DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2023/2054 E. , 2024/3345 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2023/2054 Karar No : 2024/3345 TEMYİZ EDEN (DAVALI) :...Kurulu VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVACI) : ... VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU :Danıştay Beşinci Dairesinin 14/11/2022 tarih ve E:2016/58832, K:2022/8544 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan
DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2023/2054 E. , 2024/3345 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2023/2054 Karar No : 2024/3345 TEMYİZ EDEN (DAVALI) :...Kurulu VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVACI) : ... VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU :Danıştay Beşinci Dairesinin 14/11/2022 tarih ve E:2016/58832, K:2022/8544 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararının iptaline ve bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının tazminine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesi istenilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Beşinci Dairesinin 14/11/2022 tarih ve E:2016/58832, K:2022/8544 sayılı kararıyla; Davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde görülmeyerek işin esasına geçilmiş, "Maddi Olay ve Hukuki Süreç" ile "İlgili Mevzuat"a yer verilmiş; "Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç", "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler", "Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü", "Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği" başlıkları altında genel; "Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi" başlığı altında hem genel hem de davacıya özel değerlendirmelerde bulunularak, Davacı Yönünden Yapılan Değerlendirmede; Davacının ceza yargılaması sonucunda ...Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 223. maddesinin 2. fıkrasının (e) bendi uyarınca anılan suçu işlediğinin sabit olmadığı gerekçesiyle beraatine karar verildiği bu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun ... Bölge Adliye Mahkemesi ...Ceza Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla esastan reddine karar verildiği, anılan kararın temyiz aşamasında olduğu Dairelerinin kararı tarihi itibarıyla dava dosyasının derdest olduğu olduğunun görüldüğü, Davacı hakkında tanık beyanları ve davacının kendi beyanı yönünden, davacının kendi beyanı ile aleyhinde ifade veren K.Ç. ve A.B. isimli tanık beyanlarının davacının örgütle irtibat ve iltisaklı sayılması için yeterli bir delil olarak değerlendirilmediği, HTS Kayıtları yönünden, davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan soruşturma yürütülen ve ByLock isimli programı kullanan bir kısım kişilerle görüşmelerinin örgütsel irtibat ve faaliyet kapsamında gerçekleştirildiği somut verilerle ispatlanamadığından, bahse konusu görüşmelerin davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koymaya yeterli bir delil olarak değerlendirilmediği, Diğer Hususlar yönünden, davacının cep telefonunun incelenmesi sonucu düzenlenen inceleme raporu ve 19/07/2016 tarihli tutanağın davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan delil olarak değerlendirilmesinin mümkün bulunmadığı sonucuna varıldığı, Davacı hakkındaki sosyal çevre bilgileri yönünden, davacı hakkında somut bir tespiti içermeyen sosyal çevre bilgilerinin, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan delil olarak değerlendirilmesinin mümkün bulunmadığı, Dosyada bulunan bilgi ve belgeler ile yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davalı idarece bakılmakta olan dosyada davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğuna ilişkin yeterli delil sunulmadığı, sunulan diğer delillerin ise davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyacak nitelikte olmadığı, ayrıca ilgili kamu kurumları ve özel kuruluşlarca Dairelerince 25/03/2021 tarihli ara kararına verilen cevaplarda da davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyan herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığının anlaşıldığı, Bu nedenle, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle tesis edilen dava konusu kararlarda hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varıldığı, Dava konusu kararlarda hukuka uyarlık görülmediğinden davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin tesis edildiği tarihten itibaren ödenmesi ve özlük haklarının iadesi gerektiği, Bunun yanında, davacı vekili tarafından dava açma süresi geçtikten sonra verilen, Danıştay Genel Yazı İşleri