabinde HMK m.107 gereği belirsiz olan alacak tutarının bilirkişi incelemesi ile belirli hale gelmesinden sonra artırılmak üzere fazlaya ilişkin haklarının saklı tutularak şimdilik 50.000,00 TL’nin ödeme tarihlerinden itibaren fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 6183 sayılı Kanunun 51. maddesine göre işleyecek gecikme zammı ve gecikme zammının KDV'si ile birlikte yargılama masrafları ve vekâlet ücretinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. DAVALI VEKİLİ CEVAP DİLEKÇESİNDE ÖZETLE: Davacının iade talebinin dayanağının sebepsiz zenginleşme hükümleri olduğunu, davanın, aktif husumet yokluğu ve zamanaşımı nedeniyle usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, davanın HMK m.61 vd gereğince ... ... Elektrik Perakende Satış A.Ş.'ye ihbar edilmesini talep ettiklerini, davaya konu iptal edilen 29.12.2010 tarihli ve 3002 sayılı kurul kararının sadece 1 yıl yürürlükte kaldığını, kaldı ki iptal edilen kısma gelince 01.1.2011’den itibaren başlayıp ve 01.04.2011 tarihinden itibaren yeni bir karar ile düzenlenen tarife tablosuna kadar olan dönem için geçerli olan bir iptal kararının söz konusu olduğunu, davacının bahsettiği şekilde bir zaman aralığının kabulünün zaten mümkün olmadığını, dava konusu dönemde kWh üzerinden uygulanmış PSH bedelinin geçmişe yönelik sabit bir bedel olarak uygulanmasının ancak Tarifeler Metodolojisinin iptal edilen söz konusu hükmü ile birlikte aynı dönemde yürürlükte olan Kurul kararlarının da iptali ile mümkün olabileceğini, mezkur Kurul kararlarına ilişkin herhangi bir iptal kararı olmadığından Danıştay kararının geçmişe yönelik uygulanmasının da söz konusu olmayacağının belirtildiğini, düzenleyici bir işlemin iptal edilmesi halinde iptal edilen düzenleyici işleme dayanılarak iptalden önce tesis edilmiş olan bireysel işlemlerin düzenleyici işlemin iptalinden etkilenmemelerinin gerektiğini, bu idari yargı kararlarının geriye yürürlüğünün bir istisnası olduğunu, aksinin düşünülmesi halinde, özellikle davaya konu edilen kararlar gibi uzun yıllarca uygulanmış olan kararların ve bu kararlara dayanılarak yapılan işlemlerin iptalden etkilenmeleri hukuk düzeninde büyük kaos yaratacağını, bu hususların EPDK'nın konuya ilişkin 25.09.2014 tarih ve 58072 sayılı yazısında da belirtilmiş olduğunu, dava konusu dönemde perakende satış hizmet bedellerinin iadesi yönünde karar verilmesi halinde ilgili tüketicilerin o döneme ilişkin perakende satış hizmet bedeli ödememiş olacaklarını, perakende satış hizmet bedeli; sayaç okuma, faturalama, müşteri hizmetleri karşılığında dava konusu dönemde tüm tüketicilerden alınan bir bedel olduğunu, tüketicilerin söz konusu dönemde perakende satış hizmet bedeli ödememelerinin hukuka uygun olmadığını ve kabul de edilemeyeceğini, iptal edilen düzenlemenin uygulandığı dönem için hesaplanmış olan perakende satış hizmet bedelinin bugün uygulanan ve sadece sayaç okumaya ilişkin sabit ücret ile aynı kabul edilmesinin mümkün olmadığını, dava konusu dönemde uygulanan perakende satış hizmet bedeli ile bugün uygulanan sayaç okuma bedelinin birbirinin aynısı olmadığını, davacının huzurdaki davanın dayanağı olarak gösterdiği Danıştay kararında "kararın serbest tüketicilerle sınırlı olarak uygulanacağının" belirtildiğini, söz konusu dönemde serbest tüketici olmayanların bu iptal kararına dayanarak dava açamayacağının açıkça ortada olduğunu, dava konusu ... tesisat numaralı kullanım yeri ile ilgili olarak yapılan incelemede 01.01.2011-31.03.2015 dönemi arasında davacının bu bölgede görevli tedarik şirketi olan ... ... Elektrik Perakende Satış A.Ş 'den düzenlemeye tabi tarifeler üzerinden enerji aldığını, yani serbest tüketici olmadığının tespit edildiğini, Danıştay kararı sadece serbest tüketiciler ile sınırlı olarak uygulanabileceğinden dava dışı EPİAŞ'tan davacının dava konusu edilen dönemde serbest tüketici olup olmadığını, oldu ise hangi yıl ve dönemlerde olduğunun sorulmasını talep ettiklerini, davacının taleplerini kapsayan zaman aralığında serbest tüketici olup olmadığının araştırmasının gerektiğini, davaya konu alacak ile ilgili olarak ödeme tarihinden itibaren faizin talep edilmesinin yasal dayanağı olmadığını, kesinlikle kabul anlamına gelmemekle birlikte ancak dava tarihinden itibaren faize hüküm edilebileceğini, davacının ödeme tarihinden itibaren gecikme zammı ve KDV talebinin de hukuka uygun olmadığını, haksız ve hukuka aykırı ikmal edilen davanın esastan reddine, yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. FER-İ MÜDAHİL VEKİLİNİN CEVAP DİLEKÇESİNDE ÖZETLE : Dava dilekçesinin içeriğinde iadesi talep edilen dönemlerin 2011 Ocak –2015 Aralık olarak belirtilmiş ise de netice ve talep kısmında 2011 ocak döneminden itibaren perakende satış hizmet bedelinin iadesinin talep edildiğini, talebin hangi tarihlere ilişkin olduğunun açıklatılmasının gerektiğini, müvekkili şirket kayıtlarında yapılan incelemede davacı ... Çimento Ve Sanayi Ticaret A.Ş.’nin müvekkili ... ... Elektrik Perakende Satış A.Ş.’den hiç elektrik tedarik hizmeti satın almadığının tespit edildiğini, davacının 01.04.2015 – 31.05.2015 arasında ... Enerji Ticareti A.Ş.’den, 01.03.2016 – 31.07.2016 arasında ... Enerji Ticareti A.Ş.’den, 01.04.2018 – 31.12.2020 arasında ... ... Perakende Elektrik Satış A.Ş.’den elektrik tedarik hizmeti almış olduğunu, bu nedenle husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesinin gerektiğini, davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağından davanın hukuki yarar yokluğundan da reddinin gerektiğini, dava konusu uyuşmazlığın davacının tedarikçisi olan şirketin veya müvekkili şirketin değil EPDK’nın tasarrufunda bulunan bir konuya ilişkin olması sebebiyle eldeki davanın idari yargıda açılmasının gerektiğini, dava konusu bedellerin Kurul tarafından düzenlenen mevzuat uyarınca elektrik tedarikçisi şirket tarafından elektrik enerjisi kullanan müşterilerinden tahsili zorunlu olan bir bedel olduğunu, faturadaki kalemlerin neredeyse tamamının Kurul Kararları çerçevesinde elektrik enerjisi kullananlara yansıtılmakta olduğunu, iade talebinin dayanağının sebepsiz zenginleşme olduğunu, davacının sözleşme hükümlerine dayanmayan taleplerinin sözleşmeye uygulanan zamanaşımına tabi olduğunun düşünülmesinin mümkün olmadığını, davacının taleplerinin yegâne dayanağının söz konusu karardan sonra ilgili işlemin