T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 9.HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R ESAS NO:2023/1274 KARAR NO:2026/355 İNCELENEN DOSYANIN MAHKEMESİ:İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi KARAR TARİHİ:06/12/2022 NUMARASI:2022/458 Esas - 2022/989 Karar DAVA:Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat KARAR TARİHİ:13/02/2026 Yukarıda yazılı İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, Dairemiz Heyetince yapılan müzakere sonucunda; G…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 9.HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R ESAS NO:2023/1274 KARAR NO:2026/355 İNCELENEN DOSYANIN MAHKEMESİ:İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi KARAR TARİHİ:06/12/2022 NUMARASI:2022/458 Esas - 2022/989 Karar DAVA:Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat KARAR TARİHİ:13/02/2026 Yukarıda yazılı İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, Dairemiz Heyetince yapılan müzakere sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 31/03/2010 tarihinde sürücü ...'ın sevk ve idaresindeki ... plakalı çekici ve ... dorseli araç ile Refahiye ilçesi istikametinden Erzincan ili istikametine seyri esnasında dikkatsizlik ve tedbirsizlik sonucu tek taraflı ölümlü trafik kazası meydana geldiğini, kaza sonucu müvekkillerinin desteği ...'ın hayatını kaybettiğini, kazaya yol açan aracın kaza tarihinde ... sigortası bulunmadığını, meydana gelen kaza nedeniyle müvekkilinin uğradığı maddi zararın davalı sigorta şirketlerince kaza tarihinde geçerli olan poliçe teminat limitleri dahilinde karşılanması gerektiğini belirterek müteveffanın eşi ... için 5.000,00 TL, oğlu ... için 100,00 TL, kızı ... için 100,00 TL, kızı ... için 100,00 TL olmak üzere toplam 5.300,00 TL tutarındaki maddi tazminatın davalının temerrüde düştüğü tarihten itibaren işlemiş yasal faiziyle birlikte davalı tarafından tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı ıslah dilekçesi ile talebini 163.119,47 TL'ye yükseltmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; yabancı plakalı araçlar sebebiyle güvence hesabının sorumluluğunun bulunmadığını, sigorta poliçelerini yaptırmayan Türk plakalı araçlarla ilgili teminat verdiğini, husumetin müvekkili kuruma değil, Türkiye Motorlu Taşıtlar Bürosuna yöneltilmesi gerektiğini, talep konusu tazminatın şahsın kusurlu olduğundan bahisle davanın reddi gerektiğini, davacıların alacaklı ve borçlu sıfatlarının birleştiğini, müvekkili kurum bir tazminat ödemek zorunda kalırsa araç malik/ işleteni/ sürücüsünden rücuen talep etme hakkının olduğunu, müvekkilinin temerrüdünün söz konusu olmadığını belirterek davanın reddini talep etmiştir.Mahkemece yapılan yargılama sonucunda; "Davacının kabulü ile; davacı ...'ın maddi tazminat talebinin kabulü ile; 96.296,84 TL'nin 10/08/2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, davacının fazlaya dair hakkının saklı tutulmasına; davacı ...'ın maddi tazminat talebinin kabulü ile; 14.620,80 TL'nin 10/08/2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine; davacı ...'ın maddi tazminat talebinin kabulü ile; 11.929,79 TL'nin 10/08/2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine; davacı ...'ın maddi tazminat talebinin kabulü ile; 5.010,04 TL'nin 10/08/2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine" karar verilmiştir. Bu karara karşı davacılar vekili ve davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.Davacılar vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; istinaf kaldırma kararı doğrultusunda hesap bilirkişi raporu aldırılarak davanın kabulüne dair ıslah beyanları doğrultusunda hüküm kurulduğunu, hüküm kısmında davanın tamamen kabulüne dair hüküm oluşturulduğunu, davacının talebinin bilirkişi raporunda belirlenen miktardan fazla olduğunu, bu nedenle davanın kısmen kabulüne göre hesaplanan vekalet ücretinin doğru olmadığını, yerel mahkemece alınan bilirkişi raporunda yapılan hesaplamayı kabul etmediklerini, söz konusu rapora itiraz ettiklerini, müteveffanın çocukları için yapılan destekten yoksun kalma tazminatı hesaplamasının kaldırma kararı öncesi alınan 01.06.2018 tarihli hesap bilirkişi raporunda yapılan hesaplamaya göre eksik olduğunu belirterek istinaf yasa yoluna başvurmuştur.Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; yabancı plakalı araçlar sebebiyle Güvence Hesabı'nın sorumluluğu bulunmadığını, Güvence Hesabının zorunlu sigorta poliçelerini yaptırmayan Türk plakalı araçlarla ilgili teminat veriğini, yabancı plakalı araçlar sebebi ile müvekkili kurumun sorumluluğu olmaması nedeni ile huzurdaki davanın reddi gerektiğini, davaya konu kazanın iş kazası olduğunu, müvekkili kurumun sorumluluğu bulunmayan davanın reddi gerektiğini, müteveffanın %100 kusurlu olduğunu, Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları a.6. teminat dışında kalan haller kapsamına alındığını, hükme esas alınan bilirkişi raporunda TRH-2010 tablosu kullanılmasının hatalı olduğunu, alacaklı ve borçlu sıfatının birleştiğini, yerel mahkeme kararında faiz başlangıç tarihi yönünden hatalı hüküm kurulduğunu, faiz başlangıç tarihinin birleşen dava tarihi olması gerektiğini belirterek istinaf yasa yoluna başvurmuştur.Dava, ölümlü trafik kazası nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkin olup istinaf açısından uyuşmazlık konusu HMK'nın 355. maddesine göre kamu düzeni ve istinaf nedenleri ile sınırlı olmak üzere İlk Derece Mahkemesince verilen kararın usul, yasa ve dosya içeriğine uygun olup olmadığıdır.Mahkemece ilk verilen hükmün istinaf edilmesi üzerine Dairemizin 27/04/2022 tarih, 2019/3064 Esas ve 2022/819 Karar sayılı kararı ile " ...Karayolları Trafik Kanununun 92.maddesinde değişiklik yapan 6704 sayılı Kanun 26/04/2016 tarihinde, yeni Genel Şartlar ise 01/06/2015 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Dolayısıyla, kaza tarihi sözü geçen Genel Şartlar ve Kanun değişikliğinden öncedir. Bu durumda kazanın meydana geldiği tarihe göre 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu ve Genel Şartlar'da yapılan değişikliklerin somut olaya uygulanması da mümkün bulunmadığından, Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin, HGK kararlarıyla da örtüşen içtihatlarında da vurgulandığı üzere, davacıların sigortalı araç işleteninin mirasçısı olarak değil, destek alacaklısı 3. kişi olarak sürücünün ve işletenin kusuruyla sorumlu tutulmadan talepte bulunabilecekleri sonucuna varıldığından davacılar vekilinin istinaf talebi yerindedir. ..." gerekçesiyle kararın kaldırılmasına karar verilmiştir.Dairemizin kaldırma kararında, yeşil kart sigortası olmayan aracın kusuru ile karıştığı kaza nedeniyle Güvence Hesabının sorumluluğuna dayanılarak aleyhine dava açılabileceği sonucuna varılmakla davalı vekilinin yabancı plakalı araç nedeni ile Güvence Hesabı'nın sorumluluğuna gidilemeyeceği ve alacaklı-borçlu sıfatının birleştiği yönündeki istinaf itirazı yeniden incelenmemiştir.Dosya kapsamından 31/03/2010 tarihinde sürücü ...'ın sevk ve idaresindeki ... plakalı çekici ve ...dorseli araçla yaptığı tek taraflı trafik kazası sonucu vefat ettiği, kazada hayatını kaybeden ...'ın eş ve çocukları olan davacıların destekten yoksun kalma tazminatı talep ettikleri anlaşılmıştır.Borçlar Kanunu'nun 41.maddesinde haksız fiil tanımlanmış, 60.maddesinde de haksız fiilden zarar görenin bundan kaynaklanan maddi ve manevi zararın tazmini istemi ile açacağı davaların bağlı olduğu zamanaşımı süreleri özel olarak düzenlenmiştir. BK'nın 60. maddesinde üç türlü zamanaşımı süresi öngörülmüş olup bunlar, zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren 1 yıllık sübjektif ve nispi nitelikteki kısa zamanaşımı süresi, her halde haksız fiil tarihinden itibaren 10 yıllık objektif ve mutlak nitelikte uzun zamanaşımı süresi ile olağanüstü nitelikteki ceza zamanaşımı süresidir (Eren Fikret, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, B. 9, İstanbul 2006, s. 794). Buna karşılık, özel bir kanun hükmünün, özel olarak zamanaşımı süresi öngördüğü tehlike sorumluluklarında BK m. 60 uygulanmaz. 