Müdürlüğü kayıtlarına 25/10/2018 tarihinde giren savunmaya cevap dilekçesinde, dava konusu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi talep edilmiş ise de, dosyanın tekemmül aşaması dikkate alındığında ayrı bir davanın konusunu oluşturabilecek nitelikte olan ve davanın genişletilmesi yasağı kapsamında kalan bu istemin incelenme imkanının bulunmadığı, Öte yandan, davalı idarece, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyacak nitelikte delillerin tespit edilmesi halinde yeniden işlem tesis edilebileceğinin de açık olduğu gerekçesiyle, Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararının davacıya ilişkin kısmının ve bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine dair aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararının davacıya ilişkin kısmının iptaline, bu kararlar nedeniyle yoksun kalınan parasal hakların davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin tesis edildiği tarihten itibaren davalı idarece davacıya ödenmesine, özlük haklarının iadesine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, usule ilişkin itirazlarının karşılanmadığı, dava konusu işlemin bir disiplin işlemi olmadığı, Dairece davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle irtibat ve iltisaklı olduğu noktasında katı bir bakış açısıyla sonuca varıldığı, davacının hâkimlik ve savcılık mesleğinde kalmasının uygun olup olmaması yönünden yapılan değerlendirmede sübut derecesinin aranmasının usul ve yasaya aykırılık oluşturduğu; Dairenin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisak ve irtibatları nedeniyle meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcılar tarafından açılan davalarda verdiği bir kısım ret kararlarında yer alan değerlendirmeler ile işbu dosyadaki gibi verilen iptal kararlarının gerekçelerinde ciddi çelişkiler bulunduğu; davacının 2014 yılında yapılan HSYK seçimleri için bir arkadaşının yönlendirmesi ile ... Adliyesine seçim çalışması için gelen sözde bağımsız aday Y.A.'yı karşıladığına yönelik kendi beyanı, K.Ç., A.B. ve S.D. isimli tanıkların beyanları, davacı hakkında düzenlenen iddianamede belirtildiği üzere davacının iletişim halinde olduğu tespit edilen 23 kişinin FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün haberleşmede kullandığı ByLock programını kullandığına yönelik tespitler ve davacının cep telefonunun incelenmesine ilişkin Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü İnceleme Raporu birlikte değerlendirildiğinde, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı ve/veya irtibatlı olduğu noktasında tereddüt bulunmadığı; ayrıca her ne kadar davacı hakkında "silahlı terör örgütüne üye olma" suçundan beraat kararı verilmiş ise de; dava konusu işlem "üyelik" isnadına değil "iltisak ve irtibat" isnadına dayandığından söz konusu kararın davacının hukuki durumunu değiştirmediği aksine işbu dosyadaki bilgi ve belgeler ve anılan beraat kararı içeriğindeki bilgilerin ve davacı hakkında düzenlenen iddianamedeki tespitlerin davacının FETÖ/PDY terör örgütüyle iltisaklı ve irtibatlı olduğunu ortaya koyduğu; 667 sayılı KHK ve 6749 sayılı Kanun uyarınca meslekten çıkarılan yargı mensuplarının 685 sayılı KHK kapsamında Danıştayda açtıkları davalardaki parasal-özlük hak, maddi/manevi tazminat ve faiz talepleri yasal dayanaktan yoksun olduğundan reddi gerektiği, söz konusu parasal/özlük hak ve faiz taleplerinin dava tarihinden itibaren dikkate alınabileceğine dair yerleşik Danıştay içtihatlarına aykırı taleplerin kabulünün mümkün olmadığı, dava konusu işlemlerde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığından, parasal hak ve faiz talebinin de reddi gerektiği ileri sürülmektedir KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, ceza yargılaması neticesinde delil yetersizliği gerekçesiyle beraatine karar verildiği ve bu kararın kesinleştiği; 2014 yılı HS(Y)K seçimleri dönemimde bağımsız aday olan Y.A. ile Adalet Akademisinde eğitim aldığı dönemde tanıştığı, aynı zamanda hemşehrisi olan bu kişinin seçim kampanyası amacıyla Ağrı iline geldiğinde nezaketen kendisi ile ilgilendiği, bunun dışında bir amacının olmadığı, hakkında ifade veren tanıkların beyanlarından açıkça görüldüğü üzere söz konusu örgütle hiçbir bağının bulunmadığı, Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Kurulumuzun 15/02/2024 tarihli ara kararına cevap verilmesi üzerine, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY : Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini "Yurtta Sulh Konseyi" olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır. Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir. MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır. 23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarih ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararıyla, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararıyla reddedilmiştir. Bunun üzerine temyizen incelenen dava açılmıştır. Öte yandan, davacının, ceza yargılaması sonucunda ...Ağır Ceza Mahkemesinin... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 223. maddesinin 2. fıkrasının (e) bendi uyarınca anılan suçu işlediğinin sabit olmadığı gerekçesiyle beraatine karar verilmiş, bu karara karşı yapılan istinaf başvurusu ... Bölge Adliye Mahkemesi ... Ceza Dairesinin... tarih ve E:..., K:...sayılı kararıyla esastan reddedilmiş ve anılan bu karar temyiz aşamasında Yargıtay ...Ceza Dairesinin... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile onanarak kesinleştiği kesinleşmiştir. İLGİLİ MEVZUAT : 1) Anayasa Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir. Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır." Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir. Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır. Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz." Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır." Anayasa’nın 13. maddesi: "Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz." Anayasa’nın 14. maddesi: "Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz. Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz. ..." Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir. Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz." Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz." Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz." Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: "Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler." Anayasa’nın 139. maddesi: "Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz. Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır." Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: "Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler." Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: "Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar." Aynı maddenin sekizinci fıkrası: "Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar. ..." 2) AİHS AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir." AİHS'in 8. maddesi: "Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir." AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir. Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez. Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir." 3) Kanun 667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: "Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir." Üçüncü fıkrası: "Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır." Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: "Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır. ..." 4) Etik İlkeler Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir. Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: 1) Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarih ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir. Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır. 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, "meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan "olağanüstü tedbir" niteliğindedir. Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile "terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen" üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir. Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir. Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını "kavuşan, bitişen, birleşen", irtibatlı kavramını ise "bağlantılı" olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır. Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için birtakım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır. 2) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir. Dava konusu kararların dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemlerin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemlerin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir. Öte yandan, 667 sayılı KHK'nın 3/1. maddesi uyarınca olağanüstü tedbir niteliğinde bir idari yaptırım olarak meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen yargı mensupları hakkında bu olağanüstü tedbirin sebebini oluşturan eylem ve davranışların niteliği ve mahiyeti itibarıyla aynı zamanda ceza hukuku bakımından da