dayanaksız kaldığını ve müvekkili şirketin bu yolla sebepsiz zenginleşmiş olduğunu, somut olayda Ocak 2011-Haziran 2012 dönemi için 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun, Temmuz 2012-Aralık 2015 dönemi için ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun ilgili hükümlerinin uygulanmasının gerektiğini, davacı tarafından dava konusu edilen bütün bedellerin tüm unsurlarıyla birlikte ayrıntılı bir şekilde gösterildiği faturaların şeffaf ve denetime açık olduğunu, basiretli bir tacir olarak hareket etmesi gereken davacının, bir tacir olarak ödediği faturanın içeriğini bilmediğinin düşünülemeyeceğini, fatura bedelleri, fatura bedelinin içeriği ve hangi alacak kalemlerinden oluştuğunun EPDK kararlarına uygun şekilde belirtildiğini, hiçbir şekilde davayı kabul anlamına gelmemekle birlikte, davacının ödeme tarihinden itibaren amme alacaklarına uygulanan gecikme zammı ve buna eklenecek KDV’yi talep ettiğinin görüldüğünü, davacının bu taleplerinin de hukuka uygun olmadığını ve reddinin gerektiğini, davacı tarafından açılan davanın haksız ve dayanaksız olduğunu, yargılama harç ve giderleri ile vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece ".... Somut olayda; dava konusu olayda EPDK'nın iptal edilen 24/08/2006 tarih 875 sayılı kararı gereğince yapılan fazla ödemelerin tahsili talep edilmektedir. Danıştay 13.HD'nin iptal kararının geçmişe etkili olarak hüküm doğuracağı ve Yargıtay 3. HD tarafından benzer olaylarda da bu ödemenin iadesi yönünde kararlar verildiği dikkate alındığında; dava konusu dönemde yürürlükte olan Elektrik Piyasası Müşteri Hizmetleri Yönetmeliği ile 4 Eylül 2012 Tarih ve 24866 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Serbest Tüketici Yönetmeliği'nde de serbest tüketici tanımı aynı olup doğrudan iletim sistemine bağlı tüm tüzel kişiler serbest tüketici olarak tanımlandığı, davacı şirketin doğrudan iletim sistemine bağlı olması sebebiyle serbest tüketici niteliğinde olduğu, davacıdan ... nolu abonelik için 2011,2012,2013 (2013 yılı Ocak-Haziran dönemi dahil) yıllarına ait faturalarının incelenmesinde 893.038,70 TL davalı tarafından davacıdan fazladan perakende satış hizmeti bedelinin tahsil edilmiş olduğu dosya kapsamında bulunan gerekçeli, somut olayın özelliklerine uygun ve denetlenebilir mahiyette olan bilirkişi raporunda tespit edildiği, açıklanan nedenlerle davacının fazladan tahsil edilen perakende satış bedellerini sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde davalıdan talep edebileceği kanaatine varılmakla, davalının zaman aşımı itirazı dikkate alındığında Borçlar Kanunu 82. Maddesinde düzelenen "hak sahibinin geri isteme hakkı olduğunu öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde zenginleşmenin gerçekleştiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar." hükmü uyarınca on yıllık zaman aşımı sürenin bulunduğu, davacının zorunlu arabuluculuk başvurusunu 01.03.2021 tarihinde gerçekleştirdiği arabuluculuk başvurusunun yapılması ile zaman aşımı süresinin arabuluculuk son görüşme tutanağının imzalandığı tarih olan 27.04.2021 tarihine kadar durduğu, bu bağlamda davacının 2011/1 ve 2011/2 döneme ilişkin faturalardan kaynaklı PSH bedellerinin zaman aşımına uğradığı değerlendirilerek davacının davasının kısmen kabul kısmen reddi ile, 841.299,12 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsil edilerek davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine...." karar verilmiştir. DAVACI VEKİLİ TARAFINDAN İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF NEDENLERİ: İşbu davada zamanaşımını durduran 7226 sayılı Kanunun geçici 1. maddesi, 30.04.2020 tarih ve 2480 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ve arabuluculuk sürelerinin dikkate alınmadığını, pandemi döneminde sürelerin durduğunu, mahkemece sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde yapılan değerlendirmenin hatalı olup kararın bu yönüyle de kaldırılmasının gerektiğini ancak davalı dağıtım şirketinin iptal kararı sebebiyle fazladan almış olduğu bedelin sebepsiz kalması sebebiyle sebepsiz zenginleşme hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı noktasında da değerlendirme yapılması halinde de işbu davada talep edilen PSH bedeli hakkında zamanaşımının dolmamış olması sebebiyle ret kararının verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, işbu davada davanın dayanağının Danıştay iptal kararı olduğunu, Danıştay iptal kararı sayaç okuma ve faturalama hizmetlerinden oluşan PSH bedelinin tüketim miktarına göre değil sabit olması gerekçesi ile verildiğini, dolayısıyla davalı tarafından düzenlenen faturalarda tüketim miktarına göre alınan sayaç okuma ve faturalama hizmetlerinden oluşan bedelin hukuki dayanağının kalmadığını, TBK 77. maddesi uyarınca PSH bedelinin tüketim miktarına göre alınmasının geçerli olmayan sebep haline gelmiş olduğunu, sonuç olarak iptal kararının doğrudan sözleşmenin bir hükmü olarak değerlendirilmemesi ve dolayısıyla zamanaşımı başlangıç süresinin 13.05.2019 tarihi olarak esas alınmaması halinde Danıştay iptal kararı çerçevesinde davalı dağıtım şirketinin tüketim miktarına göre fazladan almış olduğu bedeli sebepsiz olarak nitelemek gerekecek ve sonucunda davaya konu PSH bedelinin sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde değerlendirileceğini, ilgili düzenlemeye göre sebepsiz zenginleşmenin kesin olarak gerçekleştiği tarihin 13.05.2019 olduğunu, müvekkili şirketin iş bu davaya konu arabuluculuk başvurusunu kesinleşen iptal kararının öğrenilmesi ile birlikte yaptığını, yapılan başvuru sonucunda anlaşamama tutanağının imzalanması üzerine öğrenme tarihinden itibaren zamanaşımını durduran sebepleri de dikkate alınarak iki yıl içerisinde işbu davanın açıldığını, dolayısıyla işbu davanın, sözleşme ilişkisi bağlamında ya da sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde değerlendirilmesi halinde 13.05.2019 tarihinde kesinleşen iptal kararı ve iptal kararının müvekkili şirketçe öğrenildiği tarih dikkate alındığında zamanaşımından söz edilmesinin mümkün olmadığını ileri sürerek .