Başvurucu, kendisine ait olduğunu iddia ettiği taşınmazın kadastro çalışması sonucu orman vasfında görülerek Hazine adına tescil edilmesi işleminin iptali istemiyle açtığı davada, karar duruşmasından bir önceki duruşmada belirlenen ve Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) üzerinde görünen tarihten iki gün önce Mahkemece duruşma açılarak karar verildiğini, böylece görüşlerini sunmasına fırsat verilmeden davasının reddedildiğini, ayrıca Yargıtay’a yaptığı karar düzeltme isteminin reddedilerek kendisine
Başvurucu, kendisine ait olduğunu iddia ettiği taşınmazın kadastro çalışması sonucu orman vasfında görülerek Hazine adına tescil edilmesi işleminin iptali istemiyle açtığı davada, karar duruşmasından bir önceki duruşmada belirlenen ve Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) üzerinde görünen tarihten iki gün önce Mahkemece duruşma açılarak karar verildiğini, böylece görüşlerini sunmasına fırsat verilmeden davasının reddedildiğini, ayrıca Yargıtay’a yaptığı karar düzeltme isteminin reddedilerek kendisine para cezası verildiğini, bu nedenle mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tazminat talebinde bulunmuştur. Başvuru, 7/11/2012 tarihinde Salihli Kadastro Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. Bölüm tarafından 25/12/2012 tarihinde yapılan toplantıda kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir Başvuru konusu olay ve olgular ile başvurunun bir örneği görüş için 21/5/2013 tarihinde Adalet Bakanlığına gönderilmiş, Adalet Bakanlığının 17/7/2013 tarihli görüş yazısı 25/7/2013 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir. Başvurucu vekili Adalet Bakanlığı görüşüne karşı beyanlarını yasal süresinde sunmamıştır. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Demirci İlçesinde 2008 yılında yapılan kadastro çalışması sonucu sekiz farklı tutanakla birçok taşınmaz, tarla, bağ, ev, arsa, depo ve ahır vasfıyla başvurucu adına tespit görmüştür. Başvurucunun kendisi adına tespit gören taşınmazlar dışında tarla olarak 30 yıldır zilyetliğinde bulundurduğunu iddia ettiği Gülpınar Köyü 103 ada 1 numaralı parsel ve 104 ada 1 numaralı parsel içinde yer alan taşınmazlar, 5/9/2008 tarihli kadastro uygulaması ve 13/9/2008 tarihli kadastro tutanaklarıyla orman vasfında olmaları nedeniyle Hazine adına tespit edilmiştir. Başvurucu hakkında 2004 yılında, orman alanını yasa dışı olarak işgal ettiği iddiasıyla ceza davası açılmıştır. Başvurucu, 15/10/2008 tarihinde bahsedilen taşınmazlardan bir kısmını 17/1/1963 tarihli tapu kaydına göre taşınmazın maliki olan Ali Yıldırım isimli bir şahıstan satış senedi ile aldığını, taşınmazların kendisi adına vergi kaydı bulunduğunu ve bahsedilen taşınmazları zilyet olarak kullandığını iddia ederek, kadastro tespitinin iptali ve taşınmazların kendi adına tarla vasfıyla tescili talebiyle Demirci Kadastro Mahkemesinde (Mahkeme) dava açmıştır. Demirci Sulh Ceza Mahkemesi, 19/10/2009 tarihinde, üzerine atılı suçla ilgili olarak başvurucu hakkında beraat kararı vermiştir. Mahkemece 12/05/2011 tarihinde dava konusu taşınmazlarda fen, orman ve ziraat bilirkişisi refakatinde keşif yapılmıştır. Başvurucu iki adet taşınmaz için dava açtığı halde keşif sırasında mahkeme ve keşif heyetine üç adet taşınmaz göstermiştir. Bunlar Mahkemece 1, 2, 3 numaralı taşınmazlar olarak numaralanmıştır. Başvurucu 1 numaralı taşınmazın dayanak