suç oluşturması halinde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK) uyarınca "Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmak" suçundan ceza soruşturması ve kamu davası açıldığı da görülmüştür. Bununla birlikte, 667 sayılı KHK uyarınca bir yargı mensubu hakkında terör örgütüne üyelik ve mensubiyeti olmasa da bu terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olması nedeniyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına yönelik olağanüstü idari tedbirin uygulanabilmesi karşısında, anılan yargı mensubu hakkında açılan ceza davasında beraatine karar verilmiş olmasının, ilgili hakkında anılan olağanüstü tedbirin hukuka uygunluğu yönünden yürütülen yargılama faaliyeti için bağlayıcı olmayacağı açıktır. Bu durumda, davacı hakkında ceza yargılaması sonucunda,...Ağır Ceza Mahkemesinin... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile davacının silahlı terör örgütüne üyelik suçundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 223. maddesinin 2. fıkrasının (e) bendi uyarınca anılan suçu işlediğinin sabit olmadığı gerekçesiyle beraatine karar verildiği ve bu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun ... Bölge Adliye Mahkemesi ... Ceza Dairesinin... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla esastan reddedildiği, anılan kararın temyizi üzerine Yargıtay ...Ceza Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile onanarak kesinleştiği görülmüş ise de, davacı hakkında terör örgütüne üyelik suçundan beraat kararı verilmiş olmasının, davacının FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunup bulunmadığı yönünden farklı bir değerlendirme yapılmasına hukuki engel oluşturmayacağı gibi Kurulumuz tarafından yapılacak idari yargılama yönünden bağlayıcılığı da bulunmamaktadır. Dava dosyasında yer alan davacı hakkındaki bilgi ve belgelerin değerlendirilmesine gelince; -Davacının, ... Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düzenlenen 19/07/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağında; “..2014 yılında yapılacak olan HSYK seçimleri içerisinde yanlış hatırlamıyorsan Eylül ayında yanlış hatırlamıyorsan Anayasa Mahkemesinde raportör olarak görev yapan H.M.A. arayarak benim de akademide dersime girmesi nedeniyle tanıştığım Y.A.'nın HSYK ya aday olduğunu, bir gün gelerek çayımı içmek istediğini ve kendisinin geleceğini bütün arkadaşlara haber etmemi istemesi üzerine ben de aynı memleketli olmam hasebiyle tamamen almış olduğum terbiye, örf ve adet gereği gelen misafirin geri çevrilmeyeceği yazılı olmayan kuralla hareketle bu daveti olumlu karşıladım. Kendisi Ağrı il merkezine geldi. Kendisi gelmeden önce rezervasyon yaptığım Üniversite Konuk Evinde katılmak isteyen diğer meslektaşlarımın da katılımı ile kendisini karşıladım. Burada HSYK sürecinde aday olduğunu ve gerçekleştirmeyi düşündüğü projelerini anlattı, akabinde Ağrı ilinden hareketle Erzurum iline gitti...Bu toplantıya farklı fikir ve görüşte olduğunu bildiğim meslektaşlar da katıklılar. Bundaki amaç da nezaket gereğiydi...” şeklinde beyanlarına yer verilmiştir. -Yargı mensubu olarak davacı ile aynı yerde görev yapmış ve ifadesine başvurulan K.Ç.'ye ait, ... Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 14/11/2016 tarihli sorgulama tutanağında; "...... isimli şahıs bana Bylock üzerinden seçimlerle ilgili yazışma yapıyordu. Oyları Ağrı'da kullanmamızı, seçim sonucunda sandık başında beklememizi, yukarıda belirtilen adayları desteklememiz yönünde telkinde bulunuyordu. Cemaat adaylarından Ağrı adliyesinde benim gördüğüm kadarıyla hakim ...karşılıyordu. Kendisi şuanda tutuklu olduğunu biliyorum..." Aynı şahsın davacının beraatine ilişkin ... Ağır Ceza Mahkemesinin... tarih ve E:..., K:... sayılı kararında ise; "..ben huzurda bulunan sanık ...'ı 2014 yılında ağrı iline atanmamdan sonra tanıdım. Kendisini ağrıda gördüm bu şekilde kendisi ile tanıştım,kendisi benim ile aynı kararnamede ağrı iline atandı. Bir zamanlar bu yapıya ait evlerde kaldığımı daha önce de söylemiştim. Ağrıya atandıktan sonra hsyk seçimleri yaklaşmıştı bir gün ... beni aradı benimle birlikte başsavcı ve reis dahil herkesi arayıp ağrıya seçim için gelecek hemşerisi olan bir adayın üniversitenin yemek hanesinde yapılacak bir toplantıda bizimle bir araya gelmek istediğini söyledi. Bu adayın ismi hatıladığım kadarıyla ismi Y.A.'dı. Y.A.'yı memleketlisi olması nedeniyle tanıdığı söyledi. Ben yemeğe katılacağımı söyledim ve düzenlenen bu yemeğe katıldım. Hatırladığım kadarıyla Y.A. ile birlikte başka bir bağımsız aday olan O.G. de katıldı. O