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 10.10.2023 tarihli ve 2021/384 E. 2023/549 K. sayılı kararının istinaf talebi doğrultusunda hüküm kısmının 1. maddesinin; "893.038,70 TL alacağın ödeme tarihlerinden itibaren 6183 sayılı Kanunun 51. maddesine göre işleyecek gecikme zammı, işlemiş ve işleyecek gecikme zammının KDV’si ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine" şeklinde düzeltilmesini, yargılama masrafları ve vekalet ücretinin davalı tarafa yüklenmesini talep etmiştir. DAVALI VEKİLİ TARAFINDAN İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF NEDENLERİ: Davacının alacağının zamanşımına uğradığını, taleple ilgili belirsiz alacak davası açılamayacağından davanın dava şartı yokluğundan reddinin gerektiğini, müvekkili şirket ve feri müdahil ... ... Elektrik Perakende Satış A.Ş arasında imzalanan Bölünme Sözleşmesi gereğince davaya konu edilen bedelin muhatabının müvekkili şirket değil ... ... Elektrik Perakende Satış A.Ş. olduğunu, bu itirazlar kapsamında davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, iptal davasına konu 29.12.2010 tarihli ve 3002 sayılı kararının PSH ile ilgili maddesinin bir alt başlıkta yer alan 28.12.2011 tarihli ve 3607 sayılı Kurul Kararı’nın yayımlanmasına kadar sadece 1 yıl yürürlükte kaldığını, davacının iddiasına dayanak yaptığı Danıştay kararına konu 29.12.2010 tarihli ve 3002 sayılı Kurul Kararının "serbest tüketiciler yönünden" iptaline karar verildiğini, 31.12.2011 Tarih ve 28159 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan ve 28.12.2011 tarih ve 3607 sayılı Kurul kararı ile kabul edilen değişiklik ile PSH Bedeline ilişkin 14 üncü maddenin“Perakende satış hizmeti fiyatları, abone grupları ve/veya gerilim seviyeleri bazında ayrı ayrı olmak üzere sabit ve/veya değişken bir bedel olarak belirlenir. Sayaç okumaya ilişkin perakende satış hizmeti fiyatı okuma başına uygulanır.” şeklinde düzenlendiğini, bu Kurul Kararına karşı herhangi bir dava açılmadığını, 28 Aralık 2012 tarihli ve 4193 sayılı EPDK Kurul kararı ile onaylanan “Dağıtım Lisansı Sahibi Tüzel Kişiler ve Görevli Perakende Satış Şirketlerinin Tarife Uygulamalarına İlişkin Usul ve Esaslar” yayımlanana kadar yürürlükte kaldığını, 4193 sayılı Kurul kararı ile kabul edilen “Dağıtım Lisansı Sahibi Tüzel Kişiler ve Görevli Perakende Satış Şirketlerinin Tarife Uygulamalarına İlişkin Usul ve Esaslar”da Perakende Satış Hizmetleri Bedeline ilişkin 22 ve 26 Maddelerinde düzenleme yapıldığını, 22. Maddesinde "Perakende satış hizmeti fiyatı, abone grupları ve/veya gerilim seviyeleri bazında aynı veya farklı olmak üzere sabit ve/veya değişken bir bedel olarak belirlenir." hükmüne yer verildiğini, Dağıtım Sistemine Bağlantı Durumlarına Göre Tarifelerin Uygulanması başlıklı 26. Maddesine göre (1) İletim şalt sahalarının dağıtım şirketinin kullanımındaki orta gerilim baralarına 36 kV ve altındaki gerilim seviyesinden, müstakil fider ile mülkiyeti ve işletmesi kendisine ait hatlarla bağlı tek bir tüzel kişi durumunda olan tüketicilere; sayaç okuma, kayıp-kaçak, iletim ve reaktif enerji bedeli uygulanır. Ancak, bu tüketicilerden “Organize Sanayi Bölgelerinin Elektrik Piyasası Faaliyetlerine İlişkin Yönetmelik” kapsamında TEİAŞ ile bağlantı ve sistem kullanım anlaşması yapmış olanlara iletim bedeli uygulanmaz. Bu tüketicilerden görevli perakende satış şirketinden enerji satın alanlara aktif enerji ve perakende satış hizmeti bedelleri de uygulanır. (2) İletim şalt sahalarının dağıtım şirketinin kullanımındaki orta gerilim baralarına 36 kV ve altındaki gerilim seviyesinden, müstakil fider ile dağıtım şirketine ait hatla bağlı tek bir tüzel kişi durumunda olan tüketicilere; dağıtım, sayaç okuma, kayıp-kaçak, iletim, reaktif enerji bedelleri ile çift terimli tarife sınıfına tabi olanlara ise ayrıca güç ve güç aşım bedeli uygulanır. Ancak, bu tüketicilerden “Organize Sanayi Bölgelerinin Elektrik Piyasası Faaliyetlerine İlişkin Yönetmelik” kapsamında TEİAŞ ile bağlantı ve sistem kullanım anlaşması yapmış olanlara iletim bedeli uygulanmaz. Bu tüketicilerden görevli perakende satış şirketinden enerji satın alanlara aktif enerji ve perakende satış hizmeti bedelleri de uygulanır. (3) Dağıtım sistemine bağlı diğer tüketicilere dağıtım, sayaç okuma, kayıp-kaçak, iletim ve reaktif enerji bedelleri ile çift terimli tarife sınıfına tabi olanlara ise ayrıca güç ve güç aşım bedeli uygulanır. Bu tüketicilerden görevli perakende satış şirketinden enerji satın alanlara aktif enerji ve perakende satış hizmeti bedelleri de uygulanır.” Serbest tüketiciler yönünden iptaline karar verilen 3002 sayılı Kurul Kararıının 1.1.2011’den itibaren geçerli olmak üzere uygulandığını, yine serbest tüketiciler yönünden iptaline karar verilen 28.12.2010 tarih ve 2999 sayılı Kurul kararının da 01.01.2011 tarihinden itibaren uygulanacak 2011 yılı Faaliyet Bazlı Tarife Tablolarını belirlediğini, 01.04.2011 tarihinden itibaren uygulanacak Faaliyet Bazlı Tarife Tabloları 24.03.2011 tarih ve 3135 sayılı yeni bir Kurul kararı ile onaylandığını ancak bu karar veya sonraki çeyrek dönemlerde Kurul tarafından onaylanarak çıkartılan tarife tablolarının herhangi bir iptal kararına konu olmadığını, yalnızca 1 yıl yürürlükte kalan (2011 yılı boyunca) 29.12.2010 tarihli ve 3002 sayılı Kurul kararına dava açıldığını, dolayısıyla, 01.01.2011’den itibaren geçerli olan ve 01.04.2011 tarihinden itibaren yeni bir karar ile düzenlenen Tarife Tablosuna kadar olan dönem için geçerli olan bir iptal kararının söz konusu olmadığını, kaldı ki; sayaç okumaya ilişkin perakende satış hizmeti bedelinin Danıştay tarafından verilen iptal kararı doğrultusunda tüketim miktarı üzerinden değil abone grubu üzerinden sabit bedel olarak 2012 yılından itibaren okuma başına uygulanmasına karar verildiği görüldüğünden, hiçbir şekilde kabul anlamına gelmemekle birlikte 01.01.2012 sonrasında zaten PSH bedelinin iadesinin söz konusu olmayacağını, dava dosyasında davacının serbest tüketici konumunda olduğunu gösterir hiçbir delilin mevcut olmadığını, hükme esas alınan bilirkişi heyet raporunda sırf tüketim miktarlarından hareketle davacı şirketin serbest tüketici niteliğini haiz olduğunun değerlendirildiğini, bununla birlikte, dosya içerisinde bulunan konuyla alakalı olarak EPİAŞ'a yazılan müzekkereye istinaden EPİAŞ tarafından dava dosyasına sunulan cevabi yazıda davacı şirkete ait abonelikler bakımından serbest tüketici koşulunun gerçekleştiğini gösterir bir değerlendirmeye yer verilmediğini, aksine cevabı yazıda davacı adına böyle bir kaydın bulunmadığının ifade edildiğini, eksik ve yetersiz incelemeye dayalı bilirkişi raporundaki