2918 sayılı KTK'nın 109/I. maddesinde "Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve her halde, kaza gününden başlayarak 10 yıl içinde zamanaşımına uğrar." hükmüne, yine aynı kanunun 109/II. maddesinde ise, "Dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve Ceza Kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş ise, bu süre maddi tazminat talepleri için de geçerlidir." hükmüne yer verilmiştir.Aynı fiil bazen hem sorumluluğu gerektiren, hem de ceza kanunlarına göre cezayı gerektiren bir fiil olabilir. Bu fiile göre Ceza Kanununun daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörüldüğü hallerde, tazminat davasının daha önce zamanaşımına uğraması tutarlı bir çözüm oluşturmaz. Zira cezalandırma, müeyyide olarak tazminattan daha ağırdır. Bu sebeple, kanun koyucu uyum sağlamak amacıyla ceza davası için öngörülen zamanaşımı süresince tazminat davasının da devamını temin bakımından genel olarak BK 60/II (6098 sayılı TBK m. 72/I), özel olarak da KTK 109/II. maddesinde düzenleme yapmıştır.Burada üzerinde durulması gereken, 2918 sayılı KTK'nın 109. maddesinin 2. fıkrasında belirtilen, ceza kanununda öngörülen daha uzun zamanaşımı süresinin, tazminat talebi ile açılacak davalar için de geçerli olabilmesinin, sadece fiilin Ceza Kanununa göre cezayı gerektiren bir fiil olmasının yeterli olması koşuluna bağlanmış bulunmasıdır. Söz konusu yasa hükmü, ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için sadece fiilin cezayı gerektiren bir eylem olmasını yeterli görmekte; bunun dışında, eylemi gerçekleştiren fail hakkında soruşturma yapılmasını, ceza davası açılmış olması veya mahkumiyet kararıyla sonuçlanmış bir ceza davasının varlığı koşulu aranmamaktadır. Dahası, sözkonusu hükümde, ceza zamanaşımının uygulanması bakımından sürücü ve diğer sorumlular (örneğin işleten veya Güvence Hesabı) arasında bir ayrım da yapılmamış, böylece kuralın bunların tümü için geçerli olduğu, hepsi için aynı zamanaşımı süresinin uygulanacağı öngörülmüştür (HGK'nın 10.10.2001 gün 2001/19-652-705, HGK'nın 16.04.2008 gün 2008/4-326-325 ve HGK'nın 05.06.2015 gün 2014/17-2198 E. 2015-1495 K. sayılı kararları ile uzamış ceza zamanaşımı benimsenmiştir).Yukarıda açıklandığı üzere, KTK'nın 109/2. maddesinde öngörülen ceza zamanaşımı süresinin uygulanması için kamu davasının açılmış olması veya mahkûmiyet kararı verilmiş bulunması aranmamakta olup cezayı gerektiren fiilin varlığı yeterlidir. Ölümle sonuçlanan söz konusu trafik kazası da bu anlamda cezayı gerektiren bir fiil niteliğindedir ve sürücü davacılar desteğinin vefat etmiş olması sonuca etkili değildir. Yasa koyucunun amacı Karayolları Trafik Kanunu uyarınca tehlike sorumluluğunu doğuran olaylarda sorumlulara karşı daha uzun zamanaşımı süresi içerisinde yönelmeyi sağlamaktır. KTK'nın 109. maddesinin 2.fıkrasındaki “cezayı gerektiren fiil” ifadesi ile fiili tarif ettiği zamanaşımı yönünden yukarıda da açıklandığı gibi soruşturma veya kovuşturma yapılması koşullarının aranmadığı sonucunu doğurmaktadır. (Benzer yönde Yargıtay 17. HD. 20/03/2019 tarih ve 2016/8609 E.,2019/3324 K. sayılı kararı).Buna göre eylem için kaza tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK'nın 66/1-d maddesinde öngörülen 15 yıllık ceza zamanaşımı süresi dikkate alındığında dava tarihinde zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşılmakla, bu hususa değinen davalı vekili istinafı yerinde görülmemiştir.Somut uyuşmazlıkta davacıların desteği işi nedeniyle kullandığı çekici ve römork ile kaza yaparak vefat etmiş ise de, açılan davada işveren davalı olarak gösterilmemiş sadece desteğin kullandığı aracın