tapusunu Mahkemeye sunmuştur. Keşif sırasında dinlenen iki tanık ve mahalli bilirkişi tapu kaydı kapsamında kaldığı iddia edilen 1 numaralı taşınmazın kimden alındığını bilmediklerini, iki mahalli bilirkişi ve başvurucunun gösterdiği üç tanıktan biri ise taşınmazı başvurucunun Hikmet Koç isimli şahıstan satın alındığını ve başvurucunun dayandığı Ali Yıldırım adına tapu kaydının 1 numaralı taşınmazı kapsamadığını beyan etmişlerdir. Tapu kaydına dayanılmayan 2 numaralı taşınmazla ilgili olarak ise mahalli bilirkişiler ve başvurucunun gösterdiği tanıklar bu taşınmazı başvurucunun Hikmet Koç’tan aldığını ve kullandığını ifade etmişlerdir. Tapu kaydına dayanılmayan 3 numaralı taşınmazla ilgili olarak ise mahalli bilirkişiler ve başvurucunun gösterdiği tanıklar bu taşınmazın kullanılmadığını belirtmişlerdir. Mahkemece tapu evrakları üzerinde yapılan incelemede başvurucunun sunduğu dayanak tapu kaydı maliklerinden Ali Yıldırım’ın, taşınmazdaki hissesini başvurucu dışında üçüncü şahıslara sattığı görülmüştür. Başvurucu ve vekili 13/10/2011 tarihli duruşmaya mazeretleri nedeniyle katılamamışlar, aynı tarihli Mahkeme ara kararıyla, sundukları mazeret kabul edilmiş ve duruşma gününü UYAP üzerinden öğrenmelerine, sonraki duruşmanın 23/11/2011 tarihinde saat:10:15’te yapılmasına karar verilmiştir. 18/10/2011 tarihli bilirkişi raporlarında, dava konusu taşınmazlar üzerinde yer yer kapalılık teşkil eden, palamut, saçlı meşe ve mazı meşe ağaçları bulunduğu, 2 numaralı taşınmazın sürüldüğü, 1 numaralı taşınmazın kısmen sürüldüğü, 3 numaralı taşınmazın ise sürülmediği ve tarla olarak kullanılmadığı, memleket haritasında yeşil renkli alanda kaldıkları, 1953 ve 1970 tarihli hava fotoğraflarında meşe ağacı ve çalı ile kaplı olduklarının göründüğü, ormana bitişik ve ormanın devamı oldukları, dolayısıyla orman sayılan yerlerden oldukları ifade edilmiştir. UYAP üzerinde de sonraki duruşma günü olarak 23/11/2011 tarihi görüldüğü halde duruşma 21/11/2011 tarihinde yapılmış ve bu duruşmada bilirkişi raporları okunarak birer örneği davalı Hazine (İdare) temsilcisine verilmiş ve bilirkişi raporu hakkında görüşü sorularak itirazları duruşma tutanağına kaydedilmiştir. Mahkeme 21/11/2011 tarih ve E.2008/47, K.2011/39 sayılı kararla taşınmazların tapu kayıtları, bilirkişi ve tanık beyanlarına göre tapusuz oldukları ve orman niteliğinde olmaları nedeniyle zilyetliğe değer verilemeyeceği gerekçesiyle taşınmazların tespiti gibi tesciline karar vererek davayı reddetmiştir. Başvurucu ilk derece mahkemesi karar duruşma gününün kendisine yanlış bildirildiğini, duruşmanın yapılması öngörülen tarihten iki gün önce yapıldığını da ileri sürerek temyiz başvurusunda bulunmuştur. Temyiz talebini inceleyen Yargıtay Hukuk Dairesi, 11/6/2012 tarih ve E.2012/2577, K.2012/8867 sayılı kararıyla, orman kadastrosunun 3402 sayılı Kanun’un 5304 sayılı Kanun ile değişik maddesi hükümlerine göre yapıldığı ve çekişmeli parsellerin orman sınırları içinde yer aldığı ve bu nedenle özel mülkiyet konusu olmasına yasal olarak olanak bulunmadığı gerekçesiyle talebi reddederek yerel mahkeme kararını onamıştır. Başvurucunun belirlenen tarihten erken yapılması nedeniyle, bilirkişi raporlarının da okunduğu duruşmada hazır bulunamadığı iddiasına ilişkin ise bir açıklamaya kararda yer verilmemiştir. Başvurucunun karar düzeltme talebi de aynı Dairenin 25/9/2012 tarih ve 2012/10890, K. 