değerlendirmeler ve hesaplama ile karar verilmesinin hatalı olduğunu, sayaç okuma bedellerinin de aslında perakende satış hizmet bedelinin içinde yer alan fatura kalemleri olduğunu, bu hususun dava dilekçesiyle de sabit olduğunu, davacının dahi perakende satış hizmet bedelinin sayaç okuma ve faturalama hizmetlerine karşılık olarak tahsil edildiğini ifade ettiğini, bilirkişiler tarafından sayaç okuma bedeli olarak yapılan hesaplamanın mükerrer hesaplama yapıldığını ortaya koyduğunu, davacı şirketin dava dilekçesinde talep ettiği hususun perakende satış hizmet bedeline ilişkin olduğundan böyle bir hesabın taleple bağlılık ilkesiyle de bağdaşmadığını, davacının perakende satış hizmet bedeli ifadesiyle kast ettiğinin sayaç okuma hizmetinin karşılığını da ifade ettiğini, davacı şirketin dava dilekçesinde sayaç okuma bedellerinin de iadesini talep ettiğine dair hiçbir açıklamada bulunmadığını, istinaf incelemesi neticesinde .... Asliye Ticaret Mahkemesi kararının ortadan kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini, vekalet ücreti ve diğer yargılama giderlerinin davacı tarafa yüklenmesini talep etmiştir. FER-İ MÜDAHİL VEKİLİ TARAFINDAN İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF NEDENLERİ: İlk derece mahkemesince verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacı şirket davanın açılışı sırasında elinde mevcut olan faturalar üzerinden dahi dava konusu edebileceği tutarları yaklaşık olarak tespit edebilecek durumda olduğunu, bir diğer deyişle, davanın açıldığı sırada davacının dava konusu edeceği tutarı belirleyememe yahut bu tutarın bilirkişi raporu veya davalı tarafından sunulacak bilgi ve belgelerle tespit edilmesi gibi bir durumun somut uyuşmazlıkta söz konusu olmadığını, bu hususun dava dosyası kapsamında müvekkili tarafından yargılamanın her aşamasında dile getirilmesine rağmen ilk derece mahkemesinin bu yöndeki savunmalar hakkında olumlu olumsuz hiçbir değerlendirmede bulunmadığını, davacının eldeki davayı belirsiz alacak davası olarak ikame etmesinde korunması gerekli bir hukuki yararının mevcut olmadığı kabul edilerek emsal Yargıtay kararları doğrultusunda davacının davasının usulden reddinin gerektiğini, dava konusu uyuşmazlığın davacının tedarikçisi olan şirketin veya müvekkili şirketin değil EPDK’nın tasarrufunda bulunan bir konuya ilişkin olması sebebiyle eldeki davanın her şeyden evvel idari yargıda açılmasının gerektiğini fakat ilk derece mahkemesi tarafından bu yöndeki savunmaların hiçbiri değerlendirilmeden hüküm tesis edildiğini, dava konusu bedellerin Kurul tarafından düzenlenen mevzuat uyarınca elektrik tedarikçisi şirket tarafından elektrik enerjisi kullanan müşterilerinden tahsili zorunlu olan bir bedel olduğunu, faturadaki kalemlerin neredeyse tamamının Kurul Kararları çerçevesinde elektrik enerjisi kullananlara yansıtılmakta olduğunu, davanın dayanağını oluşturan ve Danıştay tarafından iptaline karar verilen 29.12.2010 tarihli ve 3002 sayılı Kurul Kararının sadece 1 yıl yürürlükte kaldığını, iptal edilen kısmın ise sadece 01.01.2011 ve 01.04.2011 tarihi arasında düzenlenen bir tarife tablosuna kadar olan dönem için olduğunu, davacının dava dilekçesinde iddia ettiği şekilde geniş bir zaman aralığının bulunmadığını, ilk derece mahkemesinin ilgili mevzuata dair ortaya koyulan itirazları değerlendirme konusu yapmadan hüküm tesis etmiş olduğunu, dava konusu edilen dönemde kwh üzerinden uygulanmış olan perakende satış hizmeti bedelinin geçmişe yönelik olarak sabit bir bedel şeklinde uygulanmasının ancak Tarife Metodolojisinin iptal edilen söz konusu hükmü ile birlikte aynı dönemde yürürlükte olan kurul kararlarının da iptali ile mümkün olabileceğini, söz konusu dönemlerde uygulanmış olan kurul kararlarına ilişkin verilmiş bir iptal kararı bulunmadığından huzurdaki davanın reddi gerekirken kısmen kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğunu, davacının iade talebinin dayanağı sebepsiz zenginleşme hükümlerinden olduğunu, davacının sözleşme hükümlerine dayanmayan taleplerinin sözleşmeye uygulanan zamanaşımına tabi olduğunu düşünmenin mümkün olmadığını, ilk derece mahkemesinin bu yöndeki kabulünün hatalı olduğunu, davacının taleplerinin yegâne dayanağını söz konusu karardan sonra ilgili işlemin dayanaksız kaldığı ve müvekkili şirketin bu yolla sebepsiz zenginleşmiş olduğunu, somut olayda Ocak 2011 - Haziran 2012 dönemi için 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun, Temmuz 2012 - Aralık 2015 dönemi için ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun ilgili hükümlerinin uygulanmasının gerektiğini, nitekim dava dosyası kapsamında düzenlenen 06.02.2023 tarihli bilirkişi heyet raporunda da davacının talebinin dayanağının sebepsiz zenginleşme hükümleri olduğunun açıkça tespit edilmiş durumda olduğunu, buna rağmen ilk derece mahkemesi tarafından aksi yönde değerlendirme yapılmasının dayanağı gerekçeli karardan anlaşılamadığını, dava dosyası kapsamında davacı şirketin doğrudan iletim sistemine bağlı olması nedeniyle serbest tüketici sıfatını haiz olduğuna yönelik hiçbir tespitin söz konusu olmadığını, dava dosyası kapsamında davacının iletim sistemine bağlı olduğunu gösterir hiçbir tespit yokken ilk derece mahkemesinin bu gerekçe ile davacı şirketi serbest tüketici olarak nitelemesi dosya kapsamıyla bağdaşmadığını ve hukuka aykırı olduğunu, hükme esas alınan bilirkişi raporunun eksik inceleme ile düzenlendiğini ve bilirkişi raporunda çelişkili değerlendirmelerin mevcut olduğunu, bu çelişki giderilmeden hüküm tesisinin hatalı olduğunu, hiçbir şekilde kabul anlamına gelmemek kaydıyla bilirkişiler tarafından gerçekleştirilen hesabın hatalı olduğunu, bilirkişi raporunda hem 01.2011-06.2013 dönemi bakımından perakende satış hizmet bedeli hesaplaması gerçekleştirilmiş hem de 01.2011-12.2011 dönemi bakımından perakende satış hizmet sayaç okuma bedeli hesaplaması yapıldığını, eldeki davanın konusunun perakende satış hizmet bedeli olduğunu, perakende satış hizmet sayaç okuma bedelinin hangi gerekçeyle bilirkişi raporuna konu edildiğinin anlaşılamadığını, usule ve esasa ilişkin tüm itirazlar kapsamında hukuka ve kanuna aykırı verilen ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, açıklamalar kapsamında haksız davanın reddine, tüm yargılama harç ve giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE Dava; ... Edaş tarafından sayaç