Başvuru, tıbbi ihmal sonucu zarara uğranılması nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının; yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, tıbbi ihmal sonucu zarara uğranılması nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının; yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 17/2/2017 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir: Başvurucu 27/10/2007 tarihinde karın ağrısı şikâyetine bağlı olarak Taşlıçay Devlet Hastanesi Acil Servisine gitmiştir. Burada yapılan muayene sonrası acil tıp teknisyeni tarafından sol kalçasından iğne enjekte edilmiştir. Anılan tıbbi müdahale sonrası ayakta durmakta ve yürümekte zorluk yaşayan başvurucunun şikâyetleri geçmemesi üzerine başvurduğu Atatürk Üniversitesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı Başkanlığı tarafından 19/6/2008 tarihli rapor düzenlenmiştir. Anılan raporda; enjeksiyonla sol siyatik sinir dalında hasar geliştiği, fonksiyonel olarak zafiyet olan bu ekstremitede enjeksiyon sonucunda düşük ayak geliştiğinin düşünüldüğü ifade edilmiştir. Ayrıca düşük ayağa neden olan yaralamanın başvurucunun yaşamını tehlikeye sokmadığı, basit bir tıbbi müdahale ile giderilemeyecek mahiyette olduğu, duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına neden olduğu ve başvurucunun sağlığının bozulduğu yönündeki tespitlere yer verilmiştir. Zararlarının tazmini için idareye yaptığı başvuruya olumsuz cevap alan başvurucu 22/10/2008 tarihinde Erzurum İdare Mahkemesinde (Mahkeme) tam yargı davası açmıştır. Dava dilekçesinde; hatalı tıbbi müdahale sonucu başvurucunun sakat kaldığı, Atatürk Üniversitesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı Başkanlığının raporuyla da bu durumun tespit edildiği belirtilmiştir. Başvurucunun küçükken geçirmiş olduğu çocuk felci nedeniyle sağ ayağında kısmi sakatlık mevcut olduğu, hatalı iğne yapılması sonucu sol ayağının da sakatlandığı bu nedenle iş göremez hâle geldiği, acılar çektiği, tek başına yürüyemez durumda olduğu ve idarenin hizmet kusurunun mevcut olduğu vurgulanarak maddi ve manevi zararların tazmini talep edilmiştir. Yargılama sürecinde Adli Tıp Kurumu (ATK) tarafından hazırlanan 20/12/2010 tarihli raporda; başvurucuda gelişen bulguların enjeksiyon nöropatisi ile uyumlu olduğu, ancak tıbbi belgelerde enjeksiyonun yanlış uygulandığına dair kayıt bulunmadığı belirtilmiştir. Ayrıca enjeksiyonun doğru bölgeye uygulanması durumlarında da yapılan yerde oluşabilecek ödem, hematomun da mekanik baskı yapabileceği gibi difüzyon yoluyla sinire nüfuzu sonucu toksik etkiyle sinire zarar verebileceği, tüm bu durumların enjeksiyon uygulamalarının beklenebilir komplikasyonu olduğu değerlendirmesine yer verilmiştir. Başvurucu vekili bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde; raporda idarenin kusuruna yönelik kesin bir tespit yapılmadığını, idarenin sosyal risk ilkesi gereği kusursuz sorumluluğunun mevcut olduğunu belirtilerek akademik unvanı olan bir bilirkişi heyetinden yeniden rapor aldırılmasını talep etmiştir. Mahkeme 29/11/2011 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde; rapora itiraza raporun esasına etki edecek nitelikte iddialar bulunmadığından itibar edilmediği ve bilirkişinin raporunun hükme esas alındığı vurgulandıktan sonra başvurucuya yapılan enjeksiyon sonrası gelişen sakatlıkta idarenin bir kusurunun olmadığı değerlendirmesine yer verilmiştir. Başvurucu vekili; bilirkişi raporunun hatalı olduğu, ehil bir heyetten yeniden bilirkişi raporu aldırılması gerektiği, idarenin kusursuz sorumluluğunun mevcut olduğunu belirterek anılan karara karşı temyiz kanun yoluna başvurmuştur. Danıştay Onbeşinci Dairesi 13/6/2016 tarihinde, usul ve hukuka uygun olduğu gerekçesiyle anılan kararın onanmasına karar vermiştir. Başvurucunun karar düzeltme talebi, aynı Dairenin 13/12/2016 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Nihai karar 20/1/2017 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir. Başvurucu 17/2/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir: “İdari dava türleri şunlardır:...b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları,...” Ayrıca Anayasa Mahkemesi, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurulara ilişkin olarak Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığına (Tazminat Komisyonu) başvuru imkânının getirilmesine ilişkin mevzuata önceki içtihadında yer vermiştir (Ferat Yüksel, B. No: 2014/13828, 12/9/2018, §§ 11-14).B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) “Özel ve aile hayatına saygı hakkı” kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), kişilerin fiziksel ve ruhsal bütünlüklerinin korunması, kendilerine uygulanan tedaviye dâhil olmaları, bu hususta rıza göstermeleri ve maruz kaldıkları sağlık risklerini değerlendirmelerine yardımcı olan bilgilere erişimlerinin Sözleşme'nin maddesi kapsamı içerisinde yer aldığını kabul etmektedir (Trocellier v. Fransa (k.k.), B. No: 75725/01, 5/10/2006; İclal Karakoca ve Hüseyin Karakoca/Türkiye (k.k.), B. No: 46156/11, 21/5/2013). AİHM kararlarına göre devletler, ister kamu isterse özel sağlık kuruluşları tarafından yerine getirilsin, sağlık hizmetlerini, hastaların yaşamları ile fiziksel ve ruhsal bütünlüğünün korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesini sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (Vo/Fransa [BD], 53924/00, 8/7/2004, § 90; Calvelli ve Ciglio/İtalya [BD], 32967/96, 17/1/2002, § 51). AİHM'e göre taraf devletler, uygulanması planlanan tıbbi işlemin öngörülebilir sonuçları hakkında doktorların hastalara önceden bilgi vermelerini sağlayacak gerekli düzenleyici tedbirleri almak zorundadır. Bunun bir sonucu olarak hastanın önceden bilgilendirilmesi söz konusu olmadan öngörülebilir nitelikte bir riskin ortaya çıkması durumunda, ilgili devlet hastaya bilgi verilmemesinden doğrudan sorumlu tutulabilmektedir (Şerif Gecekuşu/Türkiye (k.k.), B. No: 28870/05, 25/5/2010). Tıbbi bir hatanın ve hastane hizmetlerindeki eksikliklerin sorumluluğunun Sözleşme'nin maddesi kapsamında doğrudan devlete atfedilmesi için yeterli olup olmaması hususunda AİHM, farklı tıbbi bilirkişi raporlarında ve hatta iç yargı organlarının kararlarında her türlü tıbbi hata ve ihmalin ihtimal dışı bırakıldığı bir davada (Yardımcı/Türkiye, B. No: 25266/05, 5/1/2010, § 59) her hâlükârda bu sonuçları sorgulamanın veya sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle bilirkişilerin vardığı sonuçların doğruluğu hakkında tahminlere dayalı olarak fikir yürütmenin görevleri arasında olmadığına işaret etmiştir (Tysiac/Polonya, B. No: 5410/03, 20/3/2007, § 119, Yardımcı/Türkiye, § 59).