yemekte başsavcı S.D. ve ağır ceza reisi K.T. ve yine adliyede olan 10-12 civarında hakim savcı katıldı. Yemeğe gittiğimizde bağımsız adaylar bekliyorlardı recep de yaşar bey in yanında duruyordu. Gelen gidenleri karşılamaya yönelik aktif bir eylemini görmedim. Bağımsız adaylar seçilmeleri halinde yapacakları çalışmalara ilişkin bir konuşma yaptılar sonrasında oradan ayrıldım. Bu yemeğe hatırladığım kadarıyla H.M.A. da gelmişti. Bu yemeğin hafta içi mi sonu mu düzenlendiğini hatırlamıyorum. Y.A. benim dersime gelmedi. Kendisinin başka sınıflarda derse girip girmediğni bilmiyorum. Sanığın seçimlere yönelik belli bir guruba yönelik çalışması yoktu. Sadece hemşerisi olduğu için Y.A. ile ilgili söylemi vardı. Ben bir zamanlar bunların sohbetlerine dini amaçlarla gittim o zamanlarda sohbet abisi furkan isimini kullanan ancak gerçek ismi olup olmadığını bilmediğim şahıstı. Bir gün bu şahıs bana bana ... dan oy istenebileceğini söyledi bende o zaman recebin cemaatten olmadığı kanısına vardım. Benim bu konuda verdiğim ifade çok seri bir şekilde gitti detaylı alınmadı benim şu anda verdiğim ifadem doğrudur. Ben izne gidene kadar bağımsız adaylardan sadece yukarıda belirttiğim şekilde sadece Y.A. ve O.G. geldi. Ben izne ayrıldıktan sonra başka bağımsız adaylarda gelmişle ancak onları kimin karşıladığı kimlerin toplantılara katıldığına dair bilgim yoktur. Yine recep in seçim çalışması yapıp yapmadığına ilişkin bir bilgim yoktur. Kendisi genelde belli bir guruba oy vermeyeceğini söylüyordu. Ben 2014 hsyk seçimlerinde oyumu tokat da kullandım. Bu sebeple seçim günü ağrı adliyesinde neler yaşandığını da bilmiyorum. Yanlış hatırlamıyorsam bu yemekten bir süre sonra kuşçubaşında çıkan bir haber adliyede herkesin diline düştü, kuşçubaşında ... ın bu yapıyla ilişkisi olduğu yazıyordu bir çok hakim savcı ile birlikte recep in odasına gidip konuştuk kendisi de bu yapı ile alakası olmadığını söyledi. Benim sohbet gurubumda recep yoktu kendisinin örgüt ile bağlantısı olup olmadığını bilmiyorum duymadım. Bilgim ve görgüm bundan ibarettir tanıklık ücreti talebim yoktur. Tanıktan sorulduğunda: Benim üniversite hayatında recebin fetöye yakın olup olmadığına ilişkin bir bilgim yoktur. Fetö evinde yurdunda kalıp kalmadığını sohbetine kampına gidip gitmediğini bilmiyorum. Ankara ilinde bu yapıya ait çalışma evinde kaldığına dair bir bilgim görgüm yoktur. Staj döneminde de bu kişinin fetö yapısı ile alakası olup olmadığına dair bilgim görgüm duyumum yoktur. Görev yaptığımız ağrı ilinde bu yapıyı ya da yapının liderini övdüğüne dair bilgim görgüm duyumum yoktur. Bende sanık da cumalara düzenli olarak giderdik. M.K. seçim çalışması için ağrıya geldiğinde kendisini karşılayıp karşılamadığını bilmiyorum çünkü az önce beyanımda da belirttiğim gibi ben izindeydim M.K. ve başka gelen adaylar ben izindeyke ağrıya gelmişler sonradan da bu konu ile ilgili detaylı bilgim yoktur. Ben sanığın seçim çalışması yapıp yapmadığını yada bağımsızlar için çalışıp çalışmadığını ademden ya da başkasından duymadım. Y.A. geldiği zaman sanık beni aradığımda kelime kalime ne dediğini hatırlamıyorum ancak Y.A.'nın hemşerisi olduğunu gelip kendisin tanıtacağını diğer hakim savcıları da arayacağını söyledi. H.M. ya da O.G. ile ilgili bir bahis geçip geçmediğini hatırlamıyorum. Seçim zamanı genel olarak adliyede bir guruplaşma vardı ancak sanık recep in bir guruba yakınlığı olup olmadığını hatırlamıyorum. Sanık başsavcı ile de görüşürdü diğer hakim savcılarlada görüşürdü kesin bir guruplaşma içerisinde yer almamıştı. Kesin olarak hükümet ya da yarsav yada bağımsızlara yönelik bir mensubiyet olup olmadığını bilmiyorum hatırlamıyorum. Hatta hatırladığım kadarıyla oyunu karışık vereceğini söyledi." şeklinde beyanda bulunduğu görülmüştür. -Yargı mensubu olarak davacı ile aynı yerde görev yapan ve ifadesine başvurulan A.B'ye ait, davacının beraatine ilişkin... Ağır Ceza Mahkemesinin... tarih ve E:..., K:... sayılı kararında yer alan beyanı "Sanığın seçim dönemindeki davranışı haricinde FETÖ ile iltisaklı herhangi bir davranışına ya da hareketine şahit olmadım. Ağrı Adliyesinde çalışıp da ihraç edilen Hakim ve Savcılarla daha samimiydi, daha sık görüşüyordu." şeklindedir. -Cumhuriyet Başsavcısı olarak davacı ile aynı yerde görev yapan ve ifadesine başvurulan S.S.'ye ait, davacının beraatine ilişkin ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararında yer alan beyanı ".. Ben... Ağır ceza mahkemesinin talimatını okudum. Anladım. Halen Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcısı olarak görev