okuma ve faturalama hizmetlerine karşılık olarak nispi olarak tahsil edilen perakende satış hizmet bedelinin iadesi istemine ilişkindir. HMK'nın 355. maddesi gereği, kamu düzenine aykırılık teşkil eden hususlar hariç tutularak istinaf neden ve gerekçeleri ile sınırlı olmak üzere yapılan incelemede; Davacı şirketin davalı ... EDAŞ'tan elektrik hizmeti satın aldığını, kullanılan elektrik enerjisi neticesinde düzenlenen faturalarda, sayaç okuma ve faturalama hizmetlerine karşılık olarak perakende satış hizmet bedeli alındığını ancak bu bedelin tüketilen enerji miktarı üzerinden nispi ücret olarak tahsil edildiğini, hesaplamanın sabit bedel üzerinden yapılması gerektiğini, 2011 yılı Ocak döneminden itibaren davalı ile devam eden sözleşme süresi boyunca ... Çimento Fabrikası'ndaki ... nolu aboneliğinden ve varsa diğer tüm aboneliklerinden kaynaklı olarak düzenlenen faturalarda fazladan alınan PSH bedelinin iadesi istemi ile HMK m.107 uyarınca şimdilik 50.000,00 TL bedelin iadesi istemi ile .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/384 Esas sayılı dosyası üzerinden alacak davası açtığı, davacı vekilinin 16/06/2023 tarihli bedel belirleme dilekçesi ile dava değerini 843.038,70 TL artırarak 893.038,70 TL olarak belirlediği, mahkemece yapılan yargılama neticesinde 10/10/2023 Tarih, 2021/384 Esas ve 2023/549 Karar sayılı karar ile "Davacının davasının kısmen kabul kısmen reddi ile 841.299,12 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsil edilerek davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine" karar verildiği, davacı vekilinin, davalı vekilinin ve feri müdahil vekilinin bu karara karşı süresi içinde ayrı ayrı istinaf kanun yoluna müracaat ederek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesi isteminde bulundukları anlaşılmıştır. Feri Müdahilin istinaf hakkı yönünden yapılan incelemede; Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 01/07/2025 Tarih, 2024/2676 Esas ve 2025/3742 Karar sayılı ilamında açıklandığı üzere; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 66. maddesi "Üçüncü kişi, davayı kazanmasında hukuki yararı bulunan taraf yanında ve ona yardımcı olmak amacıyla, tahkikat sona erinceye kadar, fer’î müdahil olarak davada yer alabilir. " şeklinde düzenlenmiştir. Fer’i müdahalede üçüncü kişi, hukuki yararı olduğu gerekçesiyle görülmekte olan davaya ancak taraflardan birinin yanında ve onun yardımcısı olarak katılır. Bu nedenle fer’i müdahale, bir davanın davalılar aleyhine sonuçlanması halinde, kendi hukuksal durumu dolaylı şekilde etkilenecek olan üçüncü kişinin başvuracağı bir yoldur ve genellikle amaç, açılmış davanın davalı yararına sonuçlanmasını (reddedilmesini) sağlamaktır. Mahkeme, fer’i müdahale dilekçesi üzerine müdahale talebinin kabulüne veya reddine karar verir. Fer’i müdahil, müdahale talebinin reddine ilişkin kararı, asıl hüküm verildikten sonra lehine müdahale etmek istediği taraf aleyhine verilmiş olan hükme karşı temyiz yoluna başvurarak temyiz edebilir ve hükmün, müdahale talebinin haksız olarak reddedilmiş olması nedeniyle bozulmasını isteyebilir. Müdahale talebinin kabulü halinde ise fer’i müdahil, lehine katıldığı tarafla birlikte hareket ederek davayı ancak bulunduğu noktadan itibaren takip eder. Hüküm, lehine müdahale edilen taraf hakkında verilir. Müdahil hakkında karar verilemez. Müdahil hükmü ancak, lehine katıldığı tarafla birlikte temyiz edilebilir. Lehine müdahale edilen taraf temyiz yoluna başvurmazsa, 6100 sayılı Kanun'un 68. maddesi uyarınca, yanında katıldığı tarafla birlikte hareket etmek zorunda olan fer’i müdahil, yalnız başına kararı temyiz edemez. Müdahile husumet tevcih edilmediği gibi müdahil aleyhine bir karar da verilmemiş bulunan hallerde müdahilin tek başına temyiz isteğinde bulunmaya hakkı yoktur. Bir davada hüküm, ancak davada taraf olan hakkında verilebileceğinden, bu hükme yönelik temyiz yoluna başvurma yetkisi de sadece davanın taraflarına aittir. Asıl tarafın kararı temyiz etmesi halinde taraf yanında yer alan yani müdahil olan da temyiz edebilir ve bu halde temyiz eden feri müdahilin temyiz eden asıldan ayrı olarak gerekli harç ve temyiz giderini yatırması halinde kararı temyiz etme hakkı doğar. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2016/4-504 E. 2017/962 K. sayılı emsal kararı). Dava dosyasının incelenmesinde, İlk Derece Mahkemesince; ... ... Elektrik Perakende Satış Anonim Şirketi'nin fer'i müdahillik talebinin 15/03/2022 tarihli duruşmada kabul edildiği görülmüştür. Davalı ... Edaş yanında müdahil olan ... ... Elektrik Perakende Satış Anonim Şirketi'nin davalı ... EDAŞ tarafından İstinaf kanun yoluna müracaat edilmiş olması da gözetilerek istinaf hakkının bulunduğu kabul edilerek davacı, davalı ve feri müdahilin istinaf istemleri yönünden inceleme yapılmıştır. İade alacağının bulunup bulunmadığı yönünden yapılan incelemede; 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'na 5496 sayılı Kanun ile eklenen ve 24/05/2006 tarihinde yürürlüğe giren geçici 9.maddesiyle düzenleyici işlem yapma yetkisi EPDK'Ya verilmiş, bu yetkiye istinaden EPDK'nın 875 sayılı Kurul kararı ekinde yer alan 20 Dağıtım Şirketi İçin Gelir Gereksinimi Hesaplanması Ve Tarife Metodolojisinin Perakende Satış Tarifesinin Geçiş Döneminde Uygulanmasına İlişkin kararı ile psh bedelinin kwh cinsinden belirlenmesine ilişkin düzenleme yapılmıştır. Danıştay 13. Dairesi'nin 06/04/2011 Tarih, 2008/2695 Esas ve 2011/1368 Karar sayılı kararı ile EPDK'nın 875 Sayılı Kurul kararının ekinde yer alan 20 Dağıtım Şirketi İçin Gelir Gereksinimi Hesaplanması Ve Tarife Metadolojisinin Perakende Satış Tarifesinin Geçiş Döneminde Uygulanmasına İlişkin 2.bölümün B bendi ''...sayaç okuma ve faturalandırma hizmetlerine ilişkin maliyetlerin abone gurubuna ve tüketilen enerji miktarına göre değişiklik gösterecek maliyetler olmadığı, bu nedenle abone başına sabit bir ücret uygulanması gerektiğinin ortada olduğu, kaldı ki buna ilişkin maliyetlerin metadolojisinin 1.bölümünde abone başına sabit bir ücret olarak belirlendiğinin açık bir şekilde belirtildiği...'' gerekçesiyle iptal edilmiştir. Anılan iş bu karar Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 24/05/2012 Tarih, 2011/1901 Esas ve 2012/798 Karar sayılı ilamı ile ''...davacı şirketin ürettiği elektriği serbest tüketicilere sattığı ve perakende satış hizmet tarifesinin