yeşil sigortası olmadığından, Güvence Hesabı aleyhine dava açılmış olup, davanın iş kazası olduğu yönündeki istinafı yerinde görülmemiştir.Davacıların desteğinin, ister kendi kusuru, ister bir başkasının kusuru ile olsun, salt vefat etmiş olması, destekten yoksun kalanlar üzerinde doğrudan zarar doğurup, desteğin kusurunun olması, davacıların hakkına halel getirir bir unsur olarak kabul edilemez. Dolayısıyla destekten yoksunluk zararından kaynaklanan hakkın, sigortacıdan talep edilmesi mümkündür. Davacıların uğradığı zarara bağlı olarak talep ettikleri hak, salt miras yoluyla geçen bir hak olmayıp bilimsel ve yargısal içtihatlarda kabul edildiği üzere destekten yoksun kalanın şahsında doğrudan doğruya doğan, asli ve bağımsız bir talep hakkıdır (Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 2014/17669 E. ve 2017/919 K.sayılı kararı ile Yargıtay HGK'nun 15.6.2011 gün ve 2011/17-142 E. ve 411 K.sayılı kararı, 22.2.2012 gün, 2011/17-787 E. ve 2012/92 K. sayılı kararı, 16.1.2013 gün 2013/17-1791 E. ve 2013/74 K. sayılı kararları).Somut olayda davaya konu trafik kazası 31/03/2010 tarihinde gerçekleşmiştir. Karayolları Trafik Kanununun 92.maddesinde değişiklik yapan 6704 sayılı Kanun 26/04/2016 tarihinde, yeni Genel Şartlar ise 01/06/2015 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Dolayısıyla, kaza tarihi sözü geçen Genel Şartlar ve Kanun değişikliğinden öncedir. Bu durumda kazanın meydana geldiği tarihe göre 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu ve Genel Şartlar'da yapılan değişikliklerin somut olaya uygulanması da mümkün bulunmadığından, Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin, HGK kararlarıyla da örtüşen içtihatlarında da vurgulandığı üzere, davacıların sigortalı araç işleteninin mirasçısı olarak değil, destek alacaklısı 3. kişi olarak sürücünün ve işletenin kusuruyla sorumlu tutulmadan talepte bulunabilecekleri sonucuna varıldığından davalılar vekilinin istinaf talebi yerinde değildir.Trafik kazası sonucu bedensel zarara uğrayan ve buna dayalı olarak iş gücü kaybı tazminatı isteminde bulunan hak sahiplerinin bakiye ömürlerinin belirlenmesi gerekmektedir. Gerçek zarar hesabı, özü itibariyle varsayımlara dayalı bir tespit olduğundan gerçeğe en yakın verilerin kullanılması esastır. Bu nedenle yapılan bilimsel çalışmalar sonucu “TRH 2010” adı verilen “...” hazırlanmış olup bu tablonun ülkemize özgü ve güncel verileri içermesi açısından Yargıtay 4. Hukuk Dairesi de tazminata esas bakiye ömür sürelerinin belirlenmesinde TRH 2010 Yaşam Tablosu’nun kullanılmasının uygun olacağına karar verilmiş olup, aksi yöndeki istinaf itirazı yerinde görülmemiştir.(Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2020/2598 E. ve 2021/34 K., 2021/3033 E. ve 2021/1560 K., 2023/376 E. ve 2023/4016 K. sayılı kararları). KTK'nın 99.maddesine göre, ZMSS Genel Şartları ile belirlenen belgeler ile birlikte sigorta kuruluşuna başvuru tarihinden itibaren 8 iş günü içinde sigortacının tazminatı ödeme yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu sürenin sonunda ödememe halinde temerrüdün gerçekleştiği ve davalının temerrüt faizinden sorumlu olduğunun kabulü gerekir. Islah edilen kısım içinde temerrüt tarihi aynı tarih olacaktır. Davacılar vekili 28/07/2017 tarihinde davalıya başvuruda bulunmuş olup, faizin 10/08/2017'den başlamasına karar verilmesi isabetlidir.6100 sayılı HMK'nın 281. maddesinde tarafların, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını, belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri düzenlenmiştir. Bu düzenleme gereğince usulüne uygun biçimde raporun tebliği üzerine, rapora itiraz hakkı bulunan tarafların bu haklarını kullanmamış olması halinde karşı taraf lehine usuli kazanılmış hak oluşacaktır. İlk Derece Mahkemesince alınan ilk aktüerya raporuna davacının hiç itirazının olmadığı, davalının da hesaplama yöntemi ve tazminat miktarına