1. Hukuk Dairesi 2012/619 E. , 2012/3621 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ARHAVİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 26/07/2011 Taraflar arasında görülen davada; Davacı, kayden davalıya ait .. parsel sayılı taşınmazın 127,47 m² kısmının kıyı kenar çizgisi içinde kaldığını ileri sürerek, tapu iptal ve tescil dışı bırakılmasına karar verilmesini istemiş, yargılama sırasında iptal ve terkin istenilen miktar yönünden dava dilekçesini ıslah etmiştir. Davalı, davanın reddini savunmuştur. Davanın kısmen kabu
**1. Hukuk Dairesi 2012/619 E. , 2012/3621 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : ARHAVİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 26/07/2011 Taraflar arasında görülen davada; Davacı, kayden davalıya ait .. parsel sayılı taşınmazın 127,47 m² kısmının kıyı kenar çizgisi içinde kaldığını ileri sürerek, tapu iptal ve tescil dışı bırakılmasına karar verilmesini istemiş, yargılama sırasında iptal ve terkin istenilen miktar yönünden dava dilekçesini ıslah etmiştir. Davalı, davanın reddini savunmuştur. Davanın kısmen kabulüne dair verilen karar, Dairece; “ ... nizalı taşınmazın kıyı-kenar çizgisi içinde kalan bölümünün devletin hüküm ve tasarrufu altında ve kamu malı niteliğinde özel mülkiyete konu olamayacak (Anayasanın 43, 3402 sayılı Kadastro Yasasının 16/C maddesi gereğince) yerlerden olduğu keşfen saptanmış ise de; 25.2.2009 tarihinde kabul edilip, 14.3.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5841 sayılı Yasanın 2 ve 3. maddesi hükmü gözetildiğinde kadastro tespitinin kesinleştiği tarih ile davanın açıldığı tarih arasında 3402 sayılı Yasanın 12. maddesinde sözü edilen 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçmiş olduğu, hal böyle olunca; davanın hak düşürücü süreden dolayı reddine karar verilmesi, öte yandan dava tarihinde davacı hazinenin davasında haklı olduğu anlaşıldığına göre, davalının tüm yargılama giderlerinden ve avukatlık ücretinden sorumlu tutulması gerektiği” hususlarına değinilerek bozulmuş, mahkemece bozma ilamına uyularak davanın reddine karar verilmiştir.Karar, davacı temsilcisi tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu. Düşüncesi alındı. Dosya incelendi. Gereği görüşülüp, düşünüldü. Dava; tapu iptali ve sicilin kütükten terkini isteğine ilişkin olup, yerel mahkemece kurulan hükmün Dairece; 14.03.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5841 Sayılı Yasa hükümleri uyarınca hak düşürücü süreden dolayı davanın reddinde bir isabetsizlik olmadığı, ancak dava açıldığı tarih itibariyle Hazinenin haklı olduğu, yasa değişikliği nedeniyle davanın reddine karar verildiği anlaşıldığına göre yargılama giderleri ve avukatlık ücretinden davalıların sorumlu tutulması gereğine değinilerek bozulduğu, mahkemece bozmaya uyularak; hak düşürücü süreden dolayı davanın reddine, 6099 Sayılı Yasanın 16. maddesi hükmü gereğince yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verildiği görülmektedir. Hemen belirtmek gerekir ki; 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 16. maddesi ile değişik 3402 sayılı Yasanın 36/A maddesinde “ Kadastro işlemi ile oluşan tespit ve kayıtların iptali için Devlet ve diğer kamu kurum ve kuruluşları tarafından kayıt lehtarına karşı Kadastro Mahkemeleri ile genel mahkemelerde açılan davalarda davalı aleyhine vekalet ücreti dahil, yargılama giderine hükmolunmayacağı ” öngörülmüş olup bu düzenleme uyarınca yargılama giderlerinden davalı tarafın sorumlu tutulmamış olmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Davacının bu yöne değinen temyiz itirazları yerinde değildir. Reddine. Davacı temsilcisinin öteki temyiz itirazlarına gelince; gerçekten de işin esası bakımından 5841 sayılı Yasanın yürürlüğü döneminde davanın hak düşürücü süreden reddedilmiş olması doğrudur. Ancak anılan yasa Anayasa Mahkemesinin 12.05.2011 tarih 2009/31 E. 2011/77 K. sayılı kararı ile iptal edilmiş ve 23.07.2011 tarihinde resmi gazetede yayımlanarak iptal hükmü yürürlüğe girmiştir. Öyle ise, kesin hüküm halini almamış ve kazanılmış hakkın istisnasını teşkil eden bu durum karşısında 5841 Sayılı Yasa hükümleri uyarınca davanın reddine ilişkin olarak kurulan hükmün, verildiği tarih itibarıyla doğru olduğu ve Anayasanın 153. maddesine göre iptal kararlarının geriye yürümeyeceği düşünülse de 10.3.1969 gün ve 1/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçe bölümünde belirtildiği üzere iptal kararlarının kesin şekilde çözüme bağlanmış uyuşmazlıkları etkilemeyeceği ancak henüz kesin çözüme bağlanmamış uyuşmazlıkların iptal kapsamında değerlendirilmesi gerekeceği kuşkusuzdur. Bu durumda “davanın hak düşürücü süreden reddine ilişkin kurulan kararın” Anayasa Mahkemesi’nin anılan iptal kararından sonra doğru olduğu söylenemez. Zira kamu düzeninin söz konusu olduğu bütün haller istisnanın kapsamına girer. Hal böyle olunca; işin esasının 28.11.1997 tarih 5/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına göre değerlendirilmesi bakımından karar bozulmalıdır. Davacı Hazine temsilcisinin temyiz itirazları belirtilen nedenlerle yerindedir. Kabulüyle, hükmün 12.01.2011 tarihinde kabul edilen ve 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.'nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 29.03.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.