2012/10723 sayılı kararı ile reddedilmiş ve karar aynı tarihte kesinleşmiştir. Kesinleşen karar başvurucuya 10/10/2012 tarihinde tebliğ edilmiş ve başvurucu 7/11/2012 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.B. İlgili Hukuk 22/11/2011 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “Tescil” başlıklı maddesi şöyledir:“Taşınmaz mülkiyetinin kazanılması, tescille olur.Miras, mahkeme kararı, cebrî icra, işgal, kamulaştırma hâlleri ile kanunda öngörülen diğer hâllerde, mülkiyet tescilden önce kazanılır. Ancak, bu hâllerde malikin tasarruf işlemleri yapabilmesi, mülkiyetin tapu kütüğüne tescil edilmiş olmasına bağlıdır.” 4721 sayılı Kanun’un “Olağanüstü zaman aşımı” maddesinin birinci fıkrası şöyledir: “Tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir taşınmazı davasız ve aralıksız olarak yirmi yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişi, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir” 21/6/1987 tarih ve 3402 sayılı Kadastro Kanun’un “Kadastro çalışma alanı, ilan ve itiraz” kenar başlıklı maddesinin 5304 sayılı Kanunla değişik üçüncü fıkrası şöyledir:“Çalışma alanında orman bulunması ve 6831 sayılı Orman Kanununa göre orman kadastrosuna başlanılmamış olması halinde, orman kadastrosu ve bu ormanların içinde ve bitişiğinde her çeşit taşınmaz malların ormanlarla müşterek sınırlarının tayini ve tespiti kadastro ekibi tarafından yapılır. Ancak, bu çalışmalarda kadastro ekibine, Orman Genel Müdürlüğü taşra teşkilâtınca görevlendirilecek en az bir orman yüksek mühendisi veya orman mühendisi ile tarım müdürlüklerince görevlendirilecek bir ziraat yüksek mühendisi veya ziraat mühendisinin bildirimden itibaren yedi gün içerisinde iştirak ettirilmesi zorunludur. Bu çalışmalara muhtar ve bilirkişilerin katılmaması halinde çalışmalar re'sen devam ettirilir. Ormanla ilgili yapılan itirazların incelenmesinde kadastro komisyonuna da itiraza konu tespitlerde görev almayan Orman Genel Müdürlüğü taşra teşkilâtınca görevlendirilecek bir orman yüksek mühendisi veya orman mühendisi ile tarım müdürlüklerince görevlendirilecek bir ziraat yüksek mühendisi veya ziraat mühendisi iştirak ettirilmesi zorunludur. Çalışma alanındaki ormanların bu ekipçe sınırlandırma ve tespitleri yapılarak otuz günlük kısmî ilâna alınır. Bu alanlarda orman kadastrosu yapılmış sayılır. Orman kadastrosu kesinleşmiş yerlerde bu sınırlara aynen uyulur.” 3402 sayılı Kanunu’nun “Kadastro tutanaklarının kesinleşmesi ve hak düşürücü süre” başlıklı maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:“Kesinleşmemiş tutanaklar herhangi bir nedenle tapuya tescil edilmişse, iddia ve taşınmazın niteliğine bakılmaksızın, taşınmazı tescil tarihinden itibaren 20 yıl müddetle malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduranlar ile bunların akdi ve kanuni halefleri açılmış ve açılacak olan davalarda medeni kanunun tapuya itimat prensibinden yararlanırlar.” 31/8/1956 tarih ve 6831 sayılı Orman Kanunu’nun maddesinin birinci fıkrası şöyledir:“Tabii olarak yetişen veya emekle yetiştirilen ağaç ve ağaççık toplulukları yerleriyle birlikte orman sayılır.” 18/6/1937 tarih ve 1086 sayılı mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:“Tashihi karar talebi esbabı mezkureye mutabık görülmezse arzuhalin reddine ve mustedii tashihten yüz liraya kadar cezayı nakdi alınmasına ve muvafık ise kabulüne karar verilir.”