kWh üzerinden alınmasına ilişkin kuralın serbest tüketiciler yönünden hukuka aykırı olduğu iddiasında bulunulduğunun anlaşıldığını, bu durumda davacının dava konusu işlemlerin iptali isteminin serbest tüketicilere yönelik olduğu dikkate alındığında Daire kararının da ''serbest tüketicilerle'' sınırlı olarak uygulanacağı...'' şeklinde düzeltilerek onanmıştır. Perakende satış hizmet fiyatının EPDK tarafından yeniden değerlendirilerek 01/08/2002 Tarih ve 24843 sayılı resmi gazetede yayınlanan Elektrik Piyasası Tarifeler Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile "2011-2015 döneminde perakende satış hizmet tarifesinin kwh bazında belirlenmesine" ilişkin Geçici 11.maddenin eklendiği, bu düzenlemenin ise 31/12/2011 Tarih ve 28159 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan yönetmelik ile yürürlükten kaldırıldığı, Danıştay 13. Dairesi'nin 31/03/2015 Tarih, 2011/691 Esas ve 2015/1362 Karar sayılı kararı ile Elektrik Piyasası Tarife Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 11. maddesinin ve dava konusu Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu'nun 28.12.2010 günlü, 2977, 2978, 2979, 2980, 2981, 2982, 2983, 2984, 2985, 2986, 2987, 2988, 2989, 2990, 2991, 2992, 2993, 2994, 2995, 2996, 2997, 2998, 2999 sayılı ve 29.12.2010 günlü, 3002 sayılı kararların bu yönetmelik maddesine göre tesis edilen kısımların serbest tüketiciler bakımından iptaline karar verildiği, karara karşı yapılan temyiz isteminin Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 22/11/2017 Tarih, 2015/3455 Esas ve 2017/3790 Karar sayılı karar ile reddi ile kararın onanmasına karar verildiği anlaşılmıştır. Bilindiği üzere iptal kararları, iptali istenen tasarrufu ve ona bağlı işlemleri yapıldıkları tarihten itibaren ortadan kaldırmakta, yani geçmişe etkili olmaktadır. İşlem hiç yapılmamış gibi hüküm ve sonuç doğurur, işlemden önceki hukuki duruma dönülür ve genele etkilidir. İptal edilen İdari işleme bağlı olan diğer işlemlerde ortadan kalkar. İptal kararının bu özelliği dava konusu İdare tasarrufundan önceki hukuki durumun sağlanması gerektiğinden kaynaklanmaktadır. Yani iptal kararları, iptal edilmiş olan İdari işlemin hukuk aleminde hiç doğmamış hale getirmektedir. Bununla birlikte İptal kararları herkes bakımından geçerlidir. Aynı İdari işlemin iptali amacıyla başkalarının da iptal davası açması gerekmemektedir. İptal kararı davacının yanı sıra iptal olunan İdari işlemin etkide bulunduğu diğer kimseler hakkında da hüküm ifade eder. (Yargıtay 3.Hukuk Dairesi'nin 2019/2710 Esas ve 2019/10461 Karar sayılı ilamı) Danıştay 13. Dairesi'nin yukarıda bahsedilen iptal kararlarının serbest tüketicilerle sınırlı olarak uygulanması gerektiğine yönelik gerekçeyle onanarak kesinleşmesinden sonra EPDK tarafından serbest tüketiciler için yürürlüğe konulmuş psh bedellerinin nispi olarak tahsiline ilişkin açık bir hüküm/düzenleme bulunmadığı, davalı vekili ve feri müdahil vekilinin istinaf başvuru dilekçelerinde yer alan kurul karalarında da açık ve net olarak nispi olarak tahsilat yapılacağına yönelik hüküm bulunmadığı gibi bir an için davalının ve feri müdahilin bu yöndeki savunmalarının kabul edilmesi ihtimalinde dahi üst norm niteliğinde olan Yönetmelik hükmünün 31/12/2011 Tarih ve 28159 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan bir başka yönetmelik ile yürürlükten kaldırılması ve yine Danıştay tarafından önüne gelen uyuşmazlıkta ayrıca bu hususta da değerlendirme yapılarak serbest tüketiciler yönünden düzenlemenin iptaline yönelik karar verilmesi nedeni ile alınan kurul kararlarının hukuki dayanağının ortadan kalktığı, tüm bu nedenlerle davacının serbest tüketici olduğunun tespiti halinde talep konusu 2011 ve sonrasındaki dönemde psh ve sayaç okuma bedelinin maktu olarak tespiti ile yapılacak mahsup sonrası fazladan ödenen bedellerin iadesine karar vermek gerekeceği, davaya konu uyuşmazlığın davacı ile davalı şirket arasındaki elektrik enerjisi satışına ilişkin perakende satış sözleşmesinden kaynaklanması nedeni ile uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevli olduğu, davacının dava dilekçesinde açıkça sayaç okuma ve faturalama hizmetlerine karşılık olarak perakende satış hizmet bedelinin iadesi talebinde bulunduğu da görüldüğünden davalı ve feri müdahil vekilinin bu yönlere ilişkin istinaf istemlerine itibar edilmemiştir. Serbest tüketici yönünden yapılan incelemede: Bu aşamada davacının serbest tüketici olup olmadığının tespiti gerekmektedir. Buna göre; 6446 sayılı Kanun’un 3/1/cc bendinde serbest tüketici tanımlanmış olup buna göre Kurul tarafından belirlenen elektrik enerjisi miktarından daha fazla tüketimi bulunduğu veya iletim sistemine doğrudan bağlı olduğu veya organize sanayi bölgesi tüzel kişiliğini haiz olduğu için tedarikçisini seçme hakkına sahip gerçek veya tüzel kişiler olarak belirtilmiştir. Yine, Elektirik Piyasası Serbest Tüketici Yönetmeliğinin “serbest tüketici kapsamı” başlıklı 5. maddesinde de “Aşağıdaki koşulları sağlayan tüketiciler serbest tüketici olarak kabul edilir; a) İletim sistemine doğrudan bağlı olan tüketiciler, b) Bir önceki takvim yılına ait toplam elektrik enerjisi tüketimleri serbest tüketici limitini geçen tüketiciler, c) İçinde bulunulan yılda gerçekleşen toplam elektrik enerjisi tüketimleri serbest tüketici limitini geçen tüketicilerin” serbest tüketici niteliğini kazandığı kabul edilmiş ve bu bağlamda kanunla paralel düzenleme yoluna gidilmiştir. Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; dosya kapsamında alınan bilirkişi raporlarında da açık ve net olarak tespit edildiği üzere davacı şirketin gerek yönetmeliğin 5/b ve gerekse 5/c maddesine göre dava konusu yıllara ilişkin yapmış olduğu tüketim miktarlarının serbest tüketiciler için belirlenen limitlerin üzerinde olduğu görüldüğünden davacının serbest tüketici olduğu kanaatine varılarak davalı ve feri müdahil vekilinin bu yöne ilişkin istinaf istemlerine itibar edilmemiştir. Belirsiz alacak davası yönünden yapılan incelemede; Davalı ve feri müdahil vekili tarafından işbu davanın HMK 107 maddesi kapsamında belirsiz alacak davası olarak açılamayacağı itirazında bulunmuş ise de; davalı tarafından davacı adına düzenlenen ve dava konusu edilen faturalarda perakende satış hizmet bedeli tutarı yazılmış ise de dava konusu edilen döneme ilişkin davalı tarafından alınması gereken maktu ücretin ne olması gerektiği ve bu nedenle toplam ne kadarlık maktu ücret bedelinin mahsup edilerek fazladan tahsil edilen nispi bedelin iade edilmesi gerekeceğinin davacı tarafından bilinmesinin beklenemeyeceği, bu nedenle davada fazla ödendiği iddia edilen psh ve sayaç okuma bedellerinin miktarlarının tespitinin yargılamayı gerektirmesi sebebiyle davanın belirsiz alacak davası olarak açılması mümkün olduğundan davalı ve feri müdahil vekilinin bu yöne ilişkin istinaf istemlerine itibar edilmemiştir. Husumet yönünden yapılan incelemede; Her ne kadar davalı ... EDAŞ tarafından husumetin kendisine yöneltilemeyeceği ileri sürülmüş ise de dava konusu edilen ve örnekleri dava dosyası içerisinde bulunan 2011-2013 arasındaki döneme ilişkin faturaların davalı ... Edaş tarafından düzenlendiği ve tahsilatın da bu şirket tarafından yapıldığı görüldüğünden davalı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf itirazlarına itibar edilmemiştir. Faiz türü, faiz başlangıcı ve KDV yönünden yapılan incelemede; Dava dilekçesinde her bir faturanın tahsil tarihinden itibaren faiz talep edilmiş ise de, davaya konu uyuşmazlığın sözleşmeden kaynaklanan alacak istemine ilişkin olduğu, davalı şirketin dava tarihi öncesi temerrüde düşürüldüğüne yönelik bir belgenin dosya kapsamında bulunmadığı, bu nedenle dava tarihi öncesi işlemiş faizin bulunmadığı, yine 21/07/1953 tarihinde yürürlüğe giren 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Kanunu'nun 1 ve 3 üncü maddelerinde, bu kanunun uygulanacağı kuruluşlar arasında davacının içinde bulunduğu özel hukuk tüzelkişilerine yer verilmediği, bu nedenle 6183 sayılı Kanun'un 51. maddesine göre faiz talebinin somut olayda uygulama yerinin bulunmadığı (aynı doğrultuda Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 22/03/2022 Tarih, 2022/764 Esas ve 2022/2551 Karar), tarafların tacir olması da gözetilerek dava tarihinden itibaren avans faize hükmedilmesinin usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin bu yönlere ilişkin istinaf itirazlarına itibar edilmemiştir. Zamanaşımı yönünden yapılan incelemede; 26 Mart 2020 tarihli ve 31080 (Mükerrer) sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 7226 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un geçici 1. maddesinin ilgili bölümü şöyledir: “(1)Covid-19 salgın hastalığının ülkemizde görülmüş olması sebebiyle yargı alanındaki hak kayıplarının önlenmesi amacıyla; “a) Dava açma, icra takibi başlatma, başvuru, şikâyet, itiraz, ihtar, bildirim, ibraz ve zamanaşımı süreleri, hak düşürücü süreler ve zorunlu idari başvuru süreleri de dâhil olmak üzere bir hakkın doğumu, kullanımı veya sona ermesine ilişkin tüm süreler; 06.01.1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, 04.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve 12.01.2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile usul hükmü içeren diğer kanunlarda taraflar bakımından belirlenen süreler ve bu kapsamda hâkim tarafından tayin edilen süreler ile arabuluculuk ve uzlaştırma kurumlarındaki süreler 13.03.2020 (bu tarih dâhil) tarihinden, … itibaren 30.04.2020 (bu tarih dâhil) tarihine kadar durur. Bu süreler, durma süresinin sona erdiği günü takip eden günden itibaren işlemeye başlar. Durma süresinin başladığı tarih itibarıyla, bitimine on beş gün ve daha az kalmış olan süreler, durma süresinin sona erdiği günü takip eden günden başlamak üzere on beş gün uzamış sayılır. Salgının devam etmesi halinde Cumhurbaşkanı durma süresini altı ayı geçmemek üzere bir kez uzatabilir ve bu döneme ilişkin kapsamı daraltabilir. Bu kararlar Resmî Gazete’de yayımlanır...." Bilahare 30.04.2020 tarihli ve 31114 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile de yargı alanındaki hak kayıplarının önlenmesi amacıyla getirilen bu sürelerin 01.05.2020 (bu tarih dâhil) tarihinden 15.06.2020 (bu tarih dâhil) tarihine kadar uzatılmasına karar verilmiştir. 120 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Yargı Alanında Alınan Tedbirlere İlişkin Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin “Yargı alanında alınan tedbirler” başlıklı 2. maddesinin birinci fıkrasında “08.02.2023 tarihli ve 6785 sayılı Cumhurbaşkanı Kararıyla olağanüstü hal ilan edilen illerde, yargı alanında hak kayıplarının önlenmesi amacıyla; a) Dava açma, icra takibi başlatma, başvuru, şikâyet, itiraz, ihtar, bildirim, ibraz ve zamanaşımı süreleri, hak düşürücü süreler ve zorunlu idari başvuru süreleri de dâhil olmak üzere bir hakkın doğumu, kullanımı veya sona ermesine ilişkin tüm süreler; 06.01.1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, 04.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve 12.01.2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile usul hükmü içeren diğer kanunlarda taraflar veya ilgililer bakımından belirlenen süreler ve bu kapsamda hâkim tarafından tayin edilen süreler ile arabuluculuk ve uzlaştırma kurumlarındaki süreler, b) 09.06.1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu ile takip hukukuna ilişkin diğer kanunlarda belirlenen süreler ve bu kapsamda hâkim veya icra ve iflas daireleri tarafından tayin edilen süreler, c) Nafaka alacaklarına ilişkin icra takipleri hariç olmak üzere tüm icra ve iflas takipleri, taraf ve takip işlemleri, yeni icra ve iflas takip taleplerinin alınması, ihtiyati haciz kararlarının icra ve infazına ilişkin işlemler, 06.02.2023 (bu tarih dâhil) tarihinden itibaren 06.04.2023 (bu tarih dâhil) tarihine kadar durur. Bu süreler, durma süresinin sona erdiği günü takip eden günden itibaren işlemeye başlar.” düzenlemesine, yedinci fıkrasında da; “Yerleşim yeri olağanüstü hal ilan edilmeyen iller olan kişilerin; olağanüstü hal ilan edilen illerde kan veya kayın hısımlarının bulunması veya olağanüstü hal ilan edilen illerde felakete uğrayanların kurtarılması, meydana gelen hasar ve zararın telafi edilmesi ya da ihtiyaçların karşılanması amacıyla bu illere gitmeleri halinde bu madde hükmü, söz konusu kişiler bakımından 06.03.2023 (bu tarih dâhil) tarihine kadar ülke genelinde uygulanır. ” düzenlemesine yer verilmiştir. 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun "Arabuluculuk sürecinin başlaması ve sürelere etkisi" kenar başlıklı 16. maddesi ise şu şekildedir: "(1) Arabuluculuk süreci, dava açılmadan önce arabulucuya başvuru hâlinde, tarafların ilk toplantıya davet edilmeleri ve taraflarla arabulucu arasında sürecin devam ettirilmesi konusunda anlaşmaya varılıp bu durumun bir tutanakla belgelendirildiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Dava açılmasından sonra arabulucuya başvuru hâlinde ise bu süreç, mahkemenin tarafları arabuluculuğa davetinin taraflarca kabul edilmesi veya tarafların arabulucuya başvurma konusunda anlaşmaya vardıklarını duruşma dışında mahkemeye yazılı olarak beyan ettikleri ya da duruşmada bu beyanlarının tutanağa geçirildiği tarihten itibaren işlemeye başlar. (2) Arabuluculuk sürecinin başlamasından sona ermesine kadar geçirilen süre, zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin hesaplanmasında dikkate alınmaz." Uyuşmazlığın temeli yanlar arasındaki elektrik satış sözleşmesinden kaynaklandığından TBK 146 maddesi gereğince 10 yıllık zaman aşımına tabi olup davalı tarafından davacı adına düzenlenen ve dava konusu edilen ilk fatura kesim tarihi 18/01/2011 olmakla bu tarihten itibaren 10 yıllık zaman aşımı süresi 18/01/2021 tarihine denk gelmekte ise de 7226 Sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un Geçici 1. maddesi ve 2480 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı gereğince pandemi nedeniyle 13.03.2020 (bu tarih dahil) tarihinden itibaren 15.06.2020 (bu tarih dahil) tarihine kadar geçen 95 günlük sürede zamanaşımı duracağından ve keza 6325 Sayılı Yasanın 19/2 maddesi gereğince arabuluculuk sürecinin başlamasından sona ermesinden kadar geçirilen süre zamanaşımı süresinin hesaplanmasında dikkate alınmayacağından taraflar arasında 01/03/2021 ila 27/04/2021 tarihleri arasında geçen 54 günlük arabulucuk süresininde zamanaşımı hesabında dikkate alınmaması gerektiğinden her iki sürenin (toplam durma süresi 149 gün) eklenmesi ile birlikte davanın 06/05/2021 tarihinde yasal 10 yıllık zamanaşımı süresi içerisinde açılmış olduğu ve alacağın zamanaşımına uğrayan kısmının bulunmadığı, bu nedenle mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken kısmen kabulüne yönelik kararın usul ve esas bakımından hukuka aykırı olduğu anlaşıldığından davalı ve feri müdahil vekilinin bu yönlere ilişkin istinaf istemlerinin reddine, davacı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf isteminin ise kabulüne karar verilmiştir. HMK'nın 353/1-b.2 maddesinde yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında karar verileceği belirtilmiş olup anılan yasal düzenleme ve yukarıda yapılan açıklamalar uyarınca, davalı ve feri müdahil vekilinin istinaf istemlerinin esastan reddine, davacı vekilinin istinaf itirazının kısmen kabulüne, mahkemece verilen hükmün 353/1-b.2 maddesi uyarınca kaldırılarak yeniden esas hakkında karar verilmesine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; I- Davalı vekilinin ve feri müdahil vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.(1) maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, II-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KISMEN KABULÜ ile ilk derece mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, Davanın esası hakkında yeniden hüküm kurulmasına, giderek; 1-Davanın KABULÜ İLE; 893.038,70 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsil edilerek davacıya ödenmesine, 2-Alınması gerekli 61.003,47 TL nisbi karar ve ilam harcından peşin alınan 853,88 TL harç ve 14.397,00 TL tamamlama harcı olmak üzere toplam 15.250,88 TL harcın mahsubu ile bakiye 45.752,59 TL nisbi karar ve ilam harcının davalıdan alınarak hazineye irad kaydına, 3-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A maddesinin 13.fıkrası uyarınca zorunlu arabuluculuk giderleri yargılama giderlerinden sayıldığından arabuluculuk tutanağının düzenlendiği tarihte yürürlükte bulunan Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesi uyarınca maktu 1.320,00 TL arabuluculuk ücretinin davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 4-Davacı tarafından yapılan 59,30 TL başvurma harcı, 853,88 TL peşin harç ve 14.397,00 TL tamamlama harcı olmak üzere toplam 15.310,18 TL harç nedeniyle yapılan yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 5-Davacı tarafından yapılan 9.190,10 TL tebligat, bilirkişi, talimat ve posta giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, bakiye yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, 6-Davacı yargılama sırasında kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden İstinaf karar tarihinde yürürlükte olan AAÜT gereğince hesaplanan 139.955,8 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 7-Hüküm kesinleştiğinde kullanılmayan gider avansının ilgilisine iadesine, İstinaf yargılaması bakımından; III- Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 57.469,14 TL İstinaf nispi karar ve ilam harcından peşin alınan 14.367,29 TL İstinaf nispi karar harcının mahsubu ile bakiye 43.101,85 TL İstinaf nispi karar harcının davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına, IV-Fer’i müdahilden alınması gereken 615,40 TL İstinaf maktu karar harcından peşin alınan 269,85 TL harcın mahsubu ile bakiye 345,55 TL harcın fer’i müdahilden alınarak hazineye gelir kaydına, V-Davacıdan tahsil edilen 269,85 TL İstinaf maktu karar harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, VI-Davalı ve feri müdahil tarafından yapılan İstinaf yargılama giderlerinin istinaf kanun yoluna başvuranlar üzerinde bırakılmasına, VII-Davacı tarafından yapılan 80,00 TL İstinaf yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, VIII-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, IX-Kullanılmayan gider avansının kararın kesinleşmesinden sonra HMK'nın 333. maddesi uyarınca ilgililerine iadesine, X-Temyizi kabil olan bu kararın, 6100 sayılı Kanunun 359/4. maddesi gereğince Dairemiz tarafından tebliğe çıkartılmasına, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 361.maddesi gereğince; Dairemizin kararının taraflara tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde kararı veren Adana Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesine yahut temyiz edenin bulunduğu yer Bölge Adliye Mahkemesi ilgili Hukuk Dairesine veya Dairemize gönderilmek üzere İlk derece Mahkemesine verilebilecek bir dilekçe ile Yargıtay ilgili Hukuk Dairesi nezdinde temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 20/11/2025 Başkan e-imzalıdır Üye e-imzalıdır Üye e-imzalıdır Katip e-imzalıdır