itirazının bulunmadığından bu raporun her iki taraf lehine usuli kazanılmış hak oluşturduğu, bu nedenle bu rapora göre sunulan 23/07/2018 tarihli bedel artırım dilekçesinde talep edilen miktarlar üzerinden davanın kabulüne karar verilmesi gerekmektedir. Davanın kabulüne karar verilmekle karşı vekalet ücretine hükmedilmemiştir.Bu nedenle; davacılar vekili ve davalı vekili vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, HMK'nın 353/1-b/2. maddesi gereğince, İlk Derece Mahkemesi kararı düzeltilerek aşağıda yazılı olduğu şekilde esas hakkında yeniden hüküm kurulmasına karar verilmiştir. HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere : A-Davacılar vekili ve davalı vekili vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile yukarıda esas ve karar numarası belirtilen İlk Derece Mahkemesi kararının, HMK'nın 353/1-b/2. maddesi gereğince düzeltilerek yeniden esas hakkında karar verilmek üzere KALDIRILMASINA, Buna göre: 1-Davacının davasının KABULÜ ile; -Davacı ... için 96.296,84 TL'nin 10/08/2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, davacının fazlaya dair hakkının saklı tutulmasına, -Davacı ... için 27.781,96 TL'nin 10/08/2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, -Davacı ... için 23.991,25 TL'nin 10/08/2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, -Davacı ... için 15.049,42 TL'nin 10/08/2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, 2-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi gereğince kabul edilen maddi tazminat miktarı üzerinden hesaplanan 11.142,69 TL nispi karar harcının 31,40 TL peşin harç ve 540,00 TL ıslah harcı toplamı 571,40 TL harçtan harçtan mahsubu ile noksan kalan 10.571,29 TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 3-Davacı ... lehine; karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hükmolunan maddi tazminat miktarı üzerinden hesaplanan 45.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacı ...'a verilmesine, 4-Davacı ... lehine; karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hükmolunan maddi tazminat miktarı üzerinden hesaplanan 27.781,96 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacı ...'a verilmesine, 5-Davacı ... lehine; karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hükmolunan maddi tazminat miktarı üzerinden hesaplanan 23.991,25 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacı ...'a verilmesine, 6-Davacı ... lehine; karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hükmolunan maddi tazminat miktarı üzerinden hesaplanan 15.049,42 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacı ...'a verilmesine, 7-Davacılar tarafından yapılan toplam 2.117,58 TL yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacılara verilmesine, 8-Davacılar tarafından yatırılan bakiye gider avansının kararın kesinleşmesi halinde davacılara iadesine, B-İSTİNAF İNCELEMESİ BAKIMINDAN ; 1-Davacılar vekili ve davalı vekili tarafından peşin olarak yatırılan istinaf karar harcının, istem halinde İlk Derece Mahkemesi tarafından kendisine iadesine, 2-a-İstinaf aşamasında davacılar vekili tarafından yapılan 40,00 TL posta ve tebligat giderinden ibaret yargılama gideri ile 492,00 TL istinaf başvuru harcının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, b-İstinaf aşamasında davalı vekili tarafından yapılan 91,00 TL posta ve tebligat giderinden ibaret yargılama gideri ile 492,00 TL istinaf başvuru harcının davacılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davalıya verilmesine, 3-Duruşma yapılmadığından, vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına, 4-İstinaf aşaması için yatırılan gider avansından artan kısmın yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 361. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay ilgili hukuk dairesine hitaben verilecek temyiz dilekçesi ile temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.13/02/2026