yapmaktayım. Daha önce Temmuz 2013 ile Ocak 2015 tarihleri arasında Ağrı Cumhuriyet Başsavcısı olarak görev yaptım. Görev sürem sırasında ... isimli Ağrı hakimi ile bir süre birlikte görev yaptım. ... hatırladığım kadarıyla 2014 yılı yaz kararnamesi ile Ağrı' ya atanmıştı. HSYK seçimleri sırasında bir çok kişi seçim çalışması yapmak üzere Ağrı Adliyesine ziyarete geldiler. Hatırladığım kadarıyla ilk iki grup Yargıda Birlik Derneği olarak adliyemizi ziyaret etmişti ve bizzat Cumhuriyet Başsavcısı olarak şahsımı ziyaret ederek çalışmalarına başladılar ve adliye içerisindeki ziyaretlerin bir kısmına bende refakat ettim. Başlangıçta Hakim Savcılarla konuşmalarımıda mümkün olduğunca seçim çalışmaları için gelen meslektaşları hep birlikte karşılayarak ağırlayalım şeklinde bir davranış oluşturmaya çalışıyordum ancak ilerleyen süreçte Yargıda Birlik (YBD) Derneği ile bağımsızlar adı verilen FETÖ' ye ait Hakim Savcıların oluşturduğu gruplar arasında ciddi tartışmalar yaşandığını ve bir çok ilde hoş olmayan tavırlar sergilendiğini duymaya başlamıştık. ...'ı çalışkan ve gayretli bir hakim olarak gözlemlediğim için HSYK seçimleri öncesinde de kendisinin kimlere destek olacağını öğrenmek için bir çok kez kendisini ziyaret etmiştim. Arkadaşlarını etkileme gücü de vardı. Bu nedenle onun tavrını önemsiyordum. Gittiğimde bu seçimlerde tek bir amacımızın olduğunu yargının tepesinde oluşan paralel yapının uzaklaştırılması gerektiğini, bu kliği yargıya zarar verdiğini anlatarak kendisi dahil bir çok meslektaştan seçimlerde YBD adına destek istiyordum. ... YBD' yi desteklediğini açıkça ifade etmedi ancak YBD adaylarından bir ya da iki tanesini olumlu yönde tanıdığını belki onlara oy verebileceğini ifade ettiğini hatırlıyorum. Hakim ... hatırladığım kadarıyla benim aracılığımla YBD için yaptığım her iki davete adliyede çalışan diğer hakim savcılar gibi katılmıştı. İlk YBD' nin bu iki seçim çalışmasından sonra hakim ... yanına ziyarete gittiğimde hemşehrisi olan bağımsız aday Y.A. isimli kişinin kendisini aradığını ve Ağrı Adliyesini ziyaret edeceğini bildirdiğini ifade etti. Ben de gelip elbette seçim çalışması yapabileceğini ifade ettim. Ben Y.A.'nın FETÖ' ye bağlı gruplarla birlikte hareket ettiğini baştan itibaren biliyordum bu nedenle ...' ın gerçekten böyle bir bağlantıyı bilmeksizin sadece hemşehrisi olduğu için mi yoksa kendisinin de onlarla birlikte hareket ettiği için mi Y.A.'yı karşıladığını anlamaya çalıştım. Kendisine sorular sordum . Ancak o ısrarla tanıdığı arkadaşlar aracılığıyla Y.A. isimli hemşehrisine seçim çalışmaları için aracılık etmesini istendiğini kendisinin de misafirperver ve hemşehrilerini kıramayan birisi olduğunu bu nedenle bu talebi reddetmediğini anlattı. ... diğer genç meslektaşlar gibi bazı olayların farkında olmayan bir kişilik değildi. Bu kadar net bilgileri bilmeden Y.A.'ya sadece hemşehrilik sıfatıyla destek olabileceğini, çalışmalarına aracılık edebileceğini değerlendiremiyordum. Bu konuşmadan bir süre sonra ... beni arayarak; bahsettiği Y.A.' nın bu akşam için geldiğini, mesai saati sonrası olduğu için üniversitenin yemekhanesini ayarladığını Hakim Savcıları davet ettiğini, benim de toplantıya katılıp katılmayacağımı sordu. Ben düşünüp döneceğimi bildirdim. Zira ben adliye içerisinde bir çalışma yapılacağını bekliyordum sadece mesai dışında bir davetle seçim çalışması yapılcağını beklemiyordum. Ağır Ceza Başkanı K. bey hakimlerden H.Y., M.S.K. ve savcı A. K. gibi YBD adına birlikte hareket ettiğimiz 5 arkadaşa da aynı davetlerin gittiğini öğrendim. Onlarla ve YBD derneği üyeleri ile istişare ederek bu davetin sadece Başsavcı ve Ağır Ceza Başkanı olarak katılalım diğer bize yakın arkadaşları çağırarak yüksek bir seçim atmosferi oluşturmayalım istedik ve diğer arkadaşların gelmemesini istedik. Bu şekilde davete Ağır Ceza Başkanı K. beyle birlikte gittik. Davete gittiğimizde bize orada olacağı bildirilmeyen O.G. isimli FETÖ' ye yakın bağımsız adayın da yemekhanede olduğunu gördük. Hatırladığım kadarıyla yemekte adliyeden 9 ya da 10 kişi vardı. O.G.konuşmasında sanki Y.A.' la herhangi bir bağlantısı yokmuş gibi tesadüfen Ağrı' da birrbirlerine rastgelmişler gibi anlatarak; seçim faaliyetlerini, seçimde yapmak istediklerini anlattı. Aynı şekilde Y.A.'da O.G.' le birlikte hareket etmediklerini, tesadüfen Ağrıda karşılaştıklarını tekrar Hakim Savcıları toplayarak yormamak adına seçim çalışmasını birlikte yaptıklarını aktardılar. Projelerinden bahsettiler. Yemek ve konuşmalardan sonra herkes ayrıldı. K. başkanla istişare ettiğimizde her iki adayın da aynı listeden aday olmalarına rağmen birbirlerini tanımıyormuş gibi davranmalarını birbirleriyle bağlantısızmış gibi bir görüntü sergilemeye çalışmalarını net bir şekilde FETÖ'nün yıllardır topluma kendilerini gizleyerek anlatmaya çalışmalarının bir tekrarı olduğunu, Hakim Savcıları bu durumu anlamayacak kadar saf zannettiklerini değerlendirdik. Bu toplantıdan bir süre sonra Kuşçubaşı Eşref isimli bir twetter sitesinde bir kısım FETÖ'cülere ilişkin açıklamalar yapılmaya başlandığını ve bunların içerisinde Ağrı da görev yapan Cumhuriyet Savcısı H.A. ve Hakim ...' la ilgili haberler yapıldığını diğer meslektaşlar bana ilettiler. Ben de haberleri inceledim, yapılan paylaşımlarda hatırladığım kadarıyla Cumhuriyet Savcısı H. A.'nın FETÖ adayları için seçim çalışması yapmak üzere birçok il ve ilçeye gittiği ve o zaman ki tanımlama ile paralelci olduğu anlatılıyordu. ... ile ilgili ise; bu toplantı kastedilerek, paralelcilere destek olduğu, onların maşalığını yaptığı anlamında aşağılayıcı cümleler kullanılmıştı. Ben tweetter da çıkan bu paylaşımlardan sonra beraber hareket ettiğimiz meslektaşlarıma tekrar ısrarla ...' ın FETÖ' cü olup olmadığı, bir bağlantısının olup olmadığı hususunda gözlem yapmalarını istedim. Kendim de bu amaçla hem irtibatlarını gözlemledim hem de konuşmalarımızda hangi cümleleri kurmaya çalıştığına baktım. Kendisi ile bütün konuşmalarımızda kendisinin kesinlikle FETÖ'cü olmadığını Konya'da üniversite okurken tek başına bir evde kaldığını, köy çocuğu olduğunu, Y.A.'ya sadece hemşehrisi olduğu için toplantısına aracılık ettiğini sürekli olarak anlattı. diğer arkadaşlara da aynı şeyleri anlattı. Ancak ... seçim çalışmalarında YBD'ye destek vereceğine dair bizim seçim çalışmalarımızda herhangi bir beyanda bulunmadı. Bizimle birlikte seçim çalışmalarına katılmadı ve bize destek olmadı. Sadece YBD listesinden tanıdığı bir ya da iki kişi ile ilgili olumlu kanaatleri olduğunu ifade ettiğini hatırlıyorum. Özellikle tweetter sitesinde çıkan haberlerden sonra YBD olarak o günkü tanımlama ile paralelci olduğunu bildiğimiz arkadaşlarla daha çok teşriki mesaisinin olduğunu gözlemlemeye başladık. Özellikle aynı paylaşımlarda ismi geçen H. A.' la yakınlaşması dikkat çekiciydi. Daha sonra yine H.A.' la beraber hareket eden paralelci grubun ...' a olan yakınlığını ve yüksek ilgisini sürekli olarak gözlemledim. Hatta bu yakınlıkları nedeniyle YBD adına birlikte hareket ettiğimiz arkadaşlarla yaptığımız istişarede şöyle bir sonuca ulaştık. Hakim ... ya Ağrı' daki FETÖ'cu Hakim Savcıların abisi konumunda birisi ya da tweetter da çıkan haberler nedeniyle mağduriyet yaşadığını düşünen ve paralelci olduğunu düşündüğümüz Hakim Savcıların ona destek mahiyetindeki davranışlar olarak değerlendirdik ancak hangi düşüncemizin doğru olduğu konusunda kendisi ile ilgili başkaca bilgilerimiz olmadığı için net bir sonuca varamadık..... Sonuç olarak Hakim ... ile ilgili ben de dahil hiçbirimizde FETÖ'cü olduğuna ya da olmadığna dair tam bir kanaat oluşmamıştı. Sadece o dönemki tanımlamayla paralelci Hakim Savcılarla yakınlığı, Y.A.'yı karşılayıp ağırlaması, daveti organize etmesi ve tweetter sitesinde çıkan haberlerle sınırlı bilgilerim vardı. FETÖ' cülerin evlerinde yetiştiğine dair, onlarla özel toplantılar yaptığına dair, onların talimatları ile hareket ettiğine dair başkaca herhangi bir bilgi edinmedik. Kendisi ile ilgili bilgilerim bundan ibarettir." şeklindedir. - Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı olarak davacı ile aynı yerde görev yapan ve ifadesine başvurulan K.T.'nin ait, davacının beraatine ilişkin ...Ağır Ceza Mahkemesinin... tarih ve E:..., K:... sayılı kararında yer alan beyanı "2014 yılı temmuz ayında ... Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı olarak atandım. Adli tatilden sonra 1 Eylül 2014 tarihi itibariyle fiilen başkanlık görevine başladım. 27 haziran 2016 tarihine kadar da Ağrı'da görev yaptım. Bu dönemde sanık ..., Ağrı'da Kadastro hakimi olarak görev yapmıştır. 2014 yılı HSYK seçimlerinde Y.A. isimli şahsın seçim çalışması için Ağrı'ya gelmesi olayıyla ilgili bahis açıldığında sanık, Y.A.'nın hemşerisi olduğunu, bu nedenle kendisini karşıladığını söylemişti. Yine seçimlerle ilgili bu olaydan sonra kuşçubaşı eşref isimli kullanıcının sosyal medya hesabından sanık için hatırladığım kadarıyla bağımsızların uşağı veya fetönün uşağı diye bir paylaşım yapılmıştı. Bu olaydan sonra kendisi FETÖ ile ve bağımsızlarla bir ilgisinin olmadığını, milliyetçi muhafazakar yapıda birisi olduğunu, bu paylaşıma çok kızdığını söylemişti. Yine ya lise ya da üniversite aşamasında Alperen Ocakları'nın evlerinde kaldığını söylemişti. Sanığın birlikte görev yaptığımız dönemde benim adliyedeki odama ziyarete geldiği zamanlarda fetöyü veya bağımsızları övücü bir söylemine ben şahit olmadım. Sanığın Ağrı'dan önceki yaşamı ve çalışma hayatını, özel hayatını ve ilişkilerini bilmem. 17-25 Aralık sürecinde ben Düzce'de görev yapıyordum. Sanıkla birlikte görev yapmıyorduk. Bu döneme ilişkin bir bilgim yoktur. Sanığın iddianamede geçen FETÖ/PDY den soruşturma yürütülen kişilerle ilgili yaptığı telefon görüşmelerine ilişkin bir bilgim yoktur. Sanık görev yaptığı esnada Başsavcı A.R.S., Başkan olarak ben ve şuanda görevine devam eden diğer hakim ve savcıları da zaman zaman ziyaret ediyordu. Bunun yanı sıra açığa alınan ve haklarında FETÖ/PDY'den soruşturma yapılan hakim ve savcıları da ziyaret ediyordu. Ancak bu kişilerle ne konuştuklarını bilmiyorum. Benim tüm bilgim ve görgüm bundan ibarettir. Başka bir diyeceğim yoktur." şeklindedir. - Davacının cep telefonuna ait 07/06/2017 tarihli HTS Görüşme Tutanağındaki kayıtların incelenmesinden; haklarında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi oldukları isnadıyla işlem yapılan çok sayıda kişiyle görüşmelerinin olduğu tespit edilmiştir. - Yine, davacının cep telefonunun incelenmesi sonucu düzenlenen 19/07/2016 tarihli tutanakta da; ".....'ın geçmiş yıllarda Adliye personelinden Himmet adı altında para toplayan ve PDY'ye müzahir kurumlarda çalışan R.G. isimli şahıs ve aynı zamanda PDY'ye müzahir kurumlarda görev yapmış olan Z.T. isimli şahıs ile irtibatlı olabileceği.." tespitlerine yer verildiği görülmüştür. Temyize konu Daire kararında, Dairece dosyadaki mevcut deliller davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakı için yeterli görülmemiş ise de, davacının 2014 yılı HS(Y)K seçimlerinde sözde bağımsız FETÖ/PDY adayının Ağrı ilinde yaptığı seçim çalışmalarına destek olduğu, bu aday için yemek organizasyonu yaptığı, adliyede görev yapan hakim- savcıların bu yemeğe katılımını sağlamaya çalıştığı yönündeki kendi beyanları ve aynı doğrultudaki tanık ifadeleri ile davacının adliye içerisinde çoğunlukla sonradan FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisak ve irtibatlı olduklarından bahisle ihraç edilen hakim-savcılarla birlikte hareket ettiği yönündeki tanık ifadeleri ve diğer hususların bir bütün olarak değerlendirilmesinden, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatlı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. 3) Dava Konusu Kararların Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi Dava konusu kararlarla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir. Dava konusu kararlar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK'nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu kararlar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır. Dava konusu kararlar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır. Dava konusu kararlar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike"nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır. Bu itibarla, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu kararlar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır. 4) Sonuç olarak Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmemiştir. Bu itibarla, Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararının davacıya ilişkin kısmı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararının davacıya ilişkin kısmının iptali, davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin tesis edildiği tarihten itibaren davalı idarece davacıya ödenmesi ve özlük haklarının iadesi yolundaki Daire kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Davalı idarenin temyiz isteminin kabulüne; 2. Yukarıda özetlenen gerekçeyle dava konusu kararların davacıya ilişkin kısmının iptali ve davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin tesis edildiği tarihten itibaren davalı idarece davacıya ödenmesi ve özlük haklarının iadesine ilişkin Danıştay Beşinci Dairesinin temyize konu 14/11/2022 tarih ve E:2016/58832, K:2022/8544 sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Daireye gönderilmesine, 4. Kesin olarak, 11/12/2024 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi. KARŞI OY X- Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun olduğu ve dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, davalı idarenin temyiz isteminin reddi ile